Bakiye Marangoz

1950

 

          Antalya Akseki Ormana doğdu. Fatih Akşemseddin İlkokulu (1962) Mezunu.

          Özel Eğitim ve Kurslar'la kendini yetiştirdi. Qur'an Kursları'nda Hocalık yaptı.  

       1969-1972 arası Bakiye Ersoy Müstear Adıyla Yeni Asya Gazetesi’nde günlük Yazılar yazdı. Makale ve Düşünce Yazıları İttihad, Yeni Nesil, Yeni Devir, Vahdet Gazeteleri ile Mektep Dergisi’nde yer aldı. Çocuğumuzu Nasıl Eğitelim Ad'lı bir Kitabı yayınlandı. [1]

 

 

[1]   A. Zeynep Tozduman ile, 1988,

    Soru: Beşeri Aşk, İnsan'ı İlahi Aşk'a taşıyacak bir Köprü müdür? Evet’se bu nasıl açıklanır? Yani İnsan bir Beşeri Allah’ı sever gibi sevemez ki, bir Beşeri sevdikten sonra İlahi Aşk'a erişebilsin. Hayır’sa, İslamiyet'in Kadın Konusundaki Hassasiyetini de Göz önüde bulundurarak Beşeri Aşk'ın ne olduğunu söyler misiniz?

    Cevap: Nasıl ve kim beni inandırabilir ki, önce bir Beşeri veya bir Kadın'ı seveceğim sonra  bu Sevgi Allah’ı sevmeye dönüşecek.. Bunlar Korkak Softalar'ın Uydurma Bahaneleri'dir. Ben Şirk Kokusu alıyorum böylesi benzetmelerden. Şirk, Allah’ın Sıfatları'Kullar'da, Kul'un Sıfatlar'ını Allah’ta görmektir bir bakıma. Tasavvuf Kitapları ilahlaştırılan Kullar, kullaştırılan İlah İmajlarıyla Dolu'dur. Öyleyse Allah’a olan Sevgi ile Kul'a olan Sevgi'yi Literatür'de bile birbirinden ayırmak en İhtiyatlı yol'dur. Beşeri bir Sevgi velevki bir Kadın'ın Erkeğe, Erkeğin de Kadın'a karşı olan Sevgisi eğer Sonuçta Allah için değil, Allah’ın Meşru kıldığı biçimde sürmüyorsa, bunun İslamiliğinden, Kahramanlar'ının Müslümanlığından nasıl Söz edililebilir? Şeytan için, Fitne için, Fesat için, Nifak için, Haram için bir Mü’min bir Beşeri sevebilir mi?

    Peki Beşeri Aşk, yani Muhabbet nedir? Peygamber'in Hz.Aişe’ye Karşı olan Duygular'ını hiç düşündünüz mü? Hz.Hatice’ninkini de Tersinden düşündünüz mü? Hatice Annemizin Vefat'ından sonra da Peygamberimiz evlenmişti. Hanımları vardı. Onlar varken bile Hz.Hatice’yi nasıl Hayır'la yadettiğini hiç okumadık mı? Ve hiç işitmediniz mi Eskiler'n Nikah'ta Keramet vardır Sözünü. Ve bu Söz'ün Anlamının nereye vardığını düşündünüz mü?

    Bence Muhabbet İman'la alakalı'dır. Ve İmanları kendilerini Meşru Nikah'a sevketmiş Karşı Cins'ten iki Müslüman'n Kalpler'inden birbirlerine karşı olan Ülfet ve Sevda'da Rabb’in İkramı vardır, diye düşünmek istiyorum. Ortada Nikah'a rağmen bir Sevgisizlik Sözkonusu ise, o zaman Eşler bence İmanlarını Kontrol etmeli, Amellerini Ciddi bir Kritiğe tabi tutmalıdırlar. Allah için Yola düşen iki Kişi'nin üçüncüsü Allah’tır diyebiliriz. Allah için bir Yastığa Baş koyanların da Yardımcısı elbet Allah’tır. Allah Yolcu'ya Müdahale eder de Nikahlı'yı unutur mu hiç? Allah Eşler arasında bu Sevgi'yi ve Ülfeti yaratır. Zira  o, Sürekli Yaratan'dır.

    S. Genelde Aşk ve Kadın Temalarının işlendiği Şiirler'e Gayri İslami ya da Arabesk bir gözle bakılır. Eğer Kadın ve Aşk Konularının Şiirimiz'de ele alınması taraftarı iseniz bu Anlayış nasıl önlenir. Yalnızca yazmak Çare midir?

    C.Burada bir Tuzak var. Müslümanlar çok kere doğrudan Vahy'in izin vermediği Alanlar'da, Tasavvuf Adı altında Kapı açıp, kaçamaklarını Kamufle etmişlerdir. Fuzuli’yi, Yunus’u da aldatmışlardır. Sanat Adamları'nın Din'in Sınırlarını öğrendikleri İlim Adamları tarafından, Faqihler, Sufiler tarafından aldatılmışlardır. Suç'a Müdahil olmuşlar ve S'un Şuuyu'nu sağlamışlardır. Te’vil, Mübalağa, Mecaz ve sembollerle hadisenin boyutlarını büyütmüş, karşı konulamaz bir heyulaya dönüştürmüşlerdir. Bu yüzden ben bu satırlarla koca bir edebiyat tarihini karşıma aldığımın, oradan bilgilenmiş insanların da nefretini çektiğimin onlar tarafından alay konusu edilebileceğimin bilinciyle bir yürek acısıyla konuşuyor ve yazıyorum. Bu kaçamakcılar Qur’an kapısından, Sünnet kapısından İslam’ın merhametli dünyasına sokamadıklarını, Tasavvuf kapısından sokmaya çalışmışlardır. İslam’a karşı hiçbir etkinlikleri olmamıştır. Ama müslümanlardan büyük bir kitleyi kolayca avlamasını bilmişlerdir. Bir müslümanın şiirinin konusu niçin kadın olacaktır. Müslüman bir hanımın şiirin konusunu hep erkek olsun ister misiniz? Buna dayanabiliyor musunuz? Yoksa kadınlarda sevgi hissesi yoktur diye mi düşüneceğiz? Sonra şiirimizin konusu diyelim kadın oldu. Kimdir bu kadın? Ana ise, eş ise, kız kardeş ise.. Mahremiyetin sınırları herbirinden ayrı ayrı mı gözetleyecektir? Eşinizle ilgili olanı saklayıp ananızla ilgilisni mi payimmal edeceğiz? O halde nedir sorulan? Bir müslümanın şiiri eğer şiirin konusu olan kadından başkasının önüne de çıkacak, toplumun malı olacaksa diyorum ki, kadın-erkek müslümanların tümünün sokaktakş hayatlarının gerektirdiği asgari mahremiyeti görüp gözetmek zorundadır. Bunun ilerisi ve gerisi vebal taşır bence.

    S.Sevgili desem?

    C.Ben sevgisiz, sevgilisiz bir insan değilim. Hayatın parmakla sayılır birkaç ögesinden biridir sevgi. Ancak mahremiyetin, gizlerin ana konusudur. Hassastır. Meşruiyetini vahyin onaylamayacağı hiçbir sevgi ve hiç bir sevgili bizim değildir.

    S. Şiirin varoluşundan beri şairler pek nadir yetişmiştir. Oysa kadınların daha duygusal oldukları söylenir. Yoksa erkekler daha mı duygusaldır dersiniz?

    C.Sorudan şiirn duygusallık işi olduğu yönünde bir anlam çıkıyor. Çok yanlış. Eğer öyle olsaydı zaten sorunun içinde de var kadınların daha çok şiir yazması beklenirdi. Kim demiş şiir duygusallık işidir diye. Evet şiir duyguların azami işlev gördüğü,alabildiğine açıktan yüzdüğü insan sanatlarındandır. Ama bence, o duygudan önce idrak’le alakalıdır. Kelimenin köküne bakınız. Şair ve şuurla akraba bir kelime. Bir anlamı da deliksiz idrak , etmek demektir. Dikkat edin, öylesine bir idrak boyutu ki, idrakin en kuvvetli boyutu, delilsiz idrak, Yani şair, alelalade şuura sahip insanlar gibi inanmak, görmek, anlamak için ille de belgeler, belgitler, mucizeler, gözünün içerisine sokulmuş kanıtlar beklemeden, kendiliğinden kişisel becerisiyle,önsezileriyle eşya ve olayları tez elden çabucak kavrayan kestirendir. Kestirmeden giderek ulaşan, erişendir bir bakıma şair. Siz buna duygu işi mi diyorsunuz; hayır, bu bir idrak işidir.

    Duygusallıkları yüzünden daha çok kadınların şair olmaları gerekirdi, ya da gerekmez miydi türünden bir varsayım böylece boşlukta kalıyor. İkincisi erkeklerin kadınlara nazaran, ileri idrak sahibi olduklarını söylemekse cesaret işi. Ben buna girişemem. İslam dünyasında eğer kadınlar sosyal hayatın kıyısında değil de, tam ortasında kendilerine yer bulabilselerdi, belki o zaman iyi kadın şairlere raslayabilirdik. Ama böyle olmamış. Kadınlara biçilen hayat onların cinsiyetleri yönünde ağırlıklı bir hayat olmuştur. Kadın kimliği daima insan kimliğinden önde syretmiştir. Belki bu yüzden artan oranda duygusallaşmış, idrak yönünde zayıflamış ve işte bu sebebten şiirin ancak kıyısında kalakalmışlardır. Biizm bu söyleşimiz bile olayın bir göstergesi, benim doğruluğumun bir nevi kanıtı olmuştur.

    S.Şiirinie konu olabilecek kadın tipinden bahseder misiniz? Yani kadın, sizin şirinize hangi kılıkla, hangi kimlikle ve hangi yönleri ile girer?

    C.Kadınlar benim şiirimde anam, eşim, kızkardeşim, kızım da olsalar hep aynı kılıkta, sokağa çıkmalarına razı olduğum kılıkta girerler. Ancak olay erkekler içinde aynıdır. Şiir, sınırlarını ifşa ettiğim bir kulvar açmaz benim önümde. Kılıkları da insanların sosyal hayatta kadınlık ve erkeklik sıfatlarından önce insan ve birey sıfatlarını öne çıkarır. Onları akrabam, karındaşım, iman kardeşim, eşim oldukları için severim. Hem de çok seviyorum. Kimliklerinin rengi hiç önemli değil. Kişilikleri ile ilgilenirim. Riyasız,ivazsız,garazsız,hasedsiz, gıybetsiz bir hayat yaşadıkları ve o hayatın bir üyesi olarak beni de en azından aralarında tuttukları için severim. Onları en azından benimkilerin tümü müslüman elhemdulillah. Onlarla ahirette de bir arada olmak umarım. Rabbime duam budur.’