Henri Bergson

1859-1941

 

                 Fransız  Düşünür..

                 Moral’la  Din’in  İki Kaynağı’nı( Les deuz Sources de la Morale et de la Religion) yazdı.

                 İnsan düşünmeden önce yaşamak Zorunda’dır. Toplumsallık Eğilimi, İnsan’ın Yaşama Zorunluluğu’nun sonucu’dur. Toplum nasıl insan içinse, insan da öylece Toplum içindir. Toplumunsa birtakım Gerekleri vardır, işte bu gerekler İnsan’ı Moral’e ve Din’e zorlar. Hayvan Toplumlar’ında Mrneğin bir Arı’nın, Toplumunu unutarak sadece kendi İsteklerinin peşinden gitmeye başladığını düşünelim. Bilinçsiz İçgüdüsü bu Haylaz Arı’yı Toplum Mükellefiyeti’ne çağıracaktır, çünkü Arılar Mükellef olmazsa Kovan yaşayamaz. İnsan Toplumları’nda da bu Yüküm İnsan’ı Ödev’e iter. Toplumsallık, İnsan Varlığının en Büyük Parçası’dır. Suçunu sadece kendisi bilen, Ceza’dan Yyaka’yı kurtaran bir Katil’in çektiği Vicdan Acısı, İnsan’ın kendi Varlığına, kendi Benliğine dönmek İsteyişi’dir. Suç’unu açıklarsa Vicdan Azabı’ndan kurtulacaktır, çünkü Ödevini yerine getirmiş, Benliğinin Büyük Parçası olan Toplum’a dönmüştür. Toplum Alışkanlığı’ndan doğan, İçgüdüler’inin zorladığı bu Ödevseverlik İnsan’ı Moral’e ve Religion’a götürür. Bu Ödevseverlik, Moral’in ve Religion’un 1. Kaynağıdır. İnsan açıkçası bu Ödevseverliğiyle kendisini korumakta, Yaşama Zorunluluğuna uymaktadır. Bu Kaynak Kişi’nin İdaresini iten bir Kaynak’tır. Bu Kaynak’tan gelen Din ve Moral, İnsan’ı koruyan bir Religion ve Moral’dir.

                 2.Kaynak İnsan Heyecanı’dır. Toplumsal İnsan bir Taklit, bir Benzeme Gereksemesi içindedir. İnsan Yapısı, Örnek almak, benzemek Eğilimini taşır. Bu 2. Kaynak’tan çıkan Din Religion ve Moral, Model olarak alınan Kişiliğin yarattığı Heyecan’ı yaşamak ve Taklit etmekle gerçekleşir. Toplum, Kişi’yi, toplumca beğenilenleri Taklid’e çağırır. Bu Kaynak, 1. Kaynak gibi Kişi’nin İradesini iten bir Kaynak değil, tersine, çeken, çağıran bir Kaynak’tır. Bu, Heyecan’dan doğan Taklitçilik Kaynağı iyice deşilirse İnsanlar’ın Yaratma İçgüdüsü’ne dayandığı görülür. İnsan, açıkçası, bu Taklitçiliğiyle, yine Yaşama Zorunluluğu’nun Sonucu olan Yaratma Gereksemesini karşılamaktadır. Bu Kaynak’tan gelen Religion ve Moral, İnsan’ın Yaratma Gereksemesini karşılayan bir Religion ve Moral’dir.

                 Bu İki Çeşit Din ve Moral ayrı Nitelikler, ayrı Özellikler taşımaktadır. 1.Kaynak’tan (Alışkanlık’tan, Korunma İçgüdüsü’nün Sonucu olan Görevseverlikt’en gelen) Din ve Moral Statik’tir, Toplumsal’dır, Tutucu’dur, Eski’ye Bağlı’dır, Kolektif’tir. 2.Kaynak’tan (Heyecan’dan, Yaratma İçgüdüsü’nün Sonucu olan Taklitçilik’ten gelen) Din ve Moral Dinamik’tir, Bireysel’dir, Eski’yi Aşıcı’dır, ileriye Götürücü’dür, Kişisel’dir.

                 Eser’inin 2. Bölüm’ünde Ölüm Korkusu’na değinir: Hayvanlar öleceklerini bilmezler, öleceğini bilmek İnsanca’dır. İnsan’dan başka Bütün Canlılar, Doğa’nın istemiş olduğu gibi, Hayat Hamlesi’ne uymaktadırlar. İnsan’ın öleceğini bilmek Düşünce’siyle, Doğa’nın verdiği Zeka ile Elde edildiği halde Doğa’nın karşısına dikilmekte, İnsan’ın Hayat Hamlesini yavaşlatmaktadır. Öleceğini bilmek Düşüncesi Umut Kırıcı bir Düşünce’dir. İnsan öleceği Gün’ü de bilseydi, bu Düşünce daha da Umut Kırıcı olurdu. Ölüm Olayı bir anda Meydana gelecektir, oysa her An Meydana gelmediği görüldüğüne göre Sürekli olarak tekrarlanan bu Deney İnsan’da Belirsiz bir Kuşku yaratmakta, Ölüm Düşüncesi’yle erişilen Kesinliğin Etkilerini hafifletmektedir. Bu Hafifleme olmasaydı İnsan’ın Hayat Hamlesi büsbütün kırılırdı. Ölmek Kesinliğinin, Yaşamayı düşünmek için yaratılan Canlılar Dünyası’nda, İnsan Düşünce ve Anlayışı’yla belirmesi Doğa’nın Niyetine açıkça Karşı’dır. Doğa, böylelikle, kendi Yolu’na konulan Engel üstünde sendelemektedir. İşte bu Sendeleyiş Onu yeniden doğrulmaya, Ölüm’ün kaçınılmazlığı Düşünce’sine karşı Yaşama’nın Ölüm’den sonra da süreceği Düşünce’sini koymaya zorluyor. Doğa, Düşünce’nin yerleştiği Zeka Alanı’na bu Hayali atmakla, Herşey’i yerli yerine koymuş olmaktadır. Bu Hayal’in ölüm Düşünce’sinin Kötü Tepkilerini önleyebilmesi, kendisini Uçurum’a kaymaktan alıkoyan Doğa’nın Denge’sini gösterir. O halde bize Din’in Kaynaklar’ını belirten Hayal ve Düşünceler’in Özel bir Oyunu Karşısında bulunuyoruz. Bu Açı’dan bakılınca Din, Zeka’nın Ölümü kaçınılmaz olarak Düşünmesine karşı Doğa’nın Savunucu bir Tepkisi olmaktadır.

 

                 Entüvisyonizm: Sezgicilik:

                 Doğa’yı Bize doğrudan doğruya kavratacak, Sezgi'den başka Hiç bir Yol yoktur. Çünkü Doğa, Yaratıcı Evrim Yasası’yla Hareket etmektedir. Yaratıcı Evrim, Nitesel Değişmeler’i gerektirir, her Biçim Sürekli olarak başka Yeni bir Biçim’i yaratır. Nicesel Birikme ve Değişme yoktur, sadece ve Sürekli olarak Nitesel Değişme vardır diyerek Metafiziğe çıkar. Bilim bu Evrim’i hiç bir Zaman açıklayamaz. Çünkü Bilim, herhangi bir Fenomen’i, bu Evrimsel Akış’ından ayırarak durgunlaştırarak inceler. Durdurucu Bilim, Sürekli olarak Akan Evrim’i kavrayamaz. Bu Akış’ı kavrayabilmek için bu Akış’la birleşmek, aynılaşmak gerekir ki bunu ancak Sezgi yapabilir. Bilim, Zeka’nın Ürünü’dür. Zeka, işe Yararlık Yetisi’dir ve bu bakımdan sadece Madde’ye Dönük’tür. Madde’nin Kendiliğini yani Mutlak Gerçeği kavranamaz. Maddi Doğa, Zeka’nın Durgunluğu’na Paralel olarak Durgun’dur ve Zeka’nın kendisini kavramasına Yatkın’dır. Oysa asıl Doğa, Sürekli olarak Akmakta olan Ruhi Hayat ( Doğa) dır, buysa Hayat’tır. Hayat, her An yeni Nitelikler Meydana getiren Hayat ( Vital) Hamlesiyle Akıp gider. Bu Atılımlar’ı, Yaratıcı Güç sağlar. Öyleyse Düşünce’nin kendisini bu Akış’ın içinde hissetmesi, bu Akış’la birlikte yaşaması gerekir ki onu sezebilsin.

                 İki Türlü Bilgi vardır, Bilimsel Bilgi ve Sezgisel bilgi. Mutlağın Bilgisi ancak Sezgisel Bilgi’yle elde edilebilir (Aquinolu Thomas a bak). Sezgisel Bilgi, Bilimsel Bilgi gibi Zeka’nın işi değil, İçgüdü’nün İş’idir. 'İçgüdü’yle söyletebilseydik Hayat’ın Bütün Sırları’nı çözebilirdik.' Sezgi, Dışsallığa yönelmiş bir İçgüdü’dür.. Sezgicilik Öğretileri, Öznel İdealizm’in en belli Örnekleridir. Bilim’e Karşıdırlar ve Ruhçuluğu önerirler.

                 Bergson açıkça, Sezgi Çekiminde Başarı’ya ulaşmak için Bilim’e Sırt çevirmek gerektiğini savunmakta ve Bilimsel Bilgi’yi Sınır Dışı bırakmaktadır. Evren’i kendi Sezgi’siyle anlamlandıran Mistik Sezgicilik, Zorunlu olarak Soplipsizm (Tekbenciliğe) varır. Kişisel Sezgi’yi, örneğin Bergson'un Sezgisi’ni Mutlak ve Gerçek Bilim saymak gerekir ki, bu da, ya başka Bilgiler’i yadsımak ya da Herkes’in kendi Sezgi’sine göre sayısız Bilgiler’i kabul etmek Sonucunu doğurur. Bu Sonuç, Bilimsel Bilgi’nin Objektifliği Gerçeğine Karşı’dır.

 

                 Eserleri:

                 -Les deuz Sources de la Morale et de la Religion, (Ahlak’la  Din’in  İki Kaynağı),