MEZOPOTAMYA
(Akad, Babil, Asur,
İsrail, Kartaca , Sümer)
MÖ 2003-1961 Hammurabi
Gılgamış Destanı
H.Ö. 1000ler (M.Ö.
4000 ler)
Yedi Bilge
Yedi inancıyla ilgili olarak ilerisürülen
bilgeler.. Mezopotanya’nın en eski 9 kenti”ne Uygarlığı
onların getirdiğine inanılmıştır.
Gılgamış Destanı ilk
tabletlerinde Uruk Kenti”nin
surlarını
yedi bilgenin yaptığı anlatılır.
Hintliler’in 7 Bilgeleri, Arapların
7 askı Şiirleri”yle tanınan 7 Ozan-Bilgeleri hep 7 sayısının
kutsallığı inancıyla ilgilidir. Yani bütün bu ozan ve
bilgelerin sayılarının daha çok olduğu kesindir, ne varki
yedi inancı’ndan ötürü sayıları hep yediyle sınırlanarak
anılmışlardır.
.....
MÖ.4. binler..
Dicle Fırat arasında Mezopotanya’da
Sümerler yaşıyordu. Bir çok Tanrıları vardı, ama Marduk
Sümer Tanrısı’dır, Marduk, maddeye biçim veren ve
deltayı yaratan Tanrı’ydı.
Bu
efsane Torah’tan 4000 yıl öncedir.
Tanrılar Marduk'u, Okyanus
Tanrısı Tiamat'la savaşmaya çağırdılar. Marduk,
Tiamat'ı yendi ve Denizler’e sınırlar çekti. ‘Tanrılara
Tapınan bir Varlık’ bulunsun diye de Balçık’tan İnsan’ı
yarattı. Sonraları İnsanlar’dan hoşnut olmayan Tanrılar,
onları yok etmeyi kararlaştırdılar. Tanrı Ea,
Tanrılar Kurulu’nun bu kararına karşı, çok sevdiği
bir İnsan olan Ut-Napiştim'i kurtarmak ister. O’nun
rüyasına girerek bir Gemi yapmasını fısıldar. Ut-Napiştim
yaptığı Gemi’nin içine Karısını, Çocuklarını, İşçilerini,
Hayvanlarını ve Tohumlarını doldurur. Tufan başlamıştır, bütün
insanlar boğulmuşlardır. Ut-Napiştim'in Gemisi
yüzmektedir. İnsanlar’ın boğulduğunu gören Tanrılar kuşkuya
kapılmışlardır. Tanrılar Kraliçesi olan İştar
sızlanmaya başlamıştır: İnsan yeniden Balçık oldu. Tanrılar
Kurulu’nun bu kararına katıldığım için Ben de
sorumluyum bundan..
Fırtına 7 gün sürer. Ut-Napiştim
önce bir Güvercin salıverir, Güvercin geri gelir.
Ertesi gün bir Kırlangıç salıverir, o da geri
gelir. 3. gün bir Karga salıverir, Karga geri gelmeyince
Gemisini durdurur ve Gemisinin konduğu Dağ’ın Zirvesi’nde bir
Kurban keser. Tanrılar Kurban’ın çevresine sinekler gibi
üşüşürler. Tufan’ı tertipleyen Tanrı Enlil
,
Tanrılar Kurulu’nun kararına ihanet ettiği için
Tanrı Ea'ya bir güzel çıkışır. Tanrılar artık
yapacakları bir şey kalmadığı için Ut-Napiştim'le
Karısına ölmezlik bağışlarlar.
Enkidu’nun Ölümü
İştar ve Gılgamış bir Sumer destanı’nın Babil
Dili’yle yeniden yazılmış bir yorumudur.
Enkidu’nun
Ölümü İştar ve Gılgamış
Gılgamış,
uzun Lülelerini yıkayıp Silahlarını temizledi. Saçlarını
Omuzlarından geriye attı. Lekelenmiş Giysilerini çıkarıp
yenilerini sırtına geçirdi. Krallık Giysileri’yle kuşandı.
Gılgamış, başına Tac’ı geçirdiğinde, görkemli Tanrıça
İştar, bakışlarını O’na yöneltip yakışıklığına Hayran
kaldı ve şöyle dedi:
‘Bana gel,
Gılgamış, Erkeğim ol, Bedeninden bana Döl sun; böylece Ben
senin Karın, Sen de benim Kocam olacaksın. Sana Tekerlekleri
Altın’dan, Mahmuzları Bakır’dan, geri kalan bölümü de Altın’dan
ve Lacivert Taşı’ndan yapılmış bir Savaş Arabası donatacağım.
Yine sana, Yük Katırı olarak kullanabileceğin Fırtına Cinleri
sağlayacağım. Sedir Tahtası kokan evimize girdiğinde Eşik de,
Taht da Ayaklarını öpecek. Krallar, Hükümdarlar, Şehzadeler
önünde eğilip Dağlar’dan ve Ova’dan sana Haraç getirecekler.
Maryalar’ın İkiz kuzulayacak, Keçilerinde Üçüz çıkaracak. Yük
Eşeğin, Katırları geçecek, Öküzlerin rakipsiz olacak, Savaş
Arabası’na koşulu Atlar’ın, Tezlikleriyle Irak İller’de bile
ün salacak.’
Gılgamış
Ağzını açarak Görkemli İştar’a cevap verdi:
‘Seninle evlenirsem,
karşılık olarak, Sana ne gibi Armağanlar sunabilirim? Bedenin
için nasıl Yağlar , ne biçim Giysiler istersin? Sana Ekmek ve
bir Tanrı’ya layık her türlü Yemişi sunmaktan kıvanç duyarım.
Bir Ece’ye layık İçki olan Şarab’ı da sana sunmak isterim.
Tahıl Ambarı’nı doldurmak amacıyla sana Tahıl verebilirim.
Ancak, Seni Eş edinmeye gelince; işte bu olmaz. Sonra başıma
neler gelmez ki? Sen, Sevgililer’in için, soğukta için için
yanan bir mangal , ne boraya ne de fırtınaya karşı koruyan
sığınak, birlikleri perişan eden bir Hisar, kendisini taşıyanı
kapkara eden Zift, yine kendisini taşıyanı bereleyen bir
Kırba, korkuluktan düşen bir Taş, Düşmanın kullandığı bir
Şahmerdan, giyenin ayağına vuran bir Çarık’tın. Sevgililer’inden
hangi birini sonsuza dek sevdin? Hangi Çoban’ın, seni her
zaman tatmin etti? Dinle Beni, Sana Sevgililerinin serüvenini
anlatayım:
Bir vakitler,
Gençlik Çağı’nda, sevdiğin Tammuz vardı.
Her
yıl onun için yakarılmasını emrettin. Mavi Kuzgunu sevdin. Ama
onun Kanatlarını kırmaktan kendini alamadın. Şimdi Koru’da
oturup, ‘Kappi, kappi, ah kanadım, kanadım!’ diye
sızlanıyor.
Korkunç güçlü Aslanı
sevdin. Sevdin de O’na 7 Tuzak hazırladın; hem de 7 tane.
Vuruşma Alanları’nda
Harikalar yaratan Aygır’ı sevdin. Sevdin de O’na Kamçı’yı,
Mahmuz’u ve sırımdan Koşum Takımını layık gördün. Ona zorla 7
Fersah koşturdun, içeceği Suyu ilkin Çamur’la bulandırttın;
Annesi Silini’nin de yakınıp inlemesine yolaçtın.
Sürünün Çobanını
sevdin. O da senin için her gün elenmemiş kaba undan Çörek
pişirmesi yetmiyormş gibi uğruna birçok Oğlak öldürdü. Sen
bir vuruş’la O’nu Kurd’a dönüştürdün. Artık kendi Sürüsünün
Çobanları onu kovalıyor, Çoban Köpekleri’de üzerine
salıyorlar.
Sonra, Babanın olan
Hurma Korusunun Bahçıvanını yani İşullana’yı da
sevmemiş miydin? Sofranı, her gün Sepetler dolusu sayısız
Hurma’yla donattı durdu. Günler’den bir Gün de Gözlerini O’na
çevirerek, ‘Sevgili İşullana, buraya, bana gel. Erkekliğini
tadayım. Haydi del de al Beni; Senin olayım,’ dedin.
İşullana da bu isteğine şöyle cevap verdi: ‘Benden böyle
bir şeyi nasıl istersiniz? Hep Annem Yemeği pişirdi, Ben de
yedim. Şimdi Bana kötü kokan bozulmuş Yemek’ten başkasını
sunamayacak olan Senin gibisine neye gelecek mişim? Kamış’tan
yapılmış Perde’nin dondurucu Soğuklar’a karşı yeterince koruduğu
ne zaman görülmüş ki?’ İsteğine karşılık bu Sözleri işitir
işitmez O’na vurdun. O vuruş yüzünden bir Köstepek olup Toprağın
kat kat altına girdi. O vuruşla, İşullana’yı, gönlünde
erişemeyeceği arzuların kaynaştığı bir Köstebek haline
getirdin. Tut ki sevişen bir Çift olduk; bu durumda Ben de ,
senin bir vakitler sevdiklerinin akıbetine uğramayacak mıyım?’
İştar,
bunları işitince Öfke’ye kapılıp Yüce Göğe yükseldi. Babası
Anu’nun
ve annesi Antum’un önünde Gözyaşı döktü: ‘Babacığım,
Gılgamış beni aşağıladı durdu. İğrenç davranışlarımı,
tiksinti verici ve Çılgınlık dolu işlerimi bir bir Yüzüme
vurdu.’
Anu
şöyle cevap verdi:’Tanrıların Babası mısın sen? Kral olan
Gılgamış’la Kavga edersen, o da, iğrenç Davranışlarını,
Tiksinti verici çılgınlık dolu işlerini senin Yüzüne vurur.’
İştar,
yeniden sözü aldı:
‘Babacığım,
Gılgamış’ı yok etmek için Bana Gökyüzü Boğası’nı ver.
Gılgamış’ı öylesine kibirle doldur ki, bu Kibir onun
yıkımına yolaçsın. Gökyüzü Boğası’nı Bana vermezsen, Cehennem’in
Kapılarını kıracağım, Sürgülerini de sökeceğim. Böylelikle,
yukarıdakileri aşağıdakileri birbirinden ayırt etmek
imkansızlaşacak; İnsanlar arasında karşıklık çıkacak. Ölüleri,
Canlılar gibi, Yemek yer hale getireceğim; böylece Ölülerin
Sayısı yaşayanlarınkini geçecek.’
Anu
da İştar’a şöyle dedi:’ İstediğini yerine getirirsem,
Uruk’ta
buğdayı
tohumsuz Kabuk haline sokan 7 Yıllık bir Kuraklık baş
gösterecek. İnsanlar için yeterli Tahıl, Hayvanlar için de
yeterince Ot İstif ettin mi?’
İştar,
‘İnsanlar’a Tahıl, Hayvanlar’a da Ot İstif ettim. 7 yıllık
tohumsuz Kabuk Dönemi için yeterince Tahıl ile Ot hazır’ diye
cevap verdi.
Anu,
İştar’ın söylediklerini bitirince, Uruk’a götürmesi
için Gökyüzü Boğası’nın Yularını Kızının Eline
verdi. Uruk’un Kapıları’na vardıklarında, Boğa, Irmağa yöneldi;
ilk homurtusu’yla Toprağın üzerinde Yarıklar açıldı, 200 kişi
düşüp öldü. 2.Homurtu’suyla da Yarıklar açıldı, 200 kişi düşüp
öldü. 3. Homurtu’suyla da Yarıklar açıldı; Enkidu
tökezlediyse de anında yeniden toparlanıp yana sıçradı;
ardından, Boğa’nın üzerine atlayarak O’nu Boynuzlarından
kavradı. Gökyüzü Boğası, öfkelenip Enkidu’nun
Yüzüne Köpük saçtı; Kuyruğunu sık tüylü kısmıyla O’nu
kamçıladı.
Gılgamış’a
bağıran Enkidu, ‘Arkadaşım, arkamızda kalıcı bir Ad
bırakacağız diye böbürlendik. Haydi bakalım, şimdi Kılıcını,
Ensesiyle Boynuzlarının arasına daldır; Boğa’nın Leşini yere
ser, ‘ dedi. Onun üzerine, Gılgamış, Boğa’nın peşine
düşüp kuyruğunun tüyü sık kısmını yakaladı. Ensesiyle
Boynuzlarının arasına Kılıcını daldırdı. Gökyüzü Boğası’nı
cansız yere serdikten sonra, Yüreğini çıkarıp Şamaş’a
sundular. Canciğer Arkadaşlar ise yerlerinden kımıldamadılar.
Ama
İştar, yerinden kalkıp Uruk’un Büyük Surları’na tırmandı.
Bir
zıplayışta Kule’ye erişip Beddua etti: ’Gökyüzü Boğazını
öldürmekle beni küçümseyen Gılgamış’a lanet olsun!’
Enkidu,
bu Sözleri işitince Boğa’nın Sağ Budu’nu koparıp İştar’ın
Yüzü’ne fırlattı ve şöyle dedi: ‘Yakalarsam, Sana da yapacağım
budur; Bağırsakları da yanına bağlarım.’
Bunun ardından,
İştar, Halkını; rakseden, Şarkı söyleyen Kızları;
Tapınağın Fahişelerini ve Yosmalarını bir araya getirdi.
Gökyüzü Boğası’nın Budu üzerinde Ağıt yaktı
Buna
karşılık Gılgamış, Zırhçılar’ın ve Demirciler’in tümünü
birden çağırdı. Boynuzlar’ın iriliğine Hayran kaldılar.
Boynuzlar, iki Parmak kalınlığında Lacivert Taşı’yla kaplıydı.
Gılgamış’ın, Koruyucu Tanrısı Lugulbanda’ya
Armağan ettiği bu Boynuzlar’ın her biri sekiz Okka
ağırlığındaydı; taşıdıkları Yağ mikrarıysa, altı ölçülüktü.
Gılgamış, onları Sarayına taşıyıp Duvar’a astı. Ardından,
Ellerini Fırat Irmağı’nda yıkadılar, birbirlerine sarıldılar
ve uzaklaştılar. Kendilerini görmek için toplayan yiğitlerinin
arasından Uruk’un sokaklarında ilerlediler.
Gılgamış,
Şarkı söyleyen Kızlar’a dönüp, ‘Yiğitlerin en Görkemlisi,
Erler’in en Seçkini kimdir?’ diye sordu. ‘Gılgamış’tır,
Yiğitlerin en Görkemlisi. Erler’in en Seçkini, yine
Gılgamış’tır,’ karşılığını verdiler. Yiğitler, ‘Artık
geceleyin dinlenelim, ‘ deyip yatıncaya dek, Saray’da yenilip
içildi, eğlenildi, Bayram edildi.
Gün
ağarırken Enkidu doğrulup Gılgamış’a seslendi:
‘Ey kardeşim, dün Gece öyle bir Düş gördüm ki, sorma. Anu,
Enlil, Ea v
e
Göksel Şamaş, birbirleriyle danışmak üzere
toplandılar.Toplantı sürüp giderken, birara Anu,
Enil’e, ‘Gökyüzü Boğası’nın canını aldıklarını ve, Sedir
Dağı’nın Bahçiliğini yapan Humbaba’yı
öldürdükleri
için ikisinden biri ölecektir, ‘ dedi.
Bunun ardından
sözalan görkemli Şamaş, yiğit Enlil’e şunları
söyledi: ‘Gökyüzü Boğası’nın canını almaları ve Humbaba’yı
da öldürmeleri, Buyruğumuza uygundur. Şimdi, suçsuz olmakla
birlikte Enkidu’nun ölmesi mi gerekiyor?’
Bunun üzerine,
Enlil öfkelenerek Şamaş’a şöyle cevap verdi:
‘Onların çok yakınıymış gibi davranan Sen, nasıl olur da böyle
bir şeyi ileri sürebilirsin; anlaşılır gibi değil doğrusu,’
karşılığını verdi.
Böylece
Enkidu, Gılgamış’ın önüne serilerek Gözyaşları
döktü. Ağlaya ağlaya, Gılgamış’a şunları söyledi: ‘Ey
kardeşim! Ey kardeşim’ Seni nice seviyorsam da, yan
ında
nice kalmak istiyorsam da, Beni yine de Sen’den ayıracaklar,’
Sonra, Sözlerini şöyle bağladı: ‘Ölümüm eşiğinde oturmaktan
başka yolum kalmadı. Böylelikle Sevgili Kardeşimi şu
Gözlerimle bir daha göremeyeceğim.’
Enkidu
tek başına Hasta yatarken, Orman’ın Giriş Kapısı’na, canlı bir
varlıkmış gibi küfür edip durdu:
‘Ey Aqılsız,
duygusuz ve kasvetli Kapı! Ulu Sediri görünceye dek, 20
Fersahı aşkın bir uzaklığı Senin için katettim. Yurdumuzda
Senin gibi Tahta yok. 72 Kübit yüksekliğinde, 24 Kübit genişliği’ndesin;
eksenin, halktan pervazların kusursuz.
Nippur’lu
bir Usta Zanaatçı yaptı Seni. Ah, sonucun nasıl olacağını bir
bilseydim! Senin yüzünden Başıma gelecekleri kestirseydim,
Baltamla parça parça eder, yerine de ince Çubuklar’dan bir
Kapı yapardım. Seni geleceğin bir Kralı buraya getirseydi ya
da Sana biçim veren bir Tanrı olsaydı, keşke! Bırak adımı
sildirip, kendininkini yazdırsın! Böylelikle de Enkidu’nunki
yerine onun başı belaya girsin!’
Günün ilk
ışınları’yla birlikte, Başını kaldırıp Güneş Tanrısı’nın
önünde ağladı. Parlayan Güneş Işıklar’ının altında Gözyaşı
döktü. ‘Güneş Tanrısı, Sana şu aşağılık Tuzakçı’dan
yakınacağım. O’nun yüzünden, Arkadaşımdan geri kalıyorum. Dileğim,
O’nun pek az Av bulmasını, güçsüz düşmesini, avladığı
Hayvanların Ağlarından kaçmasını, her paydan daha az almasını
sağlamandır.’
Tuzakçı’ya
Beddua ettikten sonra, Yosma’ya döndü. O’nu da lanetlemeye
başladı. ‘San
a
gelince Kadın, Sana da var gücümle Beddua edeceğim! Sonsuza
dek sürüp gidecek bir Alınyazısı yükleyeceğim Sana. Bedduam
yakında apansızın tutacak. Göreceğin İş için Başını sokacak
Çatı bulamayacaksın. Çünkü, öbür Kızlar’la birarada yer
tutamayacak; buna karşılık, içkiciler’in, sarhoşla’rın
kusmukları’yla kirlenmiş yerlerde işini göreceksin. Ücret’in
Çömlekçi’nin Toprağıyla ödenecek, çaldıkların bir Ahır’a
atılacak, Çömleşçiler Mahallesi’nin tozu toprağı içinde, Yol
Kavşakları’nda oturacaksın, Geceleri Gübre Yığını’nın üzerinde
yatacaksın, Gündüz’ün de, Duvar Gölgesi’nde bekleyeceksin. Böğürtlenler
ve Dikenler, Ayaklarını kanatacak; Ayyaşı da Ayığı da gelip
Yanaklarını tokatlayacak, Ağzın acıyla büzülecek. Mor
renklerinden sıyrılasın’ Çünkü bir vakitler Ben de Kırlarda
Karımla birlikte, istediğim değerli her şeye sahiptim.’
Şamaş,
Enkidu’nun Sözlerini işitince, O’na Gök’ten seslendi:
‘Enkidu, Sana
Tanrılar’a layık Ekmeği yemeği, Krallar’ın Şarabı’ndan içmeyi
öğreten Kadın’a niçin Beddua ediyorsun? Sana Göz Kamaştırıcı
Giysiyi giydiren Kadın, aynı zamanda Yoldaş olarak görkemli
Gılgamış’ı da vermedi mi? Öz kardeşin Gılgamış,
Seni Kralların yattıkları Yatağa da, solundaki Sedir’e de
boylu boyunca yatırmadı mı? Ayaklarını Yeryüzü’nün
Şehzadeleri’ne öptürttü. Şimdi de Uruk Halkı
,
Gözyaşı döküp Sana Ağıt yakıyor. Öldüğünde de Gılgamış,
Saçlarını Senin için uzatıp Aslan Postu giyerek Çöllerde
dolaşacak.’
Görkemli
Şamaş’ı işitince, Enkidu’nun öfkeli Yüreği yatıştı.
Bedduasını geri aldı ve şöyle dedi:
‘Kadın, Sana başka
türlü bir Alınyazısı’nı yüklüyorum. Sana Beddua eden Ağız,
şimdi Seni kutsayacak. Krallar, Şehzadeler, Soylular Sana
tapacak. Senin için 4 Fersah ötedeki Er kişi, Eliyle Kalçasına
vuracak; Saçını Başını yolacak. Yine Senin için Kemerini çözüp
Servetini ortaya dökecek. İstediğini elde edeceksin: Lacivert
Taşı, Altın, Akik alacaksın Hazineler’den. Parmağına Yüzükler
takacak, Bedenine Giysiler yakıştıracaksın. Rahip Seni
Tanrıların önüne çıkartacak. Bir Eş, 7 Çocuk Annesi bir Kadın
Senin uğruna terk edildi.’
Enkidu,
Hasta ve Yapayalnız uyudu ve sıkıntıyla içini Arkadaşına döktü:
‘Sedir’i kesen Ben’dim.
Orman’ı kesip biçen Ben’dim. Humbaba’yı da
tepeleyen Ben’dim. Şimdi gel de gör halimi. Dün Gece gördüğüm
Düş’ü dinle, arkadaşım. Gökler gürledi, Yer de gümbürdeyerek
karşılık verdi. Onların arasında Ben, kendimi heybetli bir
Varlığın, Karanlık Yüzlü İnsan-Kuş’un önünde buldum; Bana
yöneldi açıkça. Kan emici yüzlü, Aslan ayaklıydı; Elleri de
Kartal pençesiydi. Üzerime atlayıp Pençelerini Saçlarıma
daldırdı. Beni sımsıkı tuttu, hem öyle sımsıkı tuttu ki,
soluyamaz hale geldim. Sonunda biçimimi değiştirdi; Kollarım,
tüylü Kanatlar haline geldi. Gözlerini Bana dikti ve Beni
Karanlıklar Ecesi İrkalla’nın Sarayı’na, dönüşü olmayan
İniş yolu’na götürdü.
‘İçindekilerin, Karanlık’ta oturduğu Ev ordadır; Yiyecekleri
Toz, Etleri Kil’dir. Kuşlar gibi Kanatlıdır hepsi. Işığı
görmezler ve Karanlık’ta otururlar. Toz evi’ne girip orada
Yeryüzü’nün Kralları’yla karşılaştım. Taçlarını bir daha
Başlarına geçirmemek üzere çıkarmışlar. Tümü de, bir vakitler
Krallar’a özgü Taçları taşıyan, eskiden Yeryüzü’nde
Egemenliklerini sürdüren Krallar ve Şehzadeler’di. Geçmiş
Günler’de Anu ve Enlil gibi Tahtını ellerinde
tutmuş bulunan bütün bu Krallar ve Şehzadeler, şimdi Hizmetçi
durumundaydılar; Toz evi’nde kızarmış Et getirip götürüyorlar,
pişmiş Et ve Su taşıyorlardı. Girdiğim o Toz evi’nde,
Başpapazlar, Rahip Yardımcıları, Büyü ve Vecd Rahipleri,
Tapınağın Hizmetçileri ve çok eski günler’de Kartal’ın Göğe
çıkardğı Kiş Kralı Etana, bulunuyorlardı. Yine orada
Sığırlar’ın Tanrısı Samukan’ı, Yeraltı-Evreni’nin
Tanrıça’sı Ereşkigal’i, O’nun önünde de çömelmiş oturan
Tanrılar’ın Yazıcısı ve Ölüler Defteri’ni tutan Belit-Şeri’yi
gördüm. Elinde tuttuğu Yazılı Levhalar’dan bir şeyler
okuyordu. Başını kaldırıp, Beni görünce, ‘Bunu buraya kim
getirdi?’ diye sordu. Bunun üzerine, ıssız Sazlık bir yerde,
Tepe’den Tırnağa Kan’a boyanmış olarak dolaşıp duran ve bir
Çiftlik Kahyası tarafından yakalanıp, Yüreği korkuyla çarpan
bir Adam gbi uyandım.’
Gılgamış
giysilerini üzerinden atmış, Arkadaşını dinliyordu ve hünhür
hüngür ağlıyordu. Gılgamış dinledi, dinledikçe de
Gözyaşları arttı. Sonra Enkidu’ya şöyle dedi:
‘Yıkılmaz Duvarlı
Uruk’ta
böylesine
Bilge başka kim var? Tuhaf şeyler söylendi; Yüreğin neye
böylesine Tuhaf konuşuyor? Düş olağanüstü’ydü; ama, korku da
büyük’tü. Korkunçluğunun kertesi ne olursa olsun, yine de düşü
pek değerli saymalıyız. Çünkü, Sefilliğin eninde sonunda
acıyla bittiğini gösteriyor bu Düş.’ Daha sonra, şöyle
yakardı: ‘Arkadaşım uğursuz bir düş gördüğü için, yüce
Tanrılar’a Dua edeceğim şimdi.’
Enkidu’nun
Düş gördüğü Gün de sona erdi. Ama o, Hastalık yüzünden
yerinden kıpırdayamadı. Bütün Gün boyunca Yatağında uzandı
kaldı. Ağrıları da gittikçe arttı. Enkidu, Kırlar’dan
ayrılmasına yolaçan Arkadaşı Gılgamış’a, ‘Bir vakitler
sana Hayat suyu’nu bulmak için koşup durdum, ama şimdi Elimde
hiçbir şey yok’ dedi. Ertesi gün de yatağından çıkamadı.
Gılgamış onun Başucundan ayrılmadı, ama Hastalığı
azıtıyordu. Enkidu 3.Gün de Yatağında kaldı.
Gılgamış’a seslenerek onu Yatağından kaldırdı. Artık iyice
güçsüzleşmişti; ağlamaktan Gözlerine Perde de inmişti. 10 Gün
yattı ve acıları daha da arttı. Bu acılarla Yatağında 11, 12
Gün yattı. Sonunda Gılgamış’a seslendi: ‘Arkadaşım,
yüce tanrıça bana beddua etti, utanç içerisinde ölmem
gerekiyor. Savaş’ta vurulan bir Er kişi gibi ölmeyeceğim.
Vurulmaktan korkmuyorum. Ama Vuruşma sırasında ölene ne mutlu!
Yazık ki ben utanç içinde öleceğim.’ Gılgamış,
Enkidu için ağladı durdu. Tan vakti’nin ilk ışınları’yla,
sesini yükselterek Uruk’un gün görmüş danışmanlarına ve
pirlerine şöyle dedi:
‘Dinleyin
beni Uruk’un ermişleri,
Arkadaşım
Enkidu’nun uğruna döküyorum gözyaşlarımı
Yas tutan bir kadın gibi
inliyorum
Kardeşim için
ağlıyorum.
Ey Enkidu
kardeşim!
Yanımdaki baltam,
Elimin gücü, önündeki
kalkan, kucağımdaki kılıç!
Sendin.
Ey ender süs en
görkemli giysi;
Uğursuz bir
alınyazısı sen’den yoksun kıldı Beni.
Anan ve Baban
olan
Yabanıl
Eşek ve Ceylan,
Seni
besleyen bütün kuyruklu Yaratıklar,
Hep
ardından ağlıyor.
Ova’nın
da Otlakların da bütün Yabanları,
Sedir
Ormanı’nda sevdiğin Keçiyolları,
Ardından
Ağıt yakıyorlar gece gündüz.
Bütün
ileri gelenleri yıkılmaz duvarlı Uruk’un
Ağlasınlar ardından,
Enkidu, genç Kardeş,
Kutsama’nın Parmağı, bırak Seni göstersin yakarış içinde,
Kulak
ver Ülkeyi baştanbaşa yarıp geçen Yankı’ya,
Bir
Annenin inleyişini andıran o Yankı’ya,
Birlikte
yürüdüğümüz Keçiyolları’nın tümü
Avladığımız Yabanıl Hayvanlar, Ayı ve Sırtlan
Kaplan,
Pars ve Aslan
Geyik
de, Dağ Keçisi de, Boğa da, Maral da
Kıyıları
Boyunca gezindiğimiz Irmak da
Elam’ın
Ula’sı da,
Bir
vakitler Kırbalarımızı doldurmaya gittiğimiz Sevgili Fırat da
Ağlıyorlar
Senin için.
Bekçi’yi
öldürdüğümüz Dağ,
Ağlıyor
ardından,
Gökyüzü Boğası’nın
öldürüldüğü
Yıkılmaz
Duvarlı Uruk’un Savaşçıları,
Senin peşinden Gözyaşı
dökmekte.
Herkes Eridu’da,
Arkandan ağlamakta
Enkidu,
Ye diye Sana Tahıl
taşıyanlar,
Yasını tutmaktalar.
Sana içesin diye Arpa
Suyu sunanlar,
Şimdi ardından Ağıt
yakmaktalar.
Seni miskl’e yağlayan
Yosma,
Senin için şimdi
inleyip sızlanmakta.
Sana bir Eş bir de
güzel öğütler’le bezenmiş yüzük sunan Saraylı Kadınlar,
Şimdi arkandan
ağlayıp saçlarını yolmakta.
Kardeşlerin olan genç
Erkekler,
Kadınöışcasına
Saçlarını uzatıp Yas tutuyorlar.
Nasıl bir şeydir
acaba Seni alakoyan şu Uyku
Karanlıklarda yitip
gittin ve artık Beni işitmez oldun.’
Yüreğini yokladı.
Atmıyordu. Gözlerini de açmadı bir daha. Gılgamış,
yeniden Arkadaşının Yüreğini yokladı. Hayır, atmıyordu artık.
Böylece, bir Gelini Duvakladıkları gibi, Gılgamış da
Arkadaşını bir Örtü’ye sardı. Bir Aslan gibi, Yavrularından
yoksun kılınmış bir Dişi Aslan gibi Öfkesi’nden kudurdu.
Delilenip, Yatağının çevresi’nde döndü de döndü; döndükçe
Saçlarını yolup yolup sağına soluna saçtı. Debdebeli
Giysilerini paralayarak, .çkardı iğrenç şeylermişcesine yere
çaldı.
Günün ilk Işığıyla,
Gılgamış varıp şöyle haykırdı: ‘Seni Krallar’ın
Yatağına yatırdım.
Solumdaki Sedir’e
uzandın. Yeryüzü’nün Şehzadeleri gelip Ayaklarını öptüler.
Uruk Halkı’ndan Senin için ağlayıp, Ağıt yakmasını isteyeceğim.
Kaygısız ve ein İnsanlar, Kederinden iki büklüm olacak. Toprağa
verildiğinde, Saçımı uzatacağım. Aslan Postuna bürünüp
Çöllerde dolaşacağım. ‘ Ertesi Gün, Tan ağarırken Gılgamış
yenibaştan yakınmaya koyuldu. Enkidu için 7 Gün, 7 Gece
ağlayıp sızladı. Kurtlar Enkidu’nun Gövdesine üşüşene
kadar , bu böyle sürdü gitti. Ancak ondan sonra, Enkidu’yu
Toprağa verdi. Çünkü Anunnaki, yani Yargıçlar ona El
koymuştu artık. O zaman Gılgamış, Ülkedeki bütün
Bakırcıları, kuyumcuları, Taşçıları çağırıp biraraya topladı.
Tümüne de, ‘Arkadaşımın Heykelini yapacaksınız,’ buyruğunu
verdi. Heykel yapılırken, Göğüs bölümüne bol miktarda Lacivert
Taşı, Gövde kesimine de Altın kullanıldı. Sert tahtadan bir
masa da yapıldı; üzerine balla dolu bir akik kase ve tereyağla
dolu lacivert taşından bir başka Kase kondu. Gılgamış
bunları Güneşe sundu ve sonra ağlayarak uzaklaştı oradan.(Sosyalizm
ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nden)
Hammurabi
MÖ 2003 -1961
MÖ
XVIII.yy
Babil Kralı. Sami Hanedanı’nın
6.Kralı.
1901 de Sus kentinde görevli bir
Fransız Bilimsel Kurulu tarafından bulunan Hammurabi
Yasaları (Silindir Biçiminde diyorit dikme taş)yla ünlü.
Louvre Müzesi’nde saklanan bu yasalar, dünyanın ilk hukuk ve
ekonomi metinleridir.
Akatca
yazılan bu yasa 282 maddedir. Bu yasadan Babil’in 3 sınıftan
oluştuğu öğrenilir:
1.Mülkiyet
ve Ticaret Hakkına sahip olan soylular.
2.Sadece menkul mülkiyet hakkını
kullanabilen halk.
3.Hiçbir hak kullanamayan köleler.
Cezalar bu sınıfların her birine
göre başkadır. Yasa tipik bir köleci düzen yasasıdır. Devletin
ekonomiye ilk müdahale örneğidir.
Sümer efsanelerinin mirasçısı olan
Asur-Babilonya uygarlığından.
Samuel Reinach
Orpheus kitabında şöyle der: ‘ Hamurabi
kanunları, Musevi kanunları için ileri sürülmesi gelenek
haline gelen tarihten 700 yıl önce yapıldı.’
Hammurabi
Yasaları
Krallığın ebedi tohumu,
Kuvvetli
kral
Babil’in
güneşi
Sümer
ve Akkad memleketleri üzerine nur çıkartan (yağdıran),
Dört
cihana boyun eğdiren kral
Iştar’ın
sevgilisiyim ben,
Marduk, insanları doğru idare etmek (ve)
Memleketin idaresini
ele almakla beni görevlendirdiği zaman,
Memleketin
diline doğruluk ve adalet koydum.
(Halkı
memnun ettim) Halkın bedenini hoş ettim
İşte o
zaman:
Eğer bir
adam, bir adamı suçlayıp ona cinayet suçu atar (onu cinayetle
suçlar) ve bunu ispat edemezse, suçlayan kimse öldürülecektir.
Eğer bir
adam, bir adam hakkında (onun) büyü (yaptığını) iddia ederse
ve onu ispat etmezse (edemezse); üzerine büyücülük iftirası
atılan adam, nehre gidecek (nehre atılacaktır). Eğer nehir onu
çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir).
Eğer o adamı nehir temize çıkarırsa ve selamete çıkarsa ona
iftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çıkarttığı (adam)
iftiracının malına mülküne sahip olacaktır.
Eğer bir
adam, bir davada yalancı şahitliğe (yalancı şahid olarak) çııp
söylediği sözleri ispat edemezse ve eğer bu dava can davası
ise (canla ilgili dava ise), o adam öldürülecektir.
Arpa veya
gümüşün (paranın) konu olduğu bir şahitliğe çıkarsa, o davanın
cezasını çekecektir.
Eğer bir
yargıç, bir dava hükmetmiş, karar kesip bir belge
düzenlemişse ve sonra kararını değiştirirse, o yargıcın
verdiği kararda değişiklik yaptığını tespit ederlerse ve bu
davada şihayet varsa ( verilen hükmün) 12 katını verecektir (ödeyecektir).
Meclisteki yargıçlık kürsüsünden kaldırtılacak ( atılacak,
oraya) dönmeyecek ve mahkemede yargıçların arasına
oturtulmayacaktır.
Eğer bir
adam ister gümüş, ister altın, ister erkek, ister kadın köle,
ister öküz, ister koyun, ister eşek veya herhangi bir şeyi bir
(hür) adamın oğlunun veya kölesinin elinden, şahitsiz veya
senetsiz satın alır veya onu saklamak için alırsa, o adam
hırsızdır, öldürülecektir.
Eğer bir
adam, sığır, koyun, eşek, domuz veya bir gemi çalarsa ve
bunlar tanrıya veta Saraya aitseler (çaldığının) 30 katını
verecektir; muşkenum’a aitse 10 katını ödeyecektir. Eğer
çalanın verecek hiçbir şeyi yoksa öldürülecektir.
Eğer,
eşyası kaybolan bir adam, kaybolan eşyasını bir adamın elinde
yakalarsa, kaybolan eşya elinde yakalanan kimse ‘ bana bunu
bir satıcı verdi, şahidler önünde saın aldım’ derse, eşyası
çalınan adam (da) ‘kaybolduğunu bilen şahit getireyim’ derse,
satın alan ona satanı ve önlerinde satın aldığı şahitleri
getirirse, yargıçlar sözlerini inceler; önlerinde satış olan
şahidler ile çalındığını bilen şahidler, bildiklerini tanrı
önünde söyleyeceklerdir. Satan hırsızdır, öldürülecektir.
Çalınmış eşyanın sahibi ise, çalınmış malını alacaktır. Satın
alan, satanın mal ve mülkünden verdiği gümüşü alacaktır.
Eğer satın
alan kimse, ona vereni ve önünde satış yaptığı şahitleri
getiremezse, çalınmış eşyanın sahibi ise kaybolduğunu bilen
şahitler getirirse satın alan hırsızdır, öldürülecektir.
Kaybolmuş eşyanın sahibi, kaybolmuş eşyasını alacaktır.
Eğer,
kaybolmuş eşyanın eşyanın sahibi, kaybolan (eşyayı) bilen
şahitler getirmezse, o bir yalancıdır, iftira etmiştir,
öldürülecektir.
Eğer, satan
kimse kaderine gittiyse(öldüyse) satın alan, satanın mal ve
mülkünden, o davanın kestiği hükmün 5 katını iddia edip
alacaktır.
Eğer o
adamın şahidleri yanında değillerse, yargıçlar ona 6 ay kadar
bir süre tanıyacaklardır. Eğer 6 ay içinde şahitleri
çıkaramazsa o adam yalancıdır. O davanın cezasını
yüklenecektir.
Eğer bir
adam, bir başka adamın küçük oğlunu çalarsa öldürülecektir.
Eğer bir
adam, Saraya veya muşkenum’a ait kaybolmuş bir erkek veya
kadın köeyi evinde saklarsa ve tellalın çağrısı üzerine onu (ortaya)
çıkartmazsa o evin sahibi öldürülecektir.
Eğer bir
adam, kayıp bir erkek veya kadın köleyi kırda (açaıkta)
yakalayıp sahibine getirirse, kölenin sahibi ona 2 şekel gümüş
verecektir.
Eğer o köle
sahibini söylemezse, onu (yakalayan) saraya götürülecektir.
Durumu araştırılacak ve sahibine onu geri verecektir.
Eğer, o
köleyi evinde alakorsa, sonra köle elinde yakalanırsa, o adam
öldürülecektir.
Eğer köle,
onu yakalayanın elinden kaçarsa, o adam köle sahibine tanrı
yemini edecek ve serbest kalacaktır.
Eğer bir
adam bir ev delerse, deliğin önünde onu öldürülecekler ve onu
asacaklardır.
Eğer bir
adam hırsızlık yapar ve yakalanırsa o adam öldürülecektir.
Eğer hırsız
yakalanmazsa malı çalınan adam, nesi çalındıysa tanrı önünde
açıklayacak, topraklarında ve bölgelerinde hırsızlık olan
şehir ve onun ileri gelenlerine çalındıysa kendisine
ödeyeceklerdir.
Eğer bir
can (konu) ise, şehir ve ileri gelenleri onun (yakınlarına)
bir MANA ( yaklaşık yarım kiloluk ağırlık birimi) gümüş
tartacaklardır.
Eğer bir
adamın evinde ateş (yangın) üflenirse (çıkarsa), ateşi
söndürmeye gelen adam ev sahibinin eşyasına göz kaldırırsa (
göz korsa) ve ev sahibinin malını alırsa, o adam o ateşe
atılacaktır.
Eğer Kralın
seferine gitmesi emredilen bir asker, veya bir balıkçı (
emredilen sefere) gitmezse ve bir bedel kiralayıp yerine
yollarsa o asker veya o balıkçı öldürülecektir. Onun yerine
kiralanan ( bedel) onun malını mülkünü yüklenecektir (
alacaktır).
Eğer, timar
hizmetinde iken kaçırılan bir asker veya balıkçının oğlu
timar’ı yürütebilecek kudrette ise tarla ve bahçe kendisine
verilip, babasının tımarının sorumluluklarını yerine
getirecektir.
Eğer oğlu
küçükse ve babasının timarın sorumluluğunu yüklenecek kudrette
değilse, bahçenen ve tarlanın 1/3 ü annesine verilecek, annesi
onu büyütecektir.
Eğer bir
asker veya bir balıkçı, tarlasını ve bahçesini ve evini timar
yüzünden terk edip uzaklaşırsa, ondan sonra bir başkası
tarlasına, bahçesine ve evine el koyarsa (ve) 3 yıl timar
sorumluluğunu yerine getirirse, kendisi (asker veya balıkçı)
döner,tarlasını, bahçesini ve evini (geri) isterse, ona
verilmeyecektir. El koyan ve tımarı yürüten kimse, sorumluluğunu
yerine getirecektir.
Eğer bir
yıl uzaklaşıp dönerse tarlası, bahçesi ve evi ona verilecektir.
Kendisi timarının sorumluluklarını terine gerirecektir.
Eğer, ister
bir asker, ister bir balıkçı olsun, Kral seferinde , (iken)
esir edilmişse ve bir tüccar onu çözerse ( kefaretini öderse)
ve şehrine kavuşturursa, evinde çözme parası (fidye) varsa,
kendisini bizzat çözer (tüccara olan borcunu verir). Şayet
evinde çözecek ( bir karşılığı) yoksa şehrinin tapınağı
(tarafından) çözülür.Eğer şehrinin tapınağının çözüm karşılığı
yoksa, onu saray çözecektir. Tarlası, bahçesi ve evi çözüm
karşılığı olarak, verilmeyecektir.
Eğer bir
hattatum ve laputtum, çürüğe çıkarılmış bir askeri ( askere)
alır veya Kral seferine kiralık bir bedeli kabul edip (onu)
sevkederse, o hattatum veya laputtum öldürülecektir.
Eğer bir
hattatum veta bir laputtum, bir askerin eşyasını alırsa,
askere haksızlık ederse, askeri kira ile başkasına verirse,
askeri ( bir) davada kuvvetliyse (büyük bir kimseye)
bırakırsa, Kralın ona hediyelerini ( verdiklerini) ondan
alırsa, o hattatum veya laputtum öldürülecektir.
Eğer bir
adam, bir askerin elinden, Kralın ona verdiği sığırları ve
koyunları satın alırsa, gümüşten (eli) kalkar (parasını
kaybeder).
Bir asker,
bir balıkçı ve bir vergi yükümlüsünün tarlası, bahçesi veya
evi gümüşe (para karşılığı) verilmeyecektir (satılmayacaktır).
Eğer bir
adam, bir askerin, bir balıkçının veya bir vergi mükellefinin
tarlasını, bahçesini veya evini satın alırsa, atbleti (sözleşmesi)
kırılacaktır. Gümüşten (öeddiği parayı) kaybedecektir. Tarla,
bahçe ve ev sahibine dönecektir.
Bir asker,
bir balıkçı veya bir vergi mükellefi, timarının (unsurlarını
teşkil eden) tarla, bahçe ve evinden (bir kısmını) karısının
veya kızının üzerine yazamaz veya borcu için veremez.
Satın alma
yoluyla sahip olduğu tarlasından, bahçesinden ve evinden
karısına ve kızına yazacaktır (verebilecektir) ve borcuna(karşılık)
verecektir (verebilecektir).
Bir naditum,
bir tüccar veya yabancı bir tımar sahibi, tarlasını, bahçesini
ve evini gümüşe (para karşılığı) verecektir (verebilecektir).
Satın alan, satın aldığı tarlanın, bahçenin veya evin tımar
sorumluluğunu yerine getirecektir.
Eğer bir
adam, bir askerin, bir balıkçının veta bir küçük tımar
sahibinin tarlasını, bahçesini veya evini değilme suretiyle
alır ve üste bir kıymet verirse (öderse) asker, balıkçı veya
küçük tımar sahibi tarlasına, bahçesine veya evine döner ve
ona verilen ilave kıymeti taşır ( muhafaza eder, geri vermez).
Eğer bir
adam, bir tarlayı işlemek üzere kiralarsa ( fakat) tarlada
arpa yetiştirmezse ve tarlada iş yapmazsa bu ispat edilecek ve
(bitişik) komşunun ( ürünü) oranında arpayı tarla sahibine
verecektir.
Eğer
tarlayı işlemeyip gen bıraktıysa tarla sahibine, (bitişik)
komşusununki gibi arpa verecektir. Gen bıraktığı tarlada gen
bozulacak, diziye (arka) ekim yapacak, tarla sahibine iade
edecektir.
Eğer bir
adam, gen bir tarlayı 3 yıl içinde açmak üzere kiraladıysa, (fakat)
kol atıp (tembelleşip) tarlayı açmazsa, 4.yıl tarlada gen
bozacak, kesek kıracak ve arka ekim yapacak, tarla sahibine
iade edecektir. Her 18 İKU ( 2600 metrekare) için10 GUR arpa
(200 litre) sayacaktır (ölçecektir).
Eğer bir
adam, tarlasını ürün almak üzere kiracıya verirse, tarlasının
ürününü alır (fakat) sonra tarlayı su basarsa veya sel
götürürse, zarar (tarlayı) işleyenindir.
Eğer
tarlasının kira karşılığı olan gelirini almadıysa (fakat)
yarıya, yahut 1/3 hisseye tarlasını verdiyse, tarlada yetişen
arpayı, tarlayı işleyenile tarla sahibi (belli) bir orantı
içinde bölüşeceklerdir.
Eğer
tarlayı işleyen adam, daha önceki yılın emeğini almadığı için,
tarlayı (tekrar) işleyeceğini söylerse, tarla sahibi
reddetmeyecektir. Tarlayı işleyen, tarlasını sürecek, hasat
zamanında anlaşmasında olduğu gibi arpayı alacaktır.
Eğer bir
adamın borcu varsa (fakat) tarlasını fırtına tanrısı su
altında bırakırsa, veya sel götürürse yahut susuzluktan
tarlada arpa yetişmezse, o yıl arpayı alacaklığa ödemeyecektir.
Tableti ( vesikası) ıslatılacak ( silinecek) ve o yıl için
faiz vermeyecektir.
Eğer bir
adam, bir tüccardan gümüş alırsa, susam veya arpa için
hazırlanmış olan tarlayı tüccara ( karşılık olarak) verirse,
‘tarlayı işle, yetişecek olan arpayı veya susamı topla , al’
derse (ve) eğer (tarlayı) işleyen (kimse) tarlada arpa veya
susam yetiştirdiyse hasat zamanında, arpayı veya susamı alacak
olan tarla sahibidir. Tüccardan aldığı paraya karşılık (
olarak) faizi ile birlikte tüccara arpa verecek, (ayrıca) emeğini
de ödeceyecektir.
Eğer
tarlayı işleyen adam, arpa ekilmiş tarlayı veya susam ekilmiş
tarlayı verirse, tarlada olan (yetişen) arpa veya susamı tarla
sahibi alacak, gümüş ve faizini tüccara iade edecektir.
Eğer geri
ödeyecek gümüş yoksa, tüccardan aldığı gümüşün ve faizin
karşılığı kadar susam veta arpa, kralın emrine uygun olarak
tüccara ödeyecektir.
Eğer,
(tarlayı) işleyen tarlada arpa veya susam yetiştirmediyse (mahsul
almadıysa ) sözleşmesi değişmeyecektir.
Eğer bir
adam, tarlasının kenar (su) bendinin kuvvetlendirilmesinde
ihmal gösterip, bendi sağlamlaştırmazsa ve bendde delik
açılırsa ve (ekim yapılacak) tarlayı su götürürse, bendinde
delik açılan adam, zarar gören arpayı ödeyecektir.
Eğer,
arpayı ödeme kudreti yoksa, kendisini ve malını para karşılığı
verecekler (satacaklar), arpasını su götürmüş olan göllenmiş
tarlanın adamları (elde edilen gümüşü) bölüşeceklerdir.
Eğer bir
adam, sulamak için bir kanal açarsa ( ve onun bakımında)
tembellik ederse ( bu yüzden) yanındaki tarlayı su basarsa ona
( komşusunun yetiştirdiği kadar) arpayı ödeyecektir.
Eğer bir
adam, suyu açıp, yanınaki tarlanın işlerini su altında
bırakırsa, her ( 18 İKU’dur) BUR için 10 GUR arpa ödeyecektir.
Eğer bir
çoban, küçük baş hayvanlarını otlatmak için tarla sahibi ile
uyuşmaz ve tarla sahibi olmadan (izinsiz olarak) hayvanlarına
tarlayı otlattırırlarsa, tarla sahibi tarlasını hasad ettiğinde
tarla sahibinin izni olmadan tarlada hayvanları otlatan çoban,
(hasadın) üstüne (fazla olarak) her BUR için 20 GUR arpa tarla
sahibine verecektir.
Eğer
hayvanlar çayırdan çıktıktan sonra, bütün sürü şehir
kapısından (gizlice) süzülürse ( yeniden çıkarsa) ve çoban
hayvanları bir tarlaya salarsa, o tarlayı hayvanlara yedirirse,
tarlayı yediren çoban, tarlayı ( sonradan) koruyacaktır (
bekçiliğini ypacaktır). Hasat zamanı her BUR için 60 GUR arpa
tarla sahinine ödeyecektir.
Eğer bir
adam bahçe sahibi olmaksızın (izinsiz olarak) adamın
bahçesinden ağaç keserse ½ MANA gümüş tartacaktır.
Eğer bir
adam, bir tarlayı ağaç dikmek üzere, bahçıvana verirse,
bahçıvan bahçeye (ağaç) dikerse 4 yıl bahçeyi yetiştirecek,
5.yıl bahçe sahibi ile bahçıvan bunu eşit olarak bölüşecekler,
bahçe sahibi hissesini seçip alacaktır.
Eğer
bahçıvan, tarlanın ağaşlanmasını tamamlamadıysa, gen
bıraktıysa, gen bırakılan yeri onun hissesi olarak ona
verecektir.
Eğer, ona
bahçe yapmak üzere verilen tarlayı dikmediyse ( o tarla) ekili
bir tarla ise, bakılmadığı , yılların tarla ürününü bahçıvan,
tarla sahibine bitişik tarla ürünü gibi (kadar) sayacaktır.
Tarlanın işlemesini yapıp, tarla sahibine geri verecektir.
Eğer gen
bir tarla ise, tarlanın işlerini yapacak, tarlayı tarla
sahibine geri verecek ( ve ayrıca) bir BUR için 10 GUR arpa,
her yıl için sayacaktır.
Eğer bir
adam, bahçesini tohumlamak için bahçıvana verirse, bahçıvan
bahçeyi (elde) tuttuğu sürece (kira olarak) ürünün 2/3 ünü
bahçe sahibine verecek, 1/3 ünü kendisi alacaktır.
Eğer
bahçıvan, bahçeyi tohumlamadıysa ve (bu yüzden) ürün azaldıysa
bahçıvan, bahçe ürününü, bitişik bahçeye göre sayacaktır (
ödeyecektir).
Eğer bir
adam, bir tüccardan gümüş (para) alırsa, tüccarı (parayı) geri
isterse ve verecek hiçbir şeyi yoksa, tohumlamadan sonra
bahçesini tccara verip, ona ‘bahçede gümüşünün (paran)
karşılığı ne kadar hurma varsa götür’ derse (ve) o tüccar razı
olmazsa bahçede ne kadar hurma varsa, bahçe sahibi onu
alacaktır, Gümüş ve faizi tabletine göre tüccara ödeyecek,
tarlada yetişmiş olan fazla hurmayı da bahçe sahibi alacaktır.
(Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nden)