Ebu Reyhan
Muhammed ibn Ahmed el-Birunî
973-1051
Ahmed el-Birunî’nin Oğlu. el-Birunî
Türkistan’da doğmuştu.
Çok Zeki bir Çocuktu, Çalışkan’dı.
Saray’a
tanıtılmış ve en Büyük Hocalar’dan Ders alması sağlanmıştı.
Geometri’de ve Trigonometri’de Başarılı olmuş, kendi yaptığı
Aletler’le Madenler’in Özgül Ağırlıklar’ını bulabilmişti. Asıl
Büyük Başarısı ise Astronomi’deydi. Yıldızlar’ın birbirlerine
göre Uzaklığını, Yüksekliğini ve Açılarını ölçebilecek Aletler
geliştirmişti. Dünya Çekirdeğinin Çapını ölçmüştü. O’nun
bulduğu Sonuç, Günümüzün Hassas Aletleri ile yapılan Çözüm’e
o kadar yakındır ki, Hayretle karşılanmaktadır. el-Birunî
Dünya’nın duruşundaki Eğiklik derecesini de ölçmüştü. Onda da
bugünkü Ölçüler’e çok yakın Sonuç bulmuştu.
el-Birunî’nin yazdığı Astronomi Kitabı,
Dünya’nın ilk Astronomi Ansiklopedisi olarak kabul edilir.
Unesco el-Birunî’nin
yaşadığı Çağ’a (1000li Yıllar) ‘Birunî Çağı’
denildi.
Dünyanın Yaratılışı ve Sonraki Tarihi:
O, Exnikilo (Hiç yoktan) Dünya’nın yaratıldığı
İnanc’ını Kabul eder. Dünya’nın Ebediliği Görüşünü reddeder.
Bir tür Naturalizm’e neden olduğu için, Dünya’nın Ebedi
olduğunu savunan Grek Düşüncesi’yle tartışır. O’na göre
Dünya’nın Yaratılışı, Yaratıcı’nın Gücü’nün bir Göstergesidir
ve İnsan Mantığı’nın Kuruntuları ile ortaya konulan
Deliller’le reddedilemez. Allah Bütün Evren’e Hakim ve onun
tüm Parça ve İçsel Sırlar’ının Bilgisine Sahip olan
Yaratıcı'dır.
Kitab Tahdid Nihayet el-Emakin'de Dünya’nın
Yaratılış’ını anlatır: "Aqıl yürütme ve Mantıki Tahlil
Yöntemini kullanarak, Dünya’nın Hadis oluşu Konusunda Karar
kıldık. Dünya sonradan oluştuğuna göre içinde Meydana geldiği
Periyod’un bir Başlangıcı vardır. Dünya’nın Başlangıcı’nın
olması veya bu tür var olma Hadiseleri bize, Dünya’nın
Yaratılış Tarihi’ni anlamamıza yarayacak olan Varoluş
Dönemi’nin Evreleri’nin Uzunlukları Konusunda bir Bilgi
vermemektedir.
Bu Yapı’ya benzeyen bir Örnekte Cismin kendisine
dışardan uygulanan Arazlarsız olamayacağıdır. Arazlar’dan
ayrı tutulamayan bir Şey’in kendisinin de sonradan olması
gerekmektedir. Yani bir Cisim Hadis olmalıdır, Ezeli değil.
Sonsuz bir Ardıllık Zinciri’ne Sahip olmak da Mümkün değildir.
Çünkü bu Zaman’ın Ezeli olduğu ve Sonsuz olduğu gibi, Yanlış
bir Düşünce’ye Sebep olur. Biz, Zaman’ın geçen Devreleri
artırılmaya Müsaittir. Bir ile başlayıp Belirli bir Sınır’da
biten Ölçülebilir her Niceliğin kendisi de Sonlu olmalıdır ve
Zaman’ın da bir Başlangıcı ve İlahi olarak belirlenmiş bir
Sonu vardır, derken, Zaman’ın bir Sınırı vardır, çünkü
Sınırsız olan bir Şey’in hiçbir Şey’le Hudutlar’ının çizilmesi
Mümkün değildir, demek istiyoruz.
Belirli bir Şekil alan veya Tahakkuk etmiş olan Zaman
Evreleri Konusunda ise - yani Geçen Yıllar, Aylar Günler ve
onların Uzunlukları Zihnin Teşbih’i kullanarak onların
gerçekleşmiş olduğunu anlaması Mümkün değildir.
Zaman’ın Başlangıcı’nın, Zaman’ın Anlar’ından her An’da,
Dünya’nın Yaratılışından önce geldiği Aqla uygun’dur.
Biz onu bir Göz kırpıncaya kadar geçen Lahza olarak anlıyoruz.
Zaman, Dünya tanımlanmadan ve Belirli bir Varlık Alemi’ne
Mensup olmak üzere sınırlandırılmadan binlerce Yıl önce
meydana gelmiş olabilir. Bu Konuda Otorite, Bilgisini
güvenilebilir bir Kaynak’tan alandır. Allah Teala’nın Kitabı
ve Doğru Eserler bu Konudan hiç bahsetmemişlerdir.
Hristiyanlar, Yahudiler gibi Ehli Kitap’tan ve Zerdüştiler ve
Sabiiler’den olanlara gelince, onlar Tarih’in İlk İnsan’la
başladığı Konusunda Fikir Birliği içindedirler. Fakat ne kadar
Zaman geçtiği Konusunda Fikir Birliği içinde değillerdir.
Dünya’nın Yaratılışı Konusu üzerinde de Fazla durmamışlardır.
Bunun tek İstisnası tam Kelimesi Kelimesine olmasa da Yakın
bir Anlam’da olan Tevrat'ın Başlangıcı’dır:
‘Başlangıçta Tanrı Göğü ve Yeri yarattı ve Yer Kaos
içinveydi ve Tanrı'nın Ruhu Suların Yüzeyinde Hareket etti."
Onlar, bunun Dünya’nın yaratıldığı Hafta’nın İlk Günü olduğunu
iddia ederler. Fakat bu, Gece ve Güngüz ile ölçülemeyen bir
Periyod’dur. Çünkü Gece ve Gündüz’ün oluşmasının Sebebi
Güneş'tir, onun Doğuş ve Batışıdır. Ve Güneş ve Ay o Hafta’nın
Çarşamba Günü yararılmışlardır, öyleyse o Günler’de
Periyodlar’ın bugünkü gibi ölçüldüğü nasıl düşünülebilmektedir?
Vahy der ki: "Allah'a göre bir Gün, sizin saydığınıza göre Bin
Yıl’dır.." ve başka bir yerde "... süresi 50 Bin olan bir
Gün’de". O halde, o Dönem şimdi bizim ölçtüğümüz şekilde Zaman
Ölçümüne Tabi tutulamaz ve Yaratılış’ın Başlangıcındaki
Periyod’u ispatlamanın İmkanı yoktur."
el-Birunî, Dünya’nın Yaratılışı Konusunda Kutsal
Kitapları bir Bilgi Kaynağı olarak Kabul ediyor ve Tekvin'in
Yaratılış’la ilgili Bölüm’ünün Sembolik Doğasını tam Anlamıyla
kavrıyor. Fakat Sufiler ve Şiiler arasında çok Yaygın olan
Kutsal Kitaplar’ın Sembolik Yorumu (Te’vil) yapacak kadar
ileri gitmiyor. Kutsal Kitaplar’daki Yaratılış sonrası Tarih
üzerinde fazla durmadan, Dünya’nın Zaman içinde veya Zaman’la
birlikte bir Köken’e Sahip olduğu konusunda Kesin Kanaat’a
varmakla yetiniyor. Daha sonra, Önceki Devirler’den kalan
Fiziksel Kalıntılar’ın, Dünya Tarihi Konusunda Tek Bilgi
Kaynağı olduğunu belirtiyor.
Fakat bu Kalıntılar, Şartlar’ın Aynılığı İnancına, yani
Ayniyetcilik Hipotezine göre çözümlenmiyordu. Aksine O'na göre
Geçmişi Yorumlama, onun İlkesini anlamaya bir Temel Teşkil
eden, Zaman’ın Niteliksel Doğasına Bağlı’dır.
Geçmiş’i İnceleme’ye Zemin oluşturan ve Zaman boyunca
Meydana gelen Tabiat Olayları’nın Aynılığı Konusundaki Modern
Sanı ( Assumption), Modern Bilim Adamları’nın incelemek için
seçtiği Özel Koşullar’da, şu anda İnsan Duyuları’yla Tabiat
Güçleri’nin Dünya Tarihi boyunca Aynı Koşullar’da hep Aynı
Etkinliği gösterdiğini Kabul eder. Bundan başka, şu anda
Gözlenemeyen bir Güc’ün, Geçmiş’te de Etkinlik göstermediği
farzedilir. Son bir kaç Yüzyıl boyunca ortaya konulan
Buluşlar’ı, Bütün Zamanlar ve Mekanlar’a genelleştirerek
hasreden, bu Şartlar’ın Aynılığı İnancı, Fiziksel Alem’in
Dışına, Sosyal, Psikolojik, hatta Ruhsal Dünyalar’a da
taşmıştır. Bu İnanç bir çok Modern Bilim Adamı’nın Arkeolojik
olsun, Tarihsel olsun başka Utgarlıklar hakkında yaptığı
İncelemeler’in Temelini oluşturur.
Hinduların Puranas'ı gibi Kozmolojik
Risaleler’de geliştirilen Geleneksel İlke ise tam aksi Görüş’e
dayanır. Geleneksel İlke, Zaman’ın Evrensel bir Kanun’a göre
değiştiğini söyler. Öyle ki, Belirli bir An’a Mensup olan her
"Kozmik An" bu Kanun’da ortaya konulur. O halde, Kozmik Çevre
ve ona bağlı olarak İnsan Toplumu, aynı Şartlar altında
olmaktan da öte, varolduğu Periyod’a Özgü Karakterler ve
Özellikler’e sahip’tirler. Yani Tabiat Kanunları, Saat’in
içindeki Çark’ın dönmesi Kanunu gibi Evren’in tüm Tarihi
Boyunca Geçerli olan Kanunlar değildirler. Fakat onlar,
Yaşama’nın Çeşitli Devreler’inde Şekli ve İşlevleri değişen
bir Organizma gibi, Dünya’nın Yaşamı boyunca değişirler.
el-Birunî, belki de Hindu Kozmolojik
Doktrinler’e Yakın olması Sebebiyle Zaman’ın Niteliksel Doğası
üzerinde diğer bir çok Müslüman Yazarlar’dan daha fazla
durmuştur. el-Mes'udî ve et-Taberî'nin de bu tür
Çalışmaları vardır. Örneğin Müslüman Yazarları olduğu kadar
Greko-Romen Tarihçileri de Meşgul eden Erselik’in
Varlığı ( hermaphrodite) İnancı, bir Dönem’de olmayan fakat
Tarihi olarak kaydedilen bir Şey’in, başka bir Dönem’de
yaşamış ve o Dönem’de Önemli bir Rol oynamış olabileceğine
duyulan İnanc’a dayanmaktadır. Ve o Dönem’de de Bütün Olaylar
Daire’nin her Noktasında Faaliyet gösteren Evrensel Kanunlar’a
göre değişir.
el-Biruni’de, Zaman’ın Güneş'in Burçlar Kuşağı
üzerinde Hareket etmesi ile Meydana geldiğine inanır.
Kaos’ta Düzen’i ve Zaman’ın ölçüldüğü tüm Periyodlar’ı Meydana
getiren işte Güneş'in bu Hareket’idir. Felekler’in Hareketi
ile Meydana gelen Zaman Periyodları, sadece Aylar, Günler,
Geceler ve Yıllar gibi kendine Özgü Özellik ve Periyodik
Değişiklikleri olan Zaman Birimleri’nden İbaret değildir, aynı
zamanda Tarihsel ve Jeolojik Değişiklikler’i yöneten Büyük
Devreleri de kapsar. Asar el-Bakiye Adlı Kitabı, bu
Periyodlar’dan bir çoğunun ve o Periyodlar’da yaşayan İnsan
Grupları’nın incelenmesinden ibaret’tir. el-Birunî ,
Zaman’ın cyclic olması Konusunda Farklı Düşünceler’e
Sahip olduğunun da Farkındadır:
"Bazı İnsanlar Zaman’ın Devreler’den oluştuğunu ve her
Devre’nin Sonunda, Başlangıç’tan beri yetişen Bütün
Yaratıklar’ın yok olduğunu İddia ediyorlar. Onlara göre Her
Devre kendi Özel Adem ve Havva'sına Sahiptir ve
bu Devre’nin Kronolojisi o Adem ve Havva'ya
Bağlı’dır. Diğerleri Her Devre’de, Her Ülke için Özel bir
Adem ve Havva vardır, derler. Böylece Farklı İnsan
Yapıları, Doğa ve Dilleri onlardan kaynaklanır."
Fakat el-Birunî, Dünya’nın Ebedi olduğunu veya
Zaman’ın Sonsuz olduğunu savunanlarla aynı Fikir’de değildir.
Bu nedenle şöyle der: "Bunun yanısıra bazı İnsanlar Zaman'ın
hiçbir Zaman Sonu olmayacağını ( terminus quo) gibi Saçma bir
Fikr’e kapılıyorlar.
Bunun aksine, el-Birunî'ye göre Zaman’ın bir Başlangıcı
olduğu gibi, Yaratıcı tarafından belirlenmiş bir de Sonu
vardır. el-Birunî, Ay ve Güneş Tutulması’nın Zaman’ın
Sonu ile olan İlgisini şöyle ortaya kor: "İkisi Aynı An’da
Meydana gelemez, ancak Allah Teala’nın bildirdiği gibi tüm
Evren'in yok olduğu Gün Meydana gelecektir."
el-Birunî
Dünya’nın Zaman Boyunca Değişiklikler geçirdiğinin Farkındadır.
Jeolojik Gözlemler’i ile ilgili şunları yazar:
"Hindular’ın ve diğerlerinin Dağlar’la ilgili
söylediklerinin, Araştırma ve İncelemeler’den sonra Yanlış
olduğu görülmüştür. Çünkü onlar, Gözlemler’ini, gördükleri
Herşey’in her Zaman aynı olduğu ve aynı olacağı Düşüncesine
dayandırıyorlardı. İncelemeler Sonucunda ortaya çıkan
Veriler’e göre, Dağlar’ın hep aynı yerde kalmadığı ve aniden
veya Zamanla Değişiklikler’in Meydana geldiği ispatlanmıştır.
O halde, Gözlemlerimiz Sonucunda keşfettiğimiz Şartlar’ın ve
şimdiki Konumlar’ın her Zaman aynı olduğu ve olacağını
söyleyemeyiz. Aynı Şekilde, Hindular’ın ve diğerlerinin
Dağlar’la İlgili Gözlemler’i, Öncekiler’in Gökler’le ilgili
Gözlemler’i gibidir.
Buna benzer bir Şekilde, önceki Nesiller’in Fiziksel
Boyutları’nın Büyüklüğü Efsanesi hakkında da şöyle yazar:
"Önceki Nesiller’in Vucutlar’ının İnsanüstülüğü Konusunda
şöyle diyoruz: Eğer inanmamamızın Sebebi olarak bizim
Zamanımızda gözlenemediği veya bizle o Zaman Aralığı öne
sürülüyorsa, bu İmkansız bir Olay değildir."
Daha Önceki Peygamberler’in Hayatları ve Tabiat’ın
şimdikinden Farklı Görüngüleri ile ilgili olarak yine
Zaman’ın Niteliksel Özelliği Fikrini vurgular: "Kişisel
Gözlemler ve bunların Sonucunda varılan Kararlar, daha Uzun
İnsan Hayatı, daha Büyük Vucut Ölçüleri ve bunlara benzer daha
bir çok İmkansız gibi görünen Olgular’ı tek başına
ispatlayamaz. Çünkü buna benzer Olgular, Zaman içinde farklı
Şekiller’de görünürler. Bazı Şeyler vardır ki Belirli bir
Zamanla sınırlanmışlardır. O Zaman içinde, belirli bir
Düzen’de Varlıklar’ını sürdürürler ve gerektiğinde
Değişiklikler’e uğrarlar. Şimdi onların gözleyemediğimizi öne
sürerek, İnsanlar, onların var olmasının İhtimal’den Uzak,
hatta İmkansız olduğunu söylerler.
Bu tip bir Olay, Hayvanlar’ın Belirli Zamanlar’da
Hamile kalması, Ağaçlar’ın belli Zamanlar’da Tohum ve Meyve
vermesi gibi tüm Cyclical Olgular için Geçerli’dir. Çünkü eğer
İnsan bu Olayları bilmeseydi ve Yapraklar’ı dökülmüş bir
Ağac’ı görseydi ve ona Ağac’ın yeşilleneceği, Meyveler ve
Çiçekler açacağı söylenseydi, o İnsan Gözler’iyle görmedikçe,
bunun İmkansız olduğuna inanırdı. Aynı nedenle Kuzey
Ülkeleri’nden gelen İnsanlar, Palmiyeleri, Zeytin Ağaçlarını,
Hurma Ağaçlarını ve Kış Boyunca Çiçekler’iyle duran diğer
Ağaçları görünce, kendi Ülkeler’inde böyle bir Şey
görmedikleri için Hayret’e düşüyorlar.
Bundan başka, Devirli bir Düzen olmaksızın, rastgele
Zamanlar’da ortaya çıkan bazı Şeyler de vardır. Böyle olunca,
o Şey’in var olduğu Zaman geçtiğinde, onunla ilgili rivayeten
bütün Güvenilir Şartları bulursanız ve eğer o Şey’in daha
önceki bir Zamanda ortaya çıkma İhtimali varsa, onu Kabul
etmelisiniz. Sözkonusu Olay’ın Neden ve Doğası hakkında hiç
bir Bilgi’ye Sahip olmasanız da."
el-Biruni, diğer Eski ve Ortaçağ Yazarları’nda
görülen, Eski İnsanlar’ın Semavi Kökenleri’ne daha Yakın ve
daha Bütüncül (intefral) bir Hayat yaşadıkları İnanc’ına
Sahipti. Aynı Zamanda, Eski İnsanlar’ın, kendi Zamanının
İnsanlar’ından daha çok Bilgi’ye Sahip olduklarını İma eder.
"Şu An’da bizim Bilimler’den elde ettiğimiz, geçen İyi
Zamanlar’ın Artıklarından başka bir Şey değildir."
O halde "... Zaman’ın Devirli Dönüşleri (cyclical revolutions)
çok özel bir Şey değildir, Bilimsel Gözlemler’in Sonuçları ile
Uyum içindedir." diyerek sadece Zaman’ın Devirli , sadece
Zaman’ın Devirli Dönüşümünü Kesinliğe bağlamakla kalmıyor;
aynı Zamanda, Zaman boyunca Olaylar’ın Neden olduğu bir
Bozulma’nın da var olduğunu sabunuyor. Bundan başka, İnsan’ın
kendinde ve Toplum’da Meydana gelen Değişiklikler’in
benzerlerine Kozmik Çerçeve’de rastlanabilir. Kozmik Çevre de,
Varlık Dünyası’nı Tarih’in her "Kozmik anında" yöneten
Evrensel Kanunlar’a göre, Varlığın Çeşitli Tabakalarında
değişmelere uğrar.