İbnu Teymiyye el-Harranî

1263-1328

 

Taqiyuudin Ebu’l-Abbas Ahmed ibnu Abdusselam ibnu Abdullah ibnu Muhammed ibnu Teymiyye.

Harran’da doğdu.  İbnu Hanbel’in Selefi Çizgisini izledi. 1700ler’in ortalarında ortaya çıkan Vehhabiliğin Esin Kaynağı oldu.

1268 de Moğol İstilası’ndan kaçanlarla birlikte getirildiği Şam’da Öğrenim gördü. Hayatı Baskılar’la geçti.

1293 de Rasulullah’e Hakaret etmekle suçlanan bir Hristiyan’a Şeriatca verilen Ceza’ya karşı çıktığı için Yöneticiler’le çatıştı.

1298 de Mücessimelik’le, Kelam’ı dışlamakla suçlandı.

1299-1303 arasındaki Büyük Moğol Akınları ve özellikle Şam’ın İşgali Sırasında Direnişçiler’e Önderlik etti. İstilacılar’ı ve İşbirlikçiler’i Kafirlikle suçladı.

Sonraki Yıllar Lübnan’daki Kasvaran Şiileri’ne, Rifailer’e ve İbnu Arabi’yi izleyen İttihadiye Akımlar’la Sert Tartışmalar’a girişti.

1306 da Vali’nin Huzur’una çağrılarak Görüşleri dolayısıyla Sorgu’ya çekildi, Suçlu bulunmamakla birlikte Kahire’ye gönderildi. Burada yine Mücessimelik’le suçlandı, yargılandı, 18 Ay Kent Kalesi’nde Tutuklu kaldı. 1308’de Serbest bırakıldıktan sonra bu kez Evliyalar’ın uUulanmasını Şeriat’a Aykırı bulmaktan suçlandı, birkaç Ay hapsedildi.

1309 da Sultan Muhammed bin Kalavun’un çekilmesi üzerine II.Baybars Çaşnikir’in Taht’a çıktığı Gün’ün ertesinde Baybars’ı Taht’ı Zorla Ele geçirmekle suçlamaktan Gözlatı’na alındı. İskenderiye’de Gözetim’e gönderildi. 7 Ay sonra İbnu Kalavun yeniden Taht’a çıkınca Kahire’ye döndü.

1313’te yeniden Moğol Tehdidi’yle karşılaşan Şam’ı kurtarmak için düzenlenen Sefer dolayısıyla Sultan’la birlikte bir kez daha Kahire’den ayrıldı.

Son 15 Yılını Şam’da geçirdi. Burada önce Başmüderrisliğe getirilerek çevresinde bütün Toplumsal Sınıf’tan çok sayıda Öğrenci topladı. En Ünlü Öğrencisi İbnu Qayyım el-Cevziyye de (ö.1350)  İbnu Teymiyye’nin yeniden karşılaştığı Baskılar’dan Payını aldı.

İbnu Teymiyye bu kez Hulle Uygulamasına karşı çıktığı için Kahire’den gelen Buyruk üzerine Ağustos 1320-Şubat 1321 arasında Şam Kalesi’nde Tutuklu kaldı.

Temmuz 1326’da Evliyalar’ın Ululanması’nı ve Türbe Ziyaretleri’ni Şeriat’e Aykırı saymayı sürdürdüğü Gerekçe’siyle yine Aynı Kale’ye hapsedildi ve  orada 26 Eylul 1328 de ( Kahire’de ) öldü. Bugün Ayakta kalan Mezarı büyük Saygı görüyor.

Bıraktığı çok sayıda Eseri Belge bakımından Zenginliği, Gösterişsiz Uslubu ve Başarılı Polemikler’iyle önem taşır. Sayısız Fetvasının ve Vasitiyye gibi birkaç Aqaid Öetni’nin yanısıra iki Eseri özellikle Ünlü’dür. es-Siyasetü’ş-Şeriyye birçok Batı Roma Dili’ne çevrildi. Minhacü’s-Sünne ise Ortaçağ’ın en Zengin Karşılaştırmalı Kelam Eseri sayılır.

O’na göre Qur’an ve Sünnet’e dayanmadığı sürece İcma’nın hiçbir Değeri yoktur. Ama bu Temeller’e dayanması halinde Qıyas’a ve Maslahat’a başvurulabilir. Eş’ari ve Razi gibi Kelam Bilginleri’ni, İbnu Sina ve İbnu Rüşd gibi Meşşaileri, İbnu A’rabi gibi Sufileri Sert Eleştiri’ye tabi tuttu. İbadet’te Bid’ad’e Kesin karşı çıkarken, diğer Çağdaş Okullar’dan çok daha Esnek Ahlaq Anlayışı savundu. Birden fazla Emirliğin olabileceğini savundu. Her Emir kendi Ülkesinde Şeriatı uygulamalıdır. Emri bi’l-Ma’ruf Nehyi ani’l Münker Her Müslüman için Vacibtir, der.