Abdurrahman Bedevi
1917
Mısır'da
doğdu. Islam felsefesi konusunda uzman. Kahire, Trablusgarp, Tahran ve Kuveyt Üniversitelerinde
öğretim üyesi olarak çalıştı.
1985
de Paris'e yerleşti. Üniversite'de derslere girdi. Islam
Felsefesi, Islam Tarihi ve Siyerle ilgili 30 a
yakın eseri var.
"Başka
birini tanıyabilmek için önce O'nun düşüncesini doğru olarak
bilmek ve onun düşüncelerine sempatiyle bakmak gerekir. Avrupa'nın
önce Islamı olduğu biçimiyle anlaması,
sonra onu yargılaması gerekir. Ne yazık ki olay böyle
gelişmemiştir. Önce Islam üzerine hiç bir
şey bilinmeden saldırıya başlanmıştır; sonra
19.yy.ın başında Islam dini, tarihi, Hz.Muhammed'in hayatı üzerine derin ve enaz ço nesnel incelemeler
yapılmaya başlandı. Sonra bu akımlar bir buçuk yy. boyunca
gelişti. Geçen yy.ın başlarında, Silvester
de Sasi sayesinde Islam
incelemeleri az çok bilimsel olarak Fransa'da başladı. Bu konuya
katkıları olan başkaları da vardır, ama bunların
hiç biri O'nun kadar önemli değildir. Ayrıca 19.yy.da Islam'ı anlamak için, hatta Müslümanlar arasında
bile, oldukça belirgin bir eğilim ortaya çıktı. Ama bu
adımlar ancak 20.yy.ın ilk yarısında atılabildi. Ve bu
da Fransa^da Louis Massignon ve bu yönde görevlerini
yapan başka Ingiliz bilginleri sayesinde
gerçekleşti. Yüzyılımızın ortasında, Islam üzerinde bilgi edinildi. Ayrıca yayımlanan
başka kitaplarda oldu ama bunlar pek bilimsel değilleri;
bunlar bazen kinle yazılmış yerhilerdi,
bazen de bu dine hak ettiği yeri vermeyen yergilerdi. Ama bu yy.ın 2.
yarısından bu yana sayıları artan incelemeler, daha önceki
incelemeler kadar değerli ve
yüce bilimsel nitelikte değildi.
Günümüzde
Fransa'da bu incelerde bir azalma görülmektedir. Sözgelimi Fransa'da bu
incelemelerde bir azalma görülmektedir. Sözgelimi son 30 yıldır
yapılan incelemeler Islam üzerine kesin ve
açık bir fikir veremeyecek kadar acemice ya da
eleştiriden yoksum yada nesnel olmaktan uzak incelemelerdi. Bu nedenle
ortaya çıkan bu boşluğu müslüman
yazarlar yabancı bir dilde kitap yazma çabasına girişerek doldurabilirler.
Zira Islamı Batı'ya tanıtmak ( hem
dinsel çğreti, hem dünya
anlayışı, hem de tarihsel anlayış olatak)
yalnızca Avrupalı yazarlara güvenemeyiz.
Son
10 yılda Fransızcaya en az 10 Kur'an çevirisi yapıldı. Ama bunlar , en çok bir
yada ikisi dışında, ya birbirlerini
tekrarlamaktadırlar, ya da doğru ve
güvenilir iyi bir çevirinin niteliklerinden yoksundurlar. Bu nedenle, özellikle
Fransız okuyuculkarına,
Islam dininin temeli olan kutsal metin üzerine çok
daha doğru ve güvenilir iyi bir çevirinin niteliklerinden yoksundurlar. Bu
nedenle, özellikle Fransız okuyucularına, Islam
dininin temeli olan bu kutsal metin üzerine çok daha doğru ve çok daha
derin bir kikir vermek için bu alanda çaba göstermek
gerekmektedir. Avrupa'lı olmayanların,
özellikle de müslüman olanların
yaptığı incelemeler için yapılacak çok iş vardır.
Bu alanda yapılacak bilimsel, bütünüyle araştırmaya dayanan
incelemeler için bir çok yayın yapılmıştır ve bu
yayınlar iyi yayınlardır. Bununla birlikte bu alanda
çalışma yapacak Profesörleri ve bilim adamlarını hala çetin
çalışmalar beklemektedir.
Şimdi
bu alanda ne yapılabilir, onu görelim. Ne yazık ki yayınlar
bakımından bir eksiklik bardır; zira öbür dinlerin özel
yayınevlerinin bulunmasına karşın Avrupa'nın hiç bir
yerinde Islam dininin bir yayınevine
rastlanmamaktadır; yalnızca Fransa'da, Ingiltere'de,
Italya'da, Almanya'da, Ispanya'da
değil, hiç bir yerde yoktur. Halbuki öbür dinler için, dinlerini tanıtmak amacıyla her
yıl bazen birkaç düzineyi bile bulan sayıda kitap çıkaran yayınevleri
vardır. Şu halde şu andan başlayarak girişilecek ilk
çaba müslümanların parasal kaynak
sağladığı, yönettiği bir yayınevi açmaktır.
Ama bu konuda ne yazık ki hiç bir şey
yapılmamıştır. Bu alanda bir şeyler yapabilmek için
örneğin, Islam Konferansı ve özellikle de
ISESKU denen organı 10 yıldır toplanmaktadır; ama bir
bütçeleri olmasına karşın hiç bir şey
yapılmamıştır. Dolayısıyla önce bu proplemlemin ele alınması gerekir. islam'ı gerçek yüzüyle Avrupalılara tanıtmak
için ilk iş müslümanların yönettiği,
parasal kaynak sağladığı kurumlar, yayınevleri kurmak
gerekir. Bu Fransa'da ya da Avrupa'nın herhangi
bir kentinde ve Anerika'nın bir kentinde
olabilir. Işte gerçekleştirilmesi gereken
ilk görev budur.
Şimdi
bana Islam'ın hangi imgesini
yansıtmalıyız diye sorabilirsiniz? Ama bu durumda iki şeyi ayırd etmek gerekir. Dünkü haliyle Islam
ve Islamın bugümkü furumu. Müslüman uygarlığı, bütün
insanlığın en yüksek uygarlıklarından biriydi. Bütün
insanlık tarihinde, ahlak olarak, zenginlik olarak dünyanın üçüncü,
hatta ikinci büyük uygarlığı olduğuna kesinlikle sizi temin
edebilirim. Yayılma alanı olarak da en gemiş
alana yayılmıştır. Çünkü Avrupa'nın bir bölümüne Afrika'nın yarısından
çoğuna ve Çin dışında hemen hemen
bütün Asya'ya yayılmaktadır. Bu nedenle müslüman
uygarlığı birçok açıdan insanın evrimine katkıda
bulunmuştur.
Yalnızca edebiyat açısından değil,
özellikle bilimsel açıdan katkıları vardır. Islam felsefesinin büyük simaları, Batı
felsefesini ( hatta Hristiyan felsefesini bile)
yaratmak, oluşturmak için gerekli bütün olduları
bu filozoflar yaratmıştır. Avrupa 13.yy.dan başlayarak önce
müslüman filozofları, sonra da müslüman filozof aracılığıyla Yunan
filozoflarını tanıdı. Ve Avrupa felsefesinin 13.yy.da
başlayan rönesansını da Avrupa Ibn Rüşd gibi Arap
yorumcular; Ibn Sina, Farabi
gibi derlemecilere ve aynı zamanda, belki de özellikle, 12.yy.dan
başlayarak Latince'den çevrilen Aristoteles'e borçludur.
Işte bu dönemden başlayarak Avrupa uyandı ve
ilk defa olarak kesin felsefi akıl yürütmeyi başlattı. Bilim
açısından katkılar çok daha geniştir. Sözgelimi, fizik ve
optik açısından Hasanu'l-Heysem, özellikle
büyük hekim Zekeriya Razi'nin,
Ibn Sina'nın, Ebu'l-Kasım
ez-Zahram'ın ve başka birçok bilginin
çalışmaları Avrupa tıbbını oluşturdu. Ibn Sina'nın kitabı 17.yy.a kadar Avrupa'da ders
kitabı olarak okutuldu. Ayrıca başka eserler de (Cerrahi gibi)
modern tıbbın gelişmesine katkıda bulundu. Arap
tıbbı 17.yy.a kadar Italya'daki Salerno, Fransa'daki Monpoliye
Üniversiteleri'nde ve Avrupa'nın
başka yerlerinde Üniversitelerde tıp viliminin
gelişmesine katkıda bulundu. Bilimin öbür bölümlerinde sözgelimi
Kimya'da Cabir Hayyan'ın
kimyası. Tıp açısından Razi'nin, Ibn Sina'nın eserleri deb vir adımdı ve insan vucudundaki
kan dolaşımını bulan Ibn Nagız gibi bazı bilim adamlarının
eserleri. Optikte Ebu'l-Hasan el-Heysem'in
çalışmaları. Bu evrim için çok büyük önem taşıyordu.
Ama bütün bunlar geçmiştir.
Islam uygarlığı 10.yy.la, Hinfistan'da 17.yy.a kadar çok görkemli bir
uygarlıktı. Ama asıl önemli olan hep önde olmaktır ve
bugünkü yerimizi görmektir. Islam konusunda iyi bir
izlenim yaratmak ve daha önceki
gelişmişlik aşamasına yenideb
ulaşmak için yapılması gerekli olan her şeyi yapma görevi
bugünkü müslüman ülkelere düşmektedir.
Sanıyorum müslüman dünyasının her
çeşit evrimi, her çeşit rönesansı için
anahtar görevi yapan üç anlayış vardır. Bunlardan birincisi
özgürlüktür. Ama her yönden, siyasal, iktisadi, entellektüel
gibi her alanda özgürlük. 2.si, amlayış ve
slogan olarak gelişmeyi seçmek. Hep ileri gitmek, yalnızca
geçmişle öğübmekle yetinmemek, çünkü
uygarlıklar için en zararlı şey sürekli geriye bakmaktır.
hep ileriye bakmak gerekir. 3. anlayış bilimdir. Bilim dediğimde
bütün biçimleriyle bilimin tamamını belirtmek istiyorum: Hem insan bilimleri,
hem fiziksel ve doğal bilimler, hem tıp ve gökbilim ve bunların
zorunlu sonucu olan teknoloji. Işte Islam dinini bu üç biçimiyle tanaıtmak
gerekir. Yani özgürlük , gelişme ve bilimsel çaba. Bu üç kavramla Islam dininin yeni bir rönesansından
söz edilebilir ve Islam dinine eskiden olduğu
gibi güzel bir görünüm kazandırılabilir."[1]