Hoca Ahmed Yesevİ

?1100-1166 /5??-562


        Ahmed Yesevî, İlk Tahsil Yılları'nı Yesi'de geçirdikten sonra Maveraünnehr'in Merkezi  o sırada İslam kültürünün çok mühim bir merkezi olan Buhara'ya geldi .
Ahmed Yesevî, Buhara'da
Devrin en ileri gelen Alim ve Mutasavvıflar'ından Şeyh Yusuf Hemedanî'ye İntisap ederek, onun Nüfuzu altında kaldı ve onunla beraber birçok yerleri gezdi. Şeyh'inin Büyük Teveccüh'ünü kazanarak onun 3. Halifesi oldu. İlk iki Halife'den sonra h555 (1160)'de Buhara'da Şeyh'in Post'una geçti; sonra Yesi'ye döndü. 562 (1166)'de ölüne dek bu şekilde kuvvetli bir Tasavvufî İrşad yaptı.
      Ahmed Yesevî, Sir-Derya Havalisinde, Taşkent ve Mülhakat'ında, Seyhun ötesindeki Bozkırlar'da Büyük bir Nüfuz kazandı. Bazı Halifeler'ini çeşitli Memleketler'e gönderdi. Bugün bu Halifeler'inden çoğu o Ülkeler'de yadediliyor.
 

Mutasavvıf ve Şair. Doğduğu Yer ve Tarih bilinmiyor.(h.400 lerin ortaları). Babası Şeyh İbrahim’in Ailesi, An’ane’ye göre Ali ibnu Ebi Talib’e kadar ulaşır. Henüz Küçük Yaşta, bilinmeyen Sebebler’le Yesi’ye geldiği ve orada yerleştiği sanılıyor.[1]

       Gerek Yesi Lakabını ve gerekse Aslan Baba’nın O’nunla Yesi’de bulunması hakkındaki Reşehad’da anlarılan Menkıbe bu Göçleri kuvvetlendirir.

       Yesi veya Sayram Kenti’nde Şeyh Arslan Baba’dan Ders alır. Bu Ders’in başında yenilen Hurma Hikayesi enteresandır.[2] Menkıbe’ye göre Hızır’la da görüşür.Yesevi hergün Gönlü Ferahken bir Gün değildir. Hızır gelerek Sebebini sorar. Arkadaşı ve Müridler’inin Gönüllerini Kesafet’in kabzettiğini, bu Durumu gidermenin İmkansızlığını gördüğü için üzüldüğünü söyleyince Hızır, ‘Allah Allah’ diyerek Haqq’ı Zikr’e başlar, bu sırada onun da hiçbir Sıkıntısı kalmaz. Zikr-i Erre[3] bundan sonra Tarikat’inin Zikr’i olur. [4]

1100lü Yıllar’da Buhara Şehri Karahanlılar’ın Hakimiyeti altındaydı. Buhara Medreseleri, Türkistan’ın dört bir tarafından gelen Talebeler’le Dolu’ydu. Yesevî buraya gelerek  burada bağlandığı Harkanî’nin (ö.425/1034)[5] Öğrencisi  Ebu Ali Farmadî’den (477/1084) [6] Ders alan Şeyh Yusuf-i Hemedanî (ö. 535/1140) den [7] Ders aldı. [8]

O’nun bu İntisabiyet’i, O’nun da Hocası gibi İslami İlimler’de Büyük bir Vukuf kazanması, İlmi’yle, Zühd ve Taqwasıyla Temayüz etmesi, Tarikat’inin Geniş bir Bölge’ye yayılmasına Amil oldu. Muhtemelen Hocası Yusuf’un mezhebindendi.

 Köprülü daha sonra O’nun hakkında verdiği Bilgiler’i İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı Madde’de değiştirir.  [9]

1140’da Yusuf Şeyh’inin Vefatından sonra onun Halifeleri arasında yer aldı.[10] İslam’ı Yeni Kabul etmiş Türk Gençleri’nin Eğitim ve İrşad’ıyla ilgilendi. Reşahat’a göre (s.14) O Türk Şeyhleri’nin ilk Halkası olup[11] Şeriat’la Tarikat’ı kaynaştırmış, Din’in Emirler’ine karşı olan Kayıtsızlığın Tarikat Adab’ıyla uyuşmayacağını Telkin’e çalışmıştır. Mesela 5 Vakit Namaz kılmayanın Domuz’dan farkı olmayacağını söyler, Her Manzume’sinde Günahlar’dan bahsederek Tevbe ve İstiğfar eder. [12] Erenler’in Sözünü dinlemek Qur’an ve Hadis Hükümleri’ne Riayet etmek, Şeriat’le Tarikat’ı meczetmek, Zühd ve Taqwa Esaslarına Bağlı kalarak, Dünya’nın Süsünü, Mal’ını, Şöhret’ini terk etmek, ona bağlanmamak, Riyazet ve Mücahede Yoluna sapmak, onun Tavsiye ettikleri şeyler’dir. [13]

63 Yaşına girdikten sonra, An’ane’ye göre, Tekke’sinin bir tarafında  3 Arşın Derinliğinde Çilehane yaptırarak oraya çekildi. [14] Tarikat’ı için Halvet’in[15]  nasıl yapılması gerektiğini açıkladı. [16]

Buhara’dan tekrar Yesi’ye döndü ve takriben 7-8 Sene sonra orada h562 de Türkistan’da Yesi’de öldü. Hayat’ının Sonlarına doğru İnziva’ya çekildi.

       İslam’ı yaymak ve Halq’ı Tasavvuf Doğrultusunda aydınlatmak üzere Hikmet denilen Hece Vezni’nde Manzumeler yazdı. Şiirler’i, Didaktik özellikte, sade bir Söyleyiş ve Temiz bir Türkçe ile yazılmış olup Halq arasında Geniş Biçimde yayıldı. Şiir ile İrşad daha Etkili oluyordu. Bunları Divan-ı Hikmet’te toplandı. [17] Bunların hepsinin O’na Aid olduğu sanılmıyor.[18] İşlediği Temalar sonraki Şiirimizde sürdülecektir. Örneğin Divan’da söylediği Aşk Yoluna girmenin çok Zor olduğu, Aşk Yolu’nun Faziletli, Feyizli, fakat bununla beraber Meşakkatler’le Dolu bulunduğu, Aşık olmak için Muhabbed Bağına girmenin gerektiği, bu Gaye ile Yola çıkan Kimsenin ilk önce Nefsini öldürmesinin gerektiği Yolundaki Tavsiyeleri..[19]

Yesi’deki Qabri üzerine Timur tarafından Türbe ve Cami’den oluşan bir İmaret yaptırıldı.

Halifeleri:

       O’nun Geniş Şöhreti, zamanla O’na Tabi olanların Sayılarını çoğalttı. Kendisinden bir Müddet sonra Anadolu’da yaşamış olan Yunus Emre[20] ve diğer Sufiler gibi Menakıblar’ı anlatılır. Hindistan’a, Anadolu’ya, Balkanlar’a  ve Avrupa’ya uzanan Etkileri Öğrencileri Vasıtasıyla oldu. Onlar[21]  Yesevîye Tarikatı’nın Hükümlerini İnsanlar’a vaz ettiler. [22] Tarikat şu Halkalar’la Müridlerini eğitmeye çalıştı. [23]

İlk Halifesi Aslan Baba’nın Oğlu Mansur Ata’dır. Sonra O’nun oğlu Abdulmelik Ata.

       2.Halifesi Said Ata’dır.

       3.Halifesi ve en tanınmışı Süleyman  Ata’dır.

       4.Halifesi Hakim Ata’dır.

       Yesevîye Sülalesi Hakim Ata’nın Halifesi Şaş’da doğmuş Zengi Ata’nın 2 Müridinden [24] Seyyid Ahmed Ata [25] ile Sadr Ata’dan gelir.

       Yesevî Tarikati, önce Seyhun Çevresi’nde, Taşkent ve Civarında tutulduktan sonra, Harezm[26] dolaylarına yayılmış ve Maveraunnehir’de kuvvetlenmeye başlamıştır.

Daha sonraları Yeseviye Dervişleri Vasıtasıyla Horasan, Azerbaycan, Anadolu Mıntıkalarına yayıldı. İshak Ata’dan sonra Nakşibendiliğin ortaya çıkmasına kadar bu Yöreler’de yaşadı.

         h900ler’de Horasan’da Yesevî Halifeleri’ne rastlandığı gibi, yine o sıralarda Orta Asya’nın Çeşitli Yerlerinde, Kabil’de, Diyarbakır’da, Hicaz ve İstanbul’da Yesevî Şeyhleri bulunuyordu.

Eserleri:

     

      -Divan-ı Hikmet ,Halkın kolayca anlayabileceği tarz'da, Hece Vezni ile ve Türkçe, Sofiyâne Manzumeler yazdı. Bu Manzumeleri biraraya getirilip "Divan-ı Hikmet" ismi verilen bir Kitap'ta topladı. Divan-ı Hikmet adı altında toplanan Manzumeler'in Muhtelif Yesevî Dervişleri'ne ait olduğu üzerinde duruluyor. Bugün Kütüphaneler'de mevcud bu Kitab'ın, Eski bir Nüshasını bulunamadı.
       Manzumeleri bilhassa 4/3= 7 ve 4/4/4= 12 Hece Vezinleri ile, Dörtlükler şeklinde yazılmış, Yarım Kafiye ve Redif kullanılmış. Dörtlükler'den Mürekkep bazı Uzun Manzumeler'de her Dörtlüğün sonundaki Mısralar'ın Kafiyeli olması, bunların Umumî Toplantılar'da muayyen bir Beste ile okunduğunu gösteriyor.
       Bugün elimizde Ahmed Yesevî tarafından yazılmadığı Tesbit edilmiş bir Eser yok.. Ölüm'ünden Asırlarca sonra yazılmış Muhtelif Tasavvuf Kitapları'nda, yahut Menâkıp Mecmuaları'nda ona İsnad edilen bazı Sözler, bazı Hareketler, birtakım Menkıbeler var.
 

 


 

[1]        Köprülü,M.Fuad/ Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 1966, Ank, s.52

[2]        19/Meryem 23-25 ayetlerinde Meryem’in Doğum Sırasında yaslandığı ve sallayıp Meyve’siyle gıdalandığı Hurma Ağacı’ndan bahsedilir. Kaşani bunu şöyle yorumlayacaktır: ‘Ruhi Kuds’e İttisal’ın Sebebiyle, Ruh Semasında uzanan ve Riyazet’le, Heva ve Hayat Suyu’ndan Mahrumiyet Sebebiyle kuruduktan sonra, Hakiki Hayat’la tazelenen, yeşillenen ve Manevi Maarif Yemişlerini veren ‘Nefis Hurması’nı Fikir ve Hareket ettir. Sana Hakikatler ve Maarif Yemişler’inden Kemal bulmuş Olgun Hurmalar düşsün. Üst tarafından düşen İlahi Hakikat ve Maarif, Ahval ve Sıfat Tecellileri İlimleri Hurmalarını ye.’ (Kaşani/Te’vilatu’l-Kaşaniye, ç. Ali Rıza Doksanyedi, Neşr.M.Vehbi Güloğlu, 1987, Ank, c.2. s.261)

         Mevlana’da bu Olayı, Tevhid Lezzeti’nin Sancısıyla, Cehd ve Gayret’le, Sabır ve Metanet’le Hasıl olacağına İşaret görür.  O’na göre Ten, Meryem gibidir  ve her birimizin İsa’sı vardır. Eğer bizde Dert Zuhur ederse, İsa’mız Peyda olur ve doğar; ve eğer Dert olmazsa, o Gizli Yol’dan gelen İsa, yine aslına Vasıl olur; ancak biz Mahrum ve Nasipsiz kalırız. (Mevlana/Fihi Ma fih, ç.Ahmed Avni Konuk, 5.faslın sonu)

         Yesevi yediği hurmayı Divan’da şöyle değerlendirir:

‘Ağzıng açkıl ey kudret emanetin bireyin

Mezesini yutmadım aç ağzıngğa salayın

Hak Resulni buyruğın ümmet bolsam kılayın.’

[3]        Zikr-i Minşari’de denir. Cehri zikirdir. Erre denmesinin sebebi, zikredenin hançeresinden, bıçkı sesine benzer bir ses gelmesindendir. Köprülü,  Şeyh Muhammed Gavs’dan naklen bu tarikattaki zikri şöyle tanımlar:’Zikri Erre’nin yolu, iki  elini, iki uyluğınun üzerine koyarak, nefesini de göbeğine doğru vererek ‘Ha’ deyip, nefesi de gönek altından uzatarak, baş, bel, sırt aynı hizaya getirilmek suretiyle, şiddetle Hayy diyerek, zikre bu tarz üzerinde devam etmektir.  Bir marangoz, tahtanın üzerinden nasıl bıçkıyı çekerek  seslendiriyorsa, zikreden de kalbini düzeltmek ve temizlemek için, zikri, kalb tahtası üzerinde öylece çekmelidir.’ (s.265) Bazıları da Ha, Hay yerine Allah tarzında yaparlar.

[4]        Köprülü/ s.89

[5]        el-Harkani’yi Peygamber’e bağlayan 3 Silsile verilir:

         1.Ebu Yezid Bestami (ö.216/831)

         Cafer es-Sadıq (ö.148/765)

         Qasım ibnu Muhammed (ö.102/720-21)

         Selman el-Farisi (ö.35/655)

         Ebu Bekr (ö.13/634)

         2.Ebu Yezid Bestami

         Cafer  es-Sadıq

         Muhammed Baqır (ö.114/732-33)

         Ali Zeyne’l-Abidin (ö.75/694)

         İmam Hüseyin (ö.60/680)

         Ali (ö.40)

         3.Ma’ruf el-Kerhi (ö.200/815)

         Siraceddin Bağdadi

         Davud et-Tai (ö.184/800-801)

         Habib A’cemi (ö.150/767)

         Hasan el-Basri (ö.110/728-29)

[6]        el-Gazali’nin Hocası.

[7]        Ebu Yakub Yusuf ibnu Eyyub ibnu Yusuf ibnu el-Hasen ibnu Vehre. Hemedan Havalisi’nde, Buzencird Kasabası’nda 440-441/1049-1050 de doğdu. 460/1067-68 de Bağdat’a giderek Şeyh Ebu İshak Şirazi’nin Meclisine devam etti. Arkadaşları arasında Fıqıh ve diğer İslami İlimleri öğrendikten sonra, İbadet, Riyazet ve Mücahede Yolu’na Teveccüh etti. Şeyh Ali Fatemedi’den Feyz aldı. Şeyh Abdullah Cüveyni ve Hasan Simmani ile de Sohbet ettiğini Molla Cami Rivayet eder.

Riyazet ve Mücahede’ye başladıktan sonra Herat’a geçti. Rey Halkı tekrar Geri dönmesini kendisinden istedikleri için, bir Müddet daha orada kaldıktan sonra, tekrar Herat’a döndü. Hayat’ının Son seneler’inde, Herat’tan Merv Şehri’ne dönerken, Bamiyin Kasabası’nda öldü.

Hanefi’ydi. İlim ve Fazilet’iyle, o zamanda Şöhret kazandı. 505/1121-22 Bağdad’da Nizamiye Medresesi’nde Ders okuttu.

Molla Cami onun her Ay’ın Başında Semerkand Mollarını Davet ederek, onlarla Sohbetler yaptığını söyler. Türk, Tacik bütün Köylüler’e Din’in Farzlarını öğretmekten üşenmez, daima Hocalık’la Meşgul oldu. Her an Riyazat ve Mücadele Halinde bulunur, Ashab’ın Yoluna uymayı Müridler’ine Tavsiye ederdi. Qalbi bütün Mahluqat için Derin bir Sevgi’yle dolu’ydu. Hristiyan ve Zerdüşler’in Evler’ine kadar gider, onlara İslam’ın Büyüklüğünü anlatır, Hidayet’e Vasıta olmak için, bütün İrşad Usullerini kullanırlardı. Ehl-i Qıble’yi Tekfir etmezdi.  (Eraydın,Selçuk/ Tasavvuflar ve Tarikatler, s.323, 1994,İst. )

[8]        Köprülü,M.Fuad/ İlk Mutasavvıflar, s.52.

[9]        O zamana kadar elde ettiği Kaynaklar’ın hemen hepsinin (Reşahat, Nefahat vb.) Nakşi Tarikatı’na Mensub Dervişler’in, Yesevi’yi kendi Düşünce Tarzlarına Uygun olarak Qaleme aldıklarını, oysa Babai, Haydari ve Bektaşi An’aneleri’nin Yesevi hakkındaki Rivayetlerinin Tarihi Hakikat’e daha Yakın olacağını İddia eder. O’nun bir taraftan Doğu Türkistan ve Sayhun Havalisi’ndeki Şiiliğin Etkisi altında, oldukça Geniş ve Serbest bir Tasavvuf  Görüşüne Sahip olduğunu Tahmin eder.

         O’na göre Yesevi’nin kendisi tarafından  yazıldığı Kesin olarak bilinen bie Eser’i yoktur. Ölüm’ünden Asırlarca sonra, yazılmış olan Çeşitli Tasavvuf Kitaplarının, onun Şahsiyeti hakkında tam ve doğru bir Fikir vermekten çok Uzak olduğunu söyler. Yine de bu Konu’nun araştırılmaya Muhtaç olduğunu söyler.

[10]       Bu Halifeler’den ilki Abdullah Berki (ö. 12.yy), 2.si Hasan Andaki (460-532/ 1070-1157), 3.sü Abdulhalik Gücdevani (617/1220), 4.Hoca Ahmed Yesevi idi. (Eraydın,Selçuk/ Tasavvuflar ve Tarikatler, s.323, 1994,İst. )

[11]       Köprülü’nün İfadesine göre Yesevilik, yani Türk Sufiliği, , Acem Harsı’nın Hüküm sürdüğü bir Saha’da ve büyük bir Acem Mutasavvıf’ın Te’siri altında doğdu. Fakat 3-5 Batın’dan beri, İslamiyet’i kabul etmiş, Hemedanlı bir Aile’nin Çocuğu olan Yusuf Hemedani, eski Hind ve İran inançlarını, İslam’ın Esaslarıyla Te’lif ve Te’vil’e çalışan o Geniş ve Serbest Düşünceli Acem Mutasavvıfları’ndan değildi.  Kelime’nin tam anlamıyla, Şeri İlimler’de çok derinleşmiş bir Hadis Alimi olduğu için, Kitap ve Sünnet’i Herşey’in üstünde tutuyor ve Te’vil’i ancak Ehl-i Sünnet’in kabul edecekleri  daireden ileri götürmüyordu.(s.97)

[12]       Köprülü /İlk Mutasavvıflar, s.62

[13]       Köprülü /İlk Mutasavvıflar, s.138

[14]       Divanı Hikmet’te bu Çile-Hane’den Geniş bir şekilde bahseder.

[15]       Yesevi için Halvet iki Aşamalıdır. Şeriat Halveti yapmayanlar Tarikat Halveti yapamazlar. Bu Kelime’nin Harflerine şu anlamları verir: H:Hali, Lam:Leyl , Vav:Vuslat, T:Hidayet. Tarikat Halveti, Bütün Kusurlar’dan, Kötü Sözler’den ve Günahlar’dan Samimi olarak Tevbe Esasına dayanır. Halvet Sırasında Nefs’e ve Şeytan’a ait oln Hazlar yanıp mahvolmalıdır, İnsan’ın Gönlü Masiva’dan arınmalı ce Allah Nuru’yla dolmalıdır.

[16]       Hariri Zade Muhammed Kemaleddin /Tıbyanu’l-Vesaili’l-Haqaiq, Süleymaniye, İbragim Efendi, 430-432:’ Yesevi Tarikatı’nın Halvet’ini şöyle anlatır: ‘..Mürşid’in İzni’yle yapılacak Halvet için, bir Gün önceden Oruc’a başlanır. Halvet Arefesinde, Sabah Namazı’ndan sonra, Tesbih ve Tehliller çoğaltılır. Bu Zikir’den sonra, Saf bağlayıp, Qıble’ye karşı 8 Tekbir getirilir. Bundan Maksat Nefis ve Heva Ordusuna karşı açılan Savaş’ın Başlangıcında Allah’tan Yardım ve Zafer dilemektir.

O Gün’ün İkindi Namazı’ndan sonra, Mabed ve Halvethane’nin Delikleri, Kapıları, Bacaları kapatılır, böylece Halvet’e girecek Mürid’in, Suluk’une Hava ve Soğuğun Zarar vermesi önlenmiş olur.

Daha sonra Mürid, yapmakla Görevli olduğu Evrad, İstiğfar ve Ezkar ile Güneş batıncaya kadar  Allah’a yalvarır ve Gözyaşı döker.

Namaz  kıldıktan sonra, Yemek için Eller yıkanır. Sofra’ya Sıcak Su getirilir. Bu Su ile İftar edilir. Bundan böyle bir daha Su verilmez. Daha sonra Yesevi’nin Kerametiyle bitmiş olan ‘Kara Darı’dan Halvet Çorbası içilir. O yoksa Çorba Kızıl Darı’dan da yapılabilir.

Yemek’ten sonra Qur’an’dan bir Sure veya birkaç Ayet okunur. Ayak’ta Saf Teşkil edilerek Yüksek Sesle üç Tekbir daha alınır. Sonra oturup, Hürmet ve Ta’zim’le Gece yarısına kadar Allah zikredilir.

Bu sırada, Halvethane’nin ayrı bir Bölüm’ünde başlar Traş edilir. Ustura ve Taş hazırlanır, sonra 3 Tekbir alınır. Tıraş’tan sonra, Halvethane’nin içinde Saf bağlayıp önce Qıble’den başlamak suretiyle dört tarafa üçer Tekbir getirilir. Daha sonra, Halka Teşkil edilip ,Zikr’e başlanır. Bu Zikir, Mum sönünceye kadar devam eder. Mum söndükten sonra, Zaruri olan Uyku İhtiyacını gidermek için birkaç Saat dinlenilir.

Halvet’in Son Günü, Mutfak Hademeleri, önce ‘Destur’ ile Halvethane’den çıkarak, Qurbanlar keserler. Kesilen Qurbanlar’ın Kanları Köpekler’e verilmeyip, Toprağa gömülür ve Kemikleri saklanır.

Kesilen Qurbanlar’ın Boğazları Kebap edilerek, Soğuk Su ile birlikte Halvet Ehli’ne verilir. O Gece Halvethane’den çıkılır, İhvan’ın Evlerinde İstirahat edilir. Sabah Namazı’ndan sonra topluca Zikr’e başlanır. 3 Tekbir getirilip Allah’tan Hayırlar Taleb edilerek, Dua ve Niyaz’da bulunur. Sonra herkes Qalb Huzuru ile Evlerine dağılırlar.’

[17]       Eraslan,Kemal/ Divan-ı Hikmet’ten Seçmeler, 1983,Ank,

[18]       Bu Eser’inde Çeşitli Vesileler’le, Aşk Yolu’na girmenin çok zor olduğunu, Aşk Yolu’nun Faziletli, Feyizli, fakat bununla beraber Meşakkatler’le Dolu bulunduğunu, Aşık olmak için Muhabbed Bağına girmenin gerektiğini, bu Gaye ile Yola çıkan Kimse’nin ilk önce Nefs’ini öldürmesi gerektiğini İzah eder.

         Divan’da, Zahidane Beyanlar’ın yanısıra, Aşk’tan, Piri Mugan’dan, Aşk Şarabı’ndan, Aşk Meyhanesi’nden, Mansur’den bahseden Şiirler de vardır.

         Mürşid’in gerekliliği şöyle anlatılır:

‘Mürşidlernin Hizmetini kıl İhtiyar,

Özlükümdin Yolğa kirdim dime Zinhar.

Yahşı bilseng Tarikatını, Hatarı bar;

Kılavuzsız uşbu Yolga kirmeng Dostlar.’

         Herşeyin Allah’tan gelişi üzerine:

‘Hak Teala İntikam’ın yine Abd ile alır,

Bilmeyen İlm-i ledünni bunu Abd yaptı sanır,’

[19]       Yenişehirli Avni’den:

‘Sanman Taleb-i Devlet ü Cah etmeye geldik

Biz Alem’e bir yar için ah etmeğe geldik.’

         Fuzuli’den:

‘Canını canane vermektir Kemali Aşk’ın

Vermeyen Can i’tiraf etmek gerek konsanına’

‘Canı Canan dilemiş, vermemek olmaz ey Dil,

Ne Niza eyliyelim, ol ne senindir ne benim.’

‘Yar için Ağyare Minnet ettiğim aybetleme

Bağban bir Gül için bin Hare Hizmetkar olur.’

[20]       Divan’daki Kimi Şiirlerin benzeri Yunus’ta görülür.

‘Işkıng kıldı şeyda mini, Cümle Alem bildi mini

Kayhum sinsin tüni küni minge sin ok kirek sin

.....

Sözlesem min Tilim’de sin közlesem min Közümde sin

Könglüm’de hem Canımda sin minge sin ok kirek sin

 

Feda bolsun singe Canım töker bolsang minim Kanım

Min kulıng min sin Sultanım minge sin ok kirek sin

 

Alimlerge Kitap kirek sufilere Mescid kirek

Mecnunlarğa Leyla kirek minge sin ok kirek sin

............

Hace Ahmeddür minim atım tüni küni yanar otım

İli Cihan’da ümidim minge sin ok  kirek sin.’

[21]       Şeyhler.. Onlar şu rükünlere haiz olmalıydılar:

         -İlme’l-Yakin, Ayne’l-Yakin ve Haqqa’l-Yakin’e ulaşma, İslami İlimler’e Derinliğine Vukuq

         -Hilm

         -Güzel bir Sabır

         -Haqq’ın hoşnutluğunu kazanma gayreti

         -Gerçek İhlas ve Allah’a Qurbiyet Duygusu.

[22]       -Marifetullah (İnsanlar’ın Yaratılış Sebebi)

         -Mutlak Cömertlik (Maddi ve Manevi)

         -Sıdq

         -Fena Fillah (Hakke’l-Yakin’de kaybolmak)

         -Tam bir Tevekkül

         -Derinliğine Tefekkür

[23]       Vacibler:

         -Kemal Sahibi olmayı arzulama

         -Vasılı ilallah (Allah’a Ulaşma isteği

         -Beyne’l-Havfı ve’r-Reca ve Zikr’e Mülazemet.

         Sünnetler:

         -Cemaatle Namaz

         -Seher’de Uyanıklık

         -Devamlı Abdestli olmak

         -Her an Allah’ın Huzurunda olduğunu düşünmek

         -Haqq’ı Zikir

         -Salih kimselere İtaat.

         Müstehaplar:

         -Arzu’yla Misafir gözetmek,

         -Kendi  halince Misafir Kabul etmek,

         -Misafir ne kadar Kalabalık olursa Ganimet bilmek,

         -Misafir’in fazla kalmasını Temin etmek,

         -Misafir’in Arzusunu yerine getirmek,

         -Ahmed Yesevi’ye ve Bağlı bulunduğu Şeyh’e Dua etmek

         Adabı:

         -İki Diz üstüne çöküp Tevazu ve eebe Riayet

         -Kendini herkesden alçakça görmek

         -Herkesi kendinden Üstün ve Faziletli görmek

         -Bütün Şeyh ve Azizler’in Huzurunda Edebli ve Sessiz durmak

         -Onların Meclis’inde izinsiz konuşmamak

         -Şeyh’inin ve başka Şeyhler’in Velayet Sırlarını ve Keramet Rumuzlarını İfşa etmeyip saklamak. (Hazini s.83-84)

         Yine Hazini/ Cevahiru’l-Ebrar, min Emvaci’l-Bihar s.120’da (Selçuk Eraydın’dan Nakl s.334-335) Yeseviye Tarikatı’nda Mürid’in Mecbur uymakla Yükümlü olduğu Adabı şöyle sıralar:

         -Mürid hiçbir zaman kimseyi Şeyh’inden Üstün bilmemeli ve ona Mutlak Teslim olmalıdır.

         -Mürid, Zeki ve İdrak Sahibi olmalı, bu suretle de Şeyh’inin Rumuz ve İşaretlerini, açıklamaya Luzum gösterilmeden anlayabilmelidir.

         -Mürid, Şeyh’inin Söz ve Fiiller’ine Razı olmalı ve ona İtaat etmelidir.

         -Şeyh’nin bütün Hizmetler’inde Çevik olmalıdır ki, Rızası meydana gelsin

         -Mürid, Söz’ünde Doğru, Vadinde Sağlam olmalıdır.

         -Vefalı olmalıdır.

         -Bütün Mal ve Mülkünü, Şeyh’inin Emrine Amade kılmalıdır.

         -Şeyh’inin Sırlarını tutarak, Ketum davranmalı, herkese söylemekten sakınmalıdır.

         -Şeyh’inin Emir, Teklif ve Nasihatlerini göz önünde tutup, asla İhmal etmemelidir.

         -Allah’a ulaşmak için, Şeyh’i Yolunda Canını vermeye hazır ve Onun dostuyla dost, düşmanıyla düşman olmalıdır.

[24]       Bir diğer 2 Mürid’i de Uzun Hasan Ata, Bedr Ata’dır.

[25]       O’nun Halifesi, Huzyan’lı İsmail Ata’dır. Daha sonra onun Oğlu İshak Ata Türkler arasında Meşhur’dur.

[26]       Bölge Samanoğulları’nın Elinden Karahanlılar tarafından alındı. Sonra Gazneliler’in Eline geçti. Selçuklular’ın Valisi olan Türk Kökenli Anuk Tekin tarafından 1097 de burada Harezmşahlar kuruldu. (Yıkılış 1231).