Endülüs'de Hikmet
(h.5-6.yüzyıl)
Batalyevsi
ö.522 1127
-el-İktisab
-el-İnsaf
-Kitabu'l-Hakaik
fi'l-Metalibi'l-Aliyeti'l- Felsefiyeti'l-Aviyse
İbnu Bacce
ö.533 1138-9
-el-Vukuf ala
Akl el-Faal
-Fi'l-
Gayeti'l-İnsaniyye
-Kelam
fi'l-Burhan
-Kelam
fi'l-Ustukusat
-Kitab
İntisar el-Havi li'r-Razi
-Kitabu'n-Nefs
-Risaletu'l-İttisal
-Risaletu'l-Veda
-Tedbiru'l-Mütevahhid
İbnu Tufeyl
500-587
1106-1185/6
-Hayy ibnu
Yakzan
İbnu Rüşd
520-595 1126-1198
-Bidayetül-Müçtehid
-el-Külliyat
fi't-Tıb
-Faslu'l-Makal
-Kitabu'l-Keşf An Minhaci'l-Edille
-Makale fi'r-red ala
Ebu Ali ibn Sina.
-Maverau't-Tabia
-Nihayetü'l-Muktesid.
-Takriru ma
Beyne'i-Şeria ve'l-Hikme mine'l-İttisal
-Tehafutu't-Tehafüt
Batalyevsi
Abdullah ibnu Muhammed ibnu
Seyyid el-Batalyevski
ö.1127
Badajoz'da
doğdu. Valensiye (Belensiye) de öldü. Çağdaşı
İbnu Bacce
ile giriştiği sıkı bir Mantık, Nahiv tartışmasından bahsedilir.
Arap Dili ve Edebiyatı alanında alanında sağladığı şöhreti,
Felsefe ve Kelam’a ilişkin görüşlerinin ikinci plana itti.
Usuli Din ve Hadis konusunda eserler verdi.
1-Kitabu'l-Hakaik
fi'l-Metalibi'l-Aliyeti'l- Felsefiyeti'l -Aviyse
2-El-İktisab
3-el-İnsaf
Çağdaşı
el-Feth ibnu Hakan, O'nu kadim kültürlere ve çağdaş
bilgilere sahip düşünür ve bilgin olarak tanıtır.
İbnu Tufeyl'den
önce Hikmet ve Şeriat arasında uzlaşma sağlamaya çalıştı. O,
Doğu'da el-Gazali gibi özellikle Allah'ın kuşatıcı
bilgisi konusunda el-Farabi ve
İbnu Sina'ya karşı çıkmıştır.
İbnu Rüşd'e
aynı konuda etki ettiği söylenebilir. O'na göre
el-Farabi ve
İbnu Sina gibi filozoflar, antik
Yunan filozoflarının felsefi doktrinlerini yanlış ve eksik
aktarmışlardır. Gerçekte ise onların düşünceleri ile islami
öğreti arasında, özellikle
Sokrates,
Platon ve
Aristoteles
felsefelerinde uzlaşmaz çelişkiler yoktur. M.Yusuf Musa,
O'nun amacının bu 3 filozofu müslümanlara sevdirmek olduğunu
söyler.
el-İnsaf risalesinde anlaşmazlık nedeni nassların
yapısından ve açıklama tarzından kaynaklanan sekiz konuyu ele
alıyor. Ona göre, anlaşmazlığın başlıca nedeni nassları
açıklamada kullanılan ifrad ve terkib yöntemidir.
Kişiyi nassları kavramada ifrada sürükleyen şey, konuyla
ilgili sınırlı nassları ele alıp sonuca gitmeye çalışan
tutumdur. Daha nesnel ve kapsayıcı bir yöntem olarak terkib
ise, konuyla ilgili bütün nassları bir araya getirme,
aralarındaki doğru ilişkiyi kavrama, ayrı ayrı unsurları bir
araya getirip toplama (terkib) ve bundan sonra bir sonuca
gitme yöntemidir. İfrad yöntemi araştırıcının konuya hakim
olamaması veya ön yargılı olduğu durumlarda geçerlilik
kazanır. Bunun ise sakıncaları sayılamayacak kadar çoktur; en
başta din ile ilgili bilgilerimizi ve görüş ufkumuzu daraltır.
Kitabu'l-Hakaik'de
Allah ve Varlık alemi konusunu
el-Farabi ve İbnu Sina
ile ciddi bir görüş ayrılığı içine girmeden ele alır. Buna
göre, Allah mutlak varlıktır, varlığı başka hiçbir varlığa bağlı
ve bağımlı değildir. Varlık aleminin varlığı ise bir başkasına
muhtaçtır, hatta O'nun varlığından bir iktibastır. Feyz
teorisine benziyor. Bütün varlık, Allah'tan fuyuz etmiştir;
çünkü O, bütün varlığın nedenidir. Bundan dolayı Allah'a
Nedenlerin Nedeni, Mutlak Fail veya Hakiki Fail
denmiştir. Allah, İlk Neden olmaya devam ettikçe, bu varlığın
vucudu için Neden, neden olduğu şeye takaddüm etmez. Ancak
Allah kesin olarak yaratıcıdır ve alemi hiçbir şey olmaksızın
yaratmıştır.
el-İnsaf'ta Allah ile yaratılmış varlıklar arasında
kurulabilecek her türlü benzerlik düşüncesine karşı çıkar.
Yaratıcı ile yaratılmış arasında gerek zat gerekse fiil
bakımından teşbihe götürecek her düşünce, değersiz bir şeymiş
gibi atılmalıdır; çünkü hak kuşkusuz bu benzerlik ilişkisinin
dışındadır.
Batalyevsi'nin bu görüşleri daha sonraları Filozoflara ve
doktriner Sufi akımlara karşı şiddetli saldırılar düzenleyen
İbnu Teymiyye tarafından
ele alınacak ve Halık halıktır, mahlukta mahluktur şeklinde
bir sabite haline getirecektir.
Varlık
dünyası ile Allah arasındaki ilişkiyi bu şekilde ele aldı.
Allah'ın bilgisi konusunda ise
el-Farabi ve İbnu Sina'ya
karşı çıktı. el-Farabi'nin
Allah kendi zatından başkasını bilmez görüşü ile
İbnu Sina'nın Allah küllileri
bilir görüşü Antik Felsefe’ye yanlış olarak yakıştırılmış
düşüncelerdir. Bu, kadim filozofların görüşlerini
bilgisizlikle açıklama girişimidir. Mantıksal olarak soruna
bakıldığında tutarsızlık vardır. Çünkü Allah kendi zatını
bildiğine göre, zatına bağlı, O'nun İlk Neden olduğu
hatırlanmalıdır- Varlık dünyasını da bilir; bu en azından
mantıksal olarak böyledir. Dolayısıyla Allah'ın ilmi herşeyi
kapsar, kuşatır şeklinde Kur'an'ın verdiği haber tümüyle doğruyu
ifade eder. Bu kapsam ve kuşatıcılığın içine küçük, büyük,
külli-cüzi her şey girer ve bu görüş, kadim felsefi
doktrinlerle temelde uzlaşır.
Vahy
ile aklı iki ayrı ve özel kavram şeklinde düşünür. İki
kavramdan her birinin belirli sınırları vardır. Ancak akıl,
tek başına vahy ile gelen birtakım bilgileri kavrayamaz, bu
alanın tümü göz önüne alındığında güçsüzdür. Akıl veya hikmet,
Hakikat'in eşyanın nedenselliğinin bilgisini verir. Vahy de,
Faal Akıl' la temas kurma aracılığıyla eksik fıtratı tekamül
ettirir, olgunlaştırır ve kendine özgü kurallar getirerek,
yasalar koyarak insanın ve toplumun erdemli yaşamasını sağlar.
Akıl gücünün vahyin bilgisine uzlaşmaya yetmediğini kendinden
emin duygularla ifade eder. Görüşünü
Platon ve
Aristoteles'e
çeşitli göndermeler yaparak destekler.
Peygamber
filozoftan daha üstün bir mertebededir.
el-Farabi'ye muhalefet ederek,
Nebevi kişiliği en üstün kişilik olarak görür ve fakat yalnız
kamil fıtratlarda tecelli edebileceğini söyler. Peygamberlik,
el-Farabi'nin sandığının aksine
vahy ve ilhamdır, kesbi bir mertebe değildir.
Nebevi öğretinin
getirdiği bilgi birikimine merkezi bir önem verir. O'na göre,
tarihin antik çağlarından beri insanoğlunun tanık olduğu bütün
büyük kültürlerde ve büyük felsefe sistemlerinde
peygamberlerin getirdiği bilgi birikiminin etkileyici bir
işlevi vardır. Bulaç onda
Guenonyen gelenek düşüncesini çağrıştıran görüşler bulur.