Desiderius Roterodamus
Erasmus
1467 (9)-1536
Didier Erasmus ,
Erasme de
denir.
Hollandalı.
Evlilik Dışı doğdu. Fransa’da okudu, İtalya'da gezdi,
İngiltere’de yaşadı, İsviçre'de öldü. Bir ara Cambridge
Üniversitesi’nde Teoloji Prof.luğu yaptı.
Yaşadığı sürece
kendi Mutluluğunu yaratmaya, yarattıktan sonra da Koruma’ya
çalıştı. Bencil’di. Büyük Kavgalar’dan, Tartışmalar’dan
kaçınırdı. Ne Katolik, ne de Protestan olduğu halde, Küçük
Kurnazlıklar’la, her iki Yönü de oyaladı. Filosofi Alanı’nda
Büyük bir Değer taşımaz. Ancak Klasik Grek ve Latin
Düşüncesi’ni çevirip yaydı. Eserlerini Latince yazardı.
Aykırı
Düşünceleri’nden, Alaycı Zekası’ndan dolayı ötürü
Voltaire
benzetilir. Humanist’tir. İnsan Tabiatı’nın İyi olduğunu ileri
sürdü, İnsanlar için Barış ve Mutluluk diledi.
Çağdaşlarının hemen
her Ülke’de Büyük ilgisini çekmişse de bu Büyük İlgi’ye ve
Ün’e Ciddi nedenler gösterilememektedir.
Mutluluk için Delilik Yolu’nu gösterir:
'İnsanlar Akla ne kadar bağlanırlarsa, Mutluluk’tan o kadar
uzaklaşırlar. Davranışlar’ını Akl’a göre düzenleyenler,
Deliler’den daha Deli olduklarından, İnsanlıklar’ını unutur,
Tanrılığa özenirler. Bilim üstüne Bilim, Sanat üstüne Sanat
yığarlar. Bütün bunları da Doğa’ya karşı savaşmak için
kullanmaya kalkarlar. Ey Ulu Tanrılar: kendilerine Deli,
Akılsız, Budala, Avanak gibi güzel Adlar verilen Kişiler’den
daha Mutlu Kişiler var mıdır Yeryüzü’nde.’
'Ey Ulu
Tanrılar, ne Komedya’dır bu Deliler Sürüsü, ama ne de Mutlu’durlar.
Biri, bir Kadıncağızın Aşkı’ndan ölür, Kadın onu ne kadar
sevmezse onun Sevgisi o kadar artar. Bir başkası evlenirken
Kız’dan çok, Parasını alır. Beriki Karısına Eliyle Sevgililer
bulur. Ötekiyse, Karısını öylesine kıskanır ki, bir an bile
Gözünden kaçırmaz. Birden bire gelen Ölüm’le kederlenen bir
Adam, bin bir Çılgınlık yapar, Göz yaşı Oyunu oynamak için
Para’yla Ağlayıcılar tutar. Ötede bundan ötürü için için
sevinen bir başkası Kederli görünmeye zorlar kendini, Dişini
sıkıp Kaynanasının Mezarı üstünde ağlar. Daha ötede, Mutluluğu
Uyku’da bulan Tembeller, kendi İşlerini bırakıp başkalarının
İşlerini düzenlemek için koşup duranlar. Kimi Borçlarını
ödemek için Denizler’de dolaşır, bir kez elden gidince Dünya’nın
bütün Altınlarının geri veremeyeceği Hayatını Dalgalar’ın
Keyfine bırakır. Kimi de Evinde rahat rahat oturacağı yerde,
Savaş’a gider. Bütün İnsanlar’ın en Delisi Tüccarlar’dır.
Durmadan kazanmak için en Alçak Araçlar’ı kullanırlar; Yalan,
Yalan yere Yemin, Hırsızlık, Hile, Aldatmalar bütün Ömürlerini
doldurur. Bu Aşağılıklarına rağmen, yine de kazandıkları
Altınlar’ın kendilerini yükselteceğine inanırlar. Yükselirler
de. Toplum, Parası olana Değer verir. Birçok Din Adamları da
bu Aşağılık Zenginlik’ten bir Parça koparmak için onlara en
Şerefli Tanrı Katları verirler. Ey Ulu Tanrılar, bu Çılgınlar
Sürüsü, aldatmak istedikleri kimselerce aldatıldıkları zaman,
Sizler de Kahkahalar’la güler, mutlulanırsınız sonunda.'
Delilik kimdir?:' Tanrılar ve İnsanlar üstüne Sevinç saçan
Yalnız benim. Anamın Adı Neotet ( Gençlik)tir. Mutluluk
Adaları’nda (Kanarya Adaları) doğdum. Methe'yle (Sarhoşluk) Apoidia (Bilgisizlik) benim
Sütninenelerimdir. İzzetinefs, Yüze gülme, Tembellik, Şehvet,
Bunaklık, Zevkusafa, Komos (İçki Sofraları Tanrısı),
Morpheus (Rüyalar Tanrısı) Hizmetçilerimdir. Bu Sadık
Hizmetçilerimle, Dünya’yı yönetenleri yönetirim Ben.
İlk
Mutluluğunuz şu güzelim Dünya’ya gelmektir. Dünya’ya gelmenizi
Ananızla Babanızın evlenmesine Borçlu’sunuz. Hizmetçilerimden
unutmak olmasaydı Ananız o Acılar’a bir daha katlanıp sizi
doğurmazdı. Çocukluk Akıl’dan Yoksun olduğundan eğlendirir,
Haz verir. Delilik olmasaydı, Gençliğin ne Tadı olurdu?
Nitekim Gençliğin Adına Delikanlılık demiyor muyuz? Yeryüzü’nde
Ben’den gelmeyen Sevinç, ne Haz, ne de Mutluluk vardır. Tanrı
İnsanlar’a Akıl’dan çok Tutku verirken, ne yaptığını
Hepimizden iyi biliyordu. Eğer Hizmetçilerimden Yüze gülme,
İkiyüzlülük, Kurnazlık olmasaydı, Kadın’la Erkeği hiç bir
Güç bir arada tutamazdı. Kral Halkını, Koca Karısını, Uşak
Efendisini, Dost Dostunu bunlarsız yönetebilir mi
sanıyorsunuz? En Büyük Mutluluk, insan’ın kendinden Hoşnut
olması, Elindekilerle yetinmesidir. Hizmetçim İzzetinefs
olmasaydı, bu Mutluluğu sağlayabilir miydiniz? Hele İnsan’ın
kendinden Hoşnut olması kadar Güzel ve Hoş, oysa delice ne
vardır? Kutsal Kitap'tan birkaç Yaprak ezberlemekle Cennet’e
gitmeyi garantilediğini sanan şu Zırdeli ne kadar Mutlu’lur.
Akıllı’yla Deli’yi ayırt eden nedir? Biri Aklının, öbürü
Tutkusunun peşinde gider. Oysa Akıllı’yı Aklının Peşinden
sürükleyen de Tutkusudur. Ama o öylesine Zavallı’dır ki,
Mutluluk sağlayan bir Tutku yerine, Mutsuzluk sağlayan bir
Tutku seçmiştir.
Hele
bakın: Kirli ve İğrenç bir Doğum, Zahmetli bir Eğitim, her
yönden gelen Tehlikeler’le Dolu bir Çocukluk, Yorucu
İncelemeler’e, Öğretmenler’e Boyun eğen bir Gençlik,
Hastalıklar ve Sakatlıklar’la Çevrili bir İhtiyarlık, Acı bir
Zorunluluk olan Ölüm.. Bu Bahtsız Ömür süresince Sayısız
Tehlikeler, Hastalıklar, Korkular, Hapis, Alçaklık, Utanç,
Acı, Pusu, İhanet, Dava, Hakaret, Hile.. Eğer İnsanlar’ın Çoğu
Akıl Yolu’ndan gitselerdi, Dünya üstünde kendini öldürmedik
Adam kalmazdı. Oysa Ben, bütün Dertleri birbirinden ayırıp bin
bir biçimde yumuşatmasını bilirim. İnsanlara Bilgisizliği,
Umursamazlığı dağıtırım. Kimi daha Mutlu bir Talih’in Tatlı
Umudunu yollar, kimi Ayaklarına Sevimli Şehvet’in bir Günlük
Güllerini serperim. Gönderdiğim Düşler onları bağlar. Ölüm
Perisi’nin eğiterek İpliği kalmamış olsa bile, Yaşama’ya karşı
en Ufak bir Tiksinti duymak şöyle dursun, onları yaşamaktan
ayrılmaya zorlayan Nedenler ne kadar artarsa, Yaşama’ya Bağlılıkları
da o kadar artar.
Mutluluk Bilgisizlik’tedir. Bir adam vardı. Bu Adam
evlendikten sonra, Karısına bir Kutu Dolusu Elmas verdi.
Elmaslar Sahte’ydi. Adam Karısını, verdiği Elmaslar’ın pek Değerli
olduğuna inandırmıştı. Kadıncağız çok Mutlu’ydu. Bu Değersiz
Cam Parçaları’na bakarken Gözleri doluyor, Elleri titriyordu.
Bilgisizliğinin verdiği bu Mutluluğu, Hangi Bilgi verebilirdi?
Ya da bu Elmaslar’ın Sahteliğini bilmeyenin Mutluluğuyla, bu
Elmasların Gerçeğini Boynuna Takanın Mutluluğu arasında ne
fark vardır?
Ah şu
Mutlu Deliler.. Yaptıkları binbir Deliliğe ne de güvenirler.
Tanrı Katına Yüz akı’yla çıkmak için nasıl da hazırlanıyorlar,
Deliliklerini armağanlandırmak için Cinnet bile az gelecek.
Tanrı’nın Karşısına dizilince kimi Balık’la dolmuş Karnını
gösterecek. Kimi gün’de şu kadar Yüz hesabıyla okunmuş Bin
Ölçek Dua’yı ortaya dökecek. Bir üçüncüsü, uzun uzun tuttuğu
Oruçları sayacak ve Gün’de bir kez Yemek yediğinden ötürü
Karnının kaç kez patlamak üzere olduğunu anlatacak. Biri,
taşımaya Yedi Gemi’nin yetmeyeceği kadar çok Tören, Tesbih,
Mırıltı götürecek. Bir başkası 60 Yıl Eldivensiz Parmak’la hiç
bir Para’ya dokunmadığını söyleyerek övünecek. Öteki ,
Gemiciler’in en Yoksulunun bile giymekten utanacağı Pis
Cüppesini gösterecek. Başka biri de Kaya’ya yapışık Sünger
gibi 50 Yıl aynı Manastır’da kaldığını haykıracak. Kimileri
ilahi okumaktan Seslerinin kısıldığını ileri sürecekler.
Kimileri de Yalnızlıktan avanaklaştıklarını ya da susmaktan
Dillerinin uyuştuğunu anlatacaklar. Tanrı iyice şaşırtacaklar.
Bütün bunlardan hiçbir şey anlamıyorum diyecek Tanrı, Ben’den
daha Mubarek olmak isteyenlere verecek Cennetim yok benim,
gidin kendinize benimkinden başka bir Cennet arayın.. Oysa
önemi yok bu Sonucun. Onlar şimdi benim verdiğim Umutlar’la
mutlu’durlar.
Mutluluk Bilgisizlik’tedir. Eğer şu Piskopos giymiş olduğu
Ak Kaftan’ın Kusursuz bir Ömür sürmek, Başını örten Çift
Boynuzlu ve Uçları birbirine tek Düğüm’le bağlı Külah’ın Eski
Kutsal Kitap’la Yeni Kutsal Kitab’ı birleştirmek, Ellerindeki
Eldiven’in Dünya’nın Kötülüklerini Ellerine bulaştırmamak,
Asasının kendi Güdücülüğüne bırakılan Sürü’yü sürekli olarak
gütmek ve Dikkatini onların üstünden bir an bile eksik etmemek
anlamlarına geldiğini bilseydi, Mutlu olabilir miydi?
Böylesine bir Sorumluluğun altında yaşayamaz, ezilir giderdi
elbet. Oysa Piskoposlarımız, o kadar Budala değildirler.
Kendileri otlamaya bakar, Sürüleri otlatmak işini
İsa'ya bırakırlar.’
Eserleri:
-Adogiorum
Chiliades, (Eski Sözler),
-Enchiridion
Militis Christiani, (Hristiyan Savaşçı’nın Elkitabı),
-Regus
de recta Latini Graecique Sermonis Pornuntiatione, (Latin
ve Grek Dilleri’nin Doğru Telaffuzu Üstüne Konuşma),
-Economium
Morias Sen Laus Stultitiae, (Deliliğe Övgü),
-Colloquia
Familiaria, (Teklifsiz Konuşmalar),
-Hyperaspistes
Adversus Servum Arbitrium Lutheri , (Luther’in
Cüz’i İradesine karşı Polemik),
-De Optimo
Genere Bene Dicendi, (Belagat Sanatı),
-De Pueris
Instituendis, (Çocuklar’ın Eğitimi),
-Institutio
Principis Christiani, (Hristiyanlar’ın Eğitimi),