İskilipli
Mehmet Atıf
1876-1926
1292 de Çorum'un
İskilip Kaza’sının Tophane Köy’ünde Akkoyunlu Aşireti
Beylerinden İmamoğulları’ndan Mehmed Ali Ağa’nın Oğlu
olarak doğdu. Annesi Nazlı Hanım Mekke'den yıllarca
önce Göç etmiş Çorum’un Kartaldağ Yaylası’ndaki Türbe’sinde
Meftun Beni Hattab Aşıreti Şeyhlerinden Arab Dede
diye Meşhur bir Şeyh’in Torunuydu.
İlk Tahsil’ini Köyünde
yaptıktan sonra İskilip'te Hoca Abdullah Efendi'den
Dersler aldı ( 1891). Tahsil’ini Devam ettirmek için,
Aile’sininin Muhalafet’ine rağmen Nisan 1893 de İstanbul'a
geldi, Dersler dışında çalışarak Medrese Tahsil’ini 26 Yaşında
tamamladıktan sonra ( 1902) Daru’l-Funun'un İlahiyat Bölümü’ne
girdi. 1905 te buradan Mezun olunca Kabataş Lisesi'ne Arapça
Müderrisi olarak Tayin edildi. Aynı Yıl Dersiam olarak
Fatih Camii'ne Ders’e çıktı.
İcazet aldığı sıralarda
bir Fırsat bulup Memleket’ine gelerek ve Babasının Takdirini
kazanıp tekrar İstanbul’a döndü. Annesinin Ricası:
-Yavrucuğum, Köyümüzün
Camii’nde Halk’a Hitap et ve İlminden İnsanlar’ı faydalandır,
olur
O da öyle yaptı.
Babası şöyle dedi:
-Artık
Serbest’sin, Tahsil ettin, ben Razı olmadığım halde Uzak
Diyarlar’a gidip, beni Ömrümün sonunda Müderris Babası olma
Şeref’ine erdirdin. Artık dilediğin gibi kendini İlm’e
verebilirsin. Bilirsin ki biz Oba’dan başka yerde Hayat
süremeyiz. Dilersen Oba’da bizimle kalır, dilersen İstanbul’a
gidersin. İradende Hür’sün.’
Şeyhulislamlık tarafından Bodrum'a sürüldü. Burada Muhtaç bir
Arkadaş’ına Para toplarken Jurnal edildi. Eski Medrese
Arkadaşlar’ından Kırımlı İbrahim Tali Efendi'nin
Pasaport’uyla Kırım'a kaçtı, oradan da Varşova'ya geçti.
Meşrutiyet’in İlanı’ndan sonra İstanbul'a döndü.
Beyanu’l-Haq, Sıratı-Müstakim- Sebilürreşad'da
Yazılar yazmaya başladı, ardından Medreseler’e Müfettiş Tayin
edildi. (
1910). Balkan Harbi’nde Donanma’ya Yardım’ın Şer’i Yönünü
İhtiva eden Yazılar’ından dolayı Takdir edilir. Bu arada
Eserleri basıldı.
31 Mart
Vaqası’nın ardından İttihatcılar’ca Suçlu bulunup Sinop’a
sonra Çorum, sonra Boğazlıyan’a sürüldü. Sonra Sungurlu.
Mahmud Şevket Paşa’nın Suikastından suçlanır.
Sonraları Daru'l-Hilafeti'l-Aliyye Medresesi İntida-i
Dahil Umum Müdürlüğü ve Medresetu'l-Qudat Hikmet-i
Teşriiyye Dersi Müderrisliği’ne getirildi ( 1919). Bu
sıralarda İlim ve Fikir Çevrelerinde Şöhreti hayli
yaygınlaşmıştı. İstanbul'a gelen İslam Uleması, Yabancı
Bilginler ve Avrupalı Müşteşrikler kendisiyle görüşürlerdi.
Bir ara kendisine Kırım Evqaf Nazırlığı Teklif
edildi ise de "Memleket’imden başka hiçbir yerde çalışmam"
diyerek bu Teklif’i Kabul etmedi.
Mustafa Sabri, Mustafa Saffet
ve Said Nursi ile
Müderrisler Cemiyeti'ni kurdu. Bu Cemiyet’in Devamı
Mahiyetinde olan Teali-i İslam Cemiyeti'nin de
Başkanlığını yapmıştı. (1919). Bir ara Huzur
Dersleri'ne Muhatap olarak da katıldı (1922).
Frenk
Mukallitliği ve Şapka Adlı Eseri gerekçe gösterilerek
İstiklal Mahkemesi’ne verildi. Adı geçen Eser
Şapka Kanunu'ndan yaklaşık 1,5 Yıl önce yazılmış
olmasına rağmen Mahkemece İdam’a Mahkum edildi
7 Aralık
1925 i Akşam Ezanı’ndan birkaç Dakika sonra Laleli’deki Evinin
Kapısı çalınır. Hanımı Zahide Hanım Kapı’yı açar.
Ev’i arasalar da Suç Unsuru bulamazlar. 5 Dakikalığına diyerek
Hoca’yı Müdüriyet’e götürüler. Tutuklanır. Kızı ve
Karısı geride kalır.
Bir Gün
Gemi’ye bindirip Giresun’a yollarlar. İstiklal Mahkemesi
orada kurulmuştur. Giresun Ayaklanması’nın Lideri Hafız
Muharrem’le yüzleştirildiği Atıf Hoca’yı
tanımadığını, İsmini duymadığını söyler.
İstanbul’a
getirildiğinde Serbest bırakılmayı umar. Müdüriyet’e alınır.
Hanım’ına şu Mektub’u ulaştırır: ‘Bugün Karadeniz Vapuru ile
İstanbul’a getirildim. İstiklal Mahkemesi Heyeti de
bizimle İstanbul’a geldi. Giresun’da Meydana gelen bir
Hadise’de Kitap dolayısıyla beni Alakadar zannetmişler.
Bilahare İlgim olmadığı ortaya çıktı. Suizan’dan kurtuldum.
İnşallah burada da kurtulurum da yakında kavuşuruz.’
İstanbul
Emniyeti’nde geçen Çile’den sonra Ankara’ya gönderilir. Son
Saat Gazetesi, Vagon Penceres’inden Alış-veriş eden
Resmini koyarak ‘Atıf Efendi ve Arkadaşları
3.Mevki’de ve Vagonlar’la 13 Polis Nezaretinde Ankara’ya
gönderildi’ diye Başlık attı.
26 Ocak
1926 Salı İlk Ankara İstiklal Mahkemesi Huzuruna
çıkarıldı. Şevket Süreyya anlatır: ‘Hoca’nın
Yüzü Sakin’di. Metanet’ini Muhafaza ediyordu. Yalnız Dudakları
kımıldıyor ve galiba bir Dua okuyordu. Fakat eskiden Kalpaklı
ve şimdi Hasır Şapkalı Zat, bu Hükümle de kanmamış gibiydi.
Bağırıyor, çağırıyordu. Acaba Hoca’yı bir Tekme’yle
Merdivenler’den aşağıya yuvarlayacak mı diye bekledim. Fakat
olmadı. Müderris, bu Sözler üzerine kendisine değilmiş gibi
bekledi. Sonra Sağanak geçince yürüdü. Muhafızlar’ın arasında
Merdivenler’den indi. Önümüzden geçerken yine Dudakları
kımıldıyordu..’
Kel
Ali’nin Kin Yuvası Gözleri Hoca’ya dikilmiş
soruyordu:’Başka Mevkufiyetiniz var mı?
-31 Mart
Hadisesi’nde de yine böyle Sebebsiz Tevkif edilmiş ve bir
hafta Mevkuf kalmıştım. Onu Müteakip Mahmud Şevket
Paşa Vaqasından dolayı Sinop’a sürülmüştüm. Hala gerçek
Sebebini bilmemekteyim.
-Nasıl olur da
Sebebini bilmezsiniz?
-Söylemezlerse ne bileyim. Sorduğumuz halde her defasında,
Afedersiniz bir Hata’dır oldu, demeyi Alışkanlık haline
getirmişlerdi. Bize, bir Yanlışlığa Kurban gittiniz, denildi.
Tıpkı şimdiki Yanlışlık gibi.
-Ya Siyaset?
-Hiçbir zaman
Siyaset’le Meşgul olmadım. Kütüphane’mde bile Siyaset’le
Alakalı tek bir Eser’im yoktur. Ömrümü İlme ve İrfan’a verdim.
Teşkil ettiğim Cemiyetler hep İlmi Cemiyetler olmuştur.
Hayatım Müddetince bir defa bir Hareketim olmuştır, o da Vatan
Kaygusundandır. Yunanlılar’ın İzmir’i İşgali üzerine bir
Beyanname yazarak İtilaf Devletleri Temsilcileri’ne vermiştik.
İzmir’de Vaki olan Alçak Tecavüzü ve Taarruzu Protesto etmek
Maksadıyla yazılmış. Biz de bu Suretle Vazifemizi yapmak
istemiştik. Eğer, Siyasi bir Hareket sayılırsa, işte yaptığım
bundan ibarettir.
-Frenk
Muqallidliği Kitabı ne zaman ve niçin yazdınız?
-O Kitab’ı
senelerce Evvel yazmıştım. Maqsadım Açıktı. Muqallitliğin her
türlüsü Mekruh’tur. Japonya gibi Alem’e örnek olabilecek bir
şekilde Terakki ve Medeniyet’e kavuşmuş Milletler de Gözümüzün
önündedir. Garb’ın İyi taraflarını almışlardır. Fakat biz bu
işi yaparken Körü körüne ve Luzumsuz yere, mutlaka onlarda da
vardır diye Muqallitlik yapmayalım demek istemiştim. Fakat bu
Fikri içine alan Kitab’ımı, ancak 1340 (1924) Senesinde
Süleyman Nazif Bey ve Ubeydullah
Efendi ile ortaya çıkan Kalem Mücadelesi esnasında
bastırmıştım.
-Bu Eser’i bastırmadan önce
gösterdiğiniz Kimseler oldu mu?
-Evet..
Matbaa verilmeden Evvel 8 Nüsha olan Kopyalar’ını İstanbul
Maarif Müdürlüğü’ne, 2. Nüsha’yı da Matbuat Umum Müdürlüğü’ne
verdim. Okudular. Tetkik ettiler, hatta Teşekkür bile ettiler.
Usulen Resmi Ruhsat’ı da verdiler. Dosyamızda Mevcut’tur.
-Şapka
Kararnamesi’nden sonra bu Kitap’tan sattınız mı?
-Hayır. Bu
Kararname çıktıktan sonra bir tek Kitap dahi satılmamıştır...
Bu Kitap çıktığında Son Telgraf Gazetesi aleyhimde
Neşriyat yapmıştı. Bunun üzerine o zaman Mahkeme’ye Müracaat
etmiştim. Dava Neticesinde Mahkeme Heyeti Kitab’ın Zararlı
olmadığını Ekseriyetle Kabul ederek bu Gazete’yi 100 Lira
Manevi Zarar ödemeye Mahkum etti. Mahkeme’nin bu Kararı dahi
Dosya’da Mevcuttur.
Seslendiler:
-Şahit,
Kitapçı Abdulaziz, Huzura gel ve bildiklerini Eksiksiz
anlat. Tek Kelime gizlersen başına gelecekleri düşün’
-Ben Küçük
bir Kitapçı’yım, Kitap satmak ve basmakla geçinirim.
Siyaset’le Meşgul bir İnsan da değilim. Atıf Hoca’yı
İlim ve İrfan Ehli olarak bilirim. Zaman zaman Eserler’inden
sattım. Çünkü benim Mesleğim bu!
Tahiru’l-Mevlevi’ye
sordular:
-Atıf
Hoca’yı nasıl tanırsınız?
-Alim ve
Fazıl bir Hoca olarak tanımaktayım. Vatan’ına Bağlı
birçok Münevverler yetiştirmiş, Kanaatlerinde Celadet Sahibi
bir İnsan. Kendisinde zerrece Eğrilik bulunmayan ve Doğruluğu
Baş Tacı edinen bir kimse!
-Senden onu
Sena etmeni istemiyoruz. Mahkememizi aydınlatacak Bilgiler
istiyoruz...Siz O’nun Frenk Muqallitliği İsimli
Kitab’ından sattınız mı?
-Evet, 5 Adet
sattım!..
Atıf
Hoca’nın Savunması:
-Hamd olsun
Yüce Allah’a ki Müslümanım! Tek ve Ebedi Gayem de İslam’ın
Ruh’unu ve Hakikatlerini yaymaktır. Bu, bir Müslüman Ülke’de
eğer suçsa, Sabittir ki ben bu Cürm’ü işledim.’
Savcı’nın
İddianamesini okuması için, Muhakeme 2 Şubat Salı’ya
bırakıldı. Hoca ve diğer Mahkumlar Süngülü Nöbetçiler
Nezaretinde Ankara Hapishanesi’ne götürüldüler.
2 Şubat.
Mahkeme Salonu tıklım tıklım. Savcı Necip Ali
İddianame’yi okudu: ‘ Şapka ve bu yüzden Meydana gelen
Hadiseler’in Amilleri olmakla Maznun bulunan Eşhas’tan
Babaeski Sabık Müftüsü Ali Rıza Hoca’nın
İdam’ına, İsklipli Atıf, Süleyman Fettah, Tahir,
Mesud, Süleyman... Efendiler’in de 3er Sene’den az olmamak
, üzere Hapis ve Küreğe konulmalarına.. Hasan Oğlu
Samih, Aras Şirketi Müdürü Cafer İsmail,
Sabuncuzade Mustafa ve Zühdü ile
Tahiru’l Mevlevi
Hocaların Nefyine, Tevhid-i Efkar Muharrirleri’nden Ömer
Rıza’nın Hudut Haricine Tardına, Gostuvar’lı Hüseyin,
Berber Mustafa, Ispartalı Hüseyin ve Kardeşi,
Kitapçı Mihran ile Mahfi Efendiler’in de
Beraatlerine Karar verilmesini Talep ederim.’
Kel Ali:-
Yarın Müdafalarınız ve Son Sözleriniz dinlenecektir,
hazırlanınız, dedi.
Gece uzun
süre sessizlikten sonra
Tahiru’l Mevlevi konuştu:
-Efendi
Hazretleri, artık kurtuldunuz demektir. Savcı’nın Taleb’ine
göre size Nihayet Basit bir Hapis Cezası’ndan başka bir Şey
vermeleri Mümkün olmaz. Bir kaç Ay’dır zaten içerdesiniz. O da
Mevkufiyet’inize sayılır ve siz Hürriyet’e kavuşursunuz.
-Yüce Allah
bilir.
Müdaafasını
yazarken uyur. Uyku’dan Murad Hasıl oldu diyerek uyanır.
Beklediğim Rüya’yı gördüm. Allah’ın Rasulü bana, yanıma
gelmek dururken ne diye Müdafaa karalamakla uğraşıyorsun,
buyurdu.. Beni İdam edecekler. Allah’ın Rasulu’ne
kavuşacağım. Hz.Osman ve Hz.Ali de Şehid
edilecekleri Gün’ün Gecesinde Davet almışlardı... Göreceksin
beni İdam edecekler.
Müdafanamesini yırttı. Mahkeme’de:
-Hacet yok
efendim, Müdafa’yı Mucip bir Suç’um olmadığı esasen Tebeyyün
etmiştir. Vicdan’ınızın vereceği Hükme İntizar ediyorum.
Okunan
Karar’da Ali Rıza ile O’nun İdam’ına Karar çıkar.Tahiru’l-Mevlevi
ile Ömer Rıza Beraat ederler.
Tahiru’l- Mevlevi’nin
Kulağına fısıldar:
-Zalim ve
Katiller’le elbette Mahşer Günü’nde hesaplaşacağız.
3 Şubat
Çarşamba. Gece. İdamlıklar’a Mahsus Hücre’ye konur. 5i çeyrek
geçe uyanır. Son Sözü Kelime-i Tevhid olur.
Ocak 1925 de
Erzurum’da Muhafaza-i Muqaddesat Cemiyeti ile İslam
Teali Cemiyeti Kurucularının Önderliğinde bir Mevlut
sonrası Protestoları oldu.
25 Kasım 1925
de Hükümet’in Zorla Şapka giydireceği , Kadınlar’ın
Çarşaflarını açacakları Duyumları bu Tarih’te Nakşi
İsyanları’na neden oldu (Rize, Of, Giresun).
Maraş’ta
Mahmut Süleymanoğlu ‘Şapka Giymeyeceğiz’ diyerek
Bayrak açtı. Ankara Cerkeş’te Şapka Karşıtı bir Bildiri Cami
Kapısına yapıştırıldı.
Karar İnfaz
edilerek Atıf Hoca 24 Şubat 1926 da Şehit edildi.
Alemdar Gazetesi’nde de Yazıları yayınlandı.
Eserleri:
-Nazar-ı
Şeriat’ta Beriyye ve Bahriyye'nin Ehemmiyet ve Vucubu,
-Miratu'l-İslam,
-İslam
Yolu,
-Dini
İslam'da Men-i Müskirat,
-Tesettür-i
Şer'i,
-Muinu't-Talebe,
-Medeniyet-i
Şeriyye ve Terakkiyat-ı Diniyye,
-Frenk
Muqallitliği ve Şapka,
-Frenk
Muqallitliği ve İslam
-İslam
Çığırı,
Diğer Şapka
Davaları: