Ziyaeddin Mevlana Halid-i Bağdadî

1777-1826

 

       Ebu’l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid ibnu Ahmed.

Kürd Caf Aşireti’nden Yoksul bir Aile’nin Kolundandı. 1775 de (h.1192) Süleymaniye’ye yakın Baban’a bağlı Karadağ’da doğdu. (Musul'un Şehrizor Kasabasında). Sırasıyla Karadağ, Kuy, Harir, Süleymaniye ve Bağdad’taki Çeşitli Medreseler’de okudu.  Süleymaniye’de Abdurrahim el-Berzenci gibi ünlü Bilginler’den Ders aldı. Bağdat’ta Kelam, Fıqıh, Tefsir, Edebiyat, Hikmet öğrendi. Hocası el-Berzencî’nin Ölüm’üyle (1798) boşalan Müderrisliği üstlendi.

        

       1809’da Musul-Şam Yolu’nda Hacc Ziyareti’ne giderken Hindistan Delhi’’deki Habubullah Canı Canan Mazhar’ın Halifesi olan Şah Abdullah Gulam Ali-i Dehlevî‘den Nakşibendilik, Çiştilik, Kadirilik, Sühreverdilik ve Kübrevilik gibi 4 Tariqat’dan İcazet aldı. Kendisi bu Tariqatlar’ın Hırkasını giydirmeye; Muttasıl Senetle Tefsir, Hadis, Tasavvuf, Evrad ve Ahzab okutmaya, bunlardan İcadet vermeye Yetkili Halife Tayin etti.

       1811 de Bağdat’a döndükten sonra Halidiyye Kolunu kurdu. Süleymaniye’de Tariqat’ının 2.Merkezini Etkinliğe geçirdi. Deniz yoluyla Irak’a döndü. Süleymaniye’de  Coşkulu Kitlesel Sevgi’yle karşılandı. Aynı zamanda Kadirîlerce eleştirildi. Daha çok Cehrî Tariqarlar’a İlgi gösterilen Irak’ta Hafî Nakşiliği getirdi. Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu’yu Tesiri altına aldı.

       118 Halifesi vardı.Irak, Filistin, Hicaz, Anadolu, İstanbul vs.

       Halifesi Ahmed el-Hatip el-Arabi, Şam’da Nakşibendİlik Çevresinin Saygınlık ve Etkinliğni artırdı. Müftü de Tariqat’ına girdi. Mevlana Halid de bizzat Şam’a giderek orada Halidiye Merkezini oluşturdu. 150 Yıl’da Tarikat Kürdistan’ın Bütününde Egemen hale geldi.

       Kürdistan Halifeleri’nden es-Seyyid Abdullah eş-Şemdinî, el-Hakkarî ile Kardeşi es-Seyyid Taha Ünlü’dür. Bu ikisi Aracıyla tüm Kürdistan’a Nakşîlik yayıldı. Şeyh Halid el-Ceziri Botan Cizresi Bölgesi’ne ve Şeyh İsmail el-Şirvanî’yi Dağıstan Bölgesi’ne gönderdi. Karadeniz’deki Halifesi Şeyh el-Hac Feyzullah el-Erzurumî, Urfa’daki ise Hortavizade Şeyh Muhammed Hafız el-Ruhavî idi. Erzincan’da Şeyh el-Bağdadî ile el-Erzincanî .

       Nakşi Şeyhleri Varlıklı idiler, Qadrî Dervişleri’ne benzemiyordu. Onlar gibi Tekkeler’e kapanıp kalmıyor Medrese/Tekke ikilisini birleştiriyorlardı.

      

       Düşünceleri Halifeleri aracılığıyla Osmanlı, Hindistan, Afganistan, Maveraunnehir, Dağıstan, Umman ve Kuzey Afrika’da yaydı. Şam’da Salihiye Dergahı’nı kurarak burayı 3.Merkez yaptı.

 

Necip Fazıl’ın Kaleminde Biyofrafisi şu şekle bürünür:

Nesepleri Hz. Osman'a ulaşır. (R.A) Bu Yolda Şahı Nakşibend,  İmamı Rabbani gibi Köşe Başları’ndan...

Musul'un Süleymaniye Kasabası’nda Bütün İlimleri Tahsil ettiler, oradan Bağdat'a gidip Tahsillerini ilerlettiler ve nihayet İl  İl, Belde Belde dolaşıp Zahir İlimleri’ni ve Batın İlimleri meczetme...

Hocaları, Büyük Alim Muhammed bin Adem-i Kürdi'dir. Biri Faziletler Sahibi Salih-i Kürdi'dir, Biri Üstünlükler Sahibi Abdürrahman-ı Kürdi'dir. Biri de, Faziletli, İlim Deryası Abdurrahim Berzenci'dir. Biri de, bunun Kardeşi Abdülkerim Berzenci'dir. Bunlardan başka Abdullah-ı Harpani'den ve daha bir çok Alimler’den Ders almış, İlim öğrenmiş, Feyz ve Nur İktibas etmiştir.

Ve Dolaşmada bir Uğrak Yeri... Şam... Burada bir aralık Qadiri Tariqatı ile ilgilenme... Ve sonunda Mürşit bulma Ümidi ile de, Hacc Niyeti ile de Hacc’a gidiş...

Mekke... Bir Taş’a oturmuş Kabe'ye bakmakta. Bir Adam da Sırtını Kabe'ye vermiş kendilerine bakmakta.. Bu Münasebetsiz duruma bir Müddet sabredip nihayet, dayanamadılar: 

"Ben Allah'ın Evi’ne bakarken siz niçin Sırtnızı dönmüş bana bakıyorsunuz?"

Cevap: "Bunu bana sormanızı istiyordum da ondan."

Mevlana Halid şaşırdılar. Acaba aradıkları Mürşit bu muydu? Ve Adam’ın Ellerine yönelme... Adam gülümseyerek Cevap verir: Hayır! Ben sizin aradığınız Mürşit değilim. Ama sizi Layık olana göndermeye Memur Basit bir İnsan’ım... Sizin Mürşidiniz Hindistan'da Dehlev Şehri’nden Abdullah Dehlevi... Oraya gidin ve Adam dönüp gittiler. Kimdi bu Adam belli değil.

Bu Düşünceler içerisinde yüzerken, aniden Veliler Ordusu’nun Kumandanı Şah Abdullahi Dehlevi bir Talebesini Mevlana’ya gönderdi ve: "Selamımızı söyle, bu tarafa gelsin" buyurdu. Mevlana gelen Talebe ile bir Müddet İnziva’ya çekildi. İnsanlar’la görüşmez oldu. Kitapları bırakıp, Medrese’ye gelmez oldu.

Hindistan'dan gelen Zat’la Hindistan'a gitmek üzere Yol’a koyuldu. Talebesi gelen Zat’a kızmaya başladılar. Fakat Mevlana, Gül’ün Kokusunu almış Bülbül gibi kimseyi dinlemez olmuştu. Umulmadık bir Zamanda Medrese’yi ve Talebe’yi bırakıp bu Acıklı Ayrılış’ına Valiler, Kumandanlar, Alimler, Fadıllar, Büyükler, Salihler, Eminler, Garibler, Faqirler, Talebeler, Erkekler, Kadınlar, herkes ve herkes Üzüntülerini Beyan, Bağlılıklarını İzhar ve Muhabbetlerini İlan ederek Teşyi eylediler, uğurladılar. Ağlayarak :

Bizleri Hüzün ve Elem’e Gark ettiniz. İnşaallah yine Huzurunuz ile Şerefleniriz dediler.

Arkadaşı ile Yaya giderek Tahran'a ulaştılar. Burada Şii Mezhebi’ni kuvvetlendiren Meşhur Şii Alimler’inden çok Talebesi bulunan İsmail Kaşî, Mevlana Halid Efendimiz ile Uzun ve Çetin Münakaşa ve Mubahese’ye girişti. Sonunda Bütün Talebesinin önünde Mahcub oldu. Yenildiğini bildirmemeye çalışıyor, Talebesinin Gözü önünde o duruma düşmek istemiyordu. Ama ne yapsın ki, Evliya Aslanları’nın Kahredici, Ezici Pençesine düşmüştü. Sonuçta Mahcup oluyor, siliniyordu. Ehli Sünnet’in Haqq olduğu Güneş gibi meydana çıkıyor, Bozuk İtikat Zulmetleri dağılıyordu. Sonunda söyleyecek Tek Söz bulamayıp, sustu.

Mevlana birçok Şii Tefsir Kitapları okumuş, Qur'an-ı Kerim'in birçok Ayet-i Kerimeler’inin Şiiler tarafından değiştirilmiş olduğunu, Tahrif edilmiş bulunduğunu görmüştü. Mesela:

"Bedir Gazası’ndaki Esirleri salıverdiğin için Allahü Teala seni afveyledi." Ayeti Kerimesini, Hz. Ebu Bekr'i Sıddık (R.A) hakkındadır, şeklinde Tefsir eylemişlerdir.

Mevlana, İsmail Kaşi’ye hitaben, Peygamberler’in Masum olması hakkında ne dersiniz? diye sordu.

Kaşi Bütün Peygamberler Masum’dur, Günah işlemezler, dedi. Mevlana buyurdu ki, peki Allahü Teala'nın: "Bedir Gazası’ndaki Esirleri salıverdiğin Allahü Teala seni affeyledi" Ayeti Kerimesi’nde Af söylendiğine göre, Günah işlenmiş demektir, Manasına geliyor. Halbuki Peygamberler’deki Günah olan bir İş Meydana gelmemiştir" deyince Kaşi, bu Ayeti Kerime Ebu Bekr'i (R.A) azarlamaktadır, onun hakkındadır. Peygamberimiz (SAV) hakkında değildir, deyince Hazreti Mevlana, "Ey Şia Taifesi: Eğer sizin dediğiniz gibi ise, Allahü Teala Sıddık'ı Azam'ı (R.A) affeyledim, buyuruyor da, siz niçin affet miyorsunuz?" deyince, Kaşi hiç bir Cevap bulamayıp Sükut etmiştir.

Artık Duruş yok, Aylarca kat edilen Yol, ardından Dehlev, Tekke’nin Kapısı’ndan girdiler... Şeyh sanki onu bekliyor:

-"Buyurun Safa geldiniz."

Ve hemen Halid'e Dergah’ın Helaları’nı Temizleme Görevi verildi. Mevlana'da en Ufak bir Teessür, İşaret yok, yalnız Dudaklar’ında Küçük bir Tebessüm... 

Bu Yeni Vazife’yi Aşk ve Şevkle benimsediler... Bir ara Hela Temizliği için Su taşırken, Şeytan Kulağına fısıldadı: "Sen, bunca İlmin ve Faziletinle, bir takım Miskin Dervişler’in girip çıktığı Helaları temizlemeye Memur edilecek İnsan mısın? düşünsene... Ve Mevlana Halid cevaplıyor:

"Düşünüyorum, gerekirse oraları Sakal’ımla temizlerim... Ve hazırım..."

Aradan tam On Ay geçer... Bir Gün Mürşitleri Abdullah Dehlevi, Odasında oturmuş, Pencere’den Bahçe’ye bakıyor. Mevlana Halid de İki Elinde iki Su Kabı Çeşme’den Su taşıyor... 0 anda Mürşid’in gördüğü Dehşet... Su Kaplarını taşıyan Mevlana Halid değil... Mevlana Halid'in Eller’inde Tüy’den Hafif iki Kap var... ve Ağzına kadar Su Dolu Kovaları taşıyan Melekler’dir...

Hemen Abdullah Dehlevi Hazretleri, Mevlana Halid'i At’a bindiriyor, Üzengisini de Eliyle tutuyor.

"Aman efendim ne yapıyorsunuz?"

"Başlangıçta sana Helalar temizletmeye Memur iken, şimdi de At’ının Üzengisini tutmaya Memuruz... Şimdi git ve İklimleri İrşat et, Ruhları aç, Susuz İnsanlar seni bekliyor. Artık hepimizden Üstünsün..."

Şah Abdullah Dehlevi' nin Mevlana Halid'e yazdıkları Hilafetname’dir:

"Rahman ve Rahim olan Allahü Teala’nın İsmi ile başlıyorum. Allahü Teala’ya Hamd, Resul’üne Salat’tan sonra;

Faqir Abdullah Nakşibendi Müceddidi (R.A.Anh) der ki, Din Alimleri’nin başta geleni ve Haq ve Yakin Yolu Talipleri’nin Seçilmişi Hazreti Mevlana Halid Nakşibendi Tariqatı için Kürdistan’dan bu Faqir’in yanına gelip, On Ay kadar, Halvet’te, Me'lufat’ı Terk ile Zikir ve verilen Vazifeleri Edaya, son derece Gayret ile çalıştılar. Allahü Teala’ya hamdolsun ki, onun Yardımı ve Piran-ı Kibar’ın Tavassut’u ile, Tariqat’ın Derecelerine yükselip, Huzur, Yad, Daşt Alem-i Emr Latifeleri’nin Tenzibi, Fena, Beka ve Bihudiye kavuştular. Alem-i Halk Latifeleri’ndeki seyrin Nurları ve Hazreti Müceddid’in Tariqat’inde, Salik’in Heyet-i Vahdaniyye’sine Varid olan Keyfiyyet ve Haller, Batın’ını nurlandırdı, hallendirdi. Tariqat’te Kemal’e ulaşıp, İnsanlar’ı da Kemal’e Ulaştırma Mertebesine ulaşınca, kendilerine İcazet, ve Hilafet verip, Talipleri Terbiye etme, Yetiştirme Salahiyetini ve Vazifesini verdim. Ayrıca Qadiri, Çeşti, Sühreverdi ve Kübrevi Yolları’ndan da İcazet verdim. Nitekim bizim Yol’umuzda böyle yapılmaktadır. Onun Eli, benim El’imdir. Kendileri benim Pirler’imin Naib ve Halef-i Sıdqı’dırlar. Onun Rızası benim Rıza’mdır. Onun Hilafı benim Hilaf’ımdır. Devamlı Zikir, Teveccüh, Murakabeler, Sünnet-i Seniyye’ye İttiba, Bid'at’ten İctinab, Sabr Tevekkül, Teslim, Rıza, İlim, Hadis ve Tasavvuf’la İştigal ve Talipler’i Hidayet’le uğraşma Hilafetname’nin Şarüdır. Ya Rabbi Onu, Muttaqiler’e İmam eyle! Ve Sallallahü ala Seyyidina Muhammedin ve ala Alihi ve sellem. Allah Yolu’nda olanlara Selam olsun!"

Bundan sonra Büyük İrşat Dönemi...

Bağdat'tan sonra Şam'a geçtiler ve orada Salihiye Dergahı’nda Yirmi Yıl’a yakın İrşat Postu’na oturdular.

Hazreti Şah Abdullahi Dehlevi: "Ey Halid, şimdi Memleket’ine ve Bağdat'a git. Oradaki Hakk Aşıklarını, sevdiklerine yani Allahü Teala’ya kavuştur" buyurunca, Mevlana Hazretleri:

"Ey benim Sebeb-i Devletim, Yüksek Sığınağım, Efendim, Mürşidim, orada Hayder ve Berzenci Sadat’ı çoktur. İrşad’la nasıl Meşgul olurum. Çünkü onlar Şöhret ve İtibar’da ve Alimler’in Sığınağı Durumundadırlar. Böyle bir İş’e kalkışsam, diğer İnsanlar bile beni Men ederler" diye Arz etti. Sen Memleket’ine git. İrşat ile Meşgul ol. Bütün Seyyidler, senin Hak-i Payine Yüz sürerler ve Şerefli Zat’ına Hizmetçi olurlar. Oranın Valileri, Eminleri, Alimleri, Fadılları, Mübarek Ayağını öperler. Şimdi ne istersen vereyim. îste ya Halid!" buyurdu. Din için Dünyalık isterim, dedi. Git, her İstediğini verdim." deyip Yol’da giderken Filan yerde Evliya’nın Büyüklerinden iki Sene’den beri yemez, içmez, konuşmaz, Hakk’a Müteveccih, Ölü gibi bir Zat var, ona Selam’ımı söyle; Hayırlı Duasını al ve Şerefli Elini öp! Qudsi Nisbet’inin Celal Ateşi ile Etrafı Harap olmuş, kendilerinden başka, Civarında hiçbir İnsan kalmamıştır." buyurup bütün Halife Mürit ve Eshabı ile dört Millik Mesafe’ye kadar, Hazret-i Mevlana Efendimizi Teşyi edip, sonra; "Halid bürd" yani Halid herşeyi aldı götürdü, buyurdu..

0 Veli’nin olduğu Belde’ye gelince, yerini sordu. Uzaktan gösterdiler. Bulunduğu Yere doğru yürüyünce, Veli’nin Celal’inden, Hazreti Mevlana’yı bir Korku ve Dehşet kaplayıp, gidemedi. Olduğu yerde kaldı. Hemen Şahı Dehlevi Hazretleri’ne Rabıta eyledi. Korkusu gitti. 0 Zat’ın yanına gidip Farsça olarak, Şeyh’inin Selam’ını söyledi. Başını Murakabe’den kaldırıp: "Aleyke ve aleyhisselam" buyurdu. Sonra: "Ey Halid, senin Fütuhat’ın ve İrşad’ının yayılma yeri Bağdat'tır." deyip, tekrar Murakabe’ye daldı. Mevlana Efendimiz, o Zat’ın, Nisbeti Muhammedi Deniz’ine gömülmesine, Feyz Nurları içinde Müşahede Sahibi, bir an Cemal-i Hak'dan ve onun Murakabe’den ayrılmamasına Hayran olarak, Bender denilen yere gelinceye kadar elli altmış Gün ne bir Şey yedi, ne de bir Şey içti.

Süleymaniyye'de iken, Berzenciler’den 200 Kişi silahlanıp Mevlana Halid Hazretlerini öldürmek isterler. Silahlı olarak Cuma Günü Mescid’in Kapısının dışında durup beklerler. Cuma’dan sonra herkes Cami’den çıkar. Salihler’in Adeti olduğu üzere Cami’den en Geç çıkarlar. Şeyh Abdullah Hayderi der ki, Namaz’dan sonra herkes, Halifeleri ve ben, Cami’den çıktık. Hazreti Şeyhimize Sü-i kasd eden Silahlı Kişiler’in beklediklerini gördük. 0 Güneşlerin Güneşi Cami’nin Kapısından çıkıp, silahlanmış Kişiler’e Celal ile Göz Ucu’yla Nazar etti. 0 anda, o Kişiler, Feryat ederek, bazısı Yüz üstüne düşerek, Heybetli Nazarlanndan perişan oldular. Kendileri, Bütün Halife ve Müritleri ile Hanekahı Cennet Misallerine geldiler.

Süleymaniye'nin Büyük Alimleri’nden bazısı, Mevlana Hazretleri’ni, Aqli ve Naqli İlimler’in en Mühim ve Zor, İnce Meseleleri’nde Mağlup etmek istedilerse de, kendileri yenildiler. Yanlarında Cahil gibi kaldılar. Çaresiz kalıp, Irak'ın her bakımdan en Büyük Alimi olan Hüccet-ül İslam denen Şeyh Yahya  Merveri İmadi Hazretleri’ne Mektup yazıp:

"Süleymaniye Alimleri tarafından, Din ve Dünya İlimleri’nin Allamesi, Müslümanlar’ın Hücceti, Efendimiz, Üstadımız Yahya Mezveri İmadi Hazretlerine’dir. Hak Teala Müslümanları Uzun Hayatınızla bereketlendirsin. Şehrimizde Şeyh Halid İsminde bir Zat Zuhur eyledi. Hindistan'a gidip geldikten sonra Vilayet-i Kübra ve İrşad-ı Uzma Davasında bulunuyor. Bu Zat, Din İlimleri’ni Mükemmel bir surette Tahsil ettikten sonra, Terk eyledi. Sapıklık Yolu’nu tuttu. Bizler onu İlim’de yenemedik. Büyüğümüz sizsiniz. Üzerinize Vaciptir ki, bu tarafa gelip, Sapıklığını ve Maksatlarını def edip, onu yenesiniz. Gelmeyecek olursanız, Sapıklığı Bütün İnsanlar’a ve diğer Şehirler’e yayılacaktır.

Bu Mektup, Şeyh Yahya Hazretleri’nin Eline geçince bazı Talebesi ile birlikte, Süleymaniyye Yolu’nu tuttu. Şehre yaklaşınca, Bütün Alimler, karşılamağa çıkıp El’ine, Ayağına yüz sürüp, her biri kendi Ev’ine Davet ettiyse de, Kabul etmeyip; "Şu Saatte o Zat’la görüşmem lazımdır" deyip, Mevlana Halid Efendimizin Zaviye’sine doğru gittiler. O Devlethane’ye girince, Mevlana Hazretleri, kalkıp, karşılayıp, Müsafaha ettikten sonra, yanlarına oturttular. Şeyh Yahya Hazretleri’nin Qalbinde bir takım İnce ve Zor Meseleler vardı. Bunları sorup İmtihan edecekti. Daha Ağzını açmadan, Hazreti Mevlana, Şeyhe hitaben: "Din İlimler’inde çok Müşkül Meseleler vardır. İşte biri şudur ve Cevabı şudur" buyurup Şeyhin Qalbindeki Bütün Soruların Cevaplarını İzhar ettiler. Şeyh Yahya Hazretleri anladı ki, bu Mübarek Zat, Evliya’nın Büyüklerindendir. Hemen Ayaklarına kapanıp Özür ve Af diledi, Tövbe ve İnabe ile Mevlana Hazretleri’nin Yolu’na girdi. Sonra Büyük Halifelerinden oldu. Münkirler bunu duyunca Perişan oldular. Mevlana Hazretleri, Şeyh Yahya'yı çok severdi. Yüz Yaşında Bağdat'ta Vefat etti.

Alim, Fadıl, Şeyh AIi Süveydi Bağdadi, Büyük Muhaddisler’den idi. Hadis-i Şerif Senetleri’nde Bilgisi vardı. Bu hususda İmtihan Maksadıyla Mevlana Hazretleri’ne gelip, Musafaha Esnası’nda bir Hadis okudu. Mevlana Hazretleri de bir Hadis-i Şerif okuyup oturdular. Aynı Zat, Kütüb-i Sitte Hadisleri’nden 3 Hadisi Senetler’iyle, İmtihan Yollu okudu. Mevlana Hazretleri de bu Hadisler’in Asıl Senetlerini Sahih olarak okuyunca, o Muhaddis, hemen Mevlana'nın Ellerine kapanıp, Qalbine gelen İmtihan Düşüncesi’nden İstiğfar edip Af diledi. İlim Meclisleri’nde, Mevlana'nın en Büyük Veliler’den olup, Zahir ve Batın İlimleri’nde Sonsuz bir Deniz, biz ise bir Damla’yız derdi.

 

Mevlana Hazretleri’nin 4 Oğlu vardı:

1.Şehabüddin Sabi: Urfa'da Vefat eylemiş idi.

2.Muhammed Behaüddin Sabi: Daha sonra Vefat eyledi.

3.Abdurrahman Sabi: Behaüddin Sabi'nin ardından Vefat ettiler.

4.Necmüddin: Babasının Vefat!’ından sonra Dünya’ya geldi. Onun da iki Oğlu Dünya’ya gelmiş ve Temiz Soyu devam etmektedir.

Oğulları Muhammed Behaüddin Sabi, daha 5 Yaşına girmeden, Qur'an-ı Kerim’i çok Güzel okurdu. Çok Aqıllı ve Yüksek Yaratılışlı idi. Arapça, Farsça ve Kürdçe bilirdi. Hocası Şeyh Muhammed Nasih idi. Her Haliyle ve Şekli ile Yüksek Babasına benzerdi. O Yaşta iken, Şefkatinin Çokluğundan, bir kimseye bir Bela ve Afet gelse, Def'ine Himmet ve Gayret ederdi.

 3 Hanımı vardı. Vefatından hemen sonra 2 Vefat etmiş. Hatice İsmindeki Hanımları yaşamış, hep İbadet ve Taatle Ömrünü geçirmiştir.

Nihayet 63 Yaşlarında Sonsuzluk Alemi’ne Yolculuk.

         Mübarek; Uzun Boylu, Siyah ve İri Gözlü, Dişleri Seyrek ve Güleçti. Sakalı Siyah ve Gürceydi. Göğsü Geniş, Kolları Uzun idi.

 

         Eserleri:

         -Çoğu Peygamberi öven Şiirlerini Divan’ında[1] topladı.

         -Şerhu’l-Makamatı Hariri,

         -İrade-i Cüziyye,

         -Celalu’l-Ekdar,

         -Feraidu’l-Fevaid,[2]


 

[1]           1844,yb 1977

[2]           1895,