Etienne Bonnot abbe de Condillac

1715-1780

 

                 Fransız Düşünürü..

                 Locke’un İzleyicisi... Rahip’ti ama Kilise Ödevi yapmadı. 1768 de Fransız Akademisi’ne seçildi. ‘Essai sur l’origine...’ Adlı Eseriyle büyük Ün kazandı.

                 Herşeyi Deney’ten türetmek yolundaki Fransız Üniversiteleri’ndeki Descartes Felsefesi’nin yerini almış ve Öğretim’de Resmi Felsefe olmuştur. 1700ler Fransız Aydınlanması’nın en Güçlü Etkeni sayılır.

                 Sensualizm Alanı’nda o bu Alan’a Deneyciliği soktu. İlk Duyumcu Demokritos Bilgiler’imizin Kaynağını Duyular’ımızda bulmuştu. Kuşkucu Protagoras da O’nun Düşünce’sine katılmış, Felsefe’sini bu Duyumcu Temel’e dayamıştı. Sonra Aristoteles'den, Locke'a kadar bir çok Spritualist Düşünürler, Bilgi Alanı’na Duyular Yönünden bakmışlardı. Condillac, Locke'nin Halkasına bir Devam’dır. O Duyular’ımızla birlikte Us’umuzu da Göz önünde tutan Locke'un İkiciliğini elemiş, Us’un da Duyular’ın Sonucu olduğu düşüncesine vararak Sadece Duyuları gözlemeye koyuldu.

                 Bilgi’nin Duyular’la Elde edildiğini tanıtlamak için bir Heykel Örneği tasarladı.. Bu Tasarımıyla Mutkal Duyumculuğu kurdu. Çünkü Locke Düşünce’nin Duyum ve Düşünme olarak iki Kaynak’tan geldiğini savunuyordu. Condillac’a göre ise Tek Kaynak Duyum’dur. O Materyalist olmamakla beraber Materyalizm O’nun  Sansualizm’inden yararlanacaktır.

                 Heykel Tasarımı, Diderot'un Sağırlar ve Dilsizler Hakkı’ndaki Mektubu’ndan aldığı sanılır. Condillac'da Traite des Sensation Adlı Kitab’ının Sonuna eklediği Karşılık’ta Tersine Diderot'un bu Düşünce’yi kendisinden aldığını söyler. Locke bu iki Fransız’ı etkilemiştir.

                 Bonnet Duygularımızı incelemek için bir Heykel tasarlar. Bu Heykel , İnsanlar’ın Bütün Alışkanlıklar’ından yoksun, Taş’tan bir Heykel’dir. Heykel’e önce Tek Duyu, sadece Koku Alma Duyusunu vererek Sonuçlar’ını İnceleme’ye başlar. Sadece Koku Alma Duyusu bulunan Heykel neler bilebilir? Bu Heykel’e bir Menekşe uzatırsak o bize göre Menekşe koklayan bir Heykel, ama kendine göre sadece Menekşe Kokusu olacaktır. Heykel’imizde, şimdilik Menekşe Kokusu’ndan başka hiç bir Bilgi bulunamaz. Heykel’imizin, karşılaşabileceği Türlü Değişmeler Hakkında henüz hiç bir Düşüncesi yoktur. Haz onu, hiç bilmediği Açıdan ne kadar korkutamazsa, Elem de ona, hiç bilmediği bir Tadı arzu ettiremez. Ama Heykel’imizin Burnundan Menekşe’yi çekip yerine bir Gül uzatırsak Karşılaştırma yapacaktır. Heykel’imiz, biri şimdiki Duyum’la, öteki artık Var olmayıp İzlenimi sürüp giden Duyum’la ilgili iki Var olma Biçimi içinde bulunacaktır. Oysa, artık, Eski’den Var olmuş bulunduğu Durum’da bulunmadığını duymaya başlamıştır. İşte İlk Bilgi budur.

                 Kokular’ın Çoğalması Bilgiler’i de çoğaltacaktır. Karşılaştırmalar İyi Kokular’la Kötü Kokuları belirtecek, İyi Kokular’ın Mutluluğu başlayacak, Anılar Meydana gelecek, İyi Kokular’ın Hazzına yönelerek Kötü Kokular’ın Eleminden kaçılacak, Yargılar’a varılacaktır. Heykel, sadece Koku Alma Duyusu’ndan yola çıkarak birçok Soyut Düşünceler’e de erişebilmektedir. Örneğin bir Koku’dan başka bir Koku’ya Geçiş Heykel’imizde Geçmiş Düşüncesi’ni doğuracaktır. Çeşitli Zamanlar’da Sırasıyla aynıDdurumları duymuş olması, bir Değişme’den sonra bir başka Değişme’nin Geleceği Duygusu, Heykel’imizde Gelecek Düşüncesi’ni doğuracaktır.

                 Koku alma Duyusuna , birer birer, Diğer Duyular da eklenerek Deneyler ilerletilince Düşünceler’in daha da geliştikleri görülmektedir. Hele Dokunma Duyusu’nun katılması İnsan Usu’nun İncelenmesi bile Bilgi Alanı’nda çok Önemli Sonuçlar doğurmaktadır. Bilgiler’i çoğaltmak ya da azaltmak için Duyular’ın Sayısını çoğaltmak ya da azaltmak yeter, Duyuları az olan Varlıklar’ın Bilgileri de az olur. Bilgi Duyular’ın Gücü ya da Sayısı’yla Orantılı’dır.

                 Heykel Tek Duyu’yla bile Aşık olabilir, Kin güdebilir, Umud’a kapılabilir, korkabilir. İnsan’ı Hareket’e getiren İlke, Haz-elem İlkesi’dir. Gerçekten de Bizim İlk Düşüncelerimiz sadece Haz’dan ya da Elem’den İbaret’tir. Haz duymasaydı, Heykel’imiz, Hareket etmesini hiç bir Zaman istemezdi. Elem duymasaydı, bu Hareket’ini gerektiği yer’de durduramaz, yok olup giderdi. Demek ki onun Hoş ve Hoş olmayan Duygular’la her zaman karşılaşması gerekir. Onun bütün Hareketler’inin İlkesi ve Kuralı bundan İbaret’tir. Şu halde sadece Koku Alma Duyusu bulunan Heykel en çok Haz duyduğu Koku’ya, sadece İşitme Duygusu bulunan Heykel en çok Haz duyduğu Ses’e Aşık olacaktır. Kendisine Acı veren Hoş olmayan Koku’dan, Hoş olmayan Ses’ten de tiksinecektir. Bunu anlayabilmek için Aşık olmanın, bir Nesne Karşısında hazlanmak ya da arzulamakla Birlikte olduğunu, Tiksinme’nin de Hoşnutsuzluk’la birlikte bulunduğunu Göz önünde tutmak yeter. Umut’la Korku da, Aşk’le Tiksinme’nin doğduğu aynı İlke’den doğarlar. Heykel’imizin Hoş ya da Hoş olmayan Duyumları duymasını sağlayan Alışkanlık, kendisine, bu Duyumlar’dan daha da duyabileceğini düşündürür. Düşünülen bu Duyum Hoş’a giden bir Duyum’sa Umud’a, Hoş’a gitmeyen bir Duyum’sa, Korku’ya yol açar.

                 Heykel’imiz sadece bunlarla da yetinmez, Uyur, Düş görür, hastalanır, Sarhoş olur. Heykel’imizi hiç bir Duyum’la uyarmayalım, bu Durum Uyku Durumu’dur. Böyle bir Durum’da Heykel’in daha önce edindiği Duyumlar’ı anması, Düş Görmesidir. Sadece Koku alma Duyusu bulunan Heykel eğer kendisine çok Acı veren bir Koku’yla karşılaşmışsa artık başka Hazları düşünmez, tek düşündüğü bu Acı’dan bir An önce kurtulabilmektir. İşte bu, Heykel’in Hastalığı’dır. Nasıl ki bizler de önceleri büyük İstekler’le aradığımız hazları ağır hastalıklarımızda istemez oluruz, artık sadece yeniden Sağlığa Kavuşmayı düşünürüz. Heykel’deki Uğraşı’nın büsbütün Duracağı Durumlar da var’dır. Duymak Gücü’nü bütünüyle uyuşturacak kadar Güçlü bir Duyum Heykel’i Sarhoş eder.

                 Heykel’imiz Erdemli’dir. Ona göre İyilik ve Güzellik Sözleri, Eşya’nın Hazlar’ımıza ne suretle Yol açtıklarını anlatırlar. Duygulu her Yaratığın Güzellik ve İyilik üstüne kendine göre bir Düşüncesi vardır. Gerçekten de Koku alma ya da Tat alma Duyusuna Hoş gelen her Şey’e İyi; Görme Duyusuna, İşitme Duyusuna ya da Dokunma Duyusu’na Hoş gelen her Şey’e de Güzel denir. Ayrıca İyilik ve Güzellik Tutkular’la ve Zihin’le de İlgili’dir. Tutkular’ı okşayan Şey İyi, Zihnin Tat aldığı Şey Güzel’dir, hem Tutkular’ın hem de Zihnin Hoşuna giden Şey’se hem iyi hem de Güzel’dir. Heykel’imiz Hoş Kokuları, Hoş Tatları, kendi Tutkularını okşayan Hoşlukları bilmektedir. Demek oluyor ki onun İyilik üstüne bir Düşüncesi vardır. Gördüğü, işittiği, dokunduğu, Zihninin de Haz duyarak bildiği Nesneleri de bilmektedir. Öyleyse onun Güzellik üstüne de bir Düşüncesi vardır. Bundan çıkan Sonuç da Güzel’le İyi’nin hiç de Mutlak olmayışlarıdır. Bunlar, kendilerini yargılayan Kişi’nin Huyuna, Suyuna, Yapısına Bağlı’dırlar.

                 Güzel’le İyi, birbirlerine Karşılıklı olarak Yardım’da bulunurlar. Heykel’in gördüğü Şeftali, Renkler’in Canlılığı yüzünden onun Hoşuna gider, bu Şeftali onun Gözlerine Güzel gelir. Heykel bu Şeftali’yi yer, görmek Hazzı tatmak Hazzına karışır, böylece bu Şeftali daha İyi olur. Faydalı olmak, Eşya’nın Güzel ve İyi olmasına Yardım eder. Sadece görüldükleri, tadıldıkları için duyulan Haz yüzünden İyi ve Güzel olan Meyveler, Bizlere Yararlı bulundukları da düşünülürse, daha İyi, daha Güzel olurlar. Yenilik ve Azlık da bu bakımdan Önemli’dir. İyi ve Güzel olan bir Nesne’nin verdiği Şaşkınlık, bu Şeyi Ele geçirmektedi Güçlüğe katılırsa, bunu Ele geçirmekten duyulan Hazzı artırır.

                 Eşya’nın İyi ya da Güzel olması, Tek Düşünce’ye ya da aralarında birtakım Bağıntıları bulunan birçok Düşünce’ye dayanır. Tek Tat, Yek Koku İyi olabilir. Işık Güzel’dir, Tek başına alınacak bir Ses de Güzel olabilir. Ama ortada birçok Düşünce varken, bir Şey, Düşüncelerin daha çok Ayırt edilebilmeleri ve aralarındaki Bağıntı’nın da daha İyi sezilebilmeleri Ölçüsünde daha İyi ve daha Güzel olur. Çünkü bu halde çok Haz duyulur. Şu halde Erdem de, Diğer Kavramlar gibi, verdiği Hazz’a, bu Hazz’ın çokluğuna dayanmaktadır.

                 Bir yandan da Organlar ancak birkaç Duyum’u doğrudan doğruya alabilirler, Zihin aynı zamanda ancak birkaç Düşünce’yi karşılaştırabilir. Pek Aşırı bir Çokluk Kargaşalığa yol açar. Öyleyse böyle bir Çokluk Hazza, dolayısıyla da Eşya’nın İyilik ve Güzelliğine Zarar verir. Az sayıdaki Duyumlar ya da Düşünceler de, bunların herhangi biri Diğerlerine Aşırı Derecede Baskın çıkarsa, birbirlerine karışır. Demek ki Son derece İyilik, son derece Güzellik için, bunlar arasındaki Halita’nın az çok bir Takım Orantılar’a göre yapılmış olması gerekir.

                 İyi ve Güzel, Heykel’in kendi Melekeler’ini kolaylıkla kullanabilmeyi öğrenmiş bulunmadığına da Bağlı’dır. Bir Zamanlar çok İyi ya da Güzel olmuş bulunan bir Şey artık böyle olmayabilir, buna karşı Heykel’in hiç Dikkat etmemiş olduğu bir başka Şey de Gün’ün birinde son Derece İyi ya da son derece Güzel oluverir.

                 Koşullar’a, Durumlar’a göre Heykelimizin vereceği Çeşitli Yargılar’ı tasarlamak Kolay değildir. Kaldı ki böyle bir Tasarım oldukça Yararsız olurdu. Bizim için olduğu gibi, Heykelimiz için de, Gerçek bir İyilik ve Gerçek bir Güzellik olduğunu Göz önünde  tutmak; onun bu Konuda daha Az Düşünceleri bulunmasının, daha Az İhtiyaçları, daha az Bilgileri, daha Az tutkuları olmasından ileri geldiğini Göz’den kaçırmamak yeter.

 

                 Eserleri:

                 -Essai sur l’origine des connaissances humaines,

                 -Traite des systemes,

                 -Traide des Sensations,

                 -Traite des animaux,

                 -La logique,

                 -La langue des calculs,  Ölümünden sonra yayınlandı.