Ayşe Böhürler

1963

 

Araştırmacı Programcı.

1963 Kayseri (Nevşehir) Doğumlu. Orta Öğrenim’ini Erenköy Kız Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Mezunu. Tesettürlü olduğu için Uzun süre çalışamadı. Çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları ve Girişimler’inde Aktif Roller aldı.

Yazı ve Araştırmaları Gazete ve Dergiler’de yayınlandı.

1992'de İzlenim Dergisi'nde 2 Yıl Aile ve Eğitim Bölümü Editörlüğü yaptı. Aynı Görevi Haftalık Aksiyon Dergisi'nde sürdürdü.

Kanal 7'den gelen bir Teklif üzerine ‘‘Başörtüsü’’ Belgeseli’nin Metin Yazarı Grub’una katıldı. 1995'te Kanal 7'ye Kadın ve Çocuk Programları Sorumlusu olarak Transfer oldu. Kadın, Çocuk, Eğitim, Belgesel ve Tartışma Programları hazırladı.

Kendi hazırlayıp sunduğu ‘‘Konuştukça’’ Programı 3 Yıl sürdü.. Programına Zeynep Göğüş, Vivet Kanetti,  Ayşe Önal, Seda Güler, Nicole Pope, Necef Uğurlu, Yazgülü Aldoğan, Prof. Edibe Sözen, Ayşe Düzkan, Kezban-Hüseyin Hatemi, Canan Arın, Sibel Eraslan, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Hidayet Tutsal, Prof. Mehmet Altan gibi pek çok Yazar ve Siyasetçi Konuk oldu.

 Yaptığı Programlar Yazarlar Birliği Ödülü ile Mevlana Büyük Ödülüne Layık görüldü ve Çeşitli Sivil Toplum Örgütlerince de ödüllendirildi.

2001 de kurulan AKP'nin Kadın Kurucular'ı arasında yer aldı.

Evli ve 3 Çocuk Annesi.

 

2002 Dünya Kadınlar Günü:

Türkiye'de bir Kadın'ın Medya'da Görev yapabilmesi için birinci Unsur'un malesef, Fiziğinin Düzgün olması olduğunu söyledi. Böhürler, Türkiye'de Ekran'daki Kadın'ın Konum'unu anlayabilmek için Yabancı Kanallar'da çıkan Kadınlar'a bakmanın Yeterli olacağını hatırlatarak, "Bizde Medya'da yer alan Kadın'ın 'Manken' gibi olması gerekirken, Yabancı Televizyonlar'a çıkan Kadınlar'ın da sıradan bir biçimde Ekranlar'ı İşgal etmektedirler" dedi. Böhürler, Medya'da Görev alan Kadınlar'ın önleri kesilerek, Yönetici olmalarına İmkan verilmediğini de ileri sürerek, Türk Medyası'nda Erkekler'in Hakim olduğunu vurguladı.

 

O ve Fatma Barbarosoğlu’nun aldığı Ödül'ü Cihan Aktaş şu Tasvirler'le belgeler: [1]

 I- Ortaokul ve Lise'yi okuduğum Karadeniz kıyısındaki parasız yatılı kız okulunda, okul müstahdemlerinin hatta memurlarının gözünde bütün öğrenciler ya Ayşe'ydi ya da Fatma. O kadar kalabalık okulda kaç öğrencinin adını ezberleyecekti müstahdem veya memur? Ayşe diyorlardı, Fatma diyorlardı, bazen aynı anda hem Ayşe hem Fatma diye çağırıyorlardı. Ayşe ve Fatma olabilirdik kendi ismimizle birlikte, aynı zamanda bu ikisi de olabilirdik. Ayşe, Fatma müslüman Türk kızının anonim adıydı. Ad olarak da lakap olarak da Ayşe anamızın, Fatma anamızın imgelerini çağrıştıran sıcak ve eğitici anlamlarıyla,  ideal bir kişilik yapısına göndermede bulunacak güce, etkiye ve anlam derinliğine sahipti. Ayşe'nin Fatma'nın türevleri de aynı ölçüde benimsenir, tutulurdu. Ayşegül, Ayşenur, Ayşecik, Ayça, Ayşen...  Fatma, Fatmagül, Fatmanur,  özellikle Karadeniz'de Fadime, sinemada masum köylü kızı olarak Fadik. Ayşecik'li  Fadik'li filmlerin bir kısmında  çelişkili bile olsa giysileri ve isimleri nedeniyle karabudundan sayılarak hor görülen genç kızları teselli edecek bir şeyler bulunurdu. Ayşe, Fatma isimleri o filmlerde olumsuz karaktere yakıştırılamazdı. Ayşe ya da Fatma ismindeki şahsiyet de ancak takma bir isimle kötü görünebilirdi.

O yöntemlerle, çıkış noktaları ve çıkarımlarla başka türlüsü olamayacağı için şekilcilikte direten yukarıdan aşağıya modernleşme faaliyetleri isimlere de yansıdı. Ayşeler Fatmalar Melisa oldular, Selin veya Şiva oldular. İsimler kişilikleri anlatmakta yetersiz kalıyordu veya kişilikler bazı isimleri taşıyamıyordu. İsimler kişilikleri çarpıtıyor, kişilikler isimleriyle müsemma olamıyorlardı. Ayşe Fatma isimleri ve türevleri, bir temsil bağlamında elbette, geride bırakıldığı ve geri bıraktırdığı sanılarak hor görülen bir kültürü ve medeniyeti çağrıştırdığı için, olsa olsa göbek adı olarak kabul görüyordu.  İsimlerin ve şeylerin uyumsuzluğunun yol açtığı toplumsal anomi yıllarında bir isim bir cinayet sebebi, bir cinayet ise isimlere kaynak olabiliyordu. 80'lerde bir de görüldü ki Melisa'lar Selin'ler Dilruba, Didem gibi Osmanlı saraylarındaki isimlerle yer değiştiriyor, Ayşe ve Fatma'ya mesafeli tutulan isimler Ayşe'leşiyor, Fatma'laşıyor. Kimlik tartışması içindeki bazı genç kızlar kendilerine takılan nevzuhur isimler yerine Ayşe Fatma ve bu bağlamdaki isimleri kullanmaya başlamışlar.

II- İsimleri dışlayarak, hafifseyerek, yoksayarak hatta bazen yasaklayarak geçmişini fazla gelen bir yük gibi sırtından atıp hafifleyeceğini sanmak ne büyük bir yanılgı.

III- Ayşeler Fatmalar arasından iki kişinin, medya alanında Ayşe Böhürler ile hikaye alanında Fatma K. Barbarosoğlu'nun Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirilmesi üzerine üç bölüm halindeki bu yazı zihnimde şekillendi. Ayşe anamız  Fatma anamız rivayetlerle öğrendiğimiz  yaşantılarıyla iliklerimize işlemiştir, kolektif bilinçaltımızı şekillendirmiştir. Doğru, onların sahici kişilikleriyle aramızda uzun yüzyıllar vardır, rivayetlerin öznelliği vardır. Yine de yalan yanlış görünen kimi rivayetlerin ötesinde değişmez bir özün, çarpıtılamaz bir hakikatin farkına vardığımız içindir ki dönüp dolaşıp onların imgelerine başvururuz. Yalancı kahramanların, şişirme medya idollerinin, basit hesaplara dayanan başarı tariflerinin, sonunda kurak çorak bir boşluk, sızılı bir yara izi bıraktığı alanlarda onları hatırlayarak tazeleriz hayat görüşümüzü.

Ne çok severim Hazreti Ayşe'nin, Hazreti Fatma'nın hayatlarını tekrar tekrar okurken yeni bir şeyler keşfetmeyi... Peygamber efendimizin en sevdiklerinden ikisi oldukları gibi, şüphesiz yine aynı nedenden kaynaklanan özellikleriyle, özgül davranışlar sergileyebildikleri, gerektiğinde sorgulayabildikleri gerektiğinde de özür dileyebildikleri için de severim onları. Biri müminlerin annesidir, diğeri de peygamberimizin sevgili kızı ama her ikisi de aynı zamanda kendi başlarına örnek alınması gereken hayatlar yaşamış birer kişiliktir. Hazreti Ayşe ifk vakasının vahiyle aklanmış onurlu kahramanıdır. Cemel savaşının pişmanlığını dile getirmekten çekinmeyen aktörlerindendir. 

Hazreti Fatma ise risalet'in en büyük güçlüklerle dolu dönemiyle bütünleşen yirmi altı yıl olması muhtemel kısa ömrüne bir sürü yaşantı sığdırmıştır.  Onun için Babasının Annesi, Babasının Kızı gibi ifadeler kullanılır ama Ali Şeriati'nin Fatıma Fatıma'dır da ifade ettiği gibi o, kevserin kaynağı, bir tevazu ve takva abidesi olarak her şeyden önce kendisidir. Cezayirli yazar Asya Cabbar'ın ifadesiyle, Antigone misali boyun eğmez gururuyla sonuna kadar Medine'ye 'hayır!'diyen kadındır. Hz. Ayşe de sonradan bunun pişmanlığını yaşamış olsa bile kişisel çıkarımlarıyla siyasal tavır koymuş bir hanımdır. Sevgili eşi Hz. Muhammed'den (Selam Üzerine Olsun) sonra gençlik dönemini de içine alacak şekilde uzun bir ömür sürmüş olan müminlerin annesi, güçlü hafızası ve eleştirel zekasıyla döneminin belleği olmuş bir raviyedir.

O muhalif ve sorgulayıcı kişiliklerin sonraları imani teslimiyet adına salt birer itaat, suskunluk ve pişmanlık sembolüne dönüşmesine şaşmamak elde değil. Yine de biliyoruz ki bu isimlerin kolektif başarısı, çatı olma gücü her zaman çok şeye kadir olmuştur. Her kuşak onları kendi durduğu yerden yeniden, yeni bir duyuş ve bilinç katmak suretiyle okuyabildiği takdirde, gerektiği gibi anlayabilir diye düşünüyorum.

Ayşe Böhürler senelerce mesleği olan gazetecilik alanında başörtü engeline rağmen iyi şeyler yapılacağını ortaya koydu.

Böhürler birkaç yıldır en azından Türkiye görsel medyasında öncülünün bulunmadığı bir alanda bir ilk olmanın sorunlarla dolu sorumluluğuyla içi boş olmayan, sadece geçici bir görüntüden ibaret kalmayan, ille de ekran başında daha çok seyirci toplansın diye kurgulanmayan, sesi duyulmayanlara söz hakkı tanıyan programlar yapmaya çalışıyor. Kadınların görsel medyadaki varoluşlarının büyük ölçüde görüntülerine, dişileştirilmelerine, içi boş hafif sunumlara bağlandığı bir kaypak zeminde, dar imkanlara rağmen ilkelerinden taviz vermeden bir model ortaya koyma başarısını gösteriyor.

Fatma K. Barbarosoğlu bir üniversite hocası olabilirdi pekala; buna müsaade edilmediyse, o da talihine küsüp bir kenara çekilmedi. Gazete yazarlığı yanında hikaye gibi teşvikleri takdirleri sınırlı, yazarının yalnız başına sadece kendine inanarak yazmasının gerekli olduğu bir alanda her şeye rağmen ısrarla çalışmayı sürdürdü. Kadının yazışının çoğu kez  kurmaca bir kadın yazını çerçevesine daraltılarak işlevsizleşmekte olduğu bir dönemde, kendisi olarak yazma başarısını gösteriyor Barbarosoğlu. Kamusal takdir azalırken benlik anlatılarının bu takdiri yakalama adına daha keskin, sivri ve sözde aykırı içeriklerle tahripkar bir nitelik edindiği bir edebiyat ortamında, tüketim ideolojisinin ve iletişim sıkıntısının deforme ettiği ben'i kurcalayarak yenileyen  ve böylece yenilenme umuduna göndermelerde bulunan hikayeler yazıyor.

Bir ödül zaten var olan bir değere işaret etme başarısını gösterebilmişse değerini artırır. Böhürler ve Barbarosoğlu'nun üretkenlikleri hem kendi kişisel başarılarıdır hem de karabudunun özellikle yazılı alanda sessizliğiyle tanımlanan ve hep sessiz kalsın istenen Ayşelerinin Fatmalarının her şeye rağmen dillenmesinin gözardı edilemeyecek bir anlatımı...