Hasan Mezarcı

1954

 

      "Ben, Batı'daki Kıyamlar'ın, Özellikle Düzce Merkezli Qıyam'ın Merkez'inde bulunan bir Aile'nin Çocuğu olarak, hem bu Qıyamlar'ın Perde Arkasını ve hem de Şeyh Said ve Dersim Qıyamı'nı, bu Mesele'yi andıkça dolan bir Dede'nin Kucağında dinledim. Resmi Tarih Öğretisi'nden değil, Canlı Şahidler'inden dinleyerek büyüdüm.

       Resmi Tarih Öğretisi ve Kemalizm Korkusu öyle korkutmuş, öyle çarpıtmış ki ve öyle unutturmuş ki, şimdi Düzce Halkı bile, Düzce Qıyamı'nın o Dönem'de Devlet Yanlısı ve İşgalci'yle İşbirliği yapan M.Kemal Karşıtı bir Şanlı Qıyam olduğunu bilmiyor da, Kurtuluş'a ve Devlet'e karşı yapılmış bir İsyan zannederek Geçmişler'inden Utanç duyuyor ve Kemalizm'den Özür dileyerek, Günah Çıkarma Edebiyatı geliştiriyorlar."

       11 Mayıs'ta Düzce Aydınpınar (Şakuç Hacı İbrahim) Köyünde doğdu. Anne tarafından Trabzon, Baba tarafından Batum Kökenli. Qur'an, Eski Yazı, Dini Tahsil'ini Köy'de Aile'sinden ve Hocalar'dan İlkokul Çağı'nda aldı. İlkokul'dan sonra Düzce Merkez Qur'an Kursu'na gitti. Hafız Mehmed ve Hafız Qadir Hocalar'dan Hıfzını, Hacı Hafız Hasan Efendi'den Tahsil'ini tamamladı.

       Kısa bir Süre Çilimli Kazası'nda Özel Arapça okudu. 1970-1971 de Düzce İmam Hatip Lisesi'ne girdi. Bu arada Düzce Müftülüğü'ne Bağlı olarak Cuma Camii'nde Fahri Cuma Hatipliği  yaptı. Daha sonra Düzce Müftülüğü'ne Bağlı olarak İlk Resmi Hocalık Görev'ini yaptı.

      Aynı Yıllar'da MTTB Düzce Teşkilatı'nın Kurucu Üyeliği'nde ve İlk Teşkilat Başkanlığı'nda bulundu.

      1976-1977 Öğretim Yılı'nda İmam Hatip'ten Mezun oldu ve aynı Yıl AÜİF ne girdi. Öğrencilik Yılları'nda Tarım Bakanlığı'nda ve DİB da Memurluk, Ankara Merkez Müftülüğü'ne bağlı Hem Hum Camii'nde İmam Hatiplik yaptı.

      1982 de İlahiyat'tan Mezun oldu. Ağrı/Eleşkirt, Sakarya/Akyazı ve İstanbul Ümraniye Müftülükleri'nde bulundu.

       Ankara 6.Kolordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Merkez Karargahı'nda Basın ve Halk'la İlişkiler Subayı olarak Askerliğini yaptı.

      1991 de RP İstanbul Milletvekili seçildi. Meclis'e girdiği Gün'den itibaren Yakasına Osmanlı Devlet Arması taktı.

      "1991 Türkiyesi Şartları'nda Ağız'a alınması dahi Mümkün olmayan Konular'ı resmen Meclis ve Medya Gündemi'ne getirerek, Dil'e vurulan Pıranga'yı kırmaya Öncülük etme Misyonumuz Hedef'ine ulaşmışsa ve artık Herkes ve her Kesim, Tabu sayılan Konular'ı açıkça konuşabilir hale gelmişse, bu Büyük Aşama'da hem Bedel Ödeme ve hem de Öncülük Payı YYH'ne (Yeniden Yapılanma Hareketi) aittir."

      "Özal Politika'sının Hassas Dengeleri kavranılmış ve uygulanmış olabilseydi, hem de bu kadar Can ve Mal Kaybı olmaz, hem Tarihi Kerkük ve Musul Meselesi'yle birlikte Kürt Meselesi de halledilir ve hem de Bugün Su ve Toprak Bahanesiyle yaramaz Komşular, dört bir yanımızdan Kapı'ya dayanmazdı."

      "YYH' Farklı Toplum Kesimleri üzerinde bir Dursun Fakı, bir Akça Koca, bir Koca Ali, bir Şeyh Edebali ve bir de Osman Gazi Misyonu İcra edebilecek 5 Adam bulunabilirse.."

      "Dar, Radikal, Marjinal ve Fanatik Osmanlı İttihatçılığı ve Quvayı Milliyeciliği Siyaseti ile, Klasik Osmanlı Siyaseti'nin Evrensel Kucaklayıcılığı ve Hassas Temsil ve Denge Politikaları arasındaki Fark anlaşılıncaya kadar, Yolumuza Devam edeceğiz demektir.

      Kemalizm'e karşı vermiş bulunduğumuz Açık, İlkeli, Kararlı ve Sabırlı Kavga'nın Çoşkusuyla Ayağa kalkmış Milyonlarca Sempatizanımıza, bir de Türk Birliği ve İslam Birliği Edebiyatı'yla Doping yapmaya kalksaydık ve bu Çerçeve'de bir Radikal Söylem ve Vaad'de Parti kurmaya kalkmış olsaydık YYH şu anda Büyük bir Parti olmuş olurdu.

      Fakat böyle bir Siyasi Parti, Mevcut İttihatçı Partiler'e bir Yenisini daha İlave etmiş olmaktan başka bir İş'e yaramaz ve en fazla bizim de bir Taban'ı sağmamıza ve Türk ve İslam Dünyası'Vurdurma Geleneği'ne Katkı'da bulunmamıza Vesile olurdu.

      Bizim Farklı Toplum Kesimleri'nin Tabii Sözcüler'iyle birlikte Müşterek bir Vitrin ve Proğram Oluşturma Gayretimiz, İttihatçı Siyaset Geleneği'ne ve Fanatizm'ine alıştırılmış Farklı Toplum Kesimleri tarafından Kuşku'yla karşılanmakta ve bu Kesimler'in Tabii Sözcüleri de, böyle bir Siyasi Hareket Vitrini'nde birlikte Yer almaya kalkmaları halinde, Tabanlar'ından gelecek Tepkiler'i göğüsleyememekten, anlaşılamamaktan ve tamamen yalnızlaşmaktan korkmaktadırlar."

        Ali Şükrü Bey Cinayeti:

        Meclis'e sunduğu ilk Meclis Araştırma Önergesi oldu.

      "Önergemiz bir Hafta boyunca Meclis İç Tüzüğü'ne Aykırı olarak Meclis Genel Sekreterliği'nde bekletildi.

      "Cumhuriyet Tarihi'nde ilk defa herbiri Meclis ve Ülke Gündemi'ne birer Bomba gibi düşen ve Kemalizm'in ve Çetebaşları'nın Beyninde patlayan Önerge ve Açıklamalarımız Karşısında, derhal Teşkilat ve Medya Çeteleri Hareket'e geçirilmiş ve Organize Ölüm Tehdidleri, Telefonları, Faksları ve Mektupları yağmaya başlamıştır.

      Daha Meclis'e Adım'ımızı attığımız Gün başlayan Yemin Krızi, 5 Ay sonra verdiğimiz "I.Meclis'e yapılan Darbe ve Ali Şükrü Bey Cinayeti" ile İlgili Meclis Araştırma Önergemiz'le Zirve'ye çıktı.

       İlk Grup Toplantısı'nda RP Milletvekilleri'ne "Ya bu Önerge'den İmza'nızı çeker ve Önerge'yi düşürürsünüz veya Parti'den İstifa edersiniz" Santaj'ı yaparak İmza çektiren ve Önerge'yi düşürten Asiltürk, sırf İmza'yı çekmediğimiz ve diğer Parti Milletvekilleri'nden İmza Yeter Sayısı'nı tamamlayarak Önerge'yi Meclis ve Ülke Gündemi'ne soktuğumuz için Çöleşan'la aynı Gün Mitçi olduğumu Medya'ya söyledi.

      Parti İçi Kriz Zirve'ye tırmanmış ve 1992 Yazı'nda Altınoluk'ta Erbakan'la  4 Saatlik bir Görüşme yaptım. Erbakan , Asiltürk'ün Parti'yi ve Kamuoyu'nu aleyhime geçirme Faaliyetler'ini, kendi Bilgisi ve Talimat'ı doğrultusunda yaptığını İtiraf etmiş ve Sonuç olarak "Ya bu Önerge'den vazgeçer ve Kayıtsız Şartsız Emrime girersiniz, ya da İstifa edersiniz" demiştir.

      Aslında Erbakan Meclis'e girdiğimiz İlk 6 Ay'ın Sonu'nda resmen İstifa etmemizi istemiş ve fakat bizim  duymamazlıktan gelmemiz üzerine resmen İhraç etme Girişim'ini başlattı... Bir Tek Konferans veremez hale getirildim. 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri'ne kadar böyle sürdü.

 

        Darbeler ve Kontr Gerilla Meclis Araştırma Önergesi:

      Mart 1992 de Önerge'yi verdikten sonra Erbakan , Kazan'la birlikte bizi Makam'ına çağırmış ve Önerge'yi Geri çekmemi istemişti. Kontr Gerilla Albayı tarafından uyarıldığım söyleniyordu.

     Nokta Dergisi'ne biraz da Speküle edilerek verilen AQçıklamam, anında Etki'sini göstermiş ve muhtemelen daha fazla Açıklama yapabileceğime dair bir Baskı doğurmuştur. Fakat Baskı Altı'nda kalan Üst Mekanizmalar , Açıklamam'la İlgili olarak Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nda bir Soruşturma başlattılar.

   Bizim Önergemiz, Genel Başkan'a, Parti ve Tehdid Baskıları'na rağmen engellenemeyince ve resmen Meclis Gündemi'ne girince, aynı Dönem'de SHP Adıyaman Milletvekili Celal Kürkçüoğlu ve Arkadaşları da yine Kontr-Gerilla Konu'sunda bir Meclis Araştırma Önergesi hazırlattı. Hükümet Krizi çıkartmamak için Geri çekmek Zorunda kaldılar.

     Bu arada bir Kontr-Gerilla Önergesi de DEP Milletvekili Mahmut Alınak ve Arkadaşları tarafından verilince, tam Kontr Gerilla'nın istediği Zemin doğdu. İki Önerge birleştirilerek Meclis Gündemi'ne alındı. Böylece PKK Allerjisi'ne Kurban edilerek Konu'nun araştırılmasına Gerek olmadığı Meclis'e onaylatıldı. 110 Evet, 118 Red Oyu.

      Bandırma Konuşması:

      Basında M.Kemal'e Qatil diyerek Hakaret etmekle suçlandı.

      Said Nursi'nin İade-i İtibari:

     "Said-i Nursi'nin Naaş'ının Araştırılması ile İlgili Meclis Araştırma Önergesi dahi, Medya, Devlet, Cemaat ve Siyaset Patronları'nı müştereken korkutuyor. 1960 Darbecileri'nin bir Gece Operasyonu'yla Urfa'daki Qabr'ini kırdıkları ve Naaş'ını bir Askeri Uçağa koyarak yokettikleri Nursi'nin Naaş'ının, bu Tecavüz'ü yapan Devlet tarafından yerine İade edilmesi ve bu Münasebet'le İade-i İtibar'da bulunarak, resmen yapılan bir Tecavüz'e karşı, resmen Özür dilenmesi Çerçeve'sinde verdiğimiz bir Önerge, Tahminlerimiz'den çok daha Geniş bir Çevre'yi müştereken Karşımıza dikmiştir. Önerge Komisyon'da Kabul edilerek, bir Alt Komisyon oluşturulmuş ve Alt Komisyon Başkanı Sıfat'ıyla resmen çalışmaya başlamıştık.

      Başta Konya ve Urfa Valilikleri olmak üzere, Meclis ve Devlet Arşivleri'ne Müracaat ederek ve Yazılar yazarak bu Devlet Tecavüzü'nün Belgeler'inin Komüsyon'umuza verilmesini istedik.

     Said-i Nursi'nin Yakınları'ndan başlayarak, Dönem'in MBK Üyeleri Madanoğlu'na ve Türkeş'e kadar, Bilgili ve İlgili olan Geniş bir Çevre'yle Görüşmeler yapmaya, Meclis Komisyonu'na sunacağımız Resmi Rapor'u hazırlamaya koyulduk.

       Dönem'in Meclis Başkanı Cindoruk, Demirel ve Özal'la Görüşmeler yaparak Arşiv Belgeleri'nin verilmesi Konu'sunda Yardımlar'ını istedik.. Demirel İş'in Başında Son Derece Olumlu yaklaşmış ve Belgeler'in verilmesi için İçişleri Bakanı' Hareket'e bile geçirmişti.

      Tam Mesele'ye yaklaştık ki, Eski bir Polis Şefi ve Milletvekili Meclis Kulisi'nde, Said-i Nursi Önergesi'nin MGK Gündem'ine Konu olduğunu ve hatta bu Konu'yla İlgili olarak Demirel'in Zor Durumda bırakıldığını söyledi... Aynı Hafta Süleyman Bey, peşpeşe Demeçler patlatmaya ve N'ı araştırmaya Gerek olmadığına ve hatta İade-i İtibar Talebinin de Yanlış olduğuna dair Demeçler vermeye başladı.

     Raporumuz'u hazırlayarak Meclis Komisyonu'na sunduk ve bu Rapor'un görüşülmesine, onaylanmasına ve hem de Said-i Nursi'ye İade-i itibar Kararı alınmasına ve hem de, Naaş'ının, Tecavüz'ü yapan Devlet tarafından ve Hükümet Aracılığı ile Urfa'daki Qabrine İade edilmesi Qarar'ı alınmasına Muvaffak olduk..

      Meclis Komisyonu'nda yapılan Oylama'da İade-i itibar ve İade-i Qabir Kararı alınca, başta o Gün'ün Sol Partileri olmak üzere tam bir Şok yaşanmış ve bu Karar'ın bozulması ve Oylama'nın yenilenmesi için Liderler'e Resmi Yazılar yazılarak, resmen Milletvekilleri'ne Baskı yapmaları istenmiştir.

     Önergemiz Esnasında bize Samimiyet'le Yardımcı olmaya çalışan Özal'ı Rahmet'le anıyorum."

       Dokunulmazlığın Kaldırılması:

     1994 de Mezarcı'nın Dokunulmazlığı kaldırıldı. DEPli Milletvekilleri'yle birlikte Meclis'ten atılmamız için  Refah Kurmayları'nın da İşbirliği'yle Anayasa ve Adalet Komisyonu'nda resmileşti. Suç Gerekçesi Atatürk'e Hakaret'ti.

 

        Köln Günleri:

     1996 Mart'ında Köln'e geldi. Türkiye'de hakkında Tutuklama Kararı çıktı. Çeşitli Gazeteler kendisi ile Mülakat yaptı.

     "Efendim MED TV'de neden konuşmusum? Sanki Kanal 7'de, TGRT'de veya Samanyolu TV'de 5 Dakika konuşturdunuz"

     "Menderes ve Özal'ın birer Siyasi İktidar Başları olarak, bu Ülke'ye yaptıkları Büyük Hizmetleri Ayrı bir Değerlendirme ve Övünç Konusu olarak tutuyor ve bu Mesele'yi, Tabular'ı yıkma ve Türkiye'deki Zihinsel Değişim'e Önderlik etme Boyut'uyla değerlendiriyorum.

       Çankaya'da Makam'ında yaptığımız bir Görüşme Esnasında Özal bunu bana aynen İfade etmiş ve kendi Konum'unun daha Açık konuşmaya El vermediğini, Kemalizm'i Tarihi Sürekliliği içinde, Somut Önerge ve Olaylar'la Resmen Sorgulama Geleneği başlatarak, Meclis'te ve Siyasi Arena'da Tarihi bir Misyon İcra ettiğimizi, bu Misyon'umuzu yakından Takip ettiğini ve Gönül'den desdeklediğini ve bunun Türkiye için İleri bir Safha olduğunu ve çok Önemli Sonuçlar doğuracağını, korkmadan ve İlkeli bir biçimde Sonuna kadar Devam etmemiz gerektiğini belki biraz da abartarak ve İltifatlar ederek söylemiştir.

     Aslında , Karabağ İşgali'yle İlgili Bilgi vermek ve neler yapılabileceğine dair Görüşler'imizi  arzetmek üzere yaptığımız Görüşme Esnasında Özal, Konu'yu bu Tarafa kaydırmış ve bize uygulanan Ağır Baskı ve Tehdidleri çok İyi bildiği için olsa gerektir ki, Moral vermeye ve Doping yapmaya çalışarak ve Duvar'da Asılı M.Kemal Posterini göstererek "Mezarcı İnşallah çok sürmez, bu Posterler bu Duvarlar'dan iner" diyerek Konuşma'yı bitirmiştir.

      Makam'ı, Konum'u, Partisi ve içinde bulunduğu Şartlar El vermediği halde, Soyut bir Uslup'la da olsa sık sık Sistem'in tartışılması gerektiğini, Tabular'ın yıkılması gerektiğini Gündem'e getirerek Tarihi bir Büyük Misyon İcra eden ve Fakat Siyasi Hayat'ını Riske ederek yalnızlaşan ve hatta Can'ını dahi Riske eden Özal'ın öldüğünü İzmir'de bir Konferans Esnasında öğrenince, birden Çankaya'daki o Görüşme'deki Özal'la birlikte, Topal Osman ve Ali Şükrü Bey Senaryoları Aqlıma gelince, Beynimden Aşağı Kaynar Sular dökülmüş gibi yanmaya ve İçim'in eridiğini hissetmeye başladım.

      Ne kadar Duygu Yoğunluğu içinde olursam olayım kendimi frenlemeyi ve Seyirci Önünde ağlamamayı başarabildiğim halde, İlk defa o Konferans'ta bir Şiir okurken Gözlerim boşaldı ve ağladım. Konu'yu Detaylar'ıyla bilmediğim için orada bu Ölüm Meselesine hiç Temas etmeden Aydın Yolu'ndan ve Aydın Kongresi'nde de bir Konuşma yaparak derhal Ankara'ya dönüp, Çankaya'ya gittim.

      O Gün Erzurum'da bulunan ve Bütün Liderler Proğram'ını İptal ederek Ankara'ya döndükleri halde, Proğram'ını İptal etmeyen ve hatta Önemsiz bir Mesele'ymiş gibi Açıklama yapan Erbakan ve Kurmayları Ciddi Tepkiler almışlardı. Hatta Asiltürk Milletvekilleri'ne Taziye için Çankaya'ya çıkmamaları Konu'sunda Talimat bile vermeye kalkmış ve fakat bu Durum'un Kamuoyu Önünde çok Çirkin bir Görüntü Meydana getireceği ve Parti'ye Puan kaybettireceği Yönünde  Görüşler belirtilince, daha sonra Refah Kurmayları şeklen bir Taziye'de bulunmuşlardı.

     Korkunç bir Menderes ve Özal Düşmanlığı Kültürü oluşturan ve Sağlığında Özal'ın hiçbir Davet'ine katılmadıkları ve Cumhurbaşkanlığı'nı bir tek kere onaylamadıkları halde, Demirel'in Önünde  hergün Takla atan Refah Zihniyeti'nin, bu Korkunç Özal Düşmanlığı'nı anlayabilmiş değilim.

      Aydın Menderes Parti kurunca, Amerika'nın kendi Partiler'ini böldürmek için Menderes'i Piyasa'ya sürdüğünü İleri sürerek, demediğini koymayan Refah Kurmayları'nın, şimdi Menderes ve 46 Ruhu Edebiyatı yapmaları, Menderes Soyadı'Kucağa çekmiş olmaktan ve aslında Celal Bayar Misyonu'nun Devamı olduğu halde, Menderes'in Devamı gibi göstererek ÖTicareti yapmaktan kaynaklanan Çirkin bir Siyasi İstismar'dır."

       "Taziyede bulunmak üzere gittiğim Çankaya'da, o Gece Özal'a mutlaka Otopsi yapılması gerektiğini Israrla belirttiğim halde, şimdi Özal'a Suikast yapılmış olabileceği İmajı doğuran Konuşmalar yapan Özal Soyadlı Kişiler'in, o Zaman neden Otopsi yapılmasını engellemiş olduklarını da bir Türlü anlayamadım. Daha doğrusu onlar mı engelledi, yoksa bir Takım Dosya Şantajları'yla birtakım Güçler mi engelledi?"

     "Meclis Kürsüsü'nde Kamer Genç'in Saldırı'sına Maruz kalan Meclis Başkanı Yılmaz Hocaoğlu'nu bu Münasebetle Makam'ında Ziyaret ettiğimizde aynen şöyle demişti: " Mezarcı, hiçbir Saldırı, Hırsızlık , Yolsuzluk ve Cinayet yapanın yanına Kar kalmaz. Nasıl olsa bir Gün bir Mezarcı çıkar ve 70 Yıl önce işlenmiş olan bir Ali Şükrü Bey Cinayeti'nin Hesab'ını resmen sorduğu gibi, bunların da Hesab'ını sorar."

     "1991  de TBMM'nde başlattığımız ve İlk Rejim Muhalifi Açık Beyannamesi'ni de Meclis'te yayınladığımız YYH Sırf bu Gerekçe'yle Meclis ve Yasal, Siyaset Plartformu'nun Dışına atıldığına ve Şahıslarımız'a Siyaset Yasağı getirildiğine göre, şu andan itibaren YYH'nin Fiili bir Siyasi Parti olduğunu İlan ediyorum. Bundan sonraki Hedefimiz, bize ve Siyasi Hareketimiz'e Karşı uygulanan Medya, Siyaset ve Devlet Terörü'Yasadışı ve İllegal İlan etmek ve Asla Karşı bir Cebr, Şiddet ve Terör Yöntemi'ne başvurmadan, Rejim'e Karşı Fiili bir Sivil Direniş Hareketi teşkilatlanması ve Millet Muhalefeti Direnişini başlatmaktır."

         Evli ve 6 Çocuk Babası.

 

       Eserleri:

     -Kavgamın Perde Arkası, 1996 Köln

     "Herbiri 150-200 Sahife Civarında planlanmış olan 3 Kitap'tan 1.si  Kavgamın Perde Arkası'nın Tarihi Boyutunu ve Arka Planını anlatmaya ve yorumlamaya yöneliktir.

    2.Kitap, Kavgamın Perde Arkasının Aktüel Boyutunu anlatmaya, yani Önergelerimiz'le, Mahkemelerimiz'le, Refah'la, diğer Partiler'le ve Genel olarak yaşadığımız Diğer Olaylar'la İlgili Perde Arkası Boyutu belli bir Çerçeve'de anlatmaya ve yaşadığımız Tecrübe Birikimini Millet Ferasetine aktarmaya Yönelik olarak düşünülmüştür.

      3.Kitap ise, Türkiye'nin Yapısal Proplemleri'nin Tarihi Kaynakları ve Çözüm Önerileri, Değişim, Açıklık, Demokrasi, İslam Devleti, Huquq Devleti ve Yeniden Yapılanma ile İlgili Görüşlerimizin ortaya konulmasına Yönelik'tir."

 

      Yeniden Yapılanma Hareketi Beyannamesi:

 

     YYH Adıyla başlattığımız Siyasi Hareket'in Gayesi "Tek Parti Dönemi Devrimleri'ne göre şekillendirilmiş Devlet ve Millet" dayatması yerine, "Milletimiz'in Talepler'ine göre şekillenebilen Devlet"i İkame etmek ve Farklı Millet Mozayığımızın Farklı Taleplerini karşılayabilecek şekilde, Anayasa'yı ve Devlet'i yeniden yapılandırmaktır.

     Bir başka İfade'yle, Efsanevi bir Dogma gibi Tepe'den indirilmiş, Hikmet'inden Sual etmek  Milli Günah sayıldığı için sorgulanamıyan, sadece İtaat edilen, vermeye Mecbur olmayan, ama hep almaya Hakkı olan, Vatandaşları tarafından değiştirilmeyen, şekillendirilmeyen, ama Vatandaşlar'ının istediği Kalıb'a sokarak şekillendiren Ceberrut Devlet Anlayışı'nı ters yüz ederek, Türkiye'yi, Demokratik (Millet İradesine dayanan) bir Huquq Bölge ve Dünya Devleti'ne dönüştürmektir.

      Gerekçe ve Tespitler:

     İttihat ve Terakki Fırqası (İTF) nın Devamı olan Cumhuriyet Halk Fırqası'nın (CHF) 6 Oklu Devrimler'inden "Cumhuriyetçilik" Diktatörlüğe, "Halkçılık" Halkı soyan İmtiyazlı bir Rantiye Sınıfı Oluşumuna, Devrimcilik" Darbeciliğe, "Devletçilik" Kamu Bankaları Kitler ve Bitler Aracılığı ile Sömürü ve Yolsuzluğa, Atatürk Milliyetçiliği" Irkçılığa, "Laiklik" Dinsizliğe dönüşmüş ve Devlet bu Yanlış Tek Parti Yapısı üzerine Bina edilerek şekillendirilmiştir.

      "Atatürk İlke ve Inkılapları" adı verilen, tek parti devrimleri üzerine bina edilmiş bu yanlış devlet-millet yapısı, darbe anayasaları silsilesiyle "değiştirelemez ve eleştirilemez" kılınarak, putlaştırılmış bir kuramasal yapıya dönüştürülmüş ve böylece proplemleri çözmesi gereken devlet yapısı, proplemlerin kaynağı haline gelerek, proplem üreten dev bir yapıya dönüşmüştür.

       Bütün resmi ve özel kurumların, partilerin, meclislerin ve iktidarların CHF nın altı oklu devrimleri doğrultusunda faaliyet yapacaklarını, bunlara aykırı hiç bir faaliyette bulunamıyacaklarını, bu devrim ve ilkeleri değiştiremiyeceklerini, eleştiremitecekerini ve bunlara aykırı hiçbir değişiklikte bulunamayacaklarını hükme bağlayan darbe pek fazla bir önemi olmadığı son 50 yıllık acı tecrübelerle anlaşılmıştır.

     Bütün partilerle ve devlet kurumlarıyla birlikte devlet ve milletrin, CHF devrimlerine bağlı kalmaya mahkum edildiği, böylece Ceberrut bir Halk Partisi Devleti yapısı içinde, açıklık, değişim, demokratikleşme ve yeniden yapılanma da mümkün değildir.

     Proğram ve Teklifler:

    YYH'nin  gayesi, milletimizin tarihi, coğrafi, kültürel, dini, hukuki, ahlaki, etnik, ideolojik, siyasi farklı taleplerini ve değer yargılarını inkar eden, yasaklıyan, engelleyen ve darbe anayasaları silsilesiyle "eleştirilemez ve değiştirilemez" bir resmi devlet partisine ve ideolojisine dönüştürülen CHF'nın altı oklu devrimleri kaldırmak ve bunlara dayanan Anayasa mahkemesi, DGM ve MGK gibi Meclis üstü kurumları da kaldırmak suretiyle, açıklık, değişim ve yeniden yapılanmanın önünü açmaktadır.

     Böylece, 70 yıldır darbe anayasaları silsilesiyle "Türkiye Cumhuriyeti" adı altında dayatılan "Halk Partisi Cumhuriyeti" nitelikli yanlış devlet yapısını, gerçekten "Halkın Cumhuriyeti, Milletin Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti" niteliğine dönüştürmektir.

     YYH'nin gayesi, devleti, evrensel insan hakları ve hukuk devleti çerçevesinde, vatandaşlarının can, mal, namus, akıl ve inançlarını korumak olan asıl göreveri temeline oturtmak ve bunun dışındaki alanlarda nilleti tek seçici, yetkili ve şekillendirici hale getirmektir.

     Milletin, devletin yapısına, işleyişine ve felsefesine itirazlarını, devlete baş kaldırı ve isyan saymak yerine, en tabii ve yapılması gereken vatandaşlık görevi saymak ve milletin  devleti ele geçirmesini, felaket saymak yerine, devletiyle bütünleşmek ve faizlet saymaktadır.

     YYH'nin gayesi, "Kemalizm şablonunu onaylamaya memur tek tip vatandaş yetiştirme" amacına yönelik eğitim sistemimizi, kendini devlet ilan etmiş bir avuç insanın tekelinden ve Tevhidi tedrisat kanunu engelinden kurtararak, herkesin kendi inanç, eğilim, arzu ve yetenekleri doğrultusunda, bütün hak ve kabiliyetlerini kullanabilme imkanına sahip olabilecekleri bir düzene kavuşturmaktır.

     Vatandaşları arasındaki ırk, mezhep, din, dil, ideoloji, kıyafet ve ibadet gibi farklılıkları, bölücülük ve nifak sebebi olarak gören ve bu gibi farklı talepleri yasaklıyarak, engelliyerek vatandaşları resmi ideolojinin tek tip şablonuna sokarak birlik sağlıyacağını zanneden Taraf Devlet'i, hiç bir şahıs, sınıf, zümre, aile, din, ırk ve mezhep mensubuna imtiyaz tanımıyan farklı taleplerini engellemiyen, kanun ve devlet önünde hepsine eşit muamele eden Hakem Devlet'e dönüştürmektedir.

     YYH'nin gayesi, siyasi yapımızı devletten ( ve çoğu zaman gayri meşru yollarla) kaynak sağlıyan, bunları siyasette kullanarak iktidarı ele geçiren ve tekrar devleti kullanan besleme kadroların işgalinden kurtarmak ve bir ur haline gelmiş "Siyaset-Rüşvet- Siyaset" kısır döngüsünü kırmaktır.

     Devleti ele geçirmiş güç odakları tarafından sürekli iç ve dış düşmanların varlığı ile korkutularak yönetilmiş ve bütün talepleri ertelenmiş olan milletimizin, yeniden kendisine güvenmesini sağlamak ve Türkiye'nin proplemlerinin de, diğer ülkelerin proplemleri gibi çözülebilir olduğu gerçeğini ifade etmek suretiyle, korkunun meydana getirdiği küçük ve bencil hesaplardan arınmış, üstün değerlere önem veren insanlar haline getirmektir.

     Osmanlı Devleti'nin borçlarını ödeyen bir devlet olan Türkiye'nin, mirasına ve misyonuna da sahip çıkması gerektiği inanç ve hedefiyle, geçmişinin iyilik ve güzelliklerine sahip çıktığı kadar, kötü ve yanlış olanlar varsa, onların da, yanlışlığını kabul eden ve tekrarlanmaması gereken acı tecrübeler olarak gören ve hatta reddettiği ve tasfiye etmek üzere yola çıktığı resmi ideolojiyi de, kendi tarihinin, bir parçası sayan bir barekettir.

      Devlet ve millet hayatını tarihi ve tabii sürekliliği içinde yorumlayan be kendi YYH Proğramını'da, geçmişe dönük olarak değil veya ülke, bölge ve dünya şartlarından kopuk, teorik ve ütopik olarak değil, tarihin gelinen bu noktasından hareketle, Türkiye'nin birikmiş yapısal proplemlerinin ilkesel ve kurumsal kaynaklarını ve çözümlerini, realist tespitler ve teklifler yaparak ortaya koyan ve geleceğe dönük olarak hazırlanan gerçekçi bir siyasi harekettir.

     YYH'nin gayesi, milletimizin büyük bir kısmının inançlarıyla bağdaşmayan "Laiklik" ve çok uluslu tarihi millet yapısıyla bağdaşmayan "Atatürk milliyetçiliği" dayatmalarını kaldırarak, yanlış "laik" ve "Ulsus devlet" yapısını, tarihi miras ve misyonuna uygun bir "Millet-Dvelet" yapısına dönüştürmek ve devletle millet arasında gönüllü birk,liktelik sağlamaktır.

     "Devletin resmi dili Türkçedir. Vatandaşlarımız farklı etnik, mezhebi ve dini kimliklerini ifade etmekte ve bunlarla ilgili her türlü eğitim, ibadet ve kültürel faaliyetlerde serbesttir." şeklinde açık bir genel düzenleme yaparak, başta Kürt meselesi olmak üzere, asırlık, etnik, mezhebi ve dini kavgalara son vermek ve Türkiye Cumhuriyeti devletini herkesin ve her kesimin devleti haline dönüştürmektir.

      Etnik, Mezhebi ve Dini farklılıkları, Devletimizin ve milletimizin en büyük iç dinamikleri ve zenginlikleri olarak kabul etmek ve geçmişte olduğu gibi, bu farklılıkların, Devlet-millet beraberliği içinde daha da geliştirilmesini ve zenginleştirilmesini, tarihi ve tabii iç dengelerimizin kurulmasında ve dış diyaloglarımızın sağlanmasında en etkili ve faydalı varlıklar olarak görmektir.

      Farklı Bir Siyasi Hareket ve Açık Bir Sivil Direniş:

       Mevcut siyasi partilerden farklı ve ayrı olarak YYH ilan edilmiştir. Çünkü,  yanlış olduğu, 70 yıllık acı tecrübelerle ve çok ağır bedeller ödenerek anlaşılmış ve Türkiye'yi çökme ve parçalama noktasına getirmiş Rejimin ilke, devrim ve Meclis üstü kurumlarına karşı olup-olmadığı, rejimi değiştirip değiştiremeyeceği açıkça nelli olmayan, karşı ise ve değiştirecekse, hangi ilke, devrim ve kurumları nasıl ve ne şekilde değiştireceği ve yerine uygulayacağı değişim proğramını açıkça ortaya koyamıyan siyasi partilerin arkasında oyalanmaya ve bekletilmeye, Türkiyenin zamanı ve tahammulü yoktur.

     Etnik, Ekonomik, Mezhebi, ideolojik önceliklerle hareket eden ve devlete, Devlet memurlarına, farklı toplum kesimlerine ve partilere karşı fanatik bir muhalefeti öne çıkararak, doğrudan rejime karşı direnişe geçilmesi gereken rejim muhalifi farklı toplum kesimlerini, birbiriyle boğuşturarak, pasifize eden ve böylece, Türkiye'nin yapısal proplemlerinin kaynaklarını oluşturan rejim tartışmasını ülke gündeminden düşürerek, rejimin ömrünün uzamasına doğrudanveya dolayısıyla katkıda bulunan mevcut siyasi  hareketlerin tam aksine; YYH, Rejimin korunmasında veya dayatılmasında birer araç olarak kullanılan Devletle, devlet memurlarıyla, farklı toplum kesimleriyle ve partilerle asla kavga etmemeye itina eden; ve bunlar kendisine karşı kullanılsa dahi, kendisi onlara karşı tavır almak yerine, doğrudan Kemalist Rejimine karşı açık tavrını sürdürmeye özen gösteren bir siyasi harekettir.

      YHH, Devletimiizn ve milletimimizin aciz düşürüldüğü, işgal ve darbe ortamında, tek parti aracılığıyla gasbedilen Devlet gücünün, milletimize karşı şiddet aracı kullanılması sureyiyle oluşturulmuş ve Darbe Anayasaları silsilesiyle "değiştirilmez ve eleştirilmez" resmi Devlet-Millet şablonuna dönüştürülmüş rejime karşı, rejim muhalifi toplum kesimlerini, açık ve aktif bir şekilde harekete geçirebilecek bir kadro hareketiyle ve sivil direniş yöntemeriyle değişim proğramını uygulamayı hedefleyen ve Millet iradesini meşru güç kaynağı olarak gören, Rejim muhalifi, açık legal bir siyasi harekettir.

       Bizler, Türkiye'nin tarihi, siyasi, coğrafi, dini, kültürel, etnik ve sosyal proplemlerinin, Tek Parti devrimleri üzerine bina edilmiş yanlış devlet yapısından kaynaklandığını, kronik ve sürekli olduğunu kabul eden, bu yablış devet yapısı içinde sadece meclis ve iktidar değiştirmeyi hedefleyen siyasi partilerle çözümlemeniyecepini bilen ve nihayet bu beyannamede açıkça ortaya koyduğumuz radikal değişim proğramıyla ve Rejim muhalifi bir sivil direniş hareketi kadrolarıyla çözümlenebileceğine inanan herkesi ve herkesimi YYH'ni birlikte oluşturmaya, doğrudan veya dolayısıyla desdeklemeye davet ediyoruz.

 

  Hasan Mezarcı

  Mahir Kaynak

  Altan Tan

  Muzaffer Doğan

  Abdulmelik Fırat

 

     Yemin Zemin Dergisi'nde RP Konu'sunda Eleştiler'i yansıdı.  ‘Parti'nin Demokratik bir Yapısı olmadığı, Komutan, Mücahidu'l-Ekber, Karargah, Nefer, Emir Komuta gibi Militer Kavramlar üzerine Politika yapıyordu.[1]

     Aynı Dergi Adına yayınlan Mayıs 1994 Sayılı RP Açık Oturumu'ndada 1994 Yerel Seçimleri'nden sonra 3 Ayrı RP Portesi'nin ortaya çıktığı vurgulanır:

     1.Resmi RP Mensupları.

     2.Refahlı olmayanların Göz'ünde İslam ile Özdeşleşmiş RP

     3.Sıradan Müslüman Dindarlar'ın Gözünde RP.

     Dolayısıyla üç ayrı Söylem kullanılıyordu:

    1.Kürt Bölgeleri'nde Ezilen Mazlum bir Halq'ın Haqlar'ını savunur görünen RP.

    2.Orta Anadolu’da Mukaddesatcı, Milliyetçi RP

    3.Metropoller'de zaman zaman Liberal Kapitalizm ile Sol Populizm yapan RP.

    10 Ekim 1993 Kurultayı'nda 30 kadar Yüksek Rütbeli Subay'ın Parti'ye katıldığı söylendi. Bu Tarihler'de yakınlaşmaya başlanılan Abdulkadir Aksu 1997 de RP’ye katılırken Korkut Özal ve Ali Coşkun ANAP listeleri'nden 1995 de seçildiler.

         Mezarcı Ekim 1997 Tutuksuz yargılanmak üzere Serbest bırakıldı. Düzce’nin Akpınar Köyü'ne yerleşti.[2]


 


[1]          ‘RP de Semboller Birleşmeli, Eylul 1993

[2]          17 Ekim 97 Tarihli Akit Gazetesi Mülakatından:

            ‘Benim siyasete girmem planlı olmadı. Müftü idim. 3 Parti ittihak yapmıştı.Bölgemizde geniş bir taban tarafından sevildğimiz düşünülerek, birkaç puan artırarak bueda baraşı aşarız düşüncesi ile, bir emrivaki ile bana sorulmadan adaylığım ilan edildi. Bir ande jendimi Meclis’te buldum. Daha önce parti teşkilatlarında görev almadım. Kendimziiz mecliste  bulduk. Siyaseti bunlar gibi beceremedik. 18 tane davam var.

            Hakkımda pek çok dava açıldı. Mahkeme ortamı pek karışıktı. Ben bu ülkenin tabusunu, dokunulmazlığını ve dokunulmaz devrim yasalarını ve bunun arka yapısını, yani darbeleri, vurgunları, soygunları, cinayetleri tarihi sürekliliği içinde, İttihat ve Terakki’den Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak açıkça Meclis’e, medya gündemine getirdim. Milletvekili; dokunulmazlıkları değil, onın arkasındaki kırsızlık, darve, yolsuzluk, cinayet çetelerimi de tarihi sürekliliğ içinde sembolik önergelerle Meclis, medya ve ülke gündemine getirdim. Bunu yaparken de bu sistemin, patronların, özelllikle üst düzeyini ve arka yapısını, yani güçlü takımını sağcı, solcu, şucu,bucu demeden sorgulama geleneği başlattım. Tabii gelenekti; soygun vurgun, hırsızlık, yolsuzluk, cinayet, darbe, tarih düşmanlığı, din düşmanlığı, tecarüs ediyor, yüztıldan beri devam ediyor. Bunu arka yapısı ile birlikte, bütünü ile sorgulayınca büyük bir telaş başladı. Çünkü bu rejm kapalı bir rejimdi. Arkası görünmüyor, arkası karanlık, kanlı, kirli, darbeli. Ve bu üstyapı ile diyalog içinde. Her ne kadar önde birbiri ile kavgalı gibi görünseler de o tabana hoş görünmek için kayıkçı kavgası bunlar.

            Menfaatin sağcısı solcusu yok, çıkarın sağcısı solcusu yok. Bu noktada zaten son tahlilde birbirlerine dokunmuyorlar. Aşağıdan birini feda etseler bile patronları son tahlilde sorgulamıyor, yargılanamıyor, sistem böyle. Böyle bir mekanizmayı sorgulayınca, hep birlikte Mezarcı düşmanlığı, müşterek nir Mezarcı düşmanlığı başladı.Tabi yukarıdakilerin medyası vardı, teşkilatları vardı, tabanı bana karşı kör ettiler. Yani ben söylemek istediklerimi kamuoyuna anlatma imkanı bir nevi bulamadım. Birileri Allah rızası için, çbürleri Atatürk rızası için. Ama hep beraber müştereken yüklendiler. Ben Türkiye’nin siyasal proplemlerini, tarihi kaynakları, etnik, ekonomik, siyasal, yüz tıldan bu yana süregelen yapısal proplemleri Türkiye gündemine getirerek, bu dokunulmazları, bu tartışılmazları dokunabilir, tartışılabilir hale getirmek istedim.Tabii tartışılabilir hale geldiği zaman değişebilir hale de gelir. Yani esas espri burda idi. Kimse sana kendi tabusunu ve dokunulmazlığını tartıştırmaz. Müsaade et de ben tartışayım diyemezsin. Dokunacaksın ve dokunulur hale getireceksin. Bu dokunmanın bir bedeli var. O bedeli öemeye devam ettik. kamuoyu bu çağrımızı anlamaya başladı yeni yeni. Tabii işte bunu, atamıza sövdü kampanyaları ile fikrimi, sözlerimi, mesajımı çarpıtarak kamuoyundan gizlemek istemişlerdi. Ben ise kitap yazmak mecburiyeti hissettim. Ne yaptım, niçin yaptım? Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorum? Veya ne oldu? Ne olmalı? Yani Türkiye’de bir değişim somut olarak, hangi kurum kaldırılmalı? Hangi ilkeler kaldırılmalı? Niçin kaldırılmalı? Proplemler hangi kurum ve ilkelerden çıkıyor? Ve sonra nasıl bir şekle dönüştürülmeli devlet, millet hayatı? Bu konuları doğru veya yanlış, kendi görüşlerimi üç kitapra özetledim.

            ‘Kvgamın Perde Arkası’..Almanya’da bunlar yazıldı, tashih edildi, basıldı. Sonra ben Türkiye’te döndüm. Her ne kadar kitaba ambargo konulduysa da, günün birinde toplum bunları okuyacak. Ben kendi açımdan işimi yaptım. Tutuklandım, cezaevine kondum. 10 buçuk ay yattık. Bu arada Cumhuriyet tarihinde hiç kimseye yapılmayan şeyler bana yapıldı. Sağdan, soldan, İslami çevrelerden, fikir suçlusu olarak gözaltına alınanlar en geç 1 ay içinde mahkemeye çıkarılıyor, ifadesi alındıktan sonra, serbest bırakılıyor. Tutuksuz yargılanmak üzere, 10 ay boyunca ifaden alınmadan tutuklu bulunduruldum. CMUK diyor ki, gözaltı süresi 1 ayı geçemez. Adli, örgütlü suç gibi..1 Ağustos’ta infazım bittiği halde 2,5 ay fazla yattım.

            Herşeyin bir bedeli var.Kavun karpuz yetiştirmenin bile bir bedeki.. her şeyin bir riski var. Merdivenlerden inip çıkmanın, arabaya binmenin bile bir bedeli var. Benim adli veya ötgütlü bir suçla ilişkin yok. Benim Coscotas dosyaları gibi yolsuzluk dosyaları, kanlı kirli çetelerle ilişki içinde olan bir insan değilim. Böyle bir suçla da suçlanmadım daha. Ben ne demişim: Türkiye’nin şunlar, çözüm yolları, şunlar doğru veya yanlış. Bundan dolayı beni mahkum edenler, aslında kendileri mahkum oldular. Onları mahkum etmenin yolu bu idi. Benim bir hedefim var. teşkilatı Mahsusa ile İttihat ve Terakki’den başlayarak diktatörlüğe dönüşerek, günümüze kadar gelen ülkemizin etnik, ekonomik, sosyal, siyasal, dini proplemlerinin kaynağını oluşturan ve adına devrim yasaları denilen, bu tabulaşmış yapıyı değiştirmek. Devletle, milletle kavga yok. Devleti ve milleti mahkum eden bu şablondan, devleti de, milleti de kurtarmak. Bu şablon dini bakımdan dar geliyor, sosyal, siyasal her bakımdan dar geliyor. Bu milletin din, tarih, kültür, inanç, tarih ve coğrafya anlayışına ve ihtiyacına yetmiyor. Devleti ve milleti bu rejimden kurtarmak, altı ok ve üç kurumdan kurtarmak (DGM, Anayasa mahkemesi, MGK) Bunlar Meclis üstü kurumlar. Şimdi bunlar bir hedeftir. Ben kendim için önümüzdeki seçimleri düşünüyorum. Rey kaygım olmadı, köşeleri dönme kaygım olmadı. Herkesin bir hedefi var, kimi para hedefler, kimi holding hedefler, kimi makam, mevki hedefler, kimi iktidar hedefler.. Ben de bu rejimi sorgulama misyonunu icra etmeyi hedeflemişim. Yani bunu başlatma, Meclis, medya ve ülke dündemine getirerek yaygınlaştırma misyonunu hedeflemiştim. Hedefime ulaştım. Bu ülkede bu sistemi tartışılır hale açıkca getirmekti. Şimdi bu yolda yürürken düşebilirim, kalkabilirim. Ama hedefi kaybetmeyeceğim. Kavgada yumruk, sayılmaz. Ben 500 yumruk attıysam onlar da bir yumruk attılar. Ben bu işte mutlak galibim. Ceza evine girişim eğitimin bir parçasıdır. Böyle bir misyona soyunan, ölüm dahil her şeyi göze alacaktır. Yurtdışına kaçması ferekenler de şu anda siyasetin, ticaretin, medyanın ve devletin tepesinde oturuyorlar. Çeteelri ile, kanlı dosyalarıyla devletin başında.Çok yakında kaçacaklar ama, dünyada gidebilecek yer bulamayacaklar. Dünyada da ahiret te de yerleri yok.

            Cezaevinde adi bir cinayete kurban hitmem için çok yoğun bir şekilde kumpas vardı. Son güne kadar da sürdü. Bizi cezaevinde, bir şekilde yokettirmek için, çok ilginç şeyler oldu. Allah’ın almadığı canı, bunlar alamıyorlar. Bu resmiyete de intikal etmiştir. Cumhurbaşkanından başlayarak siyasi parti genel başkanlarına bunları yazılı olarak verdim. MGK’ya da intikal etti. Bir kumpas içindeydik. Bir biçimde bizi yok etmek istediler. Ama kurdukları her tuzağı Allah başlarına geçirdi. Şimdi burdayım. Çok ilginç bir serüven oldu. Şu an siyasetin odak noktasında olduğum içinzamansız konuşmak istemiyorum.

            İnsanlar kendi işlerinde güçlerinde. Bizim halimizi durumumuzu nereden bilsinler. Topluma bir sitemim yok. Yalnız şunu ifade etmek istiyorum. Dava adamı önce bedelini kendisi öder. En fazla açlığı ve yokluğu o çeker. Canını mı koyması gerekiyor, önce o koyar. Efendimiz alıyor kılıcı eline,ordunun önüne geçiyor. Şimdiki komutanlar gibi karargahtan yönetmiyor. Mehmetciği gönderip kendisi Ankara’dan kontrol etmiyor. Geçmiştede devlet başkanları kılıcını alır, ordunun başında yürürdü. Ne zamandan beri karargahtan yönetme geleneği başladı? Siyasi partiler de vatandaşı öne sürüyorlar. Dolayısıyla ondan sonra bu işler değişti. Benim ailem bedel ödedi, ve ödüyor. Ben 20 yıl devlet memurluğu yaptım. Bu esnada da dünyevi herhangi bir şeye yönelmedim. İsteseydim keni ailemle birlikte köşeleri dönebilirdim. Sıfır faizli kredileri de alırdım. Trilyonları çalsaydık önemli mevkilere gelebilirdik. Memlekette açlık var, yolsuzluk var, hırsızlık var diyorsak, buna hakkımız olması için bizim bu bedeli ödememiz gerekir. Ben lüks içinde  olacağım, debdebe içinde olacağım,ayıptır. Ben bu halden şikayetçi değilim. Ben serzenişte bulunmuyorum. Sıkıntı çekiyorlar. Bundan sonra da çekecekler. Benim dosyamın içine bakmıyorlar, kapağına bakıyorlar. Mezarcı ismi yazıyorsa tamam. Elhamdulillah bu şerefli bir bedeldir, bunu çocuklarımda benimle birlikte ödediler.Bu onlar için bir kardır. Bu yangının içinde onlar pişiyorlar.

            Yeni Dönem:Cezaevinden  yeni çıktım. Arkadaşlarla görüşüyoruz. Cezaevindede zaman zaman arkadaşlar ziyarete geldiler. Kapatılamatacak ve engellenemeyecek bir siyasi hareket var kafamda. İki tane şartı var: Kapatılamayacak ve engellenemeyecek.. Varlığı ve yokuluğu Y.G.Özden’in iki dudağı arasında olan bir parti kurup ondan sonra da bu sistemi değiştireceğim demem.Kapatılırsa yenisi kurulur. Bunun altını çiziyorum.

            Nasıl yapacağımı söylersem bu siyaset olmaktan çıkar. Bensitemin kalıpları içinde siyaset yapmıyorum.Bunların Anayasalarını gayrimeşru ilan ediyorum. Hepsi darbe anayasalarıdır. DGM’ye  bunu söyledim: Bu anayasa ve yasalar gayrimeşrudur. Niye? Meşruiiyet iki şekilde olur. İnsani noktada eğer millet onun Meclisi yapmışsa olurlar. Demokratik noktada. İslami noktada ise İslam’ın  yasalarına uyuyorsa. Bunlar bizi ne Allah ne Millet adına yargılıyorlar. Anayasa ve yasaları 100 seneden beri darbeciler yapıyor.Bu açıdan demokratik, cumhuriyet açısından meşru değil.Biz onların silah zoruyla yaptığı bu Anayasal şablon içinde sistemi değiştirmek gibi bir aptallığın içindeyiz. Adam silah zorula kanun yapmış. Enonomik yapı şöyle olacak, etnik tapı bötle olacak, sosyal yapı şöyle olacak, demiş. Bunu değiştirmeye kalkanın canını okuturum demiş. Onun üstüne de silahlı gücünü koymuş. Kurumsal gücünü koymuş. Sen bu kalıbın dışına çıkarsan kapatırım, cezaevine atarım diyor. Olmazsa darve yaparım diyor. Hepsinin de kurumlarını koymuş. İşterse tabelası olsun, devlet olsunlar gayri meşrular.Demokratik açıdan da.Bana diyor ki, sen bu kanuna göre suç işledin. Kanunu yaparken bana mı sordun diyorum. Sistemin gayri meşru. Senin silah zoruyla yaptığın yasalara göre giyinmeye mecbur değilim.

            Ben bunlardan izin alarak parti kurmam. Tabelası olmaacak ama, kendisi olacak. Böylece kapatılamayacak. Tıkandığı zaman o tıkanıklıkları giderecek bir direniş gücü olacak. Bunun unsurları var. Benim hedefim kısa vadeli değil. Seçimlere endeksli siyasetci değilim. Ben, seçim- geçim düşünmüyorum. Fikir boyutunu Anadolu’da gezerek, Avrupa’da dolaşarak tabana anlattım. Tabanda geniş bir sempati var. her kesimde var. Milliyetçi kesimde, Kürt milliyetçilerinde, sol kesimde, İslami çevrelerde, yaygın kitlede sempati alanı var. Bunu sempati olarak söylüyorum.Bunu hedefine ulaştıracak sivil bir direniş hareketi düşünüyorum. Vakit gelmeden kavun karpuz olmuyor. Erken oldurmaya kalkarsanız kelek olur, geç kalırsa şelek olur. Sistemi değiştirmeyi düşünüyor isek, bunun yöntemi, teşkilatlanması böyle olur. farklı bir şeyi yapmaya çalışıyorum. Bedelini de kendim ödeyerek örnek olmaya çalışıyorum. Olur mu diyorlar, ben de benim gibi yaparsanız olur diyorum.Ben tek başıma, sizin 6 milyon reyle,şu kadar parti, medya, holding ile veremediğiniz mesajı tek başıma veriyorum. Param yok, şirketim yok. Deek ki bir tek adam , sel dönüşümüne ve değişime sürükleyebilir.İşte ben direnişe örnek oluyorum. Kendime övünme payı çıkarmak için değil. Niye peygamber torunu Hüseyin, Yezid’e karşı Kerbela’da kaybedeceğini bile bile direniyor. Arkasındakiler kıvırmasını öğrenmesnler diye. Zalim karşısında diklenmeyi öğrensinler diye. Zalimin karşısında baş vermenin kutsallığını öğrensinler. Hüseyin, Kerbela’da şehid oluyor ama, o toplum şu mesajı alıyor: Bu Yezid öyle  bir zalim ki, buna karşı baş vermeye değer. Eğer baş vermeye değer olmasaydı, Peygamber torunu bununla savaşıp baş vermezdi.

            Eğer bu ülkede aydın geçinenler, hepsine söylüyorum, öğretmeninden, imamından, dernek başkanından parti başkanına kadar, bu sisteme karşı bedel ödemeye değer olduğunu gösterebilseydiler, toplum çoktan hedef almıştı. Bunlar bedel ödemeyi göze alamıuorlar. Kıvırarak da ancak bu kadar oluyor işte. Ben bu anlamda bir galibiyet hedeflemiş değilim. Burada örnek olmak istiyorum. Sivil bir direniş örneği.. Bunu da yaptığımı zannediyorum. Tek başına, bütün imkansızlıklara, maddi manevi yokluklara rağmen böyle bir mesajı topluma verdiğimi düşünüyorum.Devam da ediyorum. Çevremde kimse var mı yok mu diye da bakmıyorum.Bu can, bu bedende kaldığı sürece devam. Ya Devlet başa, ya kuzgun leşe. Hz.Musa’da tek başına çıkmış. Yani herkes tekmiş. Toplumu değiştiren sosyal, siyasal hareketlerin hepsinde birileri çıkar başlar. Eğer o toplum mesajı alır beğenirse, arkasından sel gibi patlar. O patlama noktasına geliyor Türkiye. Allah’ın izniyle, şahsi bir kazancımız olmasa bile topluma dönüştürebilecek ve ona sivil direnişi öğretmek bakımından üzerimize düşen görevi yaptığımızı düşünüyorum. O nokta önemli. Kapatılamayacak ve engellenemeyecek sivil direniş ve siyasal hareket, bilinen anlamda ve bilinen kalıplarda değil. Bunun unsurları gibi organik yapısı da ona göre olacak, bunu ana ilkeleri ile söyledikten sonra teferruatı ile ilgili kimseye bir şey söylemem. Onu kendimden bile saklıyorum. Onu kafamın gerisinde tutuyorum. Bakın saçlarımı da onun için uzattım. Görmesinler diye.

            Üç parmak bizim siyasi hareketimizin simgesi.. Bunun üç temel anlamı var. Bir tanesini birkaç ay sonra açıklayabilirim.2. Allah nasip ederse ileriki yıllarda düşünüyorum. 3. Ben açıklamayacağım. Belki bizden sonra insanlar dönüp arkalatın abktıklarında, bu akım da şuymuş diyebilirler.

            ..Bir süre günlük siyasi değerlendirme yapmayacağım. Çünkü Türkiye o kadar hareketli dönüyor ki, olayları ne zaman içine alacağını bilemiyoruz. Fakat Türkiye bir şeye hazırlanmalı. Ben Türkiye’ye bu mesajı veriyorum. O mesaj şudur: Tabiat olaylarının mevsimleri olduğu gibi, -yaz, kış, bahar olduğu gibi, bunlar otomatiktir. Allah kainatı yaratıp dakendi başına bırakmış değildir. Rabb aynı zamanda kainatı yönetendir. İnanıyoruz ki her şey ama her şey Allah’ın tasarrufunda ve bilgisindedir. Sadece biz bilemiyoruz. Kış geleceği zaman geliyor. Bütün devletlerin ordusu bir araya gelse kışın gelmesini iki ay geciktiremezler. Sosyal, siyasal ve dini hadiselerin de mevsimi vardır. O mevsimi geldiği zaman tıpkı baharın ve kışın gelişi gibi gelir ve olur. Birden gök gürler, yağmur yağar, hava açar, birden kainat yeşerir ve vereceğini verir. İşte yüzyıl başlarında ve binyıl naşlarında olur. Yüztıl başlarında küçük değişimler olur. Türkiye’de herkes tarihe baksın. Gözünü kapatmasın. Günlük olaylar içinde siyasi, ticari ve iktidar kaygıları içinde tarihi sürekliliği kaçırmasın.

            Türkye’yi uyarıyorum. Bin yıl başlarında ise topyekün dünya çapında değişmeler olur. ve bu mekanizma; yani sosyal olaulara, siyasi olaylara, dini olaylara, coğrafi olaylara bakış topyekün değişir. Şimdi bin yılın başındayız. Türkiye ve dünya buna dikkat etsin. Bu değişiman ansızın olur. Birden havanın bozup kışa doğru gitmesi gibi, yaprakların dökülmesi gibi kış sürerken birden baharın gelmesi gibi. Yüz yıl başlarında küçük değişiklikler olur. Bin yıl başlarında önceden kestirilemeyecek büyüklükte değişiklikler olur. Bunları ancak çok büyük alimler bilebilir. Allah’ın kendilerine özel kabiliyetler bahşettiği İmamı Rabbani gibi, Hz.Ali gibi Allah’ın kendisine özel feraset bahşettiği alimler bilir. Bu alimerlin hepsi, Hz.Ali başta, 1999 yılını gösteriyor. Bu iki yıl içinde Türkiye merkezli, istanbul merkezli bir büyük değişim olacak. Ankara devreden çıkacak, mevcut sistem yıkılıp gidecek. Tıpkı komunist sistemin yıkıldığı gibi, devlet demiyorum. Bu ansızın zühreden olacak, ba’deten olacak. Bunun ayetlere kadar şumulu var. Bahsettiğim pek çok alim, tarih olarak bugünü söylüyorlar. Türkiye merkezli bu hareket bütün dünyayı etkisi altına alacak. 5-10 yıla kadar temeli ateizme dayanan, materyalizmden kaynaklanan kapitalist ve komunist sistemler yeryüzünden silinecek. Yani bu tasfiye olacak. İstanbul merkezli bu hareket Osmanlı’dan çok daha güçlü, ama o çizgide, tabela olarak Osmanlı demiyorum- misyon olarak Osmanlının siyasi, islami, sosyal, coğrafi yorumundan bahsediyorum. Elbette çağa uygun olacak. Elbette hem İslama hem de çağa uygun olacak. Osmanlı çizgisinde bir misyonla İstanbul rakipsiz olarak uzun asırlar dünyayı yönetecek. Bu temenni değil benim için. Bunun kitaplarda bilgisi var. Bunun önümüzdeki 98-99 yılı çok büyük değişimleri. Onlar birbirleri ile boğuşurken, hareket çıkacak ve yerini alacak. Bu Allah’ın tasarrufu ile olacak.

            Ben aslında Ankara’nın proğramına bakmıyorum. Televizyonları da seyretmiyorum. Hep bu noktaya bakıyorum. Şu anda akan kanlar ve çekilen sıkıntılar, ölüm kanları ve sıkıntıları değil, doğum sancıları ve kanlardır. Günü geldi. Doğacak olan doğacak. Bunu hiçbir gücün engellemesi mümkün değildir. O bakımdan yazık. Yani Ankara tek parti zamanında bile yapılmamış şeyleri yapmaya kalkıyor. Fakat bunlar, kendi ölümlerini hazırlıyorlar. Bunlar güçlü olduğu için falan değil. Bittiklerinin farkındadırlar. Bunun telaşı içindeler. Devleti milletle kavga ettiriyorlar. Tek parti mülahazası ile. Şunu özellikle bir mesaj olarak iletmek istiyorum. Ölümü yaklaşan hasta ölüm hali ile, anında kalkar, tepki verir, yatakta kalkar oturur. İyileşeceğini sanırsınız, az sonra pat diye ölür. Tek parti döneminin yeniden hortlamış olması gibi, bunların güçlü olduğunu göstermiyor. Telaşlarını gösteriyor. Azrail başlarına geldi. Toplum altlarından kaydı. Bunun farkındalar, kimse telaşa kapılmasın. Bunlar Azrail’i gördüler. Ankara’dai siyasetin ticaretin, medyanın ve birtakım devlet kurumlarının başındaki birtakım patronlar kanlı ve kirli mekanizma ile bu yapıya egemen olup 70 seneden beri bu milletin kanını emenler, derisini yüzüp karısına kürk parası yapan, ki bunların sayısı 50-60 adamı geçmiyor, bunların sonu geldi. Sonları geldiğinin farkındalar. Bir süre sonra tepetaklak gidecekler. Bu toprak sağlamdır, sağlam doğurur, insanlarımızı ne kadar bozmak isteseler de temizdir. İstenen düzeyde bozmadılar. Hatta aslına döndü. Türkiye siyasi açıdan Osmanlı, siyasi ve islami çizgisine yorumuna oturacak. Beşeri mülahazaalrı bırakaıp hedefi kaybetmeden artık dümdüz görmeyi öğrenmeliyiz.