Fethullah Gülen
1938
Ahlat’ta doğdu.
Sonra Erzurum’a geçti.
Uzun Yıllar Erzurum’da
Komunizm'le Mücadele Derneği’nde çalıştı. Önce
Siyaset'e Karşı oldu. 1970li Yıllar'da Demirel ve ABD
Yanlısı olarak bilinen Okuyucular Grubu Denetimin'deki
Yeni Asya Çevresinin Hizipçiliğine ve Siyasetsizliğine
Tepki duydu. 12 Mart 1971, 12 Eylul 1980 de Vaazları Nedeniyle
Gözaltı'na alındı, tutuklandı. Beraat etti.
Önce Edirne, sonra İskenderun,
Sonra Erzurum ve Askeri Mahkeme:
Küçük Dünya’mdan:
‘..Bir
Yüzbaşımız vardı. Adam Sarhoş'tu. Hatta bir iki defa benim
Maaş'ımı da almış İçki'ye yatırmış. Haber Merkezi bizim El'imizde.
Arkadaşlar o Yüzbaşı’yı da çağırmış ve beni nasıl tanıdığını
sormuşlar. Verdiği Cevap şu: ‘O, bu Birlik'te Ahlaq'ıyla
Temayuz
etmiş Tek İnsan'dır. Eş'ini göstermek Mümkün değil’ Bunlar benim
için hep Müsbet Puan oldu. Vahdettin bey’in
anlattığına göre, bu Komplo'yu hazırlayan bir Binbaşı imiş. Ve
bu Adam daha sonra Askeriye’den atılmış, Perişan bir halde
ölmüş..
..Meğer, benim gidip
Teslim
olmam Hadise'yi yatıştırmış. Yoksa Esas
Gaye
orada 2. Bir Menemen Hadisesi
çıkarmakmış. Askerler'den birikisi ‘Vurun şu Herifi’ deyince,
Halk bağırıp çağırmaya başlamış. Hava iyice gerginleşmiş, ben
Camii’nin içindeyim. Çıkıp da Teslim olunca yapacak bir
Şeyler'i kalmadı. Belki az
Mütereddid davransaydım, beni
vuracaklardı. Çünkü bu Binbaşı Tarafından
Askerler iyice
doldurulmuş ve oraya bu Gaye ile gelmişler.
Esas olan
Vahdeddin bey ile Nihad Karakum’a
oldu. Benimle Alakaları olduğu için
Memuriyet'ten
uzaklaştırıldılar.’
‘..O
Gün'kü Hadise'yi Gazeteler Haber olarak verdiler. Ertesi Gün
Askeri Mahkeme’ye çağrılacağım. Gece'yi Sıkıntı içinde geçirdim.
Kalkıp biraz Namaz kıldım. Dua ederken, iki defa sanki Şimşek
çakmış gibi Araba'yı Işık sardı.
Hakim Binbaşı çok
Ağır Laflar
etti. Demediğini bırakmadı. O Gün Çamaşır yıkamıştım.
Rütbeler'imi takmamıştım. Bunu dahi Mesele etti: ‘Ulan bunları
sana Baban vermedi. Ulan sen Asker misin
Soytarı mısın? Ulan git Yatağını
Minare'ye ser.’ Hep böyle
Hakaretler'le
Dolu bir Muhakeme'den sonra beni tutukladı.’
‘...Necdet
bey’in Kahramanlığını hiç unutmayacağım. Binbaşı’ymış.
Ben onu Yarbay zannediyordum. Göz Doktoru’ydu. Benimle
görüşmek Yasak olmasına rağmen
Tel Örgüleri atlayarak
Resmi Elbise'yle içeriye girdi. Boynuma sarıldı. Bir de çıkarıp 20
Lira verdi. Necdet bey
Denizci'ydi. Nöbetçi
Askerler Rütbeler'ini tam bilemediklerinden O’nu Albay veya Paşa
zannetmişler. Kendi aralarında ‘Bu nasıl Asker ki, Albaylar,
Paşalar O’nu Ziyaret'e geliyor’ dermiş ve korkmuşlar. Daha
sonra görüştüğümüzde anlatmıştı. O’nu da Sorgu'ya çekmişler ve:
‘Sen nasıl olur da bir Er'e sarılırsın’ demişler. O da ‘O
herhangi bir Er'e değil, ona sarılmak değil,
Ayağını bile
öperim’ demiş. O’nun gösterdiği bu Yiğitlik unutulacak gibi
değildir. Senelerce sonra bu Zat'ı bulup
Ziyaret etmiştim.’
‘..Bir
Asker'in İzinsiz
Vaaz etmesi dahi Tevkif edilmesi için
Kafi'ydi.
Cuma'dan sonra, dışarıya çıktığımda Camii’nin
Dört bir yanının Silahlı
Askerler Tarafından sarılmış olduğunu gördüm. Sanki
Eşkıya arıyorlar gibi, Cami’yi basmışlardı. Hemen
Birliğin Başı'ndaki Komutan'ın yanına gittim. Selam verip
Teslim oldum..
Bana
İsnad
edilen Suçlar çok Ağır
Ceza'yı gerektiren
Suçlar'dı. Hadise,
İhtilal'e
Teşebbüs ve Halq'ı Devlet aleyhine ayaklandırma gibi
inanılmayacak Şeyler'di. Buna rağmen Allah’ın
Lutfu'yla hiçbir
Şey olmadı. Dosya'yı da tamamen kaldırdılar. Yeni İstiklal
Gazetesi, Haber'i
Sür Manşet yaptı. Hatırladığıma göre de ‘Fatih’in
Torunu Fethullah’ diye yazmışlardı. Diğer
Gazeteler de
kendi Duygu ve Düşünceler'i
İstikamet'inde
Haber'i
değerlendirdiler.
2.Bölüğün Komutanı Mahmud Mardin
Ad'ında bir Yüzbaşı’ydı.
Çok Sert bir İnsan'dı. Meğer o da Her Zaman gelip
Vaazlar'ı dinliyormuş. Bundan benim Haber'im yoktu. Ben
Disiplin'den çıkınca hemen yanıma geldi: ‘Ben seni çok dinledim.
Şimdi seni
Ev'ine göndereceğim.
Artık
Askerlik bitti.
Ben Teskere'ni arkadan gönderirim’
dedi. Tabii
böyle bir Hadise'yi hiç beklemiyordum. Çok sevindim. Daha
Askerliğimin bitmesine 34 Gün vardı.’
Gülen bundan sonra Edirne’ye geçti.
Bu arada Babası ve bazı Müslümanlar yine
Baskın'a uğramış,
Zindan'a tıkılmışlardı. Bir
Gün Camii içinde Halqa olmuşlar
Kitap okuyorlardı. Polis Camii’nin Kapısını tuttu,
Olaylar
yatıştı.
Anlatır:
‘Bayram için
Tebrik bastırdım. Tebriğin arkasına da Habbab
bin Eret
Hadisi'ni yazdım... Matbaacı
Adet olduğu için bu
Tebrikler'den bir
Nüshasını Savcılığa göndermiş. Derken
Emniyet’te, Adliye’de
Kızıl-kıyamet kopmuş. Gece
Vakti, hafif
hafif de
Kar yağıyor. Dışarıda bir
Gürültü duydum.
Pencere'den baktım. Rasul bey
ve Polis Memurları. Hemen Baskın olacağını anladım ve onlarca
Mahsurlu sayılan Kitaplar'ı Kütüphane’nin arka tarafına attım.
Kapı çalındı,
açtım. İçeri doldular ve Her tarafı aradılar, pek bir
Şey
bulamadılar. Öbür Oda'yıda arayalım, dediler. Ben: ‘Orası Müftü
Efendi’nin Odası, benimle Alakası yok ’dedim. İnsaflı
İnsanlar'dı,
Israr etmediler ve beni alıp Emniyet’e götürdüler.
Zaten Rasul bey’den daha önce de bahsetmiştim.
Ancak Emniyet Müdürü Kesin Emir verince beni almaya o gelmişti.
Emniyet
Müdürü Genç Birisi'ydi ve
Mütecaviz'di. Toyluğunu
Çalım ile
örtmeye çalışan bir Tip. Beni
Bayram Tebriği için getirdiler
sandım; ancak Esas Sebebi orada anladım. Emniyet Müdürü,
Qur’an Kursu Mütevellisi tarafından iyice doldurulmuş. Ve
Esas Baskın'ı onlar yaptırmış. Sen
Talebe ile Meşgul olmayacaksın.
Aksi halde buraya tekrar alır ve ne yapacağını da bir ben
bilirim bir de Allah, dedi. ben de ‘Burada Kuvvetli'sin,
yaparsın. Ama bir de Yerinaltı var. Seninle orada
hesaplaşırız’ dedim.
Bir
Başkomiser vardı. Gece
Gündüz
Sarhoş'tu.
O da beni Hesab'a çekti. Benim yazdırdığım
Tebriği Vatan'a
İhanet olarak vasıflandırıyordu.’
Bir
Gün Edirne
Valisi Dingörevlileri'ni toplayıp: ‘İçinizde
Hainler var,
bunları ezeceksiniz’ der. 15 kadar aleyhinde Şahit vardır.
Anlatıyor:
‘..Bizim
lehimizde konuşanlardan Rıfat bey, diye bir
Şahıs vardı. Daha önceleri çok Kötü bir
Hayat yaşayan ve daha
sonra İslami Hayat'a dönen bu
Zat Edirne İleri
Gelenleri
tarafından tanınıp Saygı duyulan bir
Kişiliğe sahipti.
Mahkeme’de Lehimize Konuşması, Mahkeme
Heyeti üzerinde çok
Ciddi Tesir
İcra etmişti.
Hatırımda
kalanı ile şöyle demişti: ‘Sayın Hakimler,
Geçmişim'in nasıl
olduğunu çok iyi bilirsiniz. Kale içinde için Nara attığım
zaman Herkesin Öd'ü kopardı. Ben de bir
Devlet Memuru'yum. O
Zaman öyle idim.
Şimdi de gördüğünüz gibi böyleyim. Benim bu Dönüşüm bu
Arkadaşlar Sayesinde oldu. Orya gidip geldim ve kendimi bulup
İdrak ettim. Bütün Kötülükler'den kurtuldum.’
Daha önce
Hakimler'le Savcılar'la
beraber yiyip içen Rıfat bey, bizim Daru’l-Hadis
Camii’nde yaptığımız Sohbetler'e Devam etmiş ve Allah da O’nu
Hidayet'e erdirmişti. Ondaki bu Ani Değişiklik bütün
Edirneliler tarafından İlgi'yle izlenmişti.
Uzun Boylu, Görkemli bir
İnsan'dı. Tabii ki, onun söyledikleri o Gün için çok Mühim'di.
Ve daha sonra da bu Acizler'in
Tesirini
görecektik.’
‘... Ferit
Kubat o sırada Edirne Valisi’ydi. Daha sonra da 12 Mart’ta
İçişleri Bakanlığı yapmıştı. Bana karşı Dopdolu'ydu. Kin'ini
Gayz'ını kusacak
Yer arardı. Bir defasında bütün Din
Görevlileri’ni toplamıştı. Ben de
gitmiştim. Orada benim Göz'ümün içine baka baka ve
Herkesin
anlayacağı şekilde: ‘İçinizde bazı Aşağılık
Hainler var.
Bunları ezeceksiniz dedi.’
Gülen Kırklareli’ne
nakledildi. Yine Sorgular sürdü. Atayolu Gazetesi de durmadan
aleyhinde yazıyordu. Şöyle anlatır:
‘Atayolu Gazetesi
Mahalli bir Gazete'ydi. Her
Fırsatta
benim aleyhime Yazılar yazardı. O sırada giydiğim
Siyah bir Paltom vardı. Bu
Palto'yu,
Adice İfadeler'ine
Benzetme Aracı
yaparak şu Çirkin İfade'yi kullandılar: ‘Korkumuzdan
Geceleri
dışarıya çıkamıyoruz. Bir Siyah
Köpek, arkasında da bir Sürü
Köpek bizi nerede görse hırlıyor.’
İzmir Yılları:
1978 de İzmir’deki TÖV
Yayın Organı Sızıntı
Dergi'siyle önplana
çıktı. 1970 ler'den beri özellikle İzmir-Manisa
Çevresi'nde
Öğrenci Yurtları, Qur’an Kursları, Gençlik Eğitim Kampları
Yol'uyla Faaliyet yaptı.
İzmir
Kestanepaşa Camii’ne gelmişti.
Anlatır: ‘..Edirne’den gelirken Dosyam Dolu gelmişti. Takib'e
Maruz kaldım. Peşimde Daima bir Sivil Polis vardı. Fakat yine
Allah’ın bir Lutfu bu Polis İmam Hatip’in Orta Kısmı'ndan
Mezun'du ve benim de Hemşeri'mdi. Erzurumlu’ydu. Geldi benimle
bir kaç defa görüştü. Temiz bir İnsan'dı. Bana ne yaptığını,
benim için nasıl Rapor hazırladığını hiç söylemedi. Fakat,
daha sonra hazırladığı Rapor'un bir Suretini Diyanet’te
görmüştüm. Gayet Müsbet bir Rapor'du. Daha önceki Dosya'mda bana
atfedilen Faaliyetler'in hiçbirinin bende görülmediğini
söylüyordu.’
Gülen’in burada Küçük bir Odası
vardır. Dervişane bir de Hayat.. Peynir, Zeytin, Ekmek ile
geçinir.
12 Mart
1971 Muhtırası'nda tekrar
Mahkemelik olur. Anlatır:
‘.. Bahtiyar
Ad'ında bir
Gardiyan vardı. Bazan Hafız da derlerdi. Küstah birisi'ydi.
Bekir bey’e Hitap ederken ‘Len Bekir’ derdi.
O’nun bu Kabalığına çok Canım sıkılırdı. Bir Gün Yumurta'dan
zehirlenmiştim. Benimle beraber Solcular'dan Güneri Ad'ında
Mimar bir Arkadaş da zehirlenmişti. O’nu dışarıya
çıkarıp Hava almasını Temin ettikleri halde beni çıkarmadılar.
O tamamen bayılmış, kendinden geçmişti. Ben de bir ara
bayılmışım. Merhum Osman Kara Hocaefendi
kendi anlattığına göre bana İstifra ettirmiş ve ondan sonra
kendime gelmişim. Ölü gitsen bir Tavuk kadar Değer'in yok.
Bahtiyar Ertesi Gün gayet Müstehzi, ‘Akşam gidiyordun’
dedi. Sanki ‘Sen hala ölmedin mi?’der gibi. Ne Hastane'ye
kaldırdılar ne de bir Doktor çağırdılar.’
‘.. İlk Mahkeme’ye 2-3
Ay sonra
çıkardılar. İddianameler'i gördük.Tevkif edilenlerin Tevkif
Durumlarını biraz anlamaya başladık. Mesela benden sonra
Mustafa Asutay bey ve Hüseyin Çağdar bey
Tevkif edilmişlerdi. Fakat Savcı onların 141’den Tevkif
edilmelerini istemişti. Öyle anlaşılıyor ki, İşi çok Ciddi
tutuyorlardı. Solcular Silahlar'ıyla yakalanıp getirildikleri
halde, bizim üzerimizde daha çok duruyorlardı.’
Zaman Gaztesi:
1987 de Zaman Gazetesi’ni
Satın aldılar. Samanyolu TV kurdular.
Radikal, Ak-Doğuş, İmza,
Selam vb Dergiler'de ABD ve Devlet'le İşbirliği ile suçlandı.
Grub Ordu içinde örgütlendiler. Kaset ve Video Yapıncılığı yaptılar.
Avrupa ve ABD de zaman zaman Eğitim Kursları düzenlediler.
İstanbul’daki Himayedarları Sermayedar Ali Katırcıoğlu,
Mehmet Demircan.
Alaaddin Kaya
anlatıyor:’ Okullar'a Referanslar Cumhurbaşkanları çoğu zaman
da Büyükelçilikler Katında veriliyor. Bunların hepsi
Arşivler'de var. Diğer taraftan Hocaefendi Devlet’e
Saygı'sından, yaptığı Her İşi Devlet’in İlgili Kademesine
iletiyor. Ben bunun Canlı Şahid'iyim. Mesela Fener Partiği
Bartholemeus’un Görüşme İsteği bizi Tedirgin etmiştir. Ben
o Tarih'te MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç
Paşa’ya Durum'u arzettim. Bana ‘Onların Hocaefendi’yle
görüşmek isteyişinin Nedeni, Heybeliada’daki Okul için desdektir. MGK’nin bir
Çerçeve Kararı var. Bunu size
söylemekte Fayda görürüm ve Görüşme'den bu Anlam'da bir
Rahatsızlık duymayız’ dedi. Çerçeve de şudur: ’Onlar bu Okul'un
açılmasını istiyorlarsa biz de Yunanistan’da bir İHO
açılmasını istiyoruz.’ Bunu Hocaefendiye de aktardım.
Hocaefendi Görüşme'yi yaparken,’ Buraya kadar olanı
unutalım. Geçmişin altına Sünger çekebilmemiz için
Devlet'imizin, Millet'imizin bir Jest'e İhtiyacı var. Siz bu
Okul’un açılmasını İstiyorsanız, biz de özellikle Selanik’te,
bu Devlet’in Kurucusu Atatürk’ün Ad'ını taşıyan bir
Kolej açılmasını istiyoruz’ dedi. Sonra İlhan Kılıç
Paşa’yı arayıp, böyle oldu, dediğim zaman Gıpta ve Takdirle
karşıladı bu İfade'yi:’ Bizi de aşan bir Şey olmuş, Teşekkür
ediyorum’ dedi. İşleyiş budur bizde.
Zamanın Jandarma Genel Komutanı
Teoman Koman’a gidip, ‘Paşam var mı bir
Rahatsızlık’ dedik. ‘Enteresan bulduğum Faaliyet'tir. Daha
Enteresan gelen de Sol'un, Aydınlar'ın size karşı Sıcak bakmış
olmasıdır’ dedi. Arkasından MİT’e gittik. Orada Yetkililer ve
biz anlattık. Gelinen Nokta şu: ’Bizim Hocafendi’ye bir
Teşekkür Borcumuz var. Hocaefendi Toplum'da Proplem
çıkartacak Meseleler'in Gündem Maddesi olmasına izin
vermemiştir. Güneydoğu Sorununa Bakış Açısı Devlet'in her an yanıbaşındadır.
Orta Asya’daki Devlet'in
Politikasında bizden Bağımsız olarak böyle bir Başarı'yı elde
etmiş olmasından dolayı, Başında da İfade ettiğim gibi sadece
Teşekkür Borcumuz vardır.’
Amerika Yılları: