|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
[1] ‘Ölüm’ün Koku’su var mıdır? Ölüm Koku’su, Ölüm Korkusu’yla
Karışık Ürkütücü bir şey’dir pek çokları için. "Gönlü Buhurdan gibi
yıllar’ca tüten"ler için başka bir İklim’den, ötelerden bir Renk, bir Koku
taşır Ölüm. Çünkü ötenin tek Kapı’sı Ölüm’dür, oradan geçilir Ebedilik
Yurdu’na. Bazen Ölüm’den çok Hayat küflenir. Hayatımız küflenmeye başlar.
Ölüm’ün yanı sıra Hayât’ı anmaya başladığımızda o Çürük Koku’su gelir
Burnumuz’a. Hayat’tayken çürümek Ölümlü olanı hatırlamamaktır. Ölü’nün
arkasından Gözyaşı dökeriz. Aslında kendi Ölümümüz’dür Gözyaşı döktüğümüz. Başkasının
Ölümü’nü algılayamaz Ölümlü olana takılıp kalan, yani küflenmiş Ruhlar. Bir 'Can' Dost’un Öte’ye Göçü’nün ardından
Küf Kokusu’ndan Söz etmenin Espri’si ne olabilir? Bizar Espri Kelime’si bile
onu İşaret ediyor aslında... Ondan kalan en çok iki Hatıra canlandı Ölümü’nü
duyduğumda: Biri 'Espri', diğeri 'Küf Koku’su'...Sanırım 1979 Yılı’ndaydı ilk
tanışmam. Ne konuşmuştuk, Ayrıntılar Aqlımda kalmadı. Diriliş Mektebi’nden oluşundan başka 'Espri' Kelimesi’ni kendine
Özgü Tarzı’yla Telaffuz edişi... Özel bir Vurgu yapıyordu 'Espri' Kelimesi’nin
her geçişinde. Yıllar geçti, Değişik Maceralar’dan geçtik, Farqlı Yerler’de
bulunduk, aynı Mekanlar’da çalıştık, ayrıldık, buluştuk Hayât’ın seyri içinde.
Ama Temasımız Uzak ve Yakın Mesâfe’den Dewam etti. Bu Temas’ı Dewam ettirmemizi
sağlayan Temel "Espri" beslendiğimiz Ortak Fikir Ortamlar’ı olsa da
Hayât’a bakışımızdaki Boşvermişliğe varan Telaşsızlık’tı belki de. Sık sık İş
değiştirmek Zorunda kalması Hayâtı’nı hep zorladı. Hayât’tan Sürgün gibi
yaşadı. Ve sanki Hayât Ağacı’nın Gölgeliği’nin her an çekileceğini bilerek
bağlanmadı Hayât’a. Gerçi bağlanmasına İmkan veren de olmadı. 10 Yıl kadar önce
Karlı bir Kış Gün’ü, Çengelköy
Sırtları’nda Siteler’in, Apartman Blokları’nın bittiği, henüz Yüksek Katlı
Apartmanlar’la İşgal edilmemiş Bölge’de, Telefon’da Tarif ettiği Gecekondu’yu
arıyorum. İyice Rüzgâr alan bir sırt’ta, Ssfalt Yol’un bittiği Çamur Yol’dan
ilerleyerek uzakta tek başına duran derme çatma Gecekondu’yu bulduğumda
şaşırmıştım. Sırt sırta vermiş Baraka’dan biraz daha iyi durumda Ev’in
Kapısı’nı çaldığımda her zamanki Tebessümü’yle karşıladı. Rengi Soluk, Mahcup
bir hâli tüm Benliğini sarmıştı.Beni buyur ettiği Oda’nın Büyük kısmı’nı
Kitaplar’ı İşgal etmişti. Rüzgâr Kapı ve Pencere’den Nemli bir Soğuk üfürüyor,
Kırık Camlar’ın yerine gerdiği Naylonlar sadece yağan Yağmur’a Engel oluyordu.
Oda’ya girer girmez, bu Alçak Tavan’ı akan Döküntü Ev’de Zengin Kütüphane’yle
karşılaştığımda şaşırmıştım doğrusu. Yıllardır tanıdığım bir Arkadaşım’ın
İlgileri’ni, Kitap’la, Okuma’yla ilgisini bilmeme rağmen adeta Şehr’in
dışındaki bu Gecekondu’da böylesi bir Kitap Bolluğu’nu beklemiyordum. Ne de
olsa Gecekondu İmajı’nın tersine bir durum...Kitaplar’
[2] ‘Acı Haber’i Yurtdışı’nda aldım... Uzun
Yıllar Mesai Arkadaşlığı’nın ötesinde, Can’dan Dostum’du. Cenazesi’ne
katılamadım, Âilesi’ne, Dostları’na Sevenleri’ne, Yeni Şafak Câmiası’na
Başsağlığı dilerim. Hamit,
sadece Gazete Çalışanlarımız’ın değil, yeni tanıştığı Kişiler’in bile
Ağabeyi’ydi. Peygamberimiz'in "Müslüman, İnsanları’n Eli’nden ve
Dili’nden Emin olduğu kimsedir" Târifi’ne göre yaşadı Hayâtı’nı. MüteWâzı
bir Kişiliği vardı, İnsanlar’ı incitmemek için kılı kırk yarardı.’
14
Şubat 2010 Yenişafak:’ "Saat 11
oldu" diyor Kadir Demirel,
"Ben, Hamit'i bekliyorum. Yok,
hâlâ gelmedi.""Geç geldiği zaman, iki Eli’ni açar, 'hepinizden Özür
diliyorum' der, yerine geçerdi. Bugün, gelmedi."Yurt Haberler Servisi'ne
uğradım, Başsağlığı için. Orası da, Gazete’nin başka Bölümler’i gibi, Sessiz,
Issız. Hamit'in oturduğu, her
geçiş’te Hamit'i gördüğüm, eğer bir
şeye iyice dalmamışsa, Gözgöze selamlaştığımız Köşe’ye bakamadım. Gitti Hamit. Hamit Can gibi, Sessiz, Nümayişsiz, 'gidiyorum' bile demeden,
gitti. 20 Yıl’dan fazla var. Sultanahmet'te,
Kamil Eşfak Berki'nin 'Binbirdirek' Kitabevi'ne yakın bir
yer’de, birkaç Dost’un arasında görmüştüm onu ilk kez. Ve garip’tir, o Gün
tanışmamış olmamıza rağmen, 'Hamit Can'
diye birisinden bahsedildiğinde, orada gördüğüm Munis, Mütewâzı Adam’dan
bahsedildiğini hissediyordum. Sonuçta, Hayât’ın Doğal Akış’ı içinde,
Merasimsiz, tanışmış olduk Hamit'le.
İzlenim Dergisi'nde çalışırken, Mesai Arkadaş’ı olduk. Herhalde,
bir Yıl’dan fazla bir Süre birlikte çalıştık. 'Diriliş'ti, bizi aynı Sokaklar’da, aynı Mekanlar’da buluşturan. Hamit, Hayâtı’nın Erken bir Dönemi’nde
o 'Asil' kapıyı bulmuş, Erken’den orada Qarar kılmış, bir daha başka Taraf’a
bakmamıştı. O, 'Aşk'la Bağlı’ydı Diriliş'e.
Bana göre, 'Diriliş'te bir Cümle
yayımlamış olmak bile, Onur olarak yeter bir Yazar’a. Hamit'in, Diriliş
Dergisi'nde çok Güzel Yazılar’ı çıktı. Defalarca konuşmuşuzdur Hamit'le. "Hamit, şu Zeyrek çok Güzel Kitap olur, yaz şunu, tamamla." Hamit'e göre, 'tamam değil'di henüz.
Bir kısmı Diriliş'te yayınlanan o
Metinler, şimdi ne haldedir, bilmiyorum. Tamamlanamamış bir çok Şey vardı Hamit'in Hayâtı’nda. Sadece Yazı’ya
dâir değil, hatta Yazı’dan daha çok Hayât’a dair bir çok şey. İnşallah, hiç
olmazsa yazdıkları, çizdikleri bulunur, toparlanır da, bari Kitaplar’ı Wesilesi’yle Hamit Can'la konuşmamız Mümkün olur. Bir 'Çile'ydi Hamit Can'ın Teryüzü’nde, 'iki Günlük
Dünya Hayatı’nda' yaşadığı. Üzerinde Ağır bir Yük vardı ve elbette o,
üzerindeki Yük’ün taşıyabileceği kısmından Mes'uldü. O kadarını taşıdı. Kazakistan'daydım, Özcan Ünlü Telefon’la bana Hamit
Can'ın Ahiret'e göçtüğünü Haber verdiğinde. Hamit, Sabah Namazı’nı kılmış, İstirahat’e çekilmişti. O İstirahat,
Dünyâ Çilesi’ne Nihayet veren 'Kamil' bir İstirahat’miş. Eş’i, Çocuklar’ı bir
Müddet sonra yanına gittiklerinde, Hamit'in
bu Dünyâ’dan göçtüğünü farqetmişler. Yani Hamit
gibi gitmiş Hamit Can. Sessiz,
Nümayişsiz, hatta Suskun. Sanki, kendi Ölümü’nü bile içine atmış...Haberi’ni
aldıktan sonra, kendimle konuştum. Allâh, belki de bizi İmtihan ediyordu Hamit'le. Bunu düşündüm. Şu Dünyâ’da
Doğru Dürüst bir Gün göremedi, bir Rahat Nefes alamadı Hamit. Bunu düşündüm. Kaybedilen bir İmtihan, Zil çaldıktan sonra
ne kadar kazanılabilir? Bunu düşündüm. Çok Güzel, pırıl pırıl Çocuklar’ı var Hamit'in. Ben, Sedat'ı, Cüneyt'i, Zeynep'i tanıyorum. Bunların dışında
da, gördüğüm, selamlaştığım Çocuklar’ı var ama, şimdi İsimleri’ni anmaya
kalkarsam yanılabilirim. Onlar, Allâh'ın Emânetler’i. Gidenlerin
Sorumluluğu’ndan, elbette, Dünyâ’da bir süre daha kalacaklara Hisse vardır.
Allâh, Eşi’ne, Çocukları’na Sabır versin. Allâh, onları bir daha Mahzun
etmesin. Allâh, Hamit'in Âhireti’ni
Mamur etsin.’
[3] (Yeni Şafak Sinema
Editör’ü): Yeni Şafak'ın 15 Yıllık Yayın Serüveni’nin Simge İsimleri’nden biri
olan, her Hal ve Tawrı’yla Müslüman Waqarı’nın Temsilci’si bir Ağabeyimiz’i
qaybettik. Ad’ı gibi Güvenilir, Soyad’ı gibi candandı. Adı’ gibi Kısa ve Öz
şekilde yaşayıp Erken’den Rabbi’ne gitti.’
[4] (Yeni Şafak Gazetesi
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü): ‘İnanç, Taqwa, Sabır, Sebat, Fedakarlık, Sır,
Sadaqat, Dostluk... İşte Hamit Can.
"Dünyâ'da Rahat Yoktur"
Hadisi’nin Hayatı’nı şekillendirdiği ama bir Gün olsun bundan Şikayetçi olduğu
görülmeyen Rıza Timsal’i, Dawa Adam’ı. 'Kan
Kussa Kızılcık Şerbeti içtim' diyen Wakur ve iç’ten Dostum, Arkadaşım,
Kardeşim Hamit Can.
Yol’un Açık olsun.’
[5] (Şair): ‘Her Ölüm
Erken’dir ama böyle Ölümler Çarpıcı oluyor. İyi bir Arkadaşımız’dı. Sezai Karakoç Üstadımız’a Bağlı
biriydi. Sezai Karokoç
Belgeseli’nin Metin Yazarı’ydı. Sezai
Karakoç ile ilgili bir Eser bırakıp gitti. İyi bir Gözlemci ve
Deneme Yazarı’ydı. Böyle olduğuna Şahadet ediyorum. ‘
[6]
‘Sanki birisi bize bir
Masal anlattı...Ev’den çıkarken yanıma Hamit
Can'ın "Derbesiye Günleri"ni
aldım, Cuma Namazı’ndan sonra Cami’nin yanındaki Kafeterya’da oturup okurum,
sonra haqqında bir Şeyler yazarım diye. Perşembe Akşam’ı Wâdi Kitabevi'nde Ziya Ağabey Hediye etmişti. Arka
Kapağı’ndaki Satırlar’
[7] "İyiler Erken ölür"
Şekli’ndeki o Sav Söz’e şimdiye dek hep Seküler Hurafe Muamele’si çektim.
İyiliğin, hepimizin bir yerleri’nde bulunduğu Yeryüzü Serüvenimiz’le İlişiği’ni
kesmek, Güzel olan Herşey’i Âhiret Âlemi’ne ait kılmak gibi bir Gizli Ajanda’sı
vardı bence o Cümle’nin. Oysa, "Öteki
Taraf" Dünyâ’da yapıp etmelerimizin Sonuçları’na "Gebe’ydi"
sadece. Dahası değil. Cennet ya da Cehennem Biletlerimiz’i Tayin ve Tespit eden
Amel Defterlerimiz, burada yapmayı ve yapmamayı seçtiklerimiz’le dolardı. Hem, İyiler Erken ölür Cümle’si, Yeryüzü’nden
Umudu’nu kesmek Anlamı’na gelmez miydi? İyiler
Erken ölür Söz’ü bence kesinkes, Kötülüğün Gâlibiyeti’ni Maç bitmeden İlan
etmekti. Ama anladım. İnadım sona erdi, İyiler Erken gidiyor gerçekten,
inandım. Bir Yurtdışı Gezi’si Arefesi’nde Nusret
Ağabey'in (Özcan) Ölüm
Haberi’ni, Dizlerim’in Bağı çözülüp Havaalanı’nın Bankları’ndan birine
çökercesine otururken öğrendiğim gibi öğrendim Hamit Can'ın Wefâtı’nı da... Daha yakınlar’da, Yüzü’ne bir kez
baktığınızda Hayat’ı boyunca hiç kimseyi incitmediğini, tek Kötü bir Cümle
kurmadığını düşünebileceğiniz kadar "Temiz" görünen, göründüğü gibi
de olan, ikinci derece’den bir Yakını’mın Kanser olduğunu, 6 Aylık Ömrü
kaldığını öğrenmişken... İlk ikisi Gencecik’tiler daha, 40'larında...
Üçüncüsü’nün de ellisi’ne daha çok Uzun Yıllar var.. .İyiler Erken mi göçüyor
gerçekten? Bilmiyorum. Bildiğim şu ki; hepimizin Borc’u var Hamit Abi'ye. Sürekli kendini silerek
yaşamış bir Adam’dı o. Işıltı’ya dönen Gözler gibi, kendine çevrilmesin
Dikkatler diye çok Çaba sarfetti. Dünyewî Aql’ın Algı Kapasitesi’nin dışına
çıkabilmekti tüm Dileği, O, Mânewî olanın İtibarı’na Tâlip’ti. Varsa yani böyle
bir Sıfat, onunki Çilecilik’ti. Uhrewî bir şey’di Hamit Abi'ninki, Göz’le görülemeyen, aynı "Aks"a geçmeden
Sırrı’na erilemeyen, Sınırlar’ı kestirilemeyen bir Âlem. Bu Âlem’deki
Varlığının giderek silikleştirme, görünmez kılma Çaba’sı belki de işte bu
yüzden... O bizim Yüzümüz’e bakar bakmaz içimizi gören; gördüğü ama bilmediği
açık Yaralarımız’a Merhem Cümleler sürebilen biriydi. Belki neyi
iyileştirdiğini bile bilmezdi, ama Şifa’sı Şifa’ydı. Sanki bir Haqsızlığa Mâruz
kalmış gibi... Sanki işlemediği bir Suç’un, sanki o Suç kendisine hiç İsnat
edilmemiş bile olsa, sanki ille de Bedeli’ni ödemek istermiş gibi.. Sanki Stephen King'in Yeşil Yol'undaki John Coffey
benzeri, Masum ve Tedâwi edici... Sezai
Bey'in (Karakoç) Sohbeti’nde mi
bulunmak istiyor birisi, ille de Paratoner nNyeti’ne Hamit Abi seçilirdi. Ya da belki de, Huzur’a O'nunla çıkmanın bir
nevi Ayrıcalık olduğu kestirilirdi. Güzel Atlar’a binip, neden Erken gider
Güzel Adamlar peki? Kötüler’e Hayat neden 'hem Şoför Mahalli, hem 50 Kuruş'tur
da; İyiler’in "vermeyince Mabud, ne yapsın Mahmut?" Qıwâmı’ndadır Muaccel Ömürler’i? Sanırım, bu bizim
Seküler Adalet Anlayışımız’
[8] ‘Gençler’den birini
söylediler. "Dünyâ bizim"de
yazıyor bir bakar mısın diye. Bakarım
dedim. Bakarım dediğimde Günler’den Perşembe idi. Derman’ım yoktu. Bakamadım.
Cuma Günü tekrar söylediler. Cuma'nın Dinginliği’nde bakacaktım. Söylemesi ayıp
Edebiyat çalıştığım zamanlar Gazete okumam. İnternet’e girmem. Eğer Yazı
Günümse bir Suçlu gibi İnternet’e girip Yazımı gönderir sonra bir daha dönüp
bakmam. O gün -ki artık 12 Şubat bizim için "o Gün" diye kalacaktır-
Söz verdiğim için girmiştim dunyabizim.com'a. Hamit Can Wefat etti haberi. Ah
bu Gençler niye Ölümler’den Şaka devşiriyorlar böyle diye düşündüm görür
görmez. Daha bir iki gün önce Allâh Uzun Ömürler versin Asım Gültekin'in 90'lı Yıllar’daki Ölüm Haberi üzerine
konuşulmuştu. Hamit Can öldü
Haberi’nde gezinen Gözlerim, bakalım nasıl bir Şaka bekliyor bu defa diye Takip
etti satırları. Söz’ün Sezai Karakoç
Belgeseli’ne geleceğini Tahmin ederek ilerliyordum. Hayır! Sahiden Terk-i Dünyâ
eylemiş Hamit Can. İki Şey Canımı
acıtıyor işte o zaman. Hamit Can'ın
Ölüm’ü ve Yeni Şafak'tan hiç kimsenin Haber vermiyor oluşu. Bu Uzaklık beni çok
düşündürüyor. Gençler çok uzak. Ne Sevinçleri’ni paylaşıyorlar ne
Üzüntüleri’ni. İnternet Sitesi’nde Haber yapılınca herşey tamam öyle mi?
Okuduğum Ölüm Haberi’ni bir Dost ile paylaşmalıyım. Mustafa Kutlu'yu aramak istiyorum. Ama Mustafa Ağabey'i bir Ölüm Haber’i üzerinden üzeceğimi düşünerek
vazgeçiyorum. Akif Emre'yi arıyorum.
Akif Bey Şehir dışında olduğunu, Nusret Özcan'ın Wefatı’nda da Şehir
dışında olduğunu ve kendisini tam da buradan sorguladığını anlatıyor. Belki
diyorum, Rabbim Cenazesi’ne katılamadıklarımız için daha çok Duâ edelim diye
Nasip etmiyor Son Wazifemiz’i yerine getirmemizi. Aristoteles her Ölüm’de kendi Ölümümüz’e ağladığımızı söylüyordu.
Hem kendi Ölümüm’e ağladım Hamit Can'ın
ardından, hem Hamit Can'ın Ölümü’ne.
Her zaman bir Kardeş Samimiyeti’yle selamlaştık. İlk Öykü Kitabım "Acı Deniz" için Atatürk Kitaplığı'na Dawet etmişti.
Belki Belediye Açısı’ndan Sorun olur 3 Kişi’ye konuşmak. İsterseniz başka
birini Dawet edin, beni dinlemeye kim gelsin ki dedim. Merak etmeyin Gençler gelir
dedi. Sahiden gelmişti Gençler. Akşam’ın o Dar Waqti’ne hiç bilmedikleri birini
dinlemeye değil, Hamit Can'ın
Misafiri’ni dinlemeye gelmişlerdi. Hamit
Can nerede olursa olsun benim için dâima Mükrim bir Ev Sâhibi idi. Dâima
Kardeşlik gördüğüm Kardeşim’di.Yeni Şafak'tan önce İz Yayıncılık'ta tanımıştım.
Sakin, Durgun. İnsan’ı ağırlamaya Waqti olan bir Eski Zaman Eri idi. Sonra Yeni
Şafak'ta Kültür Sanat Sayfası’nda Editörüm oldu. Yazdığım Yazılar’ı okuduğunu
hissettirirdi. Konuşurken Eski bir Yazı’ya Atıf yapacak kadar Cömert davranırdı
daima. Edebi Kamu’da çok az İnsan size Yazar olduğunuzu hissettirir. Genellikle
insanlar size yokmuşsunuz Muamele’si yaparlar. Ben Cemiyet içine çok az
çıktığım için, tanımadıkları için öyle Uzak davranıyorlar zannederdim.(Kötü
Kelimesi’ni yazmaya el’im varmadığı için Uzak diyorum.) Bilhassa
"tanıdıkları" için öyle davrandıklarını öğrendiğimde Yaşım 40'ı
geçmişti. Bu "Gerçeği" bu kadar Geç görmemi 4 İnsan’a borçluyum. Yeni
Şafak'ın 4 Mükrim Qalbi’ne. Yeni Şafak demek Nusret Özcan demektir, Hamit
Can demektir. Allah Uzun Ömürler versin Mustafa Canbaz ve Ramazan
Eren demektir. Onlar sizi ağırlar. Hoş geldin der. Hoş geldiğinizi
anlarsınız. Dünyâ’yı Hoş bulmak için Nazar edersiniz. Birbirini tanımayanları
birbirine Tanış ederler. Yoldaş ederler. Kimse kimse’ye Gözü’nün üstünde Kaş’ın
var diye bakmaz onların İklimi’nde. Gelen’den giden’den Haber verirler. Geçen
Gün Kulaklarınız’ı çınlattık derler. Geçen Gün şöyle yazmıştınız ya
Arkadaşlar’la konuştuk da bir Qarar’a varamadık, en iyisi Fatma Hanım'a soralım dedik derler. Yazdıklarınızın okunduğunu
anlarsınız böylece. Size Söz üzerinden bir İkram yapıldığını anlarsınız. En son
Yeni Şafak'ta Asansör beklerken geçip gitti Hamit Can. Gazete’ye gidince bir Selam’ı esirgeyenlere, sanki yokmuşsunuz
gibi Boşluğa bakanlara Âşina’yım. Bu Konu’da hiç kimse beni şaşırtmıyor artık.
Gençler Canlar’ı isteyince size Selam veriyor. Görmek isterse görüyor. Çünkü
onlar için orası bir Mekân. Başka bir Mekân’a gidebilirler. Oysa bizim için
yani kurulduğundan beri "orada" onlar için Yeni Şafak bir Mekân
değil. "Orası" bizim için bir Dünyâ. O "Dünyâ"nın Sâkin’i
olarak Hamit Can Selam vermiyorsa
görmediği için Selam vermemiştir. Arkasından sesleniyorum, Hamit Bey Merhaba. Dalgın dalgın Merhaba diyor. Aqlımda kalan son
Kare bu Dalgın Selam. Sanki Rûh’u o zaman’dan yavaş yavaş Bedeni’nden çıkma
Temrin’i yapıyormuş gibi. Mekân’ı Cennet olsun. Biz onu Dâima İyi bildik. (Yeni
Şafak/15 Şubat 2010)
[9] ‘Seni unutmayacağız Fırtına Adam seni de Can Ağabey.12 Şubat Gün’ü Değerli Yazar
Hamit Can da aramızdan ayrıldı. 16
Şubat Gün’ü de Henç Yaş’ta aramızdan ayrılan Şâir Yazar Mehmet Sait Yakut'un Wefatı’nın 1.Yıldönümü ve ben onunla İlgili
yazıyordum ki Hamit Can'ın Wefat
Haberi’ni aldım. Hamit Can'ı,
birçoğu gibi ben de Wefatı’ndan sonra daha iyi tanıyabildim. Yakın Arkadaşlar’ı
onu çok Güzel anlatmışlar. Can
Ağabey Sıfatı’na Fazlası’yla Lâyık, tam bir Mü’min ve Derviş olarak anılan Hamit Can haqqında yazılanlara
ekleyecek bir Cümle bulamıyorum doğrusu. Diriliş Yolu’nda Hakk'a yürüdü.
Kendisine Allâh'tan Rahmet, Yakınları’na ve tüm Arkadaşları’na Sabır diliyorum.
Okuyanlar hatırlayacaktır, Mehmet Sait
Yakut'u da Wefatı’nın hemen ardından birçok Yazar birer Yazı’yla
anmışlardı. Geçen Sene ben de yazmıştım, Derviş ve Devrimci Şâir, Hüzün ve
İsyan Yazar’ı bu Fırtına Adam haqqında, Timeturk'te.
"Fırtına Adam" Başlıklı o
Yazım’ı, Fırtına dindi, diye bitirmiştim. Evet, Rahmetli Mehmet Sait Yakut için Fırtına dindi ama geride kalanlar için aynı
Durum’un Sözkonusu olduğunu sanmıyorum. Hele ki giden Kişi, Şâir Yazar ise
geride kalanlar için o Fırtına hiç bir zaman dinmez ve o Şiirler’i, o Yazılar’ı
her okuduklarında yeniden yakalanırlar Fırtına’ya. Ben de bu Yazı’yı yazmaya
hazırlanırken birden kendimi o Fırtına’nın içinde buldum. Çünkü Mehmet Sait Yakut'un Kitap olarak
yayınlanmak üzere hazırlanan ve şu an Baskı’da olan Bütün Şiirleri’ni ilk kez
bir arada görüp okuyabildim. Bir aksilik olmazsa, Şiir Kitab’ı "Asia" Adı’yla, Öncü Yayınları’ndan
Yarın Piyasa’ya çıkmış olacak. İnşallah Yazılar’ı da en kısa Zaman’da ayrı bir
Kitap olarak yayınlanır. Kitap’ta, daha önce Haberdar olmadığım Şiirler’den
biri Dikkatimi çekti. "Caney" Adlı bu Şiir’de
Arkadaş’ı Şâir Yazar Sıtkı Caney'e
seslenen Mehmet Sait Yakut, Şiir’in
Son Dörtlüğü’nde, İlginç bir Wasiyet’te bulunmuş. Hem önden gideceğini de
hissetmiş gibi. İşte o Şiir: CANEY
Koptu kopacak bir Çıngar’ın
Ortası’ndayım
Mayın’a bastım Caney çağırma n'olur beni
Bak dadanıyor Çaçlarım’a bir Soysuz
Rüzgâr
Bir Adım yürüyemem ne olur sen vur beni
Bir Kuş en fazla kaç yerinden vurulur
Caney
Kanadı tutkallanmış Güvercin’e uç
deme
En fazla kaç Mermi alıyorsa bir
Şarjör
O kadarını boşalt bir Avuçluk
Gövdem’e
Ne çok yaktı beni Aşkın Yorgun
Yalaz’ı
Islak İzmaritler içinde kokuştu Ömrüm
Anla ki çatlıyorum anla ki susamam
ben
Tanırsın beni Caney bağırarak ölürüm
Bir Hayal’e yetecek zamanım kaldı Caney
Mümkünse o kadarlık Ödünç ver
Yüreğini
Öfkem Sabrımı aştı Wefa etmezse Ömrüm
Hayat’a Arz edersin Bilgi’nin
Gereğini.
Evet, "...Wefa etmezse Ömrüm /
Hayât’a Arz edersin Bilgi’nin Gereğini" demiş Caney'e. Ancak, bir Şâir veya Yazar’ı yine bir başka Şâir veya
Yazar ne kadar iyi anlatırsa anlatsın Dâima eksik kalır. Bir Şâir’i veya
Yazar’ı anlamak için doğrudan yazdıklarını okumak gerekir öncelikle. Mehmet Sait Yakut'un Caney'e Wasiyeti’ni de, Eserleri’ni
Okuyucu’yla buluşturmasını istemiştir, diye anlamak daha doğru olur. Bir
Şâir’in Yazar’ın, M.Sait Yakut gibi
giderken geride Küçük Çocuklar’ı kalmışsa Şiirleri’nin Yazıları’nın, o Çocuklar’ı
için daha ayrı bir Önem’i var ve Çocuklar şimdi olmazsa bile büyüdüklerinde o
Eserler’e bakıp o Şâir’in, o Yazar’ın Çocuğu olmaktan Onur duyacaklar. Bu
Yazım’ı hem Rahmetli Mehmet Sait Yakut'un
Sevgili Çocuklar’ı Hiram ve Sena için hem de unuttuğumuz bütün
Şâirler’in, Yazarlar’ın Çocuklar’ı için yazıyorum. Unuttuğumuz derken elbette
sadece aramızdan ayrılanlar değil kastım. Hayât’ta olanlardan da unuttuğumuz
veya hiç tanımadığımız Şâirler Yazarlar var. Okuyucular bana, niçin sık sık
Yazılarınız’da kimi zaman bir iki dize kimi zaman küçücük bir Paragraf’
[10] ‘Bir Haftasonu Kızlarım’la geldiğim Gazete’de İşler’i bitirip
Akşam Servis Arabası’yla Anadolu
Yakası’na doğru Yol almaya başladık. Haftasonu olmasına rağmen Yağmur yüzünden
oldukça Yoğun bir Trafik vardı. Uzun geçeceği belli olan Yol’da onları nasıl
oyalayacağım diye düşünürken Hamit Can,
ikisini de yanına aldı ve tam bir buçuk Saat boyunca onları öyle bir eğlendirdi
ki Çocuklar Köprü’de Araba durup, Hamit'in
inerken, "Hadi kKzlar yine gelin bir dahaki Sefer’e Oyun’a Dewam
ederiz" demesiyle Köprü’yü geçtiklerinin Farqı’na vardılar. Çocuklar,
İnsanlar’ı tanıma Ölçüleri’nden biridir. Onları seven ve onlarla Hayat’ı
paylaşan İnsan, İyi İnsan’dır.13 Yıllık Mesai Arkadaşlığımız’da Hamit Can'ın tanıdığım tek Kötü Yanı
çok Sigara içmesiydi. Sanki Sigara’yı da başa çıkamadığı Kötüler’i-Kötülükler’i
bir an önce Duman etmek ister gibi içerdi. Onu her Sigara içerken gördüğümde
öyle bir His duyardım. Ne kendimize ne de sevdiklerimize yakıştıramasak da
Dünyâ Hayâtı’na başlama ile bitirme Qararı’nı biz vermiyoruz. Kalkış ve Varış
Saati’ni de biz belirlemiyoruz .Buranın Geçici bir İstasyon olduğunu
unutuyoruz, hep birilerini asıl Mekan’a uğurlarken hatırlıyoruz. Onun için
Sınav bitti ama bizim için Âile’si ve Dostlar’ı için Dewam ediyor."Kişi
sevdiği ile beraberdir" Hadisi’nce o uzun Zaman’dır Hasreti’ni çektiği
sevdiklerine kavuştu. Onu Yolcu etmeye gelenleri görünce şaşırmış mıdır
bilmiyorum, ancak Nusret abi’yle
buluştuklarına eminim. Buradaki sevdiklerine Allâh Sabır versin, Mekan’ı Cennet
olsun.Amin’ (Yeni Şafak /14.
Şubat 2010)
[11] ‘Hamitcan da
geçti...Ecel’in, ne Zaman, hangi Mekan’da, ne Taraf’tan ve nasıl yeteceği
Meçhul...Hamitcan'a, Qalp Kriz’i
olarak Yuvası’nda yetti Ecel’i...Söylerken ne kadar Basit, Sessizce
düşündüğümüzde ne kadar Karmaşık...Belki de bunun için Gerekli Söz; Aqlımız’ın
kavrayamadığını, onunla basitleştirerek kavranır gibi yapmak, avutmak
kendimizi...Haqiqatle gerçek arasına söz’den bir Perde gererek, Meçhul olanın
ürperticiliğini, güya Malûm’un Örtüsü’yle örterek Maqul hale getirmek...30
Yıl’ı aşan tanışıklığımıza, son 3 Yıl’da artarak büyüyen Dostluğumuz’a
yaslanarak benim tanıdığım Hamitcan'ı
konuşmak isterken, Haqiqat’le Gerçek ve Söz arasında böyle bocalayıp duruyorum
işte...Haqiqat: Ebedî âlem... Gerçek: Hamitcan
da bu Dünyâ’dan geçip, Ebedî Âlem’e gitti... Söz: Hamitcan yok artık..."Haqiqat’in Dil’i Mecâzî olamaz" der
ibn Arabi... Oysa ki, Mecaz, Söz’ün
Yolu’dur, onun geçebileceği yer’dir; Söz, Mecaz’ın Tarlası’nda verir
Meyvesi’ni..."O İyi bir Müslüman’dı"
diyerek, Mecaz’a dokunmadan susmalıyım aslında...Susmalıyım çünkü, Hamitcan'ın Kişisel Târihi’nin, benim
Nazarımca ve Belleğimce belirlenmiş olan kısmı’nı anlatmaktan Âcizim...
Birlikte yaşadıklarımızın, konuştuklarımızın, ortak Tanıklıklarımız’ın Dil’i, bana
Nasip kılınan Söz Bilgisi’nin Fewki’ndedir... Örneğin, Genç bir Adam’ken, Beyazıt Camii'nin önü’nde onun Kolu’na
girip, Çemberlitaş'a kadar birlikte
yürüyerek konuşan Nurânî Yüzlü, Gümüş Sakallı Adam’ın ona verdiği Sırlar’ı ve o
Sırlar’ın Hamitcan'ın Hayâtı’nın Son
30 Yılı’nı belirlediğini nasıl anlatabilirim... Ad’ı üstünde, Sır! Hangi Söz
kuşatabilir ki, Sırr’ı? Ya da, Üstad Sezai
Karakoç'la tanışmasının, ona Samimi bir Bağlanış’la bağlanmasının, Şehid Sedat Yenigün'ün, Merhum Nusret Özcan'ın Hâl ve Düşünceleri’nden
beslenmesinin Neden ve Sonuçları’nı nasıl verebilirim. Veya, onun "Ben
Rabbime Dua ederken, bana Hayırlısı’nı ver demiyorum, bana Yetecek Kadarı’nı
ver diyorum. Sence bu Duam İsyan içeriyor mu?" Sorusu’nun, hangi Ezoterik
Damar’dan aktığını nasıl söyleyebilirim; Garip olmayı Rabb’i tarafından
karşılanmış bir İhtiyaç Bilişi’ni nasıl açıklayabilirim? Hâl böyle olunca,
Mecaz’a dokunarak konuşmak Zorunlu oluyor işte... Hamitcan, Tarık bin Ziyad gibi Gemileri’ni yakarak çıkmıştı Sezai Karakoç Kıtası’na... Hamitcan, Üstad’ı gibi Ebû Zerr'in Meşrebi’ni benimsemişti...Hamitcan, her Derviş gibi Söz İzni’ni
almadan konuşmadı, yazmadı... Hamitcan,
Attar'ın Nesli’ndendi, Kelime’nin Özlemi’ni çeker, onun Doğum Sancısı’nı
doyasıya yaşar, Kemâl Noktası’nı gözeterek aktarırdı Kağıtlar’a... Çok okudu,
çok yazdı ama Az yayınladı... Üstad Sezai
Karakoç'un Yazıları’nı ve Şiirleri’ni anlamanın Yitik Cennet’i bulmadaki Etkisi’ni, yaşadığımız Gün’ü kavramadaki
Önemi’ni çok iyi biliyordu; bu Biliş’in verdiği Doygunluk’la kendi Yazıları’nı
yayınlamayı Sürekli erteledi... Rüya Tadı’nda Anılar’a dönüşen Geçmiş Zaman
Kayıtları’nı kitaplaştırması için, yayınlanınca onların Mahremiyetleri’nin
kaybolmayacağına İkna edilmesi gerekiyordu... Çünkü, onları bir Rüya gibi Tabir
ediyor, bir Masal Evreni’nde onlarla geziniyor ve Huşu içinde Yazı’ya
aktarıyordu. Dostları’nın, "Hamit,
bir 50 Yılımız daha olmayacak, Net Ortamı’nda yayınlaman Yeterli değil, kendi
Denetimi’nde kitaplaştırman, seni daha Mutmain kılar" Şekli’ndeki
Tatlı-Sert Israrları’ndan sonra, Mekki
Yassıkaya'nın da Desteği’yle "Derbesiye Günleri"nin 1. Kitabı’nı yayınladı. Çekinceleri’nde Haqlı’ydı
belki de Hamitcan, belki de yanılan
bizlerdik... Derbesiye Günleri'nden,
"Yazdıkça beni bir Heyecan sarıyor.
Qalb Atışlarım hızlanıyor. Nefes Nefes’e kalıyorum. İçim, Med-Cezir’e tutulmuş,
inen-çıkan, çekilen-kabaran Deniz’den Farqsız. Hafızam, Şimşek Hızı’yla
parlayıp sönen Hayaller’le dolup taşıyor. Zihnim, Anılar’ın Akınları’yla
allak-bullak. Gözüm’ün önünden birbir Renkli Resimler akıp gidiyor. Düşündükçe,
o Günler bana Masal’mış gibi geliyor" Cümleleri’ni şimdi okurken, bu
Çoşkusunun, Samimiyeti’nin Mahfuz kalmasını istemesindeki Neden’i daha iyi
anlayabiliyorum. Hamitcan,
Çocukluğu’nu hiç terketmemiş Basiretli bir Erişkin’di. Güçlü olmayı hiç mi hiç
istemediği şu Dünyâ’da, Güçsüzlüğünün sömürülmesine karşı kazdığı bir Siper’di
sanki Hamitcan'ın Çocukluğu... Hamitcan, Rabbi’ni zikredecek Dil’le,
onun Zikr’i arasına girmeyi istemeyecek bir Bilinçli unutulmanın
Tâliplisiydi... Dostları’ysa, onun Rabb’ini zikredemeyen bir Dil’e Zikir
Wesilesi olabileceğini bildikleri için yazmasında Israrlı olmuşlardı... Bu
Dünyâ’dan geçerken, geride işte böyle bir Portre bıraktı Hamitcan: Allâh'a Dost, Allâh'ı sevenlere Dost, Allâh'ı sevenlerce
Dost! Dostum, Hamitcan'ım... Dile
ki, Rabbimiz'den, uzamasın benim de Dünyâ Sürgünlüğüm... Seninle birlikte,
Dünyâdakiler’den daha fazla oldu gittiğin yer’deki özlediklerim...’ (Yeni
Şafak/15 Şubat 2010)
[12] ‘Hamit Bey sevdiğimiz, İlkeli birisi’ydi. Diriliş Düşüncesi’ne Sağlam bir şekilde Bağlı kaldı. Tartışılmaz bir Bağlılığa Sâhip’ti. Derbesiye Günleri İsimli Kitab’ı bizi hayli heyecanlandırdı. Ondan daha fazla nasiplenebilmek için daha fazla Kitap yazması Beklenti’si içerisindeydik. Ancak bazen Taqdir, Beklentileri’nin önüne geçiyor. O Güzel Duruş’u, Kişiliği’yle, Sevgili Efendimiz’in yanında yer alan Kişiler’den olacaktır.’
[13] ‘Gönüller’de Yer bulabilmek için, Gürültü çıkarmak gerekmiyor. Hamit Can, Yazarlığı’yla birlikte başka, Sessiz ve Wakarlı Hayatı’yla da Derin İz bıraktı. Rahmet’le anıyoruz. ‘
[14] ‘İyi bir Delikanlı’ydı. O Dönem için Okur Yazar bir Genç’ti. Bir Gayreti de olmuştur. İslâmî Çizgi de bir Çalışması da olmuştur. 1978-1980 arası tanıştım kendisiyle. Allâh Rahmet eylesin ama acı oldu.’
[15] ‘Sonsuzluk Âlemi’ne uğurladığımız Hamit Can, İyi bir Yazar, Değerli bir Gazeteci’ydi ama bunlarla birlikte çok Zarif bir İnsan’dı. Bir Gönül, Aşk ve Muhabbet Adamı’ydı. Mütewâzılığı ve Mahwiyetkârlığı ile Çevresi’nde çok seviliyor ve sayılıyordu. Diriliş Nesli’nin bu Zarif Qalem’i şimdiden Gönüller’de Taht kurdu bile.’
[16] ‘Yazdıkları ve Hayâtı’ndaki Duruş’u ile 'Diriliş' Düşüncesi’ne, Ahlaqı’na, Hal, Hareket, Edeb ve Wakarı’na Sâhip bir İnsan’dı.’
[17] ‘Sevgili Hamit Can'ımızı nasıl anlatmalı ki... Haqiqi Dost, Haqiqi Mü’min, Haqiqi Gönül Adam’ı... Yanı başımızda duran ve bizim için her zaman Sağlam bir Kale olan Ağabey... Kaç Yıl oldu, hatırlamıyorum ama Qalu bela’dan beri Arkadaşız, Yoldaş’ız. Üstad Sezai Karakoç, onunla başka bir Anlam’a bürünmüştü bende, bir de Şaban Abak'la... İyi bir Gazeteci olmak istemedi, Yazma’yı da çok sevmedi ama hep okudu. Okuduğu en güzel Şeyler’i sanki üzerine giydi ve öyle gitti. Mekan’ı Cennet olsun.’
[18] (Yeni Şafak Yurt Haberleri Müdür’ü): ‘Hamit Bey benim 30 Yıllık Dostum’du.
Hiç bir Kötülüğünü görmedim. 10 Yıl’dır Yeni Şafak'ta birlikte çalışıyoruz.
Dost Canlısı’ydı. Kimseyi Düşman edinmemiş, herkesi Dost Qabul eden bir Yapı’ya
Sâhip’ti. Bildiği şeyler’i başkalarına da öğretmeye çalışırdı. Qalemi’ni Haq
Yolu’nda kullanan bir Kişiliğe Sâhip’ti. Allâh Rahmet eylesin.’
[19] ‘Sabah’ın Erken Saatleri’nde Yeni Şafak Gazetesi’nin
İnternet Sayfası’nda gördüm Acı Haber’i. Kelimenin tam Anlamı’yla donakaldım!
Neden sonra bana bunun Yalan olduğunu söyleyecek birilerini aramak için Telefon’a
sarıldım. Akif Emre'ye, abi, dedim, Hamit Can vefat etti! Bekledim, bir şey desin;
Yalan desin; "Olur mu öyle
şey?.." falan desin! Şehir dışında olduğunu söyledi; Cenaze’ye
katılamayacağının Derin Teessürü’yle. Ahmet
Kekeç'i aradım sonra. Kalakaldı. Kötü bir Şaka olduğunu söyleyecek bir
Kelâm bekler gibiydi o da. Cafer Turaç'ı
aradım son bir gayret’le. Üzüldü... Sessizliğe gömüldü; "Amasya Mektupları"nın Şâir’i. Kamil'i aramak da geçti aklımdan. Lakin
"Antik Sevgililer"in
Yazarı’nı arasaydım, "Hamit Can..."
diyecek, Dewam edemeyecektim... Çok değil, birkaç Yaz önceydi. Yeni Şafak'ın
Kantini’nde Çayı’nı yudumlayan Kamil
Doruk'un yanına gittiğimde, "Tanışıyor
musunuz?.." diye sordu, yanındaki Adam’ı işaretle. "Hayır..." dedim."Hamit
Can..." dedi. Demek Üniversite Yılları’ndan itibaren Adı’nı
duyduğum, Ad’ı her geçtiğinde, "Diriliş"in
yahut Sezai Karakoç'un da mutlaka
anıldığı Adam buydu. Kamil kardeşim
Adım’ı Telaffuz edince, "Hah..."
dedi Hamit Can, Gök’te ararken
Yer’de buldum Vurgusu’yla. Mültefit’ti. Yazılarım hakkında bir Yığın Övgü Dolu
Cümle Sarf etmişti. Utanmış; Kulaklarım’a kadar kızardığımı hissetmiştim.
Tanıdık Repertuarım’dan bol bol Adam silip Çöp Tenekesi’ne attığım bir
Dönem’de, Atasoy Müftüoğlu
Üstadımız’ın "Tanış olmak" haqqında yazdıklarının Gönlüm’e tekrar
düşmesine Wesile olan bir Adam’
[20] ‘Biz daha Nusret Özcan'ın Yokluğu’na
alışamamışken, Hamit Can'ın Wefat
Haber’i geldi. Böyle Âni Wefatlar İnsan’ı sarsıyor. Bir Gün önce
beraberdik. Biraz Rahatsız olduğunu
İfade etti. Halsiz görünüyordu. Doktor’a
görünmesini söyledim, boş ver dedi.
İlaç Teklif ettim, Ihlamur içtim iyi
geldi, bir Bardak daha içip Ev’e gitmek istiyorum dedi. Araba ayarladık,
Yolcu ettik, ertesi Sabah Acı Haber ulaştı. Şimdi Hastane için Israr etmediğime
üzülüyorum. Fakat Ecel geldikten sonra, Wade bittikten sonra elden ne gelir?
Yaklaşık 20 Yıl’ı bir arada geçirmiştik. Kimseye Kötülüğü dokunmayan, elinden
geldiğince Faydalı olmaya çalışan çok Değerli bir İnsan’dı. Sağlam bir Qalem’i vardı. Canı sıkkın olduğu Zamanlar’da
Çocukları’ndan Söz açardık, Moral’i düzelirdi. Böyle Âni’den gidiş, onun için
Güzel ama, biz geride kalanları için, Çoluk Çocuğu için büyük bir Kayıp. Daha
geçen Hafta Sevgili Ağabeyimiz Ömer
Lütfi Mete'yi hep birlikte anmıştık. Şimdi de Hamit Can'ın aramızdan ayrılması, Yeni Şafak'ın Eskileri’nin birer
birer göçmesi, bu Dünyâ’nın Fâniliği’ni gayet Net bir şekilde gösteriyor
hepimize. Sık sık Nusret Özcan'ın
Qabri’ne giderdi Hamit Can.
Ayakkabıları’nda Çamur’u gösterir, "Tanıdın
mı?" diye sorardı. Anlardık ki yine oradan geliyor. Soğuk Havalar’da
sadece Ceket’le dışarı çıktığında uyarırdım, "Üşüyeceksin abi" derdim. "Birazcık üşümekle ölmeyiz be abi" derdi. Doğru’ydu, birazcık
üşümeyle ölünmüyor ama başka türlü ölünüyor işte. Değeri’ni bilemediklerimizden
biri olduğuna inanıyorum. Derviş Yapılı’ydı. Dedikodu’dan Uzak ve hep Toprağa
Yakın yaşadı. Cenazesi’nde Bütün Sevenler’i bir aradaydı. Gözyaşları içinde çok
sevdiği İstanbul'un Toprağı’na
Emanet ettik onu. Boğaz'ı Çengelköy Sırtları’ndan
seyredecek. Biz Gündelik hayhuy ile Meşgul’ken o sessizce aramızdan ayrıldı.
Çok Sevgili Ağabeyimiz, Arkadaşımız, Hamit
Can'ımız gitti. Şimdi bize arkasından Dua etmek düşüyor. Allâh Rahmet
eylesin. Mekân’ı Cennet olsun. (Mehmet Şeker/Yeni Şafak 13. Şubat 2010)
[21] (Star Gazetesi Yazarı): ‘Hamit benim çok Eski Arkadaşım’dır.
1980'li Yılları’ndan itibaren tanışıyoruz. Bir süre aynı Mekanlar’da İqamet
ettik. Çok iyi bir Öykü Yazarı’dır. Çok iyi bir İnsan’dır. Çok Fedakâr’dır. Çok
Üzgün’üz. Ölümü’nü duyduğumda Şok oldum. Mekan’ı Cennet olsun.’
[22] ‘Çok Değerli, Mütewâzı bir İnsan’dı.
Kendisini Yıllar önce tanıdım. Mardin'den
İstanbul'a geldiğinde benim yanıma
geldi. Birlikte Uzun Yıllar çalıştık. Edebiyat’a, Hikaye’ye Büyük İlgi
duyuyordu. Qalem’e aldığı Son Kitab’ı Derbesiye'yi
bana getirdi. Arkadaşlar’ı ile birlikte Sezai
Karakoç Belgeseli’ne İmza attı. Hepimizin başı Sağ olsun.’
[23] "Hamit Can'ın Wefatı’ndan dolayı çok duygulandım, üzüldüm. Haqqında yazılanlar beni çok etkiledi. Yazılanları okuduktan sonra Hamit Can'ı hatırladım. Bu tür Değerlerimiz’e, Değerli İsimler’e, Arkadaşlarımız’a Sâhip çıkalım. Düşünce ve Edebiyat Dünyâsı’nın bu Değerli Kaybı için hem Edebiyat Dünyâsı’na hem de Yeni Şafak Camiası’na ve Âilesi’ne Başsağlığı diliyorum"
[24] "Değerli Yazar Hamit Can'ın Wefâtı’nı Teessür’le öğrenmiş bulunuyorum. Başta Sezai Karakoç Yönetimi’ndeki Diriliş olmak üzere Çeşitli Dergiler’de Hikaye, Şiir ve Denemeler yazan Hamit Can'ın, Kültür, Sanat, Edebiyât ve Düşünce Alanı’ndaki Çalışmaları’nı her Zaman Saygı’yla ve taqdirle hatırlayacağız. Merhum’a Cenâb-ı Allâh'tan Rahmet; Âilesi’ne, Yakınları’na, tüm Sanat, Edebiyat Camiası’na ve Milletimiz’e Başsağlığı diliyorum."
[25] *Diriliş Dâwası’na Bütün Gönlü’yle katılan Değerli Ağabeyimiz Yazar Hamit Can'ı bu Sabah kaybettik. Ben onu Sağlam Karakter ve Üstün Ahlaq Sâhib’i olarak tanıdım. Mert Yiğit Soylu bir İnsan’dı. Yazı Dünyâsı’nın Zarif Qalemleri’nden biriydi. Son Görüşmemiz’de Kitap Projeleri’nden bahsetmiş ben de kendisine ilk Tanıtım’ı ben yazayım dediğimde çok Mutlu olmuştu. Yine Son Görüşmemiz’de Nusret Özcan'la yaşadıklarını paylaştıklarını anlatmış onu çok özlediğini İfâde etmişti. Yine görüşelim diye ayrılmış Muhabbetlerimiz’i biribirimize bildirmiştik. Görüşmek sonraya kaldı. Bugün Şâhitlik edecek bütün Dostlar’ı gibi ben de haykırıyorum: ‘Biz Şâhid’iz sen Sağlam bir Mü’min İyi bir Dost’tun. Mekan’ın Cennet Rûh’un Şâd sevenlerin Mutmain olsun Aziz Ağabey. Eywallah.....’ Mahmut Bıyıklı / www.haberkultur.net