Ali Şükrü Bey
1884-1920?
Reisoğulları'ndan
Deniz Kıdemli Yüzbaşısı Hacı Hafız Ahmet Kaptan’ın
Oğlu olarak Trabzon’un Vakfıkebir İlçesine bağlı Şarlı
Nahiyesi'nde
doğdu. Kardeşi Şevket Doruker ile Ali
Bahriye Mektebi’ne girer ve 1904 de Birincilikle
bitirir. Bahriye Erkanı Harb Zabiti (Deniz Kurmay Subayı) olur.
Donanmayı
Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti
Kurucuları
arasında yer alır. 2. Reisliğe seçilir. İttihat ve
Terakki’ye Dahil olmaktansa
Mesleğini Terk eder.
İngiltere’ye giderek Deniz Huququ
Tahsil eder, İngilizcesini
ilerletir, Türkiye aleyhine İftiralar'a
Qalemi ile Cevap verir.
36
Yaşında
Osmanlı Meclisi Mebusan’ına girer.
12 Ocak 1920 de
İngilizler Şehzadebaşı Karakolunu Gece
Vakti basar ve Uyku
halindeki Müslümanlar'ı Şehid ederler. Bunun üzerine
Celaleddin Arif Bey’in Meclis Başkanlığı’nda
Son Meclis kendisini Fesh için
Müzakere açar. Ali Şükrü
bey buna Muhalif'tir: ‘Burada tek bir
Şahıs kalıncaya kadar
ölmeyi Göz'e almalıyız. Bir tek
Arkadaşımızı Feda etmeyiz.’ 16
Mart’ta Fesh gerçekleşir.
23 Nisan 1920
de Ankara Meclisi’nin Toplantısına katılır. 3-5
Arkadaşı ile
birlikte Başkanlığa bir Takrir verir. Hükümet
Üyeleri'nin
Meclis Genel Kurulu'nda tek tek seçilmesine
İtiraz eder.
Hükümet Üyeleri'nin Başkakan tarafından seçilmesini ister.
Kabul edilir.
İlk Meclis
Mebuslar'ından Zamir Bey (Damar Arıoğlu) anlatır:
‘Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey İstanbul
Meclisi Mebusan’a 36 Yaş'ında
İştirak etmişti.
Kendisi Bahriye Kurmay Binbaşılığı’ndan Mustafi; İyi İngilizce
bilir, Etine Dolgun, uzunca
Boylu, Gözleri Miyop,
Kalın Camlı Gözlük kullanır,
Çenesi biraz Kısa,
Hafif Elmacık Kemikli,
Sert Bakışlı,
İfadesi Düzgün,
İyi konuşan, Sözünü dinleten,
kendi bildiğinden şaşmayan bir Hatip'ti. Sosyal
Durumuna
gelince, Muhafazakar, hatta Mutaassıp'tı. Cemiyet
Hayatımızda
değişikliğe Mütehammil olmayıp Kadınlarımızın
Cemiyet içinde Vazife almalarına
Taraftar değildi... Bu hususta
İleri Fikirli
olan Hamdullah Suphi (Antalya) nın Fikirlerini
daima Tenkid ve Muaheze ederdi. Hocalar ve
Muhafazakar
Mebuslar üzerinde İtibarı büyüktü. Nefsine
İtimad'ı vardı,
İyi
düşündüğüne inanmıştı. Meclis’te Men’i Müskirat Kanunu
bu Zat'ın
Teklif'iyle Kabul edilmiştir. Hükümet'i
Tenkid etmekte
daima ön Saf'ta gelir,
Kanaatlerini çekinmeden söylerdi.
Taymis Gazete’sinden (Time) Tercümeler yapar, bize
aalluk edenleri Kürsü'den anlatırdı. Hükümet lehinde
konuşanları Dalkavukluk'la
İtham eder, 2.defa Mebus seçilmemek Korkusundan, böyle
Hareket ettiklerini Sohbet arasında açıkça
söylerdi. Çok Gururu vardı. Ömrü boyunca Trabzon’dan Mebus
seçileceğini, daima Mebus olarak Meclis’te bulunacağını da
söylerdi.’
Rıza
Nur anlatır:
‘..Ali Şükrü
Orta Boylu, Güzel
Yüzlü ,
Miyop olup Gözlüklü,
Namuslu bir Adam. Hayatı
Muntazam.
vaktinde yatıyor, vaktinde uyanıyor. Asla Rakı içmiyor,
Rakı'nın şiddetle aleyhinde, hatta
Sigara da içmiyor. Bahriye Zabiti imiş ve İngiltere’de de bulunmuş; fakat pek fazla bir
Taassub halinde Dindarlığı var. Çok da
Asabi bir Adam.
Bir
Geceyarısı'nda bir
Gürültü, bir Kıyamet koptu. Dayak
Patırtısı'ndan
Yatak'tan sıçradım. Gözlerimi açtım. Ne göreyim?
Ali Şükrü Bey Hilmi’yi almış eline,
Eşek sudan gelinceye kadar döğüyor. Hilmi öyle
Sarhoş
ki, Mukavemet değil, belki Hissi
Rakı'dan İptal olmuş, yediği
Dayakları bile duymuyor. Acıdım, araya girip
Herifi kurtardım.
Şimdi Şükrü Yatağına oturmuş, hala
Öfkesini alamamış:
-Yahu ne oldu,
dedim.
-Ne olacak.
Eşek gibi içmiş, bu yetmemiş de beni
Uyku'dan uyandırdı.
Ne o, dedim. Rakın var mı? dedi. Eh artık,
illallah. Edepsizi iyice döğdüm. Sen yetişmeseydin geberecekti,
dedi. Herkes de uyanmış dinliyordu. Her Gece herkesi
uyandırırsın, ama bir Gün de işte böylesine
Tesadüf edersin.
Eşek diyesin, bari Rakı isteyeceksen,
Rakı içen Adam'dan iste.’
Samed
Ağaoğlu anlatır:
‘Ali Şükrü, aynı zamanda gerçekten
Kuvvetli bir Tenkitci olarak gözükmektedir. Gensoru
Konusu
yaptığı Bütün Meseleler'de ilgili
Bakanları Ağır şekilde
hırpalamaya Muvaffak olmuş ve hemen her zaman
Tenkidler'ini
Müsbet bir Sonuç ile bitirmiştir. 1.BMM’nde
Bakanlar'ın,
Gensoru ve Sorular'ından en çok çekindikleri Meb’uslar'dan biri
de Ali Şükrü oldu.’
Mahir
İz anlatır:
‘Gizli
Celseler'in Zabıtlarını, Meclis’in ilk
Günler'inde
Divan Katipleri tutuyordu. Sonradan bu işe
dayanamadılar, çünkü yoruluyorlardı. Kendilerini değiştirecek
başka Grupları da yoktu, Kadro
Müsait değildi. Mutlaka Genç
Mebuslar'dan Yardımcı olmak lazım geliyordu. Bu her zaman
Mümkün değildi, Teşkilat lazım'dı. Zabıt
Qalemi'nin bu İşi de
yapmasını Uygun buldular. Başkatip Recep bey,
Qavanin
Qalemi Müdürü Hamid Bey
Vasıtasıyla bunu bize
bildirdi. Fakat, Ketum kalmamız lazım geldiğini de
Ehemmiyetle
Tekid etti. Zabıt Qalemi 3
Grupluk Kadrosuyla 15
Katip ve her
Grub'un bir
İdare Şefi olmak üzere 18
Kişi'den Müteşekkil'di; bu
İşi de üzerine aldı. Gizli Celseler'e girmeye başladık.
..Hilafet’in
Lağvı Luzumuna dair olan
Teklif'in Müzakeresine
Gizli Celse'de
başlanmıştı. Çok Hareketli Müzakereler oldu,
Gece Yarısına
kadar Devam etti. Teklif eden Tarafın
Sözcüsü sonradan
Yavuz-Havuz Davası’nda Mahkum olan Bahriye Vekili
İstiklal Mahkemesi Reisi İhsan Bey’di.
Buna Muhalif olan karşı tarafın da kendiliğinden meydana çıkan
Sözcüsü Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’di. Muhalifler,
Söz sıraları gelince Kürsü'ye çıkıp
Fikirlerini söylediler,
Mesele'nin
Müdafaasını yaptılar. Ancak Ali Şükrü Bey,
Teklif Sahipleri tarafından kim
Söz söyledi ise, hemen Kürsü'ye
çıkıp cevaplandırdı. İş o hale geldi ki, Ali Şükrü
Bey Kürsü'ye belki 15 kere çıktı.
Artık vakit çok
Geç olmuş, herkes de yorulmuştu. Fakat Ali Şükrü Bey
ayakta Hatib'i dinliyordu. O sırada yine
Kürsü'ye yaklaşarak
konuşan Hatib'e
Cevap vermek üzere Söz istedi ve
Kürsü'ye
yaklaşmaya başladı.
O anda, Mersin
Mebusu Selahaddin Bey’in her zaman oturduğu
Kürsü'ye yakın ilk sırada ortada Rauf Bey
oturuyordu. Hamidiye Kahramanı Rauf bey herkesin
İstisnasız Hürmet ve
Muhabbet'ini kazanmıştı. O’nun
Kesin ve
Keskin Sözleri hiç bir zaman
Redde uğramamıştı. Önüne doğru
gelen Ali Şükrü Bey’i Bel'inden tutarak:
-Şükrü,
yeter yeter. Şükrü artık Söz alma, deyince, Ali
Şükrü bey birdenbire Rauf Bey’e dönerek:
-Rauf, ben
bu iş'in Fedai'siyim, anladın mı? dedi ve
Kürsü'ye çıktı. O
sırada ben, Zabıt Müdiri Zeki Bey’e: ‘Ali
Şükrü Bey bu Gece
İdam Fermanını kendi
Eliyle
İmza etti’ dedim. Nitekim o Sözüm de çıktı.’
Falih Rıfkı
Atay anlatır:
‘Cüretli ve
Atılgan'dı. Bir
Sağlık Qanunu
Tartışmasında
‘Kadınlarımızdan ne ister bunlar? Yüzlerini açtırmayacağız’
diye haykırmıştı. İstiklal Marşı’nın Yazarı Şair
Akif
Meclis’te bir daha Ağzını açmıştı: Neden
Sivil Gazete ‘Hakimiyeti
Milliyeye’ye Ödenek verilmiş de Şeriatçı
Sebilürreşad Dergisi’ne verilmemiştir, Kavgasında bu
Yardımı esirgeyenlere ‘Dalkavuklar’ diye bağırmak için....
Men’i Müskirat Adlı İçki
Yasağı Kanunu Deniz
Kurmayı Ali Şükrü’nün Teklifi üzerine bir
Şeriat
Qanunu olarak çıkmıştır.’
Qanun teklifini
Kütahya Mebusu Katip Haydar Bey okumuş, Milletvekilleri
Bravo diye alkışladılar. Maddeler şöyleydi:
1.Memalik-i
Osmaniye’de Her Nevi
Müskirat'ın imal,
İthal, Füruht ve
İstimali, Sureti
Kat’iye de Memnu'dur.
2.Müskirat
İmal,
İthal ve Füruht edenler
Nezdinde yakalanacak olan Müskirat'ın
Beher Kıyyesi için 50
Lira Cezai Naqti alınır ve
Mevcut
Müskirat Müsadere olunur.
3.İşret ettiği
görülenler ya Haddi Şeri ile
Tedip olunur veyahut 50 Lira'dan
150 Lira'ya kadar
Ceza'yı Nakdiye
Mahkum edilir.
4.Bu Kanun'un
Tasdik ve Neşriyle beraber
Mevcut İçkiler Müsadere ve
İmha
edilir.
5.Bu Kanun Tarihi Neşrinden
itibaren Mer’idir.
6.Bu Kanun'un İcra'yı Ahkam'ına
bilumum Zabıta-i Mülkiye ve Adliye ve Mehakimi Mizamiye Memur'dur.’
Rıza Nur anlatır:
‘Millet
Meclisi İçki'yi Yasak etti. Ve bu husus
Şiddetle Takip edildi. Bunu yapanların
Başı Ali
Şükrü idi. 2. Derecede Şair
Mehmed Akif’ti.
Bunlar Meclis’te Dini bir Parti kurmak peşinde idiler. Rakı'yı
Yasak etmeleri, hele o esnada Maddi ve
Manevi çok İyi bir iş
olmuştur; fakat Hükümet’in Tatbikat'ına rağmen
Kati surette önü
alınamamıştır. İmbikler toplandı, amma bazı Nufuzlu
Memurlar
Hükümet’in Muhafazası altında bulunan bu
İmbikler'den bir
kısmını alıp Evlerine yerleştirdiler. Bunların biri Ankara
Polis Müdürü Dilaver, diğeri Bursa Valisi olan Fatin’dir.
Mükemmel Rakı çıkarıp İyi
Ticaret yaptılar. Dilaver
Rumeli’lidir. Galiba Arnavut, Fatin Girit’li. Bunların
ikisi de Mustafa Kemal’in Gözdeleridir. Zaten
böyle olmasalar Meyhanecilik yapamazlar. Mustafa
Kemal’in Rakılar'ını da bunlar yaptılar. Mustafa
Kemal bir Gün Rakısız kalmadı... Bir
Gün Ali
Şükrü ile konuşuyorum. Kimse yok. O beni Dinsiz diye
sevmezdi, fakat Namuslu'dur,
Riayetsizlik etmez ve hatta bana Sırrını söylerdi. Biz Lozan’dayken başına gelenleri anlattı.
Kılıç Ali ile Topal Osman’ın
Adamlar'ından bazıları Ali Şükrü’yü öldürmek
üzere vazifelendirilmişler. Fakat bunlardan biri Ali
Şükrü’nün Akrabası olduğu için
İkaz'da bulunmuş.. Ali
Şükrü demek bu Teşebbüs'ten korkmamış. Çünkü şiddetle
Muaraza'da devam ediyordu. Hakikaten
Kabadayı bir Adam'dı.’
Hemen hergün
Karaoğlan Çarşısı'ndaki Kuyulu Kahve’ye uğrar,
Çay içer,
etrafındakilerle Sohbet ederdi. Yine bir
Gün aynı Kahve'de
oturmuş, yanındakilerle konuşuyordu. Kapı'dan içeriye Osman
Ağa’nın Yakın Adamı Mustafa Kaplan girdi.
-Beyim,
Osman Ağa’nın çok Selamları var. Biliyorsunuz
Son
Zamanlar'da
Ayağı kendisine Izdırap verdiği için pek çıkamıyor
.Hemşehrimi özledim diyor. Gelsin de birlikte hem bir
Kahve içer, hem de biraz dertleşiriz.
Akşama doğru Mustafa
Kaplan’la birlikte Osman Ağa’nın
Samanpazarı’ndaki Evine geldiler. Onları Ayakta karşıladı,
Aralıksız Hasır Sandalyeler'e oturdular. Ali Şükrü
Bey’in Sırtı Kapı'ya dönüktü, karşısında ise Osman
Ağa vardı. Hoş bir Sohbet başladı. Kahve'sinin ilk
Yudumunu aldığında bir Yağlı Kement boynuna dolandı.Kendini
kurtaramadı.
Hacı Bayram’da
kılınan Cenaze Namazı'ndan sonra Tabut Eller üzerinde Meclis'e
getirilmiş, Merasim'e 40.000 Kişi katılmıştı. Erzurum Mebusu
Hüseyin Avni Bey şöyle haykırdı:
-Ey Trabzon Çocukları. Sana
Albayraklı bir Gelin gönderiyoruz.