Max Scheler
1874-1928
Alman.Yahudi
Soyu’ndan gelme Hristiyan.
Son Yıllar’da Tanrı’ya
yakıştırılan Nitelikler’i İnsan’da aramaya başlamıştı.
Antropoloji Filosofisi’nin Kurucusu..
Scheler
Münih ve Köln Üniversiteleri’nde Filosofi, Frankfurt
Üniversitesi’nde de Sosyoloji okuttu.. Frankfurt
Üniversitesi’nde verdiği Dersler’de Antropoloji’nin
Temelleri’ni attı. Bu Konu’daki Düşünceleri’ni özetleyen
İnsan’ın Dünya’daki Yeri Adlı Eserini Ölüm’ünden birkaç Ay
önce bitirdi.
O'na kadar
İnsan’la ilgili Bütün Konular’ın Filosofisi yapılmış, İnsan’ın
kendisinin Filosofisi yapılmamıştı. İnsan’ın Beden Yapısı, Ruh
Yapısı, Dünyası, Evreni , Hastalıkları, Ahlaki ve Toplumsal
Kuralları ayrı ayrı incelenmişti ama, bütün bunların üstünde
İnsan denen Varlıığın ne olduğu incelenmemişti, denir.
O’na göre
İnsan’ın hem Çevresine, hem de kendisine karşı Özgür kılan
Geist'tir. Geist ona göre Us’u, İde Bilincini, Mahiyet
idrakini, İyilik, Sevgi, Acımak, Saygı, Pişmanlık gibi Heyacan
Aktları’nı kapsayan bir İlke’dir. İnsan’ı İnsan eden işte bu
İlke’dir.
Bu bir Zeka
Gücü değildir. Zeka, Geist’in kapsadığı pek Geniş
Anlam’ın ancak Küçük bir Parçası’dır. Hayvansal Beynin
Sonsuz’a kadar gelişerek İnsan Zekası’nı aşmış olduğunu
düşünsek bile, o Zeka, İnsanca Geist’i
oluşturmayacaktır. Çünkü Geist, Maddesel bir Gelişme
değil, belki Maddesel Gelişme’nin pek Özel olarak birbirlerini
etkilemeleri sonunda elde edilmiş, belirmesi pek Özel
Şartlar’a Bağlı bir Düzen Aktı’dır. Geistim, bir
Varlık’ta Meydana çıkmasını sağlayan Akt Merkezi de
Kişilik’tir. Geist, işte bu Kişilik’te Meydana gelir.
Bu bir Ahlaki
Güç de değildir. Çünkü Ahkali Aktlar da, Geist’in
kapsadığı Kocaman Anlam’ın pek Küçük bir Parçası’dır. Kaldı ki
Geist kendi başına, Ahlaki bir Aktı Meydana getirmez.
Ahlaki olsun ya da olmasın herhangi bir Akt’ın Meydana
gelebilmesi için bir Enerji gerekir. Gesit, kendi
başına Güçsüz’dür. Ne bir Enerji Meydana getirebilir, ne de
Meydana gelmiş bir Enerji’yi Yok edebilir. O, Güçsüz ve Sessiz
bir Düzenleyici’dir. Elinde en Küçük bir Zorlama Gücü Yok’tur.
Cezalandırmak Yetkisi verilmemiş bir Trafik Polisi’ni düşünün.
Size gideceğiniz Yolu gösteriyor. Ama Siz, onun gösterdiği
Yol’dan gitmeyebilirsiniz, Sizi zorlayamaz. Yine de Görevi,
bıkıp usanmadan, onu dinlemeseniz bile, gitmeniz gereken Doğru
Yol’u göstermektir.
Bu, bir
Evrimsel Gelişme Sonucu da değildir. Öyle olsaydı, belki, pek
Uzak bir Gelecek’te Hayvanlar için de düşünülebilirdi.
Evrimsel Gelişme, Doğa’ya uygun bir Çizgi’de Yol almaktadır.
Oysa Geist, Doğa’ya Karşıt’tır. Ama o kadar Güçsüz ve
Sessiz bir İlke’dir ki, Doğa’ya Karşıt olduğu halde, Doğa’yla
da çatışmaz. Çatışmak şöyle dursun, tersine, Tam bir Karşıtlık
içinde Doğa’yla Geist birbirlerini tamamlamaktadırlar.
Böyle olmasaydı, Gesit, İnsan Tarihi boyunca Hayatı
Sürekli olarak örseleyen ve Yok etmeye çalışan bir İlke olurdu.
Oysa onun böylesine bir Kavga’yı gerçekleştirebilecek hiç bir
Gücü, hiç bir Enerjisi yoktur. Doğa’yla Geist arasında
bir Kavga değil, Geist’in pek İncelik’le düzenlediği
Karşılıklı bir İlgi vardır. Bununla beraber Geist ,
Sessizce ve Ustaca, dolayısıyla, doğa’yı vurabilir, yenebilir,
değiştirebilir. Yıkıcı ve Yaratıcı Güçler, Bilinçli bir İrade
Tekniği’ne dayanırlar. İşte Geist, Hayvan’da hiç bir
Zaman Meydana gelemeyecek olan bu Şey’i, Bilinçli İrade
Tekniğini, Sessizce Düzenleme Yolu’yla İnsan’da Meydana
çıkarır. Gerisi onun becerebileceği bir İş değildir.
Bu, Sözcük
Anlamına uyan bir Ruh da değildir. Çünki Ruhi Varlık,
kendi kendini gerçekleştiremez. Biz, bütün Ruhsal Olayları,
Geist’le Obje Haline getirip inceleyebiliriz. Oysa
Geist’imizi, başka bir Geist’imiz bulunmadığı için,
Obje haline getirip incelememeyiz. Geist, Ruh olsaydı,
Obje Haline getirip incelenebilirdi. Geist, Herşey’i
objeleştirebildiği halde, kendisi objeleştirilemeyen Biricik
Varlık’tır. Geist, Saf bir Eylem’den ibarettir.
Geist’in Varlığı kendisinin Parçaları olan Aktlar’ın Özgür
bir Biçim’de gerçekleşmelerine dayanır. O halde Geist’in
Merkezi olan Kişilik de, Obje gibi bir Varlık değil, kendi
kendilerini gerçekleştiren Aktlar’ın bir Düzeninden, bir Düzen
Sistemi’nden başka bir Şey değildir. Öyleyse biz, Geist’imizin
Merkezi olan kendi Kişiliğimizi ve böylece Başkalarının
Kişiliklerini de Objeleştirip inceleyemeyiz. Bundan da Zorunlu
olarak şu Sonuc’a varılır: Öyleyse ideler ( Ruh) Eşya’dan Önce,
ya da Eşya’nın içinde ya da Eşya’dan sonra değil, Eşya ile
birlikte ve o Eşya’nın gerçekleşmesini (objeleşmesini)
sağlayan Geist Aktı’yla Meydana gelmişlerdir. Bu, bir
birlikte Meydana Getirme'dir. Ruh, İnsan’dan önce, İnsan’ın
içinde ve İnsan’dan sonra Meydana gelmiş değildir. Ancak
İnsan’la birlikte Meydana gelmiştir. Şu halde Evrensel bir Ruh
( Tanrı) Düşüncesi, kendiliğinden Çelişik bir Düşünce’dir.
Böylece İnsan
Dünya’ya ve kendisine Üstün olan Tek Varlık görünmektedir.
İnsan, Geist’iyle kendisini de aşmıştır.
O'nun İnsan’ı
İnsan eden İlke olarak ortaya attığı Geist Kavramı’nın
iyice anlaşılması için şunlar anlaşılmalı: İnsan’da Yaratıcı
ve Güçlü olan Geist midir? Hayır. Geist’in ne
Yaratıcılığı var’dır, ne de Güc’ü. Geist’in Değerleri (
Us, İdeleştirme Bilinci, kendiliğindeliğe yönelen Anlayış,
birçok Heyecan Aktleri), Güçsüz Değerler’dir. Kendiliklerinden
hiç bir Şey yaratamazlar. Yapabildikleri sadece bir Düzenleme
ve Dizginleme İşi’dir. Peki, bu Düzenleme ve Dizginleme İşi
bir Gücü gerektirmez mi? Yani Güçsüz bir İlke nasıl
düzenleyebilir? İşte, Geist Kavramının iyice
anlaşılmasındaki en Önemli Soru budur. Gerçekten de Güçsüz bir
İlke, hiç bir Şey’i düzenleyemez ve dizginleyemez. Geist,
herhangi bir Eylem’de bulunabilmek , canlanabilmek için
gereken Gücü, İnsan’da bulunan ikinci bir İlke’den, İtki
Güçleri’nden alır. Ancak burada, karıştırılmaması gereken
Önemli nokta Şu: Tümüyle Geist’i ya da Geist’in
ayrı ayrı Değerlerini yaratan bu İtki Güçleri değildir.
Geist, İnsan’ın İnsan Oluşu’yla varlaşmıştır. Bu İtki
Güçleri’nin, Geist’in varlaşmasında en Küçük bir Etkileri
olmamıştır. Geist, kendi kendilerini gerçekleştirebilen
Aktlar’ın Düzen Sistemi’dir. Ancak bu Sistem’in Eylem’de
bulunabilmesi, İtki Güçleri’nden alacağı Enerji’yle sağlanır.
Burada karıştırılmaması gereken İkinci Önemli Nokta, Geist’in
Eylem’de bulunabilmesi için gereken Enerji’yi, İtki
Güçler’inden yine kendi Sessiz Eylemi’yle almakta olduğudur.
Geist, canlanabilmesi için gereken Enerji’yi, İtki
Güçleri’ni dizginleyerek, bastırarak sağlar. Şu halde,
Geist’in, hiç bir Güce dayanamayan kendiliğinden bir
Eylemi vardır.
Niçin? diye
sorulabilir? Gerçekte Vitalist Görüşler şöyle diyorlardı:
Evren’de bir Enerji vardır ( ya da Tanrı). Bu Enerji, Cansız
ve Kör sayılan Doğa’dan Yola çıkarak İnsan’a kadar gelip
canlanıyor, Gözleri açılıyor. Önce Us’u, sonra Geist’i
doğuruyor.
Scheler
sorar: Bu Enerji, İnsan’da, niçin kendisine karşı çıkıyor
öyleyse, Hayat İradesine niçin Hayır diyor? Gelişen Enerji’ye
yani Hayat İradesi’ne Uygun olan İtki Güçleri’ni Niçin
bastırıyor? Hayvan’ın Son Çizgisi’ne gelinceye kadar hiç bir
Zaman bastırılmamış, dizginlenmemiş olan bu İtilmeler’i
İnsan’da bastıran Şey nedir?
İnsan olmak
Bilinci, bu Soru’nun karşılığında başlamaktadır. Hayat
İradesi’ne Hayır diyen Tek Varlık İnsan’dır. İnsan’da bu
Hayır’ı dedirten Şey de İnsan’ın Geist’idir, bir yani
Kişiliği yani İnsanlığıdır. Öyleyse Gesit, Hayat
İradesi’nden ve İtki Güçleri’nden gelme bir Güç değil, tersine,
Hayat İradesi’ne ve İtki Güçleri’ne karşı olan, ancak İnsan’da
Meydana gelmiş başka bir Güç’tür. İnsan’ın Başkalığı,
Biricikliği de bundan dolayıdır.
Scheler’den
önce A. Seydel şöyle düşünmüştü: 'İnsan’da bir Tür
Niteliği olarak, bir İtki Gücü Fazlalığı vardır. Bundan dolayı,
İnsan, bu Fazlalığı bastırmak Zorunda kaldı.'
Scheler’in
Soruları sürer: ' Niçin? İnsan niçin bu Fazlalığı bastırmak
Zorunda kaldı? İnsan’ı, bu Bastırma, Dizginleme, Düzenleme
Eylemi’ne zorlayan Şey nedir?.. Bu Şey Geist’ir. İtki
Gücü Fazlalığı bir Neden değil, bir Sonuç’tur. İtki Gücü
Fazlalığı, İnsan’da bir Tür Niteliği olamaz. Bu Fazlalık ilkin
bastırılan İtki Gücü’nden doğmuştur. İtki Gücü İlkin
bastırılmasaydı, Amacına doğru akar gider, bir Fazlalık
Meydana gelmezdi. Bir Fazlalık varsa, bu Fazlalık, bir
bastırılmadan dolayıdır. Yani Bastırılma Fazlalık’tan dolayı
değil, Fazlalık Bastırılma’dan dolayıdır. Onu bastıran da
Geist’ir. Çünkü Geist’in, kendi Gereği olan İrade
Projelerini gerçekleştirebilmesi için İtki Güçleri’ni
düzenlemesi Gerekli’dir.
İnsan’ı İnsan
eden iki İlke vardır: Geist ve İtki Güçleri.. Bunların
her ikisi de birbirlerine Karşı Bağımsız’dırlar, birbirlerinin
Nedeni değildirler. İnsan olmak, bu iki İlke’nin hem
birbirlerine Karşıt ve hem birbirlerine Gerekli olmalarının
Sonucudur. Ruhçular kadar Maddeciler de yanılmaktadırlar.
İnsan’ı İnsan eden ne Tanrı’dır ne de Madde. Tanrı İnsan’la
birlikte oluşmuştur, İnsan’dan önce yoktu ki İnsan’ı Meydana
getirsin. Madde, Cansız’dan Canlı’ya ve bu arada İnsan’a kadar
gelen Doğa’nın tüm Niteliğidir, İnsan’da başlayan bir şey
değildir ki İnsan’ı Meydana getirsin. Öyleyse insanda başlayan,
İnsan’ı İnsan eden başka bir Şey var. Bu Şey, geniş anlamıyla
Geist’in dile getirdiği, insan kişiliğiyle itki güçleri
arasındaki denkleştirici karşılıktır. İşte bu insancalığından
ötürüdür ki Geist, insandan başka bir Varlık’ta
bulunamaz. Bu denkleştirici karşıtlık, Geist kavramında
dile gelir.
Schleler’in
dualizmi sonunda monizme döner. İnsan’ı İnsan eden Şey
Geist’tir. Çünkü sadece insanda başlayan Tek Şeydir
Geist.
Eserleri:
-İnsan’ın
Dünya’daki Yeri,