MEZOPOTAMYA

(Akad, Babil, Asur, İsrail, Kartaca , Sümer)

 

 

MÖ 2003-1961          Hammurabi

 

Gılgamış Destanı

 H.Ö. 1000ler (M.Ö. 4000 ler)

 

Yedi Bilge

 

Yedi inancıyla ilgili olarak ilerisürülen bilgeler.. Mezopotanya’nın en eski 9 kenti”ne Uygarlığı onların getirdiğine inanılmıştır.

       Gılgamış Destanı ilk tabletlerinde Uruk Kenti”nin surlarını yedi bilgenin yaptığı anlatılır.

       Hintliler’in 7 Bilgeleri, Arapların 7 askı Şiirleri”yle tanınan 7 Ozan-Bilgeleri hep 7 sayısının kutsallığı inancıyla ilgilidir. Yani bütün bu ozan ve bilgelerin sayılarının  daha çok olduğu kesindir, ne varki yedi inancı’ndan ötürü sayıları hep yediyle sınırlanarak anılmışlardır.

       .....

       MÖ.4. binler..

Dicle Fırat arasında Mezopotanya’da Sümerler yaşıyordu. Bir çok Tanrıları vardı, ama Marduk Sümer Tanrısı’dır, Marduk, maddeye biçim veren ve deltayı yaratan Tanrı’ydı.

Bu efsane Torah’tan 4000 yıl öncedir.

       Tanrılar Marduk'u, Okyanus Tanrısı Tiamat'la savaşmaya çağırdılar. Marduk, Tiamat'ı yendi ve Denizler’e sınırlar çekti. ‘Tanrılara Tapınan bir Varlık’ bulunsun diye de Balçık’tan İnsan’ı yarattı. Sonraları İnsanlar’dan hoşnut olmayan Tanrılar, onları yok etmeyi kararlaştırdılar. Tanrı Ea, Tanrılar Kurulu’nun bu kararına karşı, çok sevdiği bir İnsan olan Ut-Napiştim'i kurtarmak ister. O’nun rüyasına girerek bir Gemi yapmasını fısıldar. Ut-Napiştim yaptığı Gemi’nin içine Karısını, Çocuklarını, İşçilerini, Hayvanlarını ve Tohumlarını doldurur. Tufan başlamıştır, bütün insanlar boğulmuşlardır. Ut-Napiştim'in Gemisi yüzmektedir. İnsanlar’ın boğulduğunu gören Tanrılar kuşkuya kapılmışlardır. Tanrılar Kraliçesi olan İştar sızlanmaya başlamıştır: İnsan yeniden Balçık oldu. Tanrılar Kurulu’nun bu kararına katıldığım için Ben de sorumluyum bundan..

       Fırtına 7 gün sürer. Ut-Napiştim önce bir Güvercin salıverir, Güvercin geri gelir. Ertesi gün bir Kırlangıç salıverir, o da geri gelir. 3. gün bir Karga salıverir, Karga geri gelmeyince Gemisini durdurur ve Gemisinin konduğu Dağ’ın  Zirvesi’nde bir Kurban keser. Tanrılar Kurban’ın çevresine sinekler gibi üşüşürler. Tufan’ı tertipleyen Tanrı Enlil, Tanrılar Kurulu’nun kararına ihanet ettiği için Tanrı Ea'ya bir güzel çıkışır. Tanrılar artık yapacakları bir şey kalmadığı için Ut-Napiştim'le Karısına ölmezlik bağışlarlar.

       Enkidu’nun Ölümü İştar ve Gılgamış bir Sumer destanı’nın Babil Dili’yle yeniden yazılmış bir yorumudur.

 

       Enkidu’nun Ölümü İştar ve Gılgamış    

Gılgamış, uzun Lülelerini yıkayıp Silahlarını temizledi. Saçlarını Omuzlarından geriye attı. Lekelenmiş Giysilerini çıkarıp yenilerini sırtına geçirdi. Krallık Giysileri’yle kuşandı. Gılgamış, başına Tac’ı geçirdiğinde, görkemli Tanrıça İştar, bakışlarını O’na yöneltip yakışıklığına Hayran kaldı ve şöyle dedi:

‘Bana gel, Gılgamış, Erkeğim ol, Bedeninden bana Döl sun; böylece Ben senin Karın, Sen de benim Kocam olacaksın. Sana Tekerlekleri Altın’dan, Mahmuzları Bakır’dan, geri kalan bölümü de Altın’dan ve Lacivert Taşı’ndan yapılmış bir Savaş Arabası donatacağım. Yine sana, Yük Katırı olarak kullanabileceğin Fırtına Cinleri sağlayacağım. Sedir Tahtası kokan evimize girdiğinde Eşik de, Taht da Ayaklarını öpecek. Krallar, Hükümdarlar, Şehzadeler önünde eğilip  Dağlar’dan ve Ova’dan sana Haraç getirecekler. Maryalar’ın İkiz kuzulayacak, Keçilerinde Üçüz çıkaracak. Yük Eşeğin, Katırları geçecek, Öküzlerin rakipsiz olacak, Savaş Arabası’na koşulu Atlar’ın, Tezlikleriyle Irak İller’de bile ün salacak.’

         Gılgamış Ağzını açarak Görkemli İştar’a cevap verdi:

‘Seninle evlenirsem, karşılık olarak, Sana ne gibi Armağanlar sunabilirim? Bedenin için nasıl Yağlar , ne biçim Giysiler istersin? Sana Ekmek ve bir Tanrı’ya layık her türlü Yemişi sunmaktan kıvanç duyarım. Bir Ece’ye layık İçki olan Şarab’ı da sana sunmak isterim. Tahıl Ambarı’nı doldurmak amacıyla sana Tahıl verebilirim. Ancak, Seni Eş edinmeye gelince; işte bu olmaz. Sonra başıma neler gelmez ki? Sen, Sevgililer’in için, soğukta için için yanan bir mangal  , ne boraya ne de fırtınaya karşı koruyan sığınak, birlikleri perişan eden bir Hisar, kendisini taşıyanı kapkara eden Zift, yine kendisini taşıyanı bereleyen bir Kırba, korkuluktan düşen bir Taş, Düşmanın kullandığı bir Şahmerdan, giyenin ayağına vuran bir Çarık’tın.  Sevgililer’inden hangi birini sonsuza dek sevdin? Hangi Çoban’ın, seni her zaman tatmin etti? Dinle Beni, Sana Sevgililerinin serüvenini anlatayım:

Bir vakitler, Gençlik Çağı’nda, sevdiğin Tammuz vardı. Her yıl onun için yakarılmasını emrettin. Mavi Kuzgunu sevdin. Ama onun Kanatlarını kırmaktan kendini alamadın. Şimdi Koru’da oturup, ‘Kappi, kappi, ah kanadım, kanadım!’ diye sızlanıyor.

Korkunç güçlü Aslanı sevdin. Sevdin de O’na 7 Tuzak hazırladın; hem de 7 tane.

Vuruşma Alanları’nda Harikalar yaratan Aygır’ı sevdin. Sevdin de O’na Kamçı’yı, Mahmuz’u ve sırımdan Koşum Takımını layık gördün. Ona zorla 7 Fersah koşturdun, içeceği Suyu ilkin Çamur’la bulandırttın; Annesi Silini’nin de yakınıp inlemesine yolaçtın.

Sürünün Çobanını sevdin. O da senin için her gün elenmemiş kaba undan Çörek      pişirmesi yetmiyormş gibi uğruna  birçok Oğlak öldürdü. Sen bir vuruş’la O’nu Kurd’a dönüştürdün. Artık kendi Sürüsünün Çobanları onu kovalıyor, Çoban Köpekleri’de üzerine salıyorlar.

Sonra, Babanın olan Hurma Korusunun Bahçıvanını yani İşullana’yı da sevmemiş miydin? Sofranı, her gün Sepetler dolusu sayısız Hurma’yla donattı durdu.  Günler’den bir Gün de Gözlerini O’na çevirerek, ‘Sevgili İşullana, buraya, bana gel. Erkekliğini tadayım. Haydi del de al Beni; Senin olayım,’ dedin. İşullana da bu isteğine şöyle cevap verdi: ‘Benden böyle bir şeyi nasıl istersiniz? Hep Annem Yemeği pişirdi, Ben de  yedim. Şimdi Bana kötü kokan bozulmuş Yemek’ten başkasını sunamayacak olan Senin gibisine neye gelecek mişim? Kamış’tan yapılmış Perde’nin dondurucu Soğuklar’a karşı yeterince koruduğu ne zaman görülmüş ki?’ İsteğine karşılık bu Sözleri işitir işitmez O’na vurdun. O vuruş yüzünden bir Köstepek olup Toprağın kat kat altına girdi. O vuruşla, İşullana’yı, gönlünde erişemeyeceği arzuların kaynaştığı bir Köstebek haline getirdin. Tut ki sevişen bir  Çift olduk; bu durumda Ben de , senin bir vakitler sevdiklerinin akıbetine uğramayacak mıyım?’

 

         İştar, bunları işitince Öfke’ye kapılıp Yüce Göğe yükseldi. Babası Anu’nun ve annesi Antum’un önünde Gözyaşı döktü: ‘Babacığım, Gılgamış beni aşağıladı durdu. İğrenç davranışlarımı, tiksinti verici ve Çılgınlık dolu işlerimi bir bir Yüzüme vurdu.’

Anu şöyle cevap verdi:’Tanrıların Babası mısın sen? Kral olan Gılgamış’la Kavga edersen, o da, iğrenç Davranışlarını, Tiksinti verici çılgınlık dolu işlerini senin Yüzüne vurur.’

         İştar, yeniden sözü aldı:

‘Babacığım, Gılgamış’ı yok etmek için Bana Gökyüzü Boğası’nı ver. Gılgamış’ı öylesine kibirle doldur ki, bu Kibir onun yıkımına yolaçsın. Gökyüzü Boğası’nı Bana vermezsen, Cehennem’in Kapılarını kıracağım, Sürgülerini de sökeceğim. Böylelikle, yukarıdakileri aşağıdakileri birbirinden ayırt etmek imkansızlaşacak; İnsanlar arasında karşıklık çıkacak. Ölüleri, Canlılar gibi, Yemek yer hale getireceğim; böylece Ölülerin Sayısı yaşayanlarınkini geçecek.’

Anu da İştar’a şöyle dedi:’ İstediğini yerine getirirsem, Uruk’ta buğdayı tohumsuz Kabuk haline sokan 7 Yıllık bir Kuraklık baş gösterecek. İnsanlar için yeterli Tahıl, Hayvanlar için de yeterince Ot İstif ettin mi?’

İştar, ‘İnsanlar’a Tahıl, Hayvanlar’a da Ot İstif ettim. 7 yıllık tohumsuz Kabuk Dönemi için yeterince Tahıl ile Ot hazır’ diye cevap verdi.

         Anu, İştar’ın söylediklerini bitirince, Uruk’a götürmesi için Gökyüzü Boğası’nın Yularını Kızının Eline verdi. Uruk’un Kapıları’na vardıklarında, Boğa, Irmağa yöneldi; ilk homurtusu’yla Toprağın üzerinde Yarıklar açıldı, 200 kişi düşüp öldü. 2.Homurtu’suyla da Yarıklar açıldı, 200 kişi düşüp öldü. 3. Homurtu’suyla da Yarıklar açıldı; Enkidu tökezlediyse de anında yeniden toparlanıp yana sıçradı; ardından, Boğa’nın üzerine atlayarak O’nu Boynuzlarından kavradı. Gökyüzü Boğası, öfkelenip Enkidu’nun Yüzüne Köpük saçtı; Kuyruğunu sık tüylü kısmıyla O’nu kamçıladı.

Gılgamış’a bağıran Enkidu, ‘Arkadaşım, arkamızda kalıcı bir Ad bırakacağız diye böbürlendik. Haydi bakalım, şimdi Kılıcını, Ensesiyle Boynuzlarının arasına daldır; Boğa’nın Leşini yere ser, ‘ dedi. Onun üzerine, Gılgamış, Boğa’nın peşine düşüp kuyruğunun tüyü sık kısmını yakaladı. Ensesiyle Boynuzlarının arasına Kılıcını daldırdı. Gökyüzü Boğası’nı cansız yere serdikten sonra, Yüreğini çıkarıp Şamaş’a sundular. Canciğer Arkadaşlar ise yerlerinden kımıldamadılar.

         Ama İştar, yerinden  kalkıp Uruk’un Büyük Surları’na tırmandı. Bir zıplayışta Kule’ye erişip Beddua etti: ’Gökyüzü Boğazını öldürmekle beni küçümseyen Gılgamış’a lanet olsun!’

Enkidu, bu Sözleri işitince Boğa’nın Sağ Budu’nu koparıp İştar’ın Yüzü’ne fırlattı ve şöyle dedi: ‘Yakalarsam, Sana da yapacağım budur; Bağırsakları da yanına bağlarım.’

Bunun ardından, İştar, Halkını; rakseden, Şarkı söyleyen Kızları; Tapınağın Fahişelerini ve Yosmalarını bir araya getirdi. Gökyüzü Boğası’nın Budu üzerinde Ağıt yaktı

         Buna karşılık Gılgamış, Zırhçılar’ın ve Demirciler’in tümünü birden çağırdı. Boynuzlar’ın iriliğine Hayran kaldılar. Boynuzlar, iki Parmak kalınlığında Lacivert Taşı’yla kaplıydı. Gılgamış’ın, Koruyucu Tanrısı Lugulbanda’ya Armağan ettiği bu Boynuzlar’ın her biri sekiz Okka ağırlığındaydı; taşıdıkları Yağ mikrarıysa, altı ölçülüktü. Gılgamış, onları Sarayına taşıyıp Duvar’a astı. Ardından, Ellerini Fırat Irmağı’nda yıkadılar, birbirlerine sarıldılar ve uzaklaştılar. Kendilerini görmek için toplayan yiğitlerinin arasından Uruk’un sokaklarında ilerlediler.

         Gılgamış, Şarkı söyleyen Kızlar’a dönüp, ‘Yiğitlerin en Görkemlisi, Erler’in en Seçkini kimdir?’ diye sordu. ‘Gılgamış’tır, Yiğitlerin en Görkemlisi. Erler’in en Seçkini, yine Gılgamış’tır,’ karşılığını verdiler. Yiğitler, ‘Artık geceleyin dinlenelim, ‘ deyip yatıncaya dek, Saray’da yenilip içildi, eğlenildi, Bayram edildi.

         Gün ağarırken Enkidu doğrulup Gılgamış’a seslendi: ‘Ey kardeşim, dün Gece öyle bir Düş gördüm ki, sorma. Anu, Enlil, Ea ve Göksel Şamaş, birbirleriyle danışmak üzere toplandılar.Toplantı sürüp giderken, birara Anu, Enil’e, ‘Gökyüzü Boğası’nın canını aldıklarını ve, Sedir Dağı’nın Bahçiliğini yapan Humbaba’yı öldürdükleri için  ikisinden biri ölecektir, ‘ dedi.

Bunun ardından sözalan görkemli Şamaş, yiğit Enlil’e şunları söyledi: ‘Gökyüzü Boğası’nın canını almaları ve Humbaba’yı da öldürmeleri, Buyruğumuza uygundur. Şimdi, suçsuz olmakla birlikte  Enkidu’nun ölmesi mi gerekiyor?’

Bunun üzerine, Enlil öfkelenerek Şamaş’a şöyle cevap verdi: ‘Onların çok yakınıymış gibi davranan Sen, nasıl olur da böyle bir şeyi ileri sürebilirsin; anlaşılır gibi değil doğrusu,’ karşılığını verdi.

         Böylece Enkidu, Gılgamış’ın önüne serilerek Gözyaşları döktü. Ağlaya ağlaya, Gılgamış’a şunları söyledi: ‘Ey kardeşim! Ey kardeşim’ Seni nice seviyorsam da, yanında nice kalmak istiyorsam da, Beni yine de Sen’den ayıracaklar,’ Sonra, Sözlerini şöyle bağladı: ‘Ölümüm eşiğinde oturmaktan başka yolum kalmadı. Böylelikle Sevgili Kardeşimi şu Gözlerimle bir daha göremeyeceğim.’

         Enkidu tek başına Hasta yatarken, Orman’ın Giriş Kapısı’na, canlı bir varlıkmış gibi küfür edip durdu:

‘Ey Aqılsız, duygusuz ve kasvetli Kapı! Ulu Sediri görünceye dek, 20 Fersahı aşkın bir uzaklığı Senin için katettim. Yurdumuzda Senin gibi Tahta yok. 72 Kübit yüksekliğinde, 24 Kübit genişliği’ndesin; eksenin, halktan pervazların kusursuz. Nippur’lu bir Usta Zanaatçı yaptı Seni. Ah, sonucun nasıl olacağını bir bilseydim! Senin yüzünden Başıma gelecekleri kestirseydim, Baltamla parça parça eder, yerine de ince Çubuklar’dan bir Kapı yapardım. Seni geleceğin bir Kralı buraya getirseydi ya da Sana biçim veren bir Tanrı olsaydı, keşke! Bırak adımı sildirip, kendininkini yazdırsın! Böylelikle de Enkidu’nunki yerine onun başı belaya girsin!’

         Günün ilk ışınları’yla birlikte, Başını kaldırıp Güneş Tanrısı’nın önünde ağladı. Parlayan Güneş Işıklar’ının altında Gözyaşı döktü. ‘Güneş Tanrısı, Sana şu aşağılık Tuzakçı’dan yakınacağım. O’nun yüzünden, Arkadaşımdan geri kalıyorum. Dileğim, O’nun pek az Av bulmasını, güçsüz düşmesini, avladığı Hayvanların Ağlarından kaçmasını, her paydan daha az almasını sağlamandır.’

         Tuzakçı’ya Beddua ettikten sonra, Yosma’ya döndü. O’nu da lanetlemeye başladı. ‘Sana gelince Kadın, Sana da var gücümle Beddua edeceğim! Sonsuza dek sürüp gidecek bir Alınyazısı yükleyeceğim Sana. Bedduam yakında apansızın tutacak. Göreceğin İş için Başını sokacak Çatı bulamayacaksın. Çünkü, öbür Kızlar’la birarada yer tutamayacak; buna karşılık, içkiciler’in, sarhoşla’rın kusmukları’yla kirlenmiş yerlerde işini göreceksin. Ücret’in Çömlekçi’nin Toprağıyla ödenecek, çaldıkların bir Ahır’a atılacak, Çömleşçiler Mahallesi’nin tozu toprağı içinde, Yol Kavşakları’nda oturacaksın, Geceleri Gübre Yığını’nın üzerinde yatacaksın, Gündüz’ün de, Duvar Gölgesi’nde bekleyeceksin. Böğürtlenler ve Dikenler, Ayaklarını kanatacak; Ayyaşı da Ayığı da gelip Yanaklarını tokatlayacak, Ağzın acıyla büzülecek. Mor renklerinden sıyrılasın’ Çünkü bir vakitler Ben de Kırlarda Karımla birlikte, istediğim değerli her şeye sahiptim.’

         Şamaş, Enkidu’nun Sözlerini işitince, O’na Gök’ten seslendi:

Enkidu, Sana Tanrılar’a layık Ekmeği yemeği, Krallar’ın Şarabı’ndan içmeyi öğreten Kadın’a niçin Beddua ediyorsun? Sana Göz Kamaştırıcı Giysiyi giydiren Kadın, aynı zamanda Yoldaş olarak görkemli Gılgamış’ı da vermedi mi? Öz kardeşin Gılgamış, Seni Kralların yattıkları Yatağa da, solundaki Sedir’e de boylu boyunca yatırmadı mı? Ayaklarını Yeryüzü’nün Şehzadeleri’ne öptürttü. Şimdi de Uruk Halkı , Gözyaşı döküp Sana Ağıt yakıyor. Öldüğünde de Gılgamış, Saçlarını Senin için uzatıp Aslan Postu giyerek Çöllerde dolaşacak.’

         Görkemli Şamaş’ı işitince, Enkidu’nun öfkeli Yüreği yatıştı. Bedduasını geri aldı ve şöyle dedi:

‘Kadın, Sana başka türlü bir Alınyazısı’nı yüklüyorum. Sana Beddua eden Ağız, şimdi Seni kutsayacak. Krallar, Şehzadeler, Soylular Sana tapacak. Senin için 4 Fersah ötedeki Er kişi, Eliyle Kalçasına vuracak; Saçını Başını yolacak. Yine Senin için Kemerini çözüp Servetini ortaya dökecek. İstediğini elde edeceksin: Lacivert Taşı, Altın, Akik alacaksın Hazineler’den. Parmağına Yüzükler takacak, Bedenine Giysiler yakıştıracaksın. Rahip Seni Tanrıların önüne çıkartacak. Bir Eş, 7 Çocuk Annesi bir Kadın Senin uğruna terk edildi.’

         Enkidu, Hasta ve Yapayalnız uyudu ve sıkıntıyla içini Arkadaşına döktü:

‘Sedir’i kesen Ben’dim. Orman’ı kesip biçen Ben’dim. Humbaba’yı da tepeleyen Ben’dim. Şimdi gel de gör halimi. Dün Gece gördüğüm Düş’ü dinle, arkadaşım. Gökler gürledi, Yer de gümbürdeyerek karşılık verdi. Onların arasında Ben, kendimi heybetli bir Varlığın, Karanlık Yüzlü İnsan-Kuş’un önünde buldum; Bana yöneldi açıkça. Kan emici yüzlü, Aslan ayaklıydı; Elleri de Kartal pençesiydi. Üzerime atlayıp Pençelerini Saçlarıma daldırdı. Beni sımsıkı tuttu, hem öyle sımsıkı tuttu ki, soluyamaz hale geldim. Sonunda biçimimi değiştirdi; Kollarım, tüylü Kanatlar haline geldi. Gözlerini Bana dikti ve Beni Karanlıklar Ecesi İrkalla’nın Sarayı’na, dönüşü olmayan İniş yolu’na götürdü.

         ‘İçindekilerin, Karanlık’ta oturduğu Ev ordadır; Yiyecekleri Toz, Etleri Kil’dir. Kuşlar gibi Kanatlıdır hepsi. Işığı görmezler ve Karanlık’ta otururlar. Toz evi’ne girip orada Yeryüzü’nün Kralları’yla karşılaştım. Taçlarını bir daha Başlarına geçirmemek üzere çıkarmışlar. Tümü de, bir vakitler Krallar’a özgü Taçları taşıyan, eskiden Yeryüzü’nde Egemenliklerini sürdüren Krallar ve Şehzadeler’di. Geçmiş Günler’de Anu ve Enlil gibi Tahtını ellerinde tutmuş bulunan bütün bu Krallar ve Şehzadeler, şimdi Hizmetçi durumundaydılar; Toz evi’nde kızarmış Et getirip  götürüyorlar, pişmiş Et ve Su taşıyorlardı. Girdiğim o Toz evi’nde, Başpapazlar, Rahip Yardımcıları, Büyü ve Vecd Rahipleri, Tapınağın Hizmetçileri ve çok eski günler’de Kartal’ın Göğe çıkardğı Kiş Kralı Etana, bulunuyorlardı. Yine orada Sığırlar’ın Tanrısı Samukan’ı, Yeraltı-Evreni’nin Tanrıça’sı Ereşkigal’i, O’nun önünde de çömelmiş oturan Tanrılar’ın Yazıcısı ve Ölüler Defteri’ni tutan Belit-Şeri’yi gördüm.  Elinde tuttuğu Yazılı Levhalar’dan bir şeyler okuyordu. Başını kaldırıp, Beni görünce, ‘Bunu buraya kim getirdi?’ diye sordu. Bunun üzerine, ıssız Sazlık bir yerde, Tepe’den Tırnağa Kan’a boyanmış olarak dolaşıp duran ve bir Çiftlik Kahyası tarafından yakalanıp, Yüreği korkuyla çarpan bir Adam gbi uyandım.’

         Gılgamış giysilerini üzerinden atmış, Arkadaşını dinliyordu ve hünhür hüngür ağlıyordu. Gılgamış dinledi, dinledikçe de Gözyaşları arttı. Sonra Enkidu’ya şöyle dedi:

‘Yıkılmaz Duvarlı Uruk’ta böylesine Bilge başka kim var? Tuhaf şeyler söylendi; Yüreğin neye böylesine Tuhaf konuşuyor? Düş olağanüstü’ydü; ama, korku da büyük’tü. Korkunçluğunun kertesi ne olursa olsun, yine de düşü pek değerli saymalıyız. Çünkü, Sefilliğin eninde sonunda acıyla bittiğini gösteriyor bu Düş.’ Daha sonra, şöyle yakardı: ‘Arkadaşım uğursuz bir düş gördüğü için, yüce Tanrılar’a Dua edeceğim şimdi.’

         Enkidu’nun Düş gördüğü  Gün de sona erdi. Ama o, Hastalık yüzünden yerinden kıpırdayamadı. Bütün Gün boyunca Yatağında uzandı kaldı. Ağrıları da gittikçe arttı. Enkidu, Kırlar’dan ayrılmasına yolaçan Arkadaşı Gılgamış’a, ‘Bir vakitler sana Hayat suyu’nu bulmak için koşup durdum, ama şimdi Elimde hiçbir şey yok’ dedi. Ertesi gün de yatağından çıkamadı. Gılgamış onun Başucundan ayrılmadı, ama Hastalığı azıtıyordu. Enkidu 3.Gün de Yatağında kaldı. Gılgamış’a seslenerek onu Yatağından kaldırdı. Artık iyice güçsüzleşmişti; ağlamaktan Gözlerine Perde de inmişti. 10 Gün yattı ve acıları daha da arttı. Bu acılarla Yatağında 11, 12 Gün yattı. Sonunda Gılgamış’a seslendi: ‘Arkadaşım, yüce tanrıça bana beddua etti, utanç içerisinde ölmem gerekiyor.  Savaş’ta vurulan bir Er kişi gibi ölmeyeceğim. Vurulmaktan korkmuyorum. Ama Vuruşma sırasında ölene ne mutlu! Yazık ki ben utanç içinde öleceğim.’ Gılgamış, Enkidu için ağladı durdu. Tan vakti’nin ilk ışınları’yla, sesini yükselterek Uruk’un gün görmüş danışmanlarına ve pirlerine şöyle dedi:

 

         ‘Dinleyin beni Uruk’un ermişleri,

         Arkadaşım Enkidu’nun uğruna döküyorum gözyaşlarımı

         Yas tutan bir kadın gibi inliyorum

         Kardeşim için ağlıyorum.

         Ey Enkidu kardeşim!

         Yanımdaki baltam,

         Elimin gücü, önündeki kalkan, kucağımdaki kılıç!

         Sendin.

         Ey ender süs en görkemli giysi;

         Uğursuz bir alınyazısı sen’den yoksun kıldı Beni.

         Anan ve Baban olan

         Yabanıl Eşek ve Ceylan,

         Seni besleyen bütün kuyruklu Yaratıklar,

         Hep ardından ağlıyor.

         Ova’nın da Otlakların da bütün Yabanları,

         Sedir Ormanı’nda sevdiğin Keçiyolları,

         Ardından Ağıt yakıyorlar gece gündüz.

         Bütün ileri gelenleri yıkılmaz duvarlı Uruk’un

         Ağlasınlar ardından,

         Enkidu, genç Kardeş,

         Kutsama’nın Parmağı, bırak Seni göstersin yakarış içinde,

         Kulak ver Ülkeyi baştanbaşa yarıp geçen Yankı’ya,

         Bir Annenin inleyişini andıran o Yankı’ya,

         Birlikte yürüdüğümüz Keçiyolları’nın tümü

         Avladığımız Yabanıl Hayvanlar, Ayı ve Sırtlan

         Kaplan, Pars ve Aslan

         Geyik de, Dağ Keçisi de, Boğa da, Maral da

         Kıyıları Boyunca gezindiğimiz Irmak da

         Elam’ın Ula’sı da,

         Bir vakitler Kırbalarımızı doldurmaya gittiğimiz Sevgili Fırat da

         Ağlıyorlar Senin için.

         Bekçi’yi öldürdüğümüz Dağ,

         Ağlıyor ardından,

         Gökyüzü Boğası’nın öldürüldüğü

         Yıkılmaz Duvarlı Uruk’un Savaşçıları,

         Senin peşinden Gözyaşı dökmekte.

         Herkes Eridu’da,

         Arkandan ağlamakta Enkidu,

         Ye diye Sana Tahıl taşıyanlar,

         Yasını tutmaktalar.

         Sana içesin diye Arpa Suyu sunanlar,

         Şimdi ardından Ağıt yakmaktalar.

         Seni miskl’e yağlayan Yosma,

         Senin için şimdi inleyip sızlanmakta.

         Sana bir Eş bir de güzel öğütler’le bezenmiş yüzük sunan Saraylı Kadınlar,

         Şimdi arkandan ağlayıp saçlarını yolmakta.

         Kardeşlerin olan genç Erkekler,

         Kadınöışcasına Saçlarını uzatıp Yas tutuyorlar.

         Nasıl bir şeydir acaba Seni alakoyan şu Uyku

         Karanlıklarda yitip gittin ve artık Beni işitmez oldun.’

         Yüreğini yokladı. Atmıyordu. Gözlerini de açmadı bir daha. Gılgamış, yeniden Arkadaşının Yüreğini yokladı. Hayır, atmıyordu artık. Böylece, bir Gelini Duvakladıkları gibi, Gılgamış da Arkadaşını bir Örtü’ye sardı. Bir Aslan gibi, Yavrularından yoksun kılınmış bir Dişi Aslan gibi Öfkesi’nden kudurdu. Delilenip, Yatağının  çevresi’nde döndü de döndü; döndükçe Saçlarını yolup yolup sağına soluna saçtı. Debdebeli Giysilerini paralayarak, .çkardı iğrenç şeylermişcesine yere çaldı.

         Günün ilk Işığıyla, Gılgamış varıp  şöyle haykırdı: ‘Seni Krallar’ın Yatağına yatırdım. Solumdaki Sedir’e uzandın. Yeryüzü’nün Şehzadeleri gelip Ayaklarını öptüler. Uruk Halkı’ndan Senin için ağlayıp, Ağıt yakmasını isteyeceğim. Kaygısız ve ein İnsanlar, Kederinden iki büklüm olacak. Toprağa verildiğinde, Saçımı uzatacağım. Aslan Postuna bürünüp Çöllerde dolaşacağım. ‘ Ertesi Gün, Tan ağarırken Gılgamış yenibaştan yakınmaya koyuldu. Enkidu için 7 Gün, 7 Gece ağlayıp sızladı. Kurtlar Enkidu’nun Gövdesine üşüşene kadar , bu böyle sürdü gitti. Ancak ondan sonra, Enkidu’yu Toprağa verdi. Çünkü Anunnaki, yani Yargıçlar ona El koymuştu artık. O zaman Gılgamış, Ülkedeki bütün Bakırcıları, kuyumcuları, Taşçıları çağırıp biraraya topladı. Tümüne de, ‘Arkadaşımın Heykelini yapacaksınız,’ buyruğunu verdi. Heykel yapılırken, Göğüs bölümüne bol miktarda Lacivert Taşı, Gövde kesimine de Altın kullanıldı. Sert tahtadan bir masa da yapıldı; üzerine balla dolu bir akik kase ve tereyağla dolu lacivert taşından bir başka Kase kondu. Gılgamış bunları Güneşe sundu ve sonra ağlayarak uzaklaştı oradan.(Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nden)

 

 

Hammurabi

MÖ 2003 -1961

MÖ XVIII.yy

        Babil Kralı. Sami Hanedanı’nın 6.Kralı.

       1901 de Sus kentinde görevli bir Fransız Bilimsel Kurulu tarafından bulunan Hammurabi Yasaları (Silindir Biçiminde diyorit dikme taş)yla ünlü. Louvre Müzesi’nde saklanan bu yasalar, dünyanın ilk hukuk ve ekonomi metinleridir.

       Akatca yazılan bu yasa 282 maddedir. Bu yasadan Babil’in 3 sınıftan oluştuğu öğrenilir:

       1.Mülkiyet ve Ticaret Hakkına sahip olan soylular.

       2.Sadece menkul mülkiyet hakkını kullanabilen halk.

       3.Hiçbir hak kullanamayan köleler.

       Cezalar bu sınıfların her birine göre başkadır. Yasa tipik bir köleci düzen yasasıdır. Devletin ekonomiye ilk müdahale örneğidir.

Sümer efsanelerinin mirasçısı olan Asur-Babilonya uygarlığından.

Samuel  Reinach Orpheus kitabında şöyle der: ‘ Hamurabi kanunları, Musevi kanunları için ileri sürülmesi gelenek haline gelen tarihten 700 yıl önce yapıldı.’

 

       Hammurabi Yasaları

         Krallığın ebedi tohumu,

         Kuvvetli kral

         Babil’in güneşi

         Sümer ve Akkad memleketleri üzerine nur çıkartan (yağdıran),

         Dört cihana boyun eğdiren kral

         Iştar’ın sevgilisiyim ben,

         Marduk, insanları doğru idare etmek (ve)

         Memleketin idaresini ele almakla beni görevlendirdiği zaman,

         Memleketin diline doğruluk ve adalet koydum.

         (Halkı memnun ettim) Halkın bedenini hoş ettim

         İşte o zaman:

         Eğer bir adam, bir adamı suçlayıp ona cinayet suçu atar (onu cinayetle suçlar) ve bunu ispat edemezse, suçlayan kimse öldürülecektir.

         Eğer bir adam, bir adam hakkında (onun) büyü (yaptığını) iddia ederse ve onu ispat etmezse (edemezse); üzerine büyücülük iftirası atılan adam, nehre gidecek (nehre atılacaktır). Eğer nehir onu çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir). Eğer o adamı nehir temize çıkarırsa ve selamete çıkarsa ona iftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çıkarttığı  (adam) iftiracının malına mülküne sahip olacaktır.

         Eğer bir adam, bir davada yalancı şahitliğe (yalancı şahid olarak) çııp söylediği sözleri ispat edemezse ve eğer bu dava can davası ise (canla ilgili dava ise), o adam öldürülecektir.

         Arpa veya gümüşün (paranın) konu olduğu bir şahitliğe çıkarsa, o davanın cezasını çekecektir.

         Eğer bir yargıç, bir  dava hükmetmiş, karar kesip bir belge düzenlemişse ve sonra kararını değiştirirse, o yargıcın verdiği kararda değişiklik yaptığını tespit ederlerse ve bu davada şihayet varsa ( verilen hükmün) 12 katını verecektir (ödeyecektir). Meclisteki yargıçlık kürsüsünden kaldırtılacak ( atılacak, oraya) dönmeyecek ve mahkemede yargıçların arasına oturtulmayacaktır.

         Eğer bir adam ister gümüş, ister altın, ister erkek, ister kadın köle, ister öküz, ister koyun, ister eşek veya herhangi bir şeyi bir (hür) adamın oğlunun veya kölesinin elinden, şahitsiz veya senetsiz satın alır veya onu saklamak için alırsa, o adam hırsızdır, öldürülecektir.

         Eğer bir adam, sığır, koyun, eşek, domuz veya bir gemi çalarsa ve bunlar tanrıya veta Saraya aitseler (çaldığının) 30 katını verecektir; muşkenum’a aitse 10 katını ödeyecektir. Eğer çalanın verecek hiçbir şeyi yoksa öldürülecektir.

         Eğer, eşyası kaybolan bir adam, kaybolan eşyasını bir adamın elinde yakalarsa, kaybolan eşya elinde yakalanan kimse ‘ bana bunu bir satıcı verdi, şahidler önünde saın aldım’ derse, eşyası çalınan adam (da) ‘kaybolduğunu bilen şahit getireyim’ derse, satın alan ona satanı ve önlerinde satın aldığı şahitleri getirirse, yargıçlar sözlerini inceler; önlerinde satış olan şahidler ile çalındığını bilen şahidler, bildiklerini tanrı önünde söyleyeceklerdir. Satan hırsızdır, öldürülecektir. Çalınmış eşyanın sahibi ise, çalınmış malını alacaktır. Satın alan, satanın mal ve mülkünden verdiği gümüşü alacaktır.

         Eğer satın alan kimse, ona vereni ve önünde satış yaptığı şahitleri getiremezse, çalınmış eşyanın sahibi ise kaybolduğunu bilen şahitler getirirse satın alan hırsızdır, öldürülecektir. Kaybolmuş eşyanın sahibi, kaybolmuş eşyasını alacaktır.

         Eğer, kaybolmuş eşyanın eşyanın sahibi, kaybolan (eşyayı) bilen şahitler getirmezse, o bir yalancıdır, iftira etmiştir, öldürülecektir.

         Eğer, satan kimse kaderine gittiyse(öldüyse) satın alan, satanın mal ve mülkünden, o davanın kestiği hükmün 5 katını iddia edip alacaktır.

         Eğer o adamın şahidleri yanında değillerse, yargıçlar ona 6 ay kadar bir süre tanıyacaklardır. Eğer 6 ay içinde şahitleri çıkaramazsa o adam yalancıdır. O davanın cezasını yüklenecektir.

         Eğer bir adam, bir başka adamın küçük oğlunu çalarsa öldürülecektir.

         Eğer bir adam, Saraya veya muşkenum’a ait kaybolmuş bir erkek veya kadın köeyi evinde saklarsa ve tellalın çağrısı üzerine onu (ortaya) çıkartmazsa o evin sahibi öldürülecektir.

         Eğer bir adam, kayıp bir erkek veya kadın köleyi kırda (açaıkta) yakalayıp sahibine getirirse, kölenin sahibi ona 2 şekel gümüş verecektir.

         Eğer o köle sahibini söylemezse, onu (yakalayan) saraya götürülecektir. Durumu araştırılacak ve sahibine onu geri verecektir.

         Eğer, o köleyi evinde alakorsa, sonra köle elinde yakalanırsa, o adam öldürülecektir.

         Eğer köle, onu yakalayanın elinden kaçarsa, o adam köle sahibine tanrı yemini edecek ve serbest kalacaktır.

         Eğer bir adam bir ev delerse, deliğin önünde onu öldürülecekler ve onu asacaklardır.

         Eğer bir adam hırsızlık yapar ve yakalanırsa o adam öldürülecektir.

         Eğer hırsız yakalanmazsa malı çalınan adam, nesi çalındıysa tanrı önünde açıklayacak, topraklarında ve bölgelerinde hırsızlık olan şehir ve onun ileri gelenlerine çalındıysa kendisine ödeyeceklerdir.

         Eğer bir can (konu) ise, şehir ve ileri gelenleri onun (yakınlarına) bir MANA ( yaklaşık yarım kiloluk ağırlık birimi) gümüş tartacaklardır.

         Eğer bir adamın evinde ateş (yangın) üflenirse (çıkarsa), ateşi  söndürmeye gelen adam ev sahibinin eşyasına göz kaldırırsa ( göz korsa) ve ev sahibinin malını alırsa, o adam o ateşe atılacaktır.

         Eğer Kralın seferine gitmesi emredilen bir asker, veya bir balıkçı ( emredilen sefere) gitmezse ve bir bedel kiralayıp yerine yollarsa o asker veya o balıkçı öldürülecektir. Onun yerine kiralanan ( bedel) onun malını mülkünü yüklenecektir ( alacaktır).

         Eğer, timar hizmetinde iken kaçırılan bir asker veya balıkçının oğlu timar’ı yürütebilecek kudrette ise tarla ve bahçe kendisine verilip, babasının tımarının sorumluluklarını yerine getirecektir.

         Eğer oğlu küçükse ve babasının timarın sorumluluğunu yüklenecek kudrette değilse, bahçenen ve tarlanın 1/3 ü annesine verilecek, annesi onu büyütecektir.

         Eğer bir asker veya bir balıkçı, tarlasını ve bahçesini ve evini timar yüzünden terk edip uzaklaşırsa, ondan sonra bir başkası tarlasına, bahçesine ve evine el koyarsa (ve) 3 yıl timar sorumluluğunu yerine getirirse, kendisi (asker veya balıkçı) döner,tarlasını, bahçesini ve evini (geri) isterse, ona verilmeyecektir. El koyan ve tımarı yürüten kimse, sorumluluğunu yerine getirecektir.

         Eğer bir yıl uzaklaşıp dönerse tarlası, bahçesi ve evi ona verilecektir. Kendisi timarının sorumluluklarını terine gerirecektir.

         Eğer, ister bir asker, ister bir balıkçı olsun, Kral seferinde , (iken) esir edilmişse ve bir tüccar onu çözerse ( kefaretini öderse) ve şehrine kavuşturursa, evinde çözme parası (fidye) varsa, kendisini bizzat çözer (tüccara olan borcunu verir). Şayet evinde çözecek ( bir karşılığı) yoksa şehrinin tapınağı (tarafından) çözülür.Eğer şehrinin tapınağının çözüm karşılığı yoksa, onu saray çözecektir. Tarlası, bahçesi ve evi çözüm karşılığı olarak, verilmeyecektir.

         Eğer bir hattatum ve laputtum, çürüğe çıkarılmış bir askeri ( askere) alır veya Kral seferine kiralık bir bedeli kabul edip (onu) sevkederse, o hattatum veya laputtum öldürülecektir.

         Eğer bir hattatum veta bir laputtum, bir askerin eşyasını alırsa, askere haksızlık ederse, askeri kira ile başkasına verirse, askeri ( bir) davada kuvvetliyse (büyük bir kimseye) bırakırsa, Kralın ona hediyelerini ( verdiklerini) ondan alırsa, o hattatum veya laputtum öldürülecektir.

         Eğer bir adam, bir askerin elinden, Kralın ona verdiği sığırları ve koyunları satın alırsa, gümüşten (eli) kalkar (parasını kaybeder).

         Bir asker, bir balıkçı ve bir vergi yükümlüsünün tarlası, bahçesi veya evi gümüşe (para karşılığı) verilmeyecektir (satılmayacaktır).

         Eğer bir adam, bir askerin, bir balıkçının veya bir vergi mükellefinin tarlasını, bahçesini veya evini satın alırsa, atbleti (sözleşmesi) kırılacaktır. Gümüşten (öeddiği parayı) kaybedecektir. Tarla, bahçe ve ev sahibine dönecektir.

         Bir asker, bir balıkçı veya bir vergi mükellefi, timarının (unsurlarını teşkil eden) tarla, bahçe ve evinden (bir kısmını) karısının veya kızının üzerine yazamaz veya borcu için veremez.

         Satın alma yoluyla sahip olduğu tarlasından, bahçesinden ve evinden karısına ve kızına yazacaktır (verebilecektir) ve borcuna(karşılık) verecektir (verebilecektir).

         Bir naditum, bir tüccar veya yabancı bir tımar sahibi, tarlasını, bahçesini ve evini gümüşe (para karşılığı) verecektir (verebilecektir). Satın alan, satın aldığı tarlanın, bahçenin veya evin tımar sorumluluğunu yerine getirecektir.

         Eğer bir adam, bir askerin, bir balıkçının veta bir küçük tımar sahibinin tarlasını, bahçesini veya evini değilme suretiyle alır ve üste bir kıymet verirse (öderse) asker, balıkçı veya küçük tımar sahibi tarlasına, bahçesine veya evine döner ve ona verilen ilave kıymeti taşır ( muhafaza eder, geri vermez).

         Eğer bir  adam, bir tarlayı işlemek üzere kiralarsa ( fakat) tarlada arpa yetiştirmezse ve tarlada iş yapmazsa bu ispat edilecek ve (bitişik) komşunun ( ürünü) oranında arpayı tarla sahibine verecektir.

         Eğer tarlayı işlemeyip gen bıraktıysa tarla sahibine, (bitişik) komşusununki gibi arpa verecektir. Gen  bıraktığı tarlada gen bozulacak, diziye (arka) ekim yapacak, tarla sahibine iade edecektir.

         Eğer bir adam, gen bir tarlayı 3 yıl içinde açmak üzere kiraladıysa, (fakat) kol atıp (tembelleşip) tarlayı açmazsa, 4.yıl tarlada gen bozacak, kesek  kıracak ve arka ekim yapacak, tarla sahibine iade edecektir. Her 18 İKU ( 2600 metrekare) için10 GUR arpa (200 litre) sayacaktır (ölçecektir).

         Eğer bir adam, tarlasını ürün almak üzere kiracıya verirse, tarlasının ürününü alır (fakat) sonra tarlayı su basarsa veya sel götürürse, zarar (tarlayı) işleyenindir.

         Eğer tarlasının kira karşılığı olan gelirini almadıysa (fakat) yarıya, yahut 1/3 hisseye tarlasını verdiyse, tarlada yetişen arpayı, tarlayı işleyenile tarla sahibi (belli) bir orantı içinde bölüşeceklerdir.

         Eğer tarlayı işleyen adam, daha önceki yılın emeğini almadığı için, tarlayı (tekrar) işleyeceğini söylerse, tarla sahibi reddetmeyecektir. Tarlayı işleyen, tarlasını sürecek, hasat zamanında anlaşmasında olduğu gibi arpayı alacaktır.

         Eğer bir adamın borcu varsa (fakat) tarlasını fırtına tanrısı su altında bırakırsa, veya sel götürürse yahut susuzluktan tarlada arpa yetişmezse, o yıl arpayı alacaklığa ödemeyecektir. Tableti ( vesikası) ıslatılacak ( silinecek) ve o yıl için faiz vermeyecektir.

         Eğer bir adam, bir tüccardan gümüş alırsa, susam veya arpa için hazırlanmış olan tarlayı tüccara ( karşılık olarak) verirse, ‘tarlayı işle, yetişecek olan arpayı veya susamı topla , al’ derse (ve) eğer (tarlayı) işleyen (kimse) tarlada  arpa veya susam yetiştirdiyse hasat zamanında, arpayı veya susamı alacak olan tarla sahibidir. Tüccardan aldığı paraya karşılık ( olarak) faizi ile birlikte tüccara arpa verecek, (ayrıca) emeğini de ödeceyecektir.

         Eğer tarlayı işleyen adam, arpa ekilmiş tarlayı veya susam ekilmiş tarlayı verirse, tarlada olan (yetişen) arpa veya susamı tarla sahibi  alacak, gümüş ve faizini tüccara iade edecektir.

         Eğer geri ödeyecek gümüş yoksa, tüccardan aldığı gümüşün ve faizin karşılığı kadar susam veta arpa, kralın emrine uygun olarak tüccara ödeyecektir.

         Eğer, (tarlayı) işleyen tarlada arpa veya susam yetiştirmediyse (mahsul almadıysa ) sözleşmesi değişmeyecektir.

         Eğer bir adam, tarlasının kenar (su) bendinin kuvvetlendirilmesinde ihmal gösterip, bendi sağlamlaştırmazsa ve bendde delik açılırsa ve (ekim yapılacak) tarlayı su götürürse, bendinde delik açılan adam, zarar gören arpayı ödeyecektir.

         Eğer, arpayı ödeme kudreti yoksa, kendisini ve malını para karşılığı verecekler (satacaklar), arpasını su götürmüş olan göllenmiş tarlanın adamları (elde edilen gümüşü) bölüşeceklerdir.

         Eğer bir adam, sulamak için bir kanal açarsa ( ve onun bakımında) tembellik ederse ( bu yüzden) yanındaki tarlayı su basarsa ona ( komşusunun yetiştirdiği kadar) arpayı ödeyecektir.

         Eğer bir adam, suyu açıp, yanınaki tarlanın işlerini su altında bırakırsa, her ( 18 İKU’dur) BUR için 10 GUR arpa ödeyecektir.

         Eğer bir çoban, küçük baş hayvanlarını otlatmak için tarla sahibi ile uyuşmaz ve tarla sahibi olmadan (izinsiz olarak) hayvanlarına tarlayı otlattırırlarsa, tarla sahibi tarlasını hasad ettiğinde tarla sahibinin izni olmadan tarlada hayvanları otlatan çoban, (hasadın) üstüne (fazla olarak) her BUR için 20 GUR arpa tarla sahibine verecektir.

         Eğer hayvanlar çayırdan  çıktıktan sonra, bütün sürü şehir kapısından (gizlice) süzülürse ( yeniden çıkarsa) ve çoban hayvanları bir tarlaya salarsa, o tarlayı hayvanlara yedirirse, tarlayı yediren çoban, tarlayı ( sonradan) koruyacaktır ( bekçiliğini ypacaktır). Hasat zamanı her BUR için 60 GUR arpa tarla sahinine ödeyecektir.

         Eğer  bir adam bahçe sahibi olmaksızın (izinsiz olarak) adamın bahçesinden ağaç keserse  ½ MANA gümüş tartacaktır.

         Eğer bir adam, bir tarlayı ağaç dikmek üzere, bahçıvana verirse, bahçıvan bahçeye (ağaç) dikerse 4 yıl bahçeyi yetiştirecek, 5.yıl bahçe sahibi ile bahçıvan bunu eşit olarak bölüşecekler, bahçe sahibi hissesini seçip alacaktır.

         Eğer bahçıvan, tarlanın ağaşlanmasını tamamlamadıysa, gen bıraktıysa, gen bırakılan yeri onun hissesi olarak ona verecektir.

         Eğer, ona  bahçe yapmak üzere verilen tarlayı dikmediyse ( o tarla) ekili bir tarla ise, bakılmadığı , yılların tarla ürününü bahçıvan, tarla sahibine bitişik tarla ürünü gibi (kadar) sayacaktır. Tarlanın işlemesini yapıp, tarla sahibine geri verecektir.

         Eğer gen bir tarla ise, tarlanın işlerini yapacak, tarlayı tarla sahibine geri verecek ( ve ayrıca) bir BUR için 10 GUR arpa, her yıl için sayacaktır.

         Eğer bir adam, bahçesini tohumlamak için bahçıvana verirse, bahçıvan bahçeyi (elde) tuttuğu sürece (kira olarak) ürünün 2/3 ünü bahçe sahibine verecek, 1/3 ünü kendisi alacaktır.

         Eğer bahçıvan, bahçeyi tohumlamadıysa ve (bu yüzden) ürün azaldıysa bahçıvan, bahçe ürününü, bitişik bahçeye göre sayacaktır ( ödeyecektir).

         Eğer bir adam, bir tüccardan gümüş (para) alırsa, tüccarı (parayı) geri isterse ve verecek hiçbir şeyi yoksa, tohumlamadan sonra bahçesini tccara verip, ona ‘bahçede gümüşünün (paran) karşılığı ne kadar hurma varsa götür’ derse (ve) o tüccar razı olmazsa bahçede ne kadar hurma varsa, bahçe sahibi onu alacaktır, Gümüş ve faizi tabletine göre tüccara ödeyecek, tarlada yetişmiş olan fazla hurmayı da bahçe sahibi alacaktır. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nden)