Ergun Yıldırım
1965
Elazığ’da doğdu. Ortaöğrenimini
Elazığ İHL’nde tamamladıktan sonra, Fıat Üniversitesi
Sosyoloji bölümüne girdi. Üniversite hayatını İÜ Sosyoloji
bölümünde sürdürdü. Daha sonra aynı fakultede yüksek
lisansını tamamladı. Bu arada kamu ve mzel sektörde öğretmenlik
yaptı. Aynı fakultede doktora yaptı.
Eserleri:
İmza, Kitap Dergisi, Yeni Zemin,
Bilgi ve Hikmet, Nehir dergilerinde, Yeni
Şafak’ta yazdığı yazılardan bir seçki Türkiye’nin
Modernleşmesi ve İslam başlığı ile kitaplaştırdı.
Yeni Zemin, Kasım 1993 de Türk
İslamcılarını şöyle değerlendirir:’
1.1960’lardan sonraki özgürleşme ortamı
İslamcılar’ın birdenbire çok merkezli olarak ortaya
çıkmasına neden oldu. Merkez yok, yerel örgütlenmeler
vardı. ‘Müslüman 68 i’ diye adlandırabileceğimiz kuşakta;
bir yanda İsmet Özel somutunda sadece Batılı
kültür değil, onun araçları da küçümsenip yadsınma
yarattı. Ali Bulaç somutunda din ve modernizm
meselerine yol açtı, es-Sufi’nin söyleminde ise (Cihadi
çağrımız) islam anarşizmi’ne zemin oluşturdu.
Şeyh, tarikat, cemaat otoritesinden kurtulup islamcı aydın
ve birey olmanın tadını alan İslamcılar, ben merkezcilik
yapmanın yollarını aradılar.
2.İslami Hareket’in parçalanmışlığı (çok merkezliği,
modern tekkeciliği) yerelleşmede ifadesini bulurken dini
‘saf ve arı haliyle’ anlama gayreti de ‘Mealci’ bir
anlayışa vardı. Böylece eleştiri geleneği de ‘görecelik’
kurumuna uygun biçimde iledi. Kendine çok güvenen, dar
pratikçi anlayışlar İslamcı akımı bölük bölük etmenin
dışında atomize bir hale soktu.
3.Dünyadaki ve bölgedeki İslami yükseliş ve hızlı
siyasallaşma, İslamcı hareketi, sanki yarın iktidara
gelecekmiş gibi bir proje üretme durumunda bıraktı. Bu da
gündelik (siyasal parti ve toplumsal dernekler için)
sosyo-ekonomik reçeteler üretmeye götürdü.
4.Kendine güvenme; tüm toplumsal endişelerden ya
çok uzakya da çok yakın bir konumda tamamen soyut, yer yer
spekülatif, kimi zaman mistik ve özellikle kariyerist bir
yaklaşıma neden oldu.
5.Proje üreticiliği, o zamana kadar vesayeti
altında yaşadığı siyasi yönetimin kötü bir kopyacılığına
kadar götürdü.
6.Türkiye’deki cemaat, tarikat ve tekkecilik yer
yer protestanlıkla benzerlikler taşıyan modern dünyanın
içinde, ibadet ve ahlak ağırlıklı muhafazakar bir anlayış
geliştirdi. Bu hareketler, önemli oranda Batı’dan
etkilenip modernist özellikler taşımaktadırlar.
7.Radikal hareketler ise gelenekçi
modernizm’e karşı alternatif bir proje üretemeden,
tepkisellik düzeyinde kaldılar.
8.Türkiye için özgün siyasi analizlerden uzak,
daha çok Mısır, pakistan, Ürdün-Cezayir ve İran
modellerinin kopyası çekildi, taklitçilik yapıldı.
9.Bir yandan 1400 yıllık öze dönüş söylemi, öte
yandan onu dışlayarak yeni zemin arama çabası hem
çelişkiye neden oldu hem de radikalleri gelenekçilerden
kopardı.
10.Halkın mevcut sorunlarıyla ilgilenme yerine,
soyut sloganlar ve coşkulu şiarlar tekrar edildi. (Kürt
sorununa yaklaşımdaki olumsuzluklar ve kaçınma ya da
inkarcılık, toprak meselesi, işçi-sendika sorunları).
11.Radikal İslamcılar tarikat sufiliğine
karşı çıkıp, mezhepçilik ve cemaatçiliği reddederken çok
katı, kuru ve ruhsuz bir öneriyle ortaya çıktılar. Öyle ki;
oluşturulması düşünülen İslami toplumda dayanışma,
merhamet, aşk, sevgi, vefa, tevekkül, sabır,
teslimiyet, zühd ve takva gibi islami
kavramlarla gelenekler silinip gidecek, yerine mekanik ve
baştan aşağı siyasi bir toplum gelecekti. Aşırı
politikleşme, radikalleri cemaat tabanından uzaklaştırdı.
Çekim merkezi olamadı.
12.Radikal islamcılık, esasen kır kökenli
olmasına rağmen, modern kentli bir söylemi ve anlayışı
geliştiremedi.
13.İslamcı basın, çok yerel ve cemaat temelinde
yayın yaptı. Ulusal düzeyde sorunlarda en azından bütün
islami kesimleri kucaklayacak bir çizgi tutturamadı.
14.Modern kenti reddedip ona alternatif üretememe,
klasik örgütlenme yoluna giderek herşeyi denetim altına
alma ve yönlendirme gayreti de radikal islamcılar
açısından önemli bir yanlıştı.
15.Bütün bunlara rağmen, son 10 yılın en çok
okuyup araştıran, dünya ve Türkiye meseleleriyle ilgilenip
tartışan kesimi İslamcılar’dı. Başlangıçta sadece
yurtdışındaki İslami yayınları çevirip okumakla yetinen
İslamcılar arasında fikir üreten bir aydın kesimi doğdu.
Canlı fikir ortamında 200 islamcı yayınevi açıldı ve 600 ü
aşkın dergi yayınlandı. Kitap vitrinlerinde 6000 e yakın
kitap türü bulunuyor. Günlük okunan islamcı gazete-dergi
trajı 1980 de 3 milyon 100 bin iken 1994 de 4 milyona
çıktı.’