Hayrettin
Karaman
1934
Erzurumlu bir Aile'nin
Çocuğu
olarak Çorum'da doğdu. İlkokul’u burada bitirdikten sonra Ahıskalı Server Efendi'den
Özel olarak Arapça ve İslami İlimler Tahsil etti. İlk İHO ndan biri olan İmam Hatip
Okulu'na girdi ve İkinci Dönem Mezunları arasında Yer
aldı ( 1959). Yeni açılan İstanbul Yüksek İslam
Enstitüsü'nde okudu ve 1963ler'de İlk Mezunlar'ından
biri oldu. Konya'da okurken İmamlık, İstanbul'da okurken
Vaizlik yaptı.
2 Yıl İstanbul İmam
Hatip Okulu'nda Meslek Dersleri Öğretmeni olarak
çalıştıktan sonra açılan İmtihanlar'ı kazanarak İstanbul
Yüksek İslam Enstitüsü'ne Fıqıh Asistanı oldu. "Başlangıçtan
4.Asr'a kadar İslam Huququ'nda İctihad" Konulu Tezi ile
Fıqıh Öğretmeni oldu ( 1971). Aynı Yıl İzmir Yüksek
İslam Enstitüsü’ne Tayin edildi. 1975 de tekrar
İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne döndü.
YÖK düzenlemesiyle Yüksek İslam Enstitüleri İlahiyat
Fakultesi’ne dönüşmesinin ardından Doktor, Doçent ve
Prof.oldu.
Eylul 1976-Eylul 1980 Yılları
arasında yayınlanan Nesil Dergisi'ni çıkaranlar arasında
Yer aldı. Bu Dergi Vasıta'sıyla birkaç Şey gerçekleştirmek
istiyorlardı. Bunlardan biri İmam Hatip Okulları Camiasını "Nesil"
Çatısı altında toplamak, 2. Fikir ve
Görüşler'ine yöneltilen Tenkit ve Suçlamalar'ı ( Mezhepsiz,
Reformist, Vehhabi..) cevaplandırmak; 3. İslami İlimler ve
İslam Kültürü Alanı'nda, kendi Bakış Açılarına Uygun Örnek ve
Fonksiyoner Yayın yapmaktı.
Karaman,
Emekliliğine az bir süre kala Başörtüsü Mücalesine Desdek
vermek Amac'ıyla Öğretim Üyeliği'nden İstifa etti. Yeni
Şafak'ta Köşe Yazarlığı'nı sürdürüyor.
Bu Yazılar'da bir Zamanların
Genc Hayreddin’i ile Hocası
Davudoğlu’nun Endişeler'i,
Tartışmalar'ını kıyaslamak Enteresan olacaktır.
Altınoluk Temmuz 1996
Yazısından:
"(Qur'an'ın Tarihiliği) İslam
İlimleri'yle uğraşan
İnsanlar'ı bundan sonra, bundan öncekine Nisbetle daha fazla
Meşgul edecek bir Konu'dur. Çünkü bu, İslam'ı Uygulama'dan önce
Anlam'ıyla İlgili bir Konu'dur. İslam'ı nasıl anlarsak Doğru
anlamış olacağız? Bu Soru'nun Cevab'ı araştırılıyor.
Bu Tartışma'da Modernist Tavır,
artık Önemli bir İlahiyatçı Kesim'in Tavrı olmuştur. O bakımdan
Konu Önemli'dir, Gündem'dedir, Hayali değildir. Önemli bir Kesim
derken, Çalışkanlık, Cesaret ve Ürün Oluşturma bakımından
Önemli bir Kesim dedim onlara; Adet bakımından değil.
Eskiler'i ve Yeniler'i okuyorlar. Okuduklarını
Cesaret'le ,
Kamuoyu'nun Tepkisinden korkmadan söylüyorlar ve
yazıyorlar. Bu bakımdan Önemli diyorum.
İkincisi , "Bunlar
niçin Değişim"i İzah edemiyorlar ve "ne değişsin"
Konu'sunda da
Net Şeyler söylemiyorlar?" deniyor. Pek öyle değil. Niçin değişsini
de söylüyorlar, neyin değişmesi Lazım geldiği
Konu'sunda da,
bazı Karanlık Noktalar olmakla ve
Bazısının "değişsin" dediğine
"değişmesin" diyenler bulunmasına rağmen Net
Şeyler de
söylüyorlar. En azından Fazlurrahman'dan beri
söylüyorlar. "Niçin" Konusunda
da oldukça Önemli Aşamalar
katedilmiştir.
Çok yakında bu
Konu'yu Hararetle savunan bir
Genç'le konuştum. Size O’nun bir
İfade'sini söyleyeyim; "Ben
Sekülarizm'e Karşı'yım,
Laisizm'e
karşıyım, Batı’yla Bütünleşme'ye
Karşı'yım. Bunu yapmak isteyen
İnsanlar'la da
Mücadele ederim. Ama ben aynı zamanda Qur'an'ı
Yeni bir Metod'la okumamız ve anlamamız gerektiğine inanıyorum.
Niçin Lazım geldiğini bana soruyorsanız, çünkü biz kendi
Tarih'imizde tıkandık. Beni başkasının
Tarih'i ilgilendirmiyor.
Ve ben, Tarih'imi açmak için bir başkasından
İktibas Yol'unda da
değilim." Kendine göre "Niçin"i söylüyor. Bunu benimsersiniz
benimsemezsiniz, tartışabilirsiniz ama "bir Şey söylüyorlar mı
, söylemiyorlar mı?" Konu'suna gelirsek, evet söylüyorlar. O
halde "Niçin Değişim"
Soru'sunu hep Olumsuz cevaplandıracak
olursak, bir Kesim'i dışarda bırakmış oluruz.
Neden
İnsanlar
Değişim istiyorlar? Konusunu bu Modern
Yorumcular ve Farklı
Okumacılar'dan biraz
Tarih'e doğru götürdüğümüzde, bunun
Niçin'ini bazı
Arkadaşlarımız İç
Bünye'den gelen
Amiller'e, bazı
Arkadaşlarımız da Dış
Bünye'den gelen
Amiller'e bağladılar.
Onlara Doğru ya da Yanlış demeden önce, başka bir
Açı'dan
bakmak istiyorum. Belki onları da kısmen kapsar.
O da İktidar İlişkisi'dir. Ben bunun
üzerinde fazlaca duruyorum. İktidar'ı da, Siyasi İktidar ve
Servet İktidarı olarak ikiye ayırmak istiyorum. Din ile
İktidar arasında Çatışma vardır. Bu sadece Batı'da değil,
bizde de vardır. Bunu Aydınlanma Çağı'na kadar götürmeye gerek
yok. Bu Çatışma çok Eski'dir. "Dini Alan'ın daralması ve
genişlemesi" Konu'sunu Büyük Çap'ta bu Din ve İktidar Çatışması
etkilemiştir. Batı'da böyle olduğu gibi, Bizim Dünyamızda da
böyle olmuştur.
Qur'an'ın ortaya koyduğu bir
Siyasi İktidar Temeli var. Yapı'sı, Çatı'sı, Şekli demiyorum.
İlkeler var. Servet İktidarı'yla da
İlgili
İlkeler var. Burada Allah, bu İktidar'ı
Eller'inde tutanlar ve
diğerleri arasında da İlişkiler var. Qur'an bu
İlkeleri ortaya
koymuş. Ama Qur'an'ın Hitap ettiği
İnsanlar, Ümmet bunu
özümsemiş mi? Bu İktidar'ı benimsemişler mi? Boyun
eğmişler mi? İtaat etmişler mi? Bu Mana'da İslam'ı
benimsemişler mi, Kabul etmişler mi? Bana sorarsanız, Peygamberimiz’in
Eşsiz Etki'siyle özümsemiş ve kabullenmişler,
ama çok Kısa bir Zaman. Daha Hulefa-i Raşidin Zamanı'nda Ebu
Zerr'in Çıkış'ıyla başlayan Süreç'te, Servet'le İlgili
İktidar Konu'sunda bir Çatlak oluşmuştur. Ebu Zerr'in
susturulması bir Anlam taşıyor. O'nun susturulması ile Servet
üzerinde bir Hakim İktidar oluşmuş ve Mülkiyet İlişkileri de
ona göre biçimlenmiştir. Yorumlar ona göre yapılmıştır.
Mülkiyet Konu'sunda başka bir Yapı oluşabilirdi. Kitap ve
Sünnet buna Müsait'ti. Ama öyle olmadı, böyle oldu. Böyle oldu
ama, yine de Mezhepler arasında, Ferdi Mülkiyet Sınırları,
Mülkiyet'in verdiği Selahiyet ve Sorumluluklar Konu'sunda, Müctehidler'in
Yorumlar'ı ve Anlayışlar'ı arasında Farklar vardır.
Bu Hakim Yapı'da bile Görüşler aynı değildir.
Siyasi İktidar'a geldiğimiz
Zaman, orada İş daha Çetrefil'dir ve Muhalefet daha Açık'tır.
Yani Mülkiyet Konu'sunda İş Kitab’a daha İyi uydurulmuştur ya
da daha Uygun düşmüştür. İyi uydurulduğu içindir ki Dün ve
Bugün İslam Dünyası’nda İsraf Telakkisi yumuşatılmış,
yani Kuş'a döndürülmüştür. Bugün hepimiz, Servet'i Saman içinde
Tefahur olarak yaşıyoruz Hiç de Müteessir değiliz. Biz bunları
hep sindirmişiz. Servet'i Saman'a Gömülü İnsanlar Eller'inden
geldiği kadar, Zekat'tan Muaf Mallar'ın Sayısı'nı çoğaltıyorlar.
Yani Qur'an'ın, İslam'ın İstihdaf ettiği Servet Dağılımı bu
muydu? Soruyorum. Demek ki Kitab’a zaten uygundu, ya da
Kitab’a uyduruldu. Ebu Zerr Gıfari Hazretleri'nin ki bir
Müfrit'ti ama doğrusu galiba daha çok Oy'du.
Siyaset'te ise bu Kitab’a
Uydurma İşi çok daha Bariz'dir. İşte orda İslam Tarihi’nde İlk
defa Beşer El'iyle Din Alanı'nın daraltılması Olayıyla karşı
karşıya geliyoruz. Şimdi orada bazı Sahabiler'in Çıkışı çok
Önemli'dir. Din'de Değişim Normal'dir, kaçınılmazdır da,
Lakin Değişim'i kim hangi Ölçüt'le yapacak Meselesi Önemli'dir.
Bunu şöyle de söyleyebilirim; Din'de Değişim'i yaparken Allah'ın
Değiştirme Murad'ını Keşf'e mi çıkacağız, Allah'ın Murad'ına
Karşı Beşer Müdahale'siyle mi Din'i değiştirmeye kalkışacağız?
Bu Sual Önemli'dir. Allah'ın Murad'ını keşfederek Değiştirme ve
Geliştirme çok Tabi'dir ve Tecdid ile İçtihad
bunun için varolmuştur. Tecdidin
de Fonksiyon'u budur zaten. Amma
Din-Siyaset Çatışması'nda
İlk Asırlar'da, Sahabe'nin "Ayet var,
Efendimiz böyle yapmıştır"
Çıkışlar'ına karşı,
Yöneticiler "siz bu İş'e karışmayın"
Tepki'sini gösterirken,
Aslında "Din buna karışmaz" demek
istemişlerdir. Nitekim sonraki Asırlar'da
Din'in Alanını
daraltmak isteyenler "Din buna karışmaz"
Cevab'ını vereceklerdir. Ve işte
Din'in Alanı orada daraltılmaya
başlanmıştır. Beşeri İktidar Hırsı ve
Taleb'iyle Din'in
Alanı
daraltılmıştır.
Bir kere
Din'in Sınırlı bir
Alanı yoktur. Yani Din'in
Alanı dışında kalan
hiçbir Alan yoktur. Hangi Anlam'da? Allah'tan
Bağımsız Yasama,
Allah'tan Bağımsız Yargı, Allah'tan
Bağımsız İcra Anlam'ında.
Allah'tan Bağımsız Yasama
Anlam'ında alıyorsanız. Çünkü
Ayet
vardır; "Hayatım, Ölümüm Allah'a aittir" diye. Bu
Anlam'da
anlıyorsanız Din'den
Bağımsız hiç bir Alan yoktur.
Peki
Mubah Alan,
meskutun anh bırakılmış Alan var diyeceksiniz. Bunlar
Allah'tan ve Din'den Bağımsız Alan değildir. Din'in dışında
Alan
değildir.
İşte değişmesi gerektiği için,
Allah'ın İrade'sini keşfederek, onun İrade'si Yönünde , Ad'ına
İçtihad dediğimiz Mekanizma'yla Değiştirme ve Geliştirme'ye, nisyanen değil, li-Hikmetin Allah'ın açtığı
Alan'dır.
Burada bizim meseleye,
Allah'tan Bağımsız Din'i Değiştirme, Beşeri Arzular ve
İnançlar'ın itmesiyle Din'e Müdahale, onu Değiştirme, onun
Alan'ını Daraltma Meselesinin karşısında mıyız diye bakmak
gerekiyor.
Ad'ına "Reformcular"
dediğimiz İnsanlar, Beşeri Arzular'ın ve Gayri İslami İnançlar'ın itmesiyle
İlahi Din'e Müdahale etmek, onu bozmak,
yozlaştırmak, Tahrif etmek ve Alan'ını daraltmak isteyen
İnsanlar'dır. Ama biz İlahiyat camiasında bu tip
insanlarla karşı karşıya değiliz. Biz İslahiyat Camia'sında
daha ziyade, "Cenab-ı Haqq'ın değişmeye Açık bıraktığı alan
nedir?" Sorusu etrafında tartışan İnsanlar'la karşı karşıyayız.
Peki burada İfrat ve Tefrit var
mı? Var. Burada İfrat, bunu Fur'u'dan alıp Usul’dan Kaynaklar'a
kadar getiren, Hadisler'i Tarihsellik Çöp Sepeti'ne Bütünüyle
atan, Qur'an'ın Sosyal Alan'ını İlke olarak Tarihsel Kabul eden
Görüş. Bunun Saiki nedir? Bunun Saikinin Şuur üstüne vuran bir
Örneğini biraz önce arzettim.O İyi Niyetli bir Çıkış'tır ve o
Saike katılmamak Mümkün değildir. O Istırab'ı yaşamamak,
duymamak Mümkün değildir.
Bir de Çağdaş Değerler diye
İfade edilen bir Kısım Değerler'in Etkisi altında kalma,
onların Meshur'u olma vardır. Bunları Tahlil etmek Kolay
değildir. Genellemek de Doğru değildir.
Birisini alıp, işte Herkes bundan dolayı
Değişim istiyor demek,
doğru değildir. O halde Değişim
İsteği'nin Meşru olanı vardır,
olmayanı vardır. Bunun Şuur'unda olanlar vardır, olmayanlar
vardır.
Değişebilen,
Değişmeyen Konu'sunda, burada "Din'den ne anlıyoruz?"
Soru'sunu
sormamız gerekiyor. Mesela Bekir Topaloğlu’na göre
Değişmeyen Din, Qur'an'da
Açık Seçik olarak ve
Değişmezlik Alametleri'ni
de, Deliller'ini de taşıyan
Ayetler, bir de Mütevatir
Sünnet'in
ortaya koyduğu Ahkam olmuş oluyor. Bu bir
Anlayış. Peki
Din deyince Herkes bunu mu anlıyor? Din bu mudur? Biz Din'de
Değişen, Değişmeyen diye bir Tartışma'ya girdiğimizde, Kitap ve
Sünnet’te bunlar sayılmış mıdır? Yani, Mütevatir Sünnet’le
Sabit, Ayet'le Sabit diyorsunuz. Onlar Qur'an'da, Sünnet’te
sayılmış mı? Hayır. Yine bir İctihad Eli girmiştir.
Onlar belli bir Dönem'den itibaren, İnsanlar tarafından
Sistematize edilmiştir. İster Kelam’la ister Fıqıh’la
uğraşanlar olsun, onlar tutmuşlardır, Zarurat-ı Diniyye
diye bir Kavram çıkarmışlardır. Usulu'd-Din diye bir
Kelime Qur'an'da yok. Bu Kavram altında sıralanmış Hükümler
yok. Arkasından ona Zarurat-ı Diniyye girer.
Ne girer ya da girmez? Allah'a İstinad edilen
Din bile Beşer
Sistematizasyonu ile ortaya konmuştur. Kaldı ki
biz, Din diye buna mı diyoruz? Ortada
Yaşanan ve
Bilinen bir Din var. Bu Din, Qur'an'daki Kesin Ayetler,
Vazıh
Ayetler ve Mütevatir Sünnet’e dayanan Ahkam'dan mı İbaret'tir?
Din bu mudur? Çünkü Din'in değişmesinden bahsediyoruz biz. Din
bu değildir. Bilinen ve Yaşanan Din, bunları aşan bir Din'dir.
Yani o Ayet ve Mütevatir Hadisleri bırakın siz, Ahad Hadisler'in de ortaya koyduğu, onu da geç
Zayıf ve Uydurma
Hadisler'in de ortaya koyduğu, onu da geç veya geçme,
Yorumlar'ın ,İçtihadlar'ın, Örf ve Adet'e Dayalı İçtihadlar'ın da
ortaya koyduğu bir Bilgi ve Hayat Tarzı Bütünüdür. Din budur.
Şöyle de sorabilirim; Din değişecek mi? Ne değişecek, ne
değişmeyecek? diye sorduğumuzda "hangi Din?" derim ben.
Arkasından sorarım: "İslam Filozofları'nın anladığı Din mi?" "Bunların
Farkı yok" diyorsanız ben "var" derim. Bunlar çok
Farklı.
Şimdi diyorsunuz ki, Tasnifler yapıyorsunuz, Aqaid Kısmında
değişiklik olmaz. İman Konusunda, İbadet
konusunda, Ahlaq Konusunda Değişme olmaz, deniyor ve
bunlar sayılıyor. Fatura Fıqıhcılar’ın üzerine geliyor.
Muamelat Kısmı, şimdi ona Sosyal Alan diyorlar.
Sosyal Alan Değişim'e Açık'tır, diğerleri değişmez.
Ne demek değişmez? Yani orada bir tek İslam mı
var ki siz bunun değişmezliğini söylüyorsunuz. Sizin o
Zaman
bir Mezheb'iniz, bir
Anlayış'ınız var. Siz onu
genelleştiriyorsunuz ve Sahih
İslam diye ortada
koyuyorsunuz. Mesela siz Sünni ve
Maturidi’siniz. Sünni ve Eşari’siniz. Sünni ve Selefi’siniz.
Size göre İslam budur. Şimdi bunun dışında, buna
nisbetle Değişik İnanç var. Allah hakkında var, Allah'ın
Sıfatları hakkında var, Ahiret hakkında, Semiyyat
hakkında var. Bir Sofiyye’nin anlattığı Allah
var. Cennet var, Cehennem var,
Sırat var, Mizan var. Bir Selef’in anlattığı var, bir de
Mütekellimler’in anlattığı var. Bunlar birbirinden
Değişik mi, değil mi? Öyleyse Değişim'e Açık olan olmayan
Saha'sında İtikad'ı nasıl çıkartıyorsunuz? Niye Farklı
Anlayışlar var? Efendim diyebilirsiniz ki, "bunların Ortak
alanları". Yok Arkadaşlar, İslam Filozofları, Sofiyye ve
Mütekellimler’in Ortak Alan'ından, Ortak olmayan Alan'ı Aqaid
Alan'ında daha Galip'tir. Orada Ortak olmayan Alan çok daha
Önemli'dir.
Aqaid İlke olarak
Uluhiyet, Nübüvvet ve Mead denir. Bunlar Din'dir,
bunda Değişme olmaz, demek, bana göre hiç bir Şey İfade etmiyor.
Niye İfade etmiyor? Bunları açacağız. Çünkü
Uluhiyet dediğiniz zaman, Allah'tır. Nasıl bir Allah?
Aqaid
Kitapları'nda (yalnız)
İhlas Suresi yok. Aqaid
Kitapları'nda, Allah'ın
Sıfatları yazıyor. Sıfatlar
Kısımlar'a ayrılıyor ve bunlar sayılıyor. Peygamber'le
İlgili Sıfatlar ve
Vasıflar söyleniyor. Sonra siz Mead’a
geçiyorsunuz. Mead Konusunda da tek
Şey söyleniyor. Ben
diyorum ki bu Konular'ı
Aqaid, yani Kelam Kitabı
söylüyor. Bunu da Selef bir Türlü söylüyor, Halef bir
Türlü
söylüyor. "Bu Fark benim için hiç
Önemli değil, madem ki
bunlar Allah'ı Kabul ediyorlar, nasıl
Kabul ederlerse etsinler"
dediğiniz zaman, öyleyse "Din'de Allah
İnancı değişmez, ama
bunun Teferruat'ı değişir" demiş oluyorsunuz. O halde
İtikadiyat Bahsinde de
Değişiklik olabilir, düşünebilirsiniz
ve bugün siz ortaya çıkıp, İslam Bilgi
Okulları'nı inceleyip,
siz kendiniz bir İslam Aqaidi
Formule edebilirsiniz. Öyleyse
"Aqaid Alanı'nda
Değişim olmaz" deyip kestirip atmak yetmiyor,
açmak gerekiyor.
Değiştirmeciler de Allah'ı, Nübüvvet’i ve
Mead’ı ortadan kaldırmak istemiyorlar. Sadece onların
Aqaid Konu'sunda
Yazılanlar'la
İlgili başka Teklifleri var.
Ayetler'den çıkarılan Yorumlar'la
İlgili başka Teklifler'i var.
Onun için burada Değişmez'in ne olduğunu, Kelamcılar
daha Net, Açık ve
Taleb'e daha çok
Cevap verecek şekilde ortaya
koymak Zorunda'dırlar. Bunları bir
An önce ortaya koymamız
gerekiyor.
Ahlaq
dediğimiz Şey'de
Evrenselliği nasıl belirleyeceksiniz? Burada
Hareket Noktanız sizin,
Dünya'da İnsanlar'ın
Ahlaq Telakkisi
ise siz Ahlaq'ta
İsim olarak değil, fakat Tanım olarak
Evrensel'i çok
Zor bulursunuz. Onun için İslam'da
Değişmeyen ahlaq
Alanı da belirlememiz gerekiyor. Bizim
Evrensel'e,
İnsanlar'ın yapıp ettiklerinden değil, Qur'an'ın
Nasslar'ından
ve İlkeler'inden gitmemiz gerekiyor. Yani bana göre, Qur'an'ın
Ahlaq Telakkisi'nin
Evrensel olan ve olmayanını Tarih
Boyunca İnsanlar'ın
Ahlaq Telakkisi'nden çıkarmak yerine,
Ahlaq’ın Evrenselliğini Qur'an'dan çıkarmayı
Tercih
ederim ve bunu daha Sağlam bulurum.
İbadetler’e gelince. Namaz, Oruç,
Hac, Zekat gibi
Temel İbadetler’de bunları ortadan kaldırma
Anlam'ında
Değişim olmaz. Mesela, Garaudy gibi
Bazı
Modernistler diyeyim, onların Adlar'ını kaldırmak
istemiyorlar da, "Namaz sizin dediğiniz
Namaz değildir,
Oruç, Zekat,
Hac sizin dediğiniz
Oruç, Zekat,
Hac
değilidir, diyorlar. Peki nedir? O zaman Peygamber’in, o
Yaşayan ve Yaşanan
Sünnet dediğimiz,
Manevi Tevatür'e
İstinad eden Tatbikat'ını ortadan kaldırarak işte
Qur'an'ın Ruhu, Amacı gibi bir takım Spekülatif
Anlayışlar'dan
Yol'a çıkarak,
İbadetler ortaya koyuyorlar.
Ben bunun bir Sapma olduğunu
Açıklık'la ortaya koyuyorum.
Mesela siz Namaz’a "Tefekkür'den
İbarettir" derseniz,
yani şu bildiğimiz Namaz'ın yerine
Tefekkür'ü korsanız,
bu belki bir İbadet olur ama İslam'ın
Namazı olmaz.
Kesin olarak diyorum ki İslam'ın Namazı olmaz... Bu
Cahilane bir Cesaret'tir.
Cahilane Sözü de en
Ehven'idir ve
Hüsnü Zan'la söylenmiştir. Bu şekilde bir
Din Anlayışı ortaya
koyduğunuzda, ben Kesinlikle diyorum ki bu bir
Din olabilir
ama İslam değildir.
Bu
söylediklerim
Bilinen İslam'la
İlgili'ydi.
Bilinen İslam'ın değişmeye
Açık olan
Kısmı, Aqaid,
İbadet,
Ahlaq'ın tümü, geride kalanların da
Ayetler'e göre ,
Değişmez oldukları anlaşılanları
Şeklindeki bir
Tasnif çok
Proplemli bir
Tasnif'tir. Bu
Maksad'a
Elverişli değildir.
Abdulkerim Suruç diyor ki: "Din değişmez,
Bilgi
değişir". Bu da bir başka Tasnif. Peki
Din nedir?
Din Mutlaq'tır. Din
sanki Nomendir. Fenomen nedir? O bizim
Bilgimiz'dir. Buradan
Hareket ettiğimiz zaman, Din
Ad'ına
Ağzınızdan çıkan Şey sizin
Bilginiz'dir. O Qur'an'ın
kendisi değildir. O Sünnet’in kendisi değildir. Sizin
anladığınız'dır. Yani Bilgi'dir. Bilgi
değişir. Bu da bir Tasnif'tir. Buna katılıyor değilim.
Tasnifler'i arzediyorum. Biz de bir takım Tasnifler yapıyoruz,
onlar da. Ama bu Tasnifler çok
Tutarlı değil.
Bir de üzerinde İttifak edilmiş değil. Onlar da
İttifak değil,
biz de İttifak etmiş değilizdir. Ben biz de
İttifak etmiş değiliz
diye İddia ediyorum.
Kaos'a
sürüklenmekten bahsetmiyorum. Sadece Değişen Değişmeyen
Alan
hakkında Anlaşma olup olmadığından bahsediyorum. Tekrar Israr
ve İddia ediyorum ki, İslam Fuqahası, İslam Mütekellimi, İslam
Sofiyyesi, İslam İlimcileri, Değişen Değişmeyen Alanlar
Konu'sunda İttifak etmemişlerdir. İttifak
edilen bir Alan yok mudur? Vardır. İşte
İhtilaf edilmeyen İttifak edilen bir
Alan'ın olması sizi
Kaos'a sevketmiyor. Sizi
Kaos'a sevketmeyen ikinci
Husus ise, İttifak edilmeyen
Alan'da
da Dışlama yoktur. Yani İttifak edilmeyen
Alan'da gerek
Aqaid İnanç'la
İlgili olarak, Sofiye genellikle Tekfir edilmemiştir.
Ehl-i Sünnet, Sofiyye’nin Şatahat'ını değerlendirmiştir. Sapık
olan, Samimi olmayan Sofiyeyi
Olumsuz değerlendirmiştir ama
sonunda İslam'dan dışlamamıştır. İslam Aqaidi'nde "Ene’l-Haq"
diyen Kafir'dir diye
İttifak var mıdır? Yoktur. Ona bir Formul
bulmuşlardır. O Sekir'dir, demişlerdir. İşte bizi Kaos'a
bu sürüklemiyor. Yoksa Değişen Değişmeyen Konu'suna
girdiğimizde, mesela Ölçüt olarak alacak olursak en Önemli Şey
İcma'dır. İcmaa Konu olmuş ne kadar Mesele vardır
Mevzuu'nda Katiyyen İttifak yoktur. Fıqıh Alanı'nda bunu ben
Açıklık'la size söyleyebilirim. Öbür Alanı da siz söyleyin.Ben
İhtilaf Konusu Mevzularımızın olduğunu biliyorum.
Maturidiye ile Eşariyye arasında İhtilaflar'la İlgili
Manzum ve Mensur Kitaplar yazıldığını biliyorum. İşte
kimi şu kadara çıkarıyor, kimi bu kadara çıkarıyor. Bunlar
Farklı'dır deniliyor. Farklı dediğine göre burada Allah'ın
Sıfatları'yla İlgili de Farklar var. İrade, Qaza,
Qader Konu'suyla da İlgili Farklar var. Ama
Önemli olan nedir? Niye
Kaos yok?
Dışlama yoktur. Burada bildiğiniz gibi Ehl-i Sünnet ve Ehl-i
Sünnet Dışı diye bir Çizgi çekilmiştir. Ehl-i Sünnet
içinde hiç Dışlama yoktur. Tam bir
Uyum ve Kardeşlik vardır.
Ehl-i Sünnet’in
Dışında kalanlar ise yine de
belki Küfür- İslam
Anlamında dışlanmamıştır. Sonunda onların
da İman'ı,
Sapık olmakla birlikte, Necat açısından
Mü'min
bulunmuştur. O bizi Kaos'a götürmüyor.
Bu bir Ümmet Alanı
Teşkil ediyor. Yoksa İttifak olduğundan
dolayı değil.
Din'de
Değişen
Değişmeyen
Ahkam
Konusunu sınırlamak,
Tasnif etmek
Kolay bir
İş değildir. Onun için ben bunun
Çözüm'ünü,
3
Yaklaşım'ın
birincisi
Tecrid
Yaklaşımıdır. Bu
Geleneği dondurup
Bütünüyle
Din
Haline koyup
Savunma
Yaklaşımı'dır.
Bu Geleneğin içerisinde hem bilinen Din hem de yaşanan
Din vardır. Bid’at'ıyla, Hurafe'siyle, başka Kültür'den
taşınanıyla. Tasavvufçu kendi Alan'ını, Fıqıhçı
kendi Alan'ını, Aqaidci kendi Alan'ını, Felsefeci
kendi Alan'ını dondurmuş ve "Din budur, değişmez" diyor.
Bu Yanlış'tır ve bence üzerinde durmaya değmez Büyük bir
Hata'dır. Bunun tam Karşısında bir başka Aşırılık vardır. O da,
benim Tesbit edebildiğim kadarıyla Seyyid Ahmed
Han Dönemi'yle başlayan ve gelişen, bizim "Din'de
Reformcular" veya "İslam Modernistleri" dediğimiz,
bizim Klasik Usul’u reddederek, Kaynaklar'ı Bağlayıcılık
Bakımından Yeni bir Tasnif'e Tabi tutarak ve Tarihsellik
Tezini ortaya sürerek, Sünnet’i tamamen Dini Hayatımız'dan
dışlayan, Qur'an'ın da bir kısmını Tarihsellik
Sepeti'ne
atan Görüş'tür. Bunun da Mesned'i yoktur. Bunu Yazanlar'la ve
Konuşanlar'la çok konuştum, çok tartıştım. Pire'yi Deve
yapıyorlar, Cüz'ü küllileştiriyorlar, Özel'i genelleştiriyorlar,
Ağac'ı görüp Orman'ı görmüyorlar. İşte bu sebeble Qur'an'ın
Tarihselliğinden bahsediyorlar.
Bunun bir Ortası vardır. Bunun
Ortası bizim Tarih'imizde Müceddidler ve Müçtehidler
Temsil etmişlerdir. Biz bu Tecdid ve İçtikad Çığır'ını yeniden
Hayat'a geçirdiğimiz takdirde, Parantez açayım, İçtihad
Meal okuyup, El'inize Sigara'yı alıp, Cuma'yı terkedip, Namazlar'ı bir şekilde kısaltıp,
Aqlına gelen İçtihad Ad'ına söylemek değildir. İctihad’ın nasıl
bir Ahlaqi Kemal ile yapılacağı bellidir. İslam'ı Doğru
anlamak, yalnız İlim'le olmaz. Bunu tekrarlıyorum, İslam iki
Şey'le anlaşılır. Biri İlim'le, biri İslam'ı yaşamakla
El'de edeceğimiz Kemal ile Doğru anlayabiliriz. Yani
İlim ve Ahlaq ile, Eskiler buna Adalet
diyorlar, İslam'ı Doğru anlayan İnsanlar, yani Müçtehidler,
her an Kitap ve Sünnet’i yeniden Göz'den geçirerek, Prensip
olarak Evrensel olanı, Prensip olarak Tebliğ'e Yönelik olan
Husus'un içinden Tarihsel olanı, Tarihsel olmadığı halde
İstinad ettiği Esas Maslahat veya Örf olduğu
için, ona binaen değişebilen'i, , ona binaen
değişebileni, İstinad ettiği Maslahat ve Örf
olmadığı halde, uyguladığımız Toplum'un Bünye'sindeki Arıza'dan
dolayı Zaruret'e binaen değişebilecek olanı ve boş bırakılan
Alan'da da Allah'ın İrade'sini keşfederek, nasıl o Alan'ın
doldurulabileceğini ortaya koyarlar. İşte o zaman Kaos ortadan
kalkar.
Bunun Usul'unu Sahih Gelenek'ten
çıkarırlar. Gelenek Tabir'inin içerisine Vahy'i sokanlar
da vardır, hatta Gelenek Kelimesini Vahiy için
kullananlar da vardır. Onun için benim bunu Vahiy ve
Sahih Gelenek diye ayırmam lazım'dır. O zaman benim
Gelenek dediğim, Vahy'in anlaşılması ve uygulanmasıyla
Alakalı'dır. Vahiy
de nedir belli. Vahiy Qur'an'dır. Hadisler'in en azından
Önemli bir kısmıdır. Bundan çıkaracaksınız. Sahih
Geleneği
niye ortaya koyuyorum? Onu da şundan ortaya koyuyorum, Qur'an
Gök'ten
Elvah
Şeklinde düşseydi, Peygamberimiz de olmasaydı biz
Qur'an'ı
Doğru anlayamazdık. Eğer hem yaşayarak hem
Rivayet
ederek, Peygamber
Efendimiz'i bize anlatan Sahabe olmasaydı
Peygamberimiz'i de
Doğru anlayamayacaktık. Şimdi ben
Geleneği
bunun için ortaya koyuyorum. Geleneksiz
Doğru bir İslam
Anlayışına varamayacağımızı bunun için düşünüyorum.
Nesiller'i böyle
Devam ettirip gelen Tabiun
Nesli vardır. Bildiğiniz gibi Sahabe içerisinde,
Tabiun
içerisinde Etbau't-Tabiin içerisinde Müçtehidler
vardır. Bugun bizim Usul dediğimiz
Şey'i de ilk defa
onlar ortaya koymuşlardır. İlmi Araştırmalar gösteriyor ki,
İlk Dönem Usulu Fıqıh’ta asla başka
Kültür ve
Medeniyetler'in
Etkisi yoktur. En Saf İslam'ı yansıtan bir
Metodoji'dir,
Usul'dür. O Usul de bana göre bir
Geleneğin
Parçasıdır. O Gelenek'ten de Hareket edeceğiz. Ama biz
bir Dere'ye değil de, Derya'ya dalacağız. Bunun Anlamı şu; bütün
Geleneği, benim Naçiz Kanaat'ime göre, hem İslam Düşüncesi
Alanı'nda, hem Ameli İslam Alan'ında Bütün Geleneği Göz önüne
alacağız ve biz Müçtehidce Gelenek'ten İstifade edeceğiz.
O Zaman Kaos olmaz. Düzensizlik yerine
Düzen
Hakim olur. Doğrusu bu bizim Sorumluluğumuzdur. Bu
Çağ'da
yaşayan İslam İlimleri'yle uğraşanların
Sorumluluğudur. Biz de
bunu yapmazsak, İş'i oluruna bırakırsak, o
Zaman
Felsefeciler bir tarafa, Kelamcılar bir tarafa,
Fıqıhcılar bir tarafa, Tasavvufçular bir tarafa,
Bid'atçılar bir tarafa, Modernistler bir tarafa,
Reformcular bir tarafa çekerler, bunun Ad'ına ben
Kaos
diyorum.
Diyelim ki
Me'mun Zamanı'nda Qur'an
Mahluq mudur, değil midir? diye
tartışılırken, "Qur'an Mahluq olursa aynı zamanda
Tarihi olur, Peygamber
Zamanı'na ait olur ve bizi bağlamaz"
gibi bir Düşünce var mıydı, ben bilmiyorum. Ama ben bunun
Çağdaş
İddiasını size söyleyeyim. Eski
Okumalar'da "Qur'an
Mahluq'tur,
öyleyse Tarihsel'dir, öyleyse bizi bağlamaz,
Değişim'e Açık'tır"
diye bir Korelasyon ben görmedim. Çağdaş olanını ben size
söyleyeyim. Qur'an Mahluq'tur’dan onların anladığı tamamen
şudur; " Qur'an, bir kere Kutsal değildir. Qur'an o
Tarih'in
Mahsul'udur. O
Tarih'de de 500
Tane Qur'an olabilirdi. Ondan
biridir. Mesela bir başka Ülke'de,
Bölge'de Nazil olsaydı bir
başka Qur'an olurdu. Yani kutsallaştıranlar,
Sonrakiler
olmuştur. Qur'an Gayr-i
Mahluq'tur diyerek onu
kutsallaştırmışlardır. Mahluq deseydiler kusallaşmazdı"
diyorlar. Mahluq diyerek
Kutsallığı ortadan
kaldırıyorlar. Kutsallığı ortadan kaldırınca da ortada
Tarihi bir Metin kalıyor. O zaman siz Antropoloji'yi ve
başka Yorum Metodlarını da kullanarak
Tarihi bir Metni
yorumluyorsunuz. Şimdi Telakki bu.
Bugun benim
Tasavvur ettiğim Müçtehid ve İslam
Mütefekkiri bir İnsan,
İslam Düşüncesi Kitabı yazsa, şimdiye kadar yazılmş olanlardan
Farklı olabilir. Öyleyse "Aqaid
Alanı'nda hiç değişecek bir
Şey
yok" diyemezsiniz, demek istiyorum. Bu tamamen
Değişik bir
Delillendirme, kısmen Anlayış, kısmen
Tercihler ve Çağdaş
Söylemi ve Bilgileri kullanacağı için
Uslub'u Farklı,
Muhtevası
da kısmen Farklı olabilecektir.
Aynı şekilde
bir Aqaid Kitabı ve bir Tasavvuf
Kitabı ortaya çıkabilir. Eğer
Tasavvufçular bundan 700-800 Yıl önce gelmiş bir
Zat'ın
yazdıklarını tekrar yazmaktan vazgeçer, oturur İslam
Tasavvufu'nu yazarlarsa. Fıqıh Alanı'nda da
Durum
böyledir. Siyaset'inden Huquq'a kadar bu böyledir. Bir Müçtehid
çıkıp Fıqıh Kitabqı yazsa, mesela bizim Büyük İslam
İlmihali'ndeki Namaz Bahsinden daha Farklı bir Namaz
Bahsi- Farklı bir Namaz değil- daha Farklı bir Oruç Bahsi
ortaya çıkabilir. Ama sonuçta Garaudy'nin dediği gibi
bir Namaz olmaz. Efendimizin kıldığı gibi
Namaz
olur. Ama Falan Müctehid’in Falan Devir'de anlattığı gibi olmaz.
Otuz tane Müçtehid bir de Sonuncu Müctehid'in anladığı gibi bir
Namaz olur. Sonunda yine Namaz İslam'ın
Namazı'dır. Fakat Farklı Yönleri vardır.
Benim Maksadım budur.
İnsanoğlu'nun
Aqlı ve
İlmi ne kadar
Tekamül ederse etsin, Allah'tan
Müstağni
kalamayacaktır. Allah'ın
İrşad
Hidayet'i olmazsa,
Sapıklık'tan ve
Yanlış'a düşmekten kurtulamayacaktır. İşte Cenab-ı Mevla
Ebediyyen
İnsanlığı
İrşad için Kitap ve Peygamberler
göndermiştir. Orada Allah'ı nasıl anlayacağımız, Peygamber’i,
Ahıret’i
Nasıl anlayacağımız, Allah'a nasıl
İbadet edeceğimiz,
Dünya
Nizamı'nda, hiç olmazsa
Temel
İlkeler'iyle nasıl bir
Düzen
kuracağımız anlatılmıştır. İşte
Din'in
Esas'ını,
Öz'ünü bu
Teşkil
eder. Bu
Öz değişmez. Yalnız bu
Değişmez'i
Tasnif etmek
Kolay
değil. Bu Aqaid’dir dediğiniz
Zaman
Proplem ortaya
çıkmakta. Bu Ahlaq’tır dediğinizde, bu
Huquq'un
Muamelat
Alanı dediğinizde
Proplem ortaya çıkmakta. bana
göre
Huquq'un
Muamelat
Alanı'nda asla değişmeyecek
Evrensel
Hükümler vardır. Bunlar
Parça
Ayetler,
Parça
Hükümler'dir. Yani
Qur'an
Lafzından , tek
Ayetler'den çıkmışlardır ve bana göre
asla değişmezler. O halde
Muamelat
Alanı
Tarihsel'dir derseniz,
benim ona
İtirazım vardır.
Ben bu
Tasnifler'in
Zorluğunu ve pek
de
Tutarlı olmadığını söylemiş oldum. Reformcular
İyi
Niyetli değildir. Eskiden
Taqiyye yapıyorlardı şimdi
ise ona gerek duymuyorlar. Bunlar İslam diye diye
İslam'ı
Tepeleme
Gayret'inde olan
İnsanlar'dır.
Ama bu Hususta Samimi olanlar da vardır. Fakat
Samimi olup da yanılmak da vardır. Sapmak da vardır. Ben
şahsen Qur'an'ın bir Alan'ını ayrıp bu genelde
Tariksel'dir
demeyi bir Sapış olarak niteliyorum. Böyle genelleyemezsiniz.
Ama Kitap’ta Sünnet’te Tarihi olan hiçbir
Şey yoktur
İfadesi de Doğru değildir.
Ben diyorum ki
Qur'an, Çin'de veya Hind'de veya Avrupa'da indirilseydi, o
zaman Qur'an'da mesela Allah'ın
Varlığını,
Birliğini,
Hikmet'ini,
Kemal'ini
İspat için verilen
Misaller ve
Düşündürücü
İlahi
Sanatlar
Konusunda o
Bölge
İnsanı'nın
Telakkisi,
Tasavvurat'ı,
Tecrübesi ve
Coğrafyası
Esas alınırdı.
Bunu İnkar kabil değildir. Bir Arabistan Coğrafyası var.
Oradaki İnsanlar'ın İhtiyaçları, Hasretleri var.
Neye Hasret oradaki insan? Yeşil'e mi
Su'ya mı?
Güneş'e ve Sıcağa mı
Hasret? Bunu Qur'an'da görmemek
Mümkün mü?
O Devir'de o
Toplum'un bir Takım
Adetleri var. Onları ya Tadil
edecek ya İlga edecek. Oradan
Hareket'le Evrensel bir
Hayat
Nizamı bize sunacak. Ama nerden
Hareket edecek? Et'iyle,
Kan'ıyla,
Can'ıyla yaşayan bir
Toplum'dan
Hareket'le bunu yapacak. Onların
Örf ve Adetler'inden.
Mesela bir Ayet, onlarda "Zıhar" diye bir Adet varsa
Zıhar'dan bahsedecek. Yani buna benzer
Adetler'i
varsa onlara ondan bahsedecek. Şimdi bunun Tarihi olduğunu
İnkar etmek Mümkün müdür? Şu halde özetle biz Qur'an'da ve
Sünnet'te Tarihi hiçbir Unsur yoktur demiyoruz. Bugun biz
Gülistan ve Kelile Dimne gibi 1000
Sene önce
yazılmış Kitapları okuyoruz. Bu
Kitaplar'da Hikayeler var. O
Hikayeler'deki
Olaylar, Şahıslar bugün bizim
Hayat'ımızda yok.
Ama sonunda orada bir Şey anlatılıyor, bir
Hikmet bir Kural
ortaya çıkıyor. O işte Evrensel ve
Ebedi'dir. Orada biz
kendimizi bulduğumuz için Zevk alıyoruz.
Benim
Kanaatimce bahsettiğim bu
Genc'in
Fikirler'inde bir
Çelişki
yoktur. O
Genç ‘benim kendi
Tarih'im tıkanmıştır ‘diyor. Yani
İslam kendi
Ümmet'i için bir
Yol çizmiştir. Tabiri
Caizse
Tıkanma'dan,
Takılma'dan şuraya
Doğru gidin, diye onlara bir
Hedef göstermiştir. Fakat onlar tıkanmış ve takılmışlardır?
İşte Qur'an'ı baştan sona hep
Tarihi
Telakki
etmişlerdir. Hadisler'i
Evrensel
Telakki etmişlerdir vs. Şimdi
bu
Genç "ben bunu nasıl aşarım?" diyor ve şu
Kanaat'a varıyor:
Varlıkla,
Ahlaq'la
İlgili
Ayetler "Nesnesi
İcabı
Evrensel'dir"
diyor. Geriye
Sosyal
Alan kalır o ise
Tarihsel'dir.
Ben o
Tarihsel'i okuyarak ve
Evrensel'i okuyarak Qur'an'ı
Temellük ederim, diyor. Qur'an'ı
Temellük ettikten sonra
Çağımın
İhtiyacını
Dil'e getiririm ve o Qur'an'dan kaynaklanan bir
Hüküm olur, diyor. Allah'ın
Murad'ını yansıtan bir
Hüküm olur.
‘Neden bundan korkuyorsunuz’ diyor. Böyle düşünen
birisine asla Sekuler demek Mümkün değildir.’
Eserleri:
-Arapça-Türkçe Yeni Kamus
,
-Muqayeseli
İslam Huququ I,
-İslam
Huquq Tarihi,
-İslam
Huququ’nda İçtihad,
-İslam’ın
Işığı'nda Günün Meseleleri,
-Günlük
Hayatımız'da Haramlar Helaller,
-İslam’da İşçi- İşveren
Münasebetleri,
-Anahatlarıyla İslam Huququ
I,
-İslam'da Kadın ve Aile,
Tercüme-Hazırlama:
-Resulu Ekrem'in Örnek
Ahlaqı,
-Yollar'ın Ayrılış Noktasında
İslam,
-Altın Nesil
,
-İmam
Rabbani ve İslam ,
-İslam
Huququ'nda Mezhepler ,
-İctihat
Taklit ve Telfik Üzeine 4 Risale ,Adıyla
,
-Modern
Proplemler Karşısında İslam Hukuku ,
-İslam’da
Birlik ve Fıqıh Mezhepleri ,
-İslam’a Göre
Faizsiz Banka Kalkınma ve Sigorta ,
-Ders
Kitapları: Arapça Sarf- Nahiv ve Arapça Metinler,
-Ders Kitapları: Fıqıh Usulu,
-Ders
Kitapları: Hadis Usulu,