Kelim
Sıddıki
1932-1996
İlgi alanını İngiltere'deki göçmen
Müslüman nesil oluşturuyordu. Aslen Müslüman olarak bu ülkeye göç eden,
Asyalı, Afrikalı Müslümanların ve bunların
çocuklarının kimliklerini korumaları çok büyük bir önem
arzediyor. Batı kültürü batıl kültürdür; bu kültürde bazı
Müslümanlar boğulacaklar; ama boğulmayan Müslümanlar da İslam
kültürünü bu topluma yerleştireceklerdir. Onun kalkış
noktası budur.
1972 de British
Kütüphanesine ve Londra Üniversitesi'ne yakın bir yerde The Müslim Institute for Research and
Planning 'i kurdu. Arapça, İngilizce ve diğer dillerde
kitapları içeren küçük bir Kütüphanesi vardı.
Kurum kendi kendine global İslami Hareketin bir
parçasını oluşturur, fakat bu sadece akademik düzeydedir.
Birleşik Krallık'ta, entellektüel sahada Müslümanların
varlığını güçlendirmek için uğraşır.
Öğrenci olarak gelip, Batı toplumunda yaşayan
Müslümanların entellektüel
mükemmelliklerini geliştirmek amacındadır. British
Üniversitesi'nde çeşitli kurslara devam eden öğrencilere değerli
akademik tavsiyeler vermektedir. Enstitüyü ziyaret eden İslam Alimleri,
Enstitünün imkanlarından istifade etmektedir.
Müslümanlar, uyruklarına, etnik, lisan veya diğer
özelliklerine bakılmaksızın kabul edilmektedir.
1971 de Londra'da Müslümanlardan gayrı resmi bir grup
toplantılar yapmaya başladı ve Enstitü'nün amaçlarını
belirlemek için 2 yıl çalıştı. Bu gurup kendi
aralarında şu soruları sordu: Gerçekten ve tam olarak
Müslümanların bugünkü durumu nedir? Yanlış olan ne? Bizim niahi
amacımız ne? Biz gerçekten neler yapabiliriz? Değişim
stratejisi nedir? Bizim takip edeceğimiz strateji ne olmalıdır?
Bu ve benzeri sorular Enstitü Hazırlık Komitesi'nce
cevaplandırıldı ve teklif broşürü olarak, 1974 de dünya
çapında yayınlandı.
Kurucu üyeler, Enstitü'nün Dünya Müslümanlarını temsilen
kurulmasının daha uygun olacağını düşünerek,
kurucu üyeliği için dünya Müslümanlarını davet etti.
Kurucu üyelerin sayısı, önce Londra'dan düzinelerle
başladı. Sonra dünyanın birçok bölgesinden yavaş, fakat
düzenlice üyeler katıldı. Global yaklaşım yöntemini
tutmuştu. Şimdi Dünya çapında kurucu üyelerin çalışma
ağı, Enstitü'nün finansal kaynağını
sağlamaktadır. Enstitüye üye olmanın tek şartı,
Müslüman olmaktadır.
Araştırma ve
Öğrenme:
Ümmetin yüz
yüze bulunduğu kültürel değişimin vazgeçilmez proplemleriyle
ilgilidir. Enstitünün bu özelliği bütün dünyaca bilinmektedir.
Şu
konularda kurslar düzenledi: 1.Hz.Peygamberin Hayatı, 2.İslami Siyasi
Düşünce, 3.Bilimsel Felsefe, 4.Arapça Dil Kursu, 5.Gazetecilik.
İran'da İslam Devrimi ile tarihi durum
değiştirildi. Devrimi sistematik olarak inceleyen tek akademik kurum
oldu. Devrimden sadece 6 ay sonra, İslam Devrimini inceleyen 4 Konferanslık
bir kurs düzenledi. Bu konferanslar bastırıldı.[1]
Seminerler:
Akademik
aktiviteler içerisinde gerçekleştirilen seminerler, Enstitü'nün
proğramlarının önemli bir parçasını oluşturur.
Enstitü, düzenli olarak seminer proğramlarına, Ekim 1975 de başladı.
Bugüne kadar 50'den fazla seminer düzenledi.
Enstitü, ayrıca 1982 de Londra'da "Dünya
Seminerleri" düzenledi. Şimdiye kadar bunların dördü
gerçekleştirildi: 1982: Hacc, 1983:İslam'da Devlet ve Politika, 1984:
İran-İslam Devrimi, 1985:Pakistan'ın Geeceği.
Bu seminerlerde İslam alimleri, yazarlar,
öğrenciler, aktif Müslümanlar, dünyanın her yerinden ve islamın
değişik düşüncelerine sahip olanlardan kişiler
katıldı. Ayrıca binlerce Müslümanın katıldığı
sergiler düzenlendi. Seminer metinleri yayınlandı. Seminerler devam edderken, bir bülten
yayınlanmaktaydı. İslami araştırmalar ve sosyal
hizmetlerle ilgili bilim adamları bir araya geliyor.
Halk
Konderansları ve Konferans Turları:
Dünya çapında büyük bir İslam Medeniyetinin
tanıtılmasında ve entellektüel alanların tesisinde, halk
konferansları ve konferans turları önemli rol oynar. Enstitü'ye
mensup elemanlar İngiltere'de, Amerika'da, Kanada'da, Avustralya'da, Yeni
Zellanda'da, Güney Afrika'da, Malezya'da, Hindistan'da, Pakistan'da,
Nijerya'da, İran'da ve bazı Arap ülkelerinde çok sayıda
Üniversite ve islami organizasyonları ziyaret ederek, konferanslar
verdiler.
Yayınlar:
Enstitü'nün irtibatlı olduğu yayınevi
vasıtasıyla, 1974'den günümüze, çok sayıda kitap
yayınlandı. Kanada'da, Amerika'da, Güney Afrika'da ve Malezya'da
irtibatlı olunan Yayınevleri bu kitapları
yayınlamaktadır.
İslami Hareketle ilgili
yayınlar, Enstitünün en iyi bilinen yayınlarıdır.
1981 de Sıddıki
tarafından kaleme alınan islami hareketle ilgili Kitaplar
geçmişinden günümüze dünya İslami hareketlerini anlatmaktadır.
İslami Yayınlar Bülteni:
İslam dünyası ve İslam hakkında
araştırmaları izleyen 3 aylık bir yayındır. 1985
Nisan'ından beri yayınlanıyır.
Müslim-Medya:
İslam Dünyasında etkili olan olaylar
hakkında geniş çaplı bilgi ve derinlemesine analizler içeren,
aylık haber bültenidir. Abone olmak yoluyla temin edilir. Kasım 1981
de yayınlanmaya başladı.
Uluslararası
Hilal Haber Magazin:
Ayda iki kere Toronto'da yayınlanır,
ayrıca Londra'da ve Pretoria'da basımı yapılır.
magazin dünya çapında periyodik olarak okunan ilk başarılı
islami politik yayın.
Sıddıki'nin Görüşleri:
1.Eğitim:
"Bu alanda bir dizi grup ve kuruluşa
tarafından çok miktarda yararlı iş zaten
gerçekleştirilmiştir. Bununla beraber, İngiltere'de Müslüman
çocuklara İslam'ı öğretmek için müşterek bir müfredat
proğramı, eğitimle meşgul olanlar için acil bir
gerekliliktir. Yardım ve bağışlarla ayakta duran okullar,
cinslerin ayrı eğitimini, Müslüman öğretmenlerin dini rehberler
olarak hazırlanması, okullarda ibadetin topluca
gerçekleştirilmesi, İslami giyim ve İslam'a zıt içeriklere
sahip ders proğramı olarak gösterilebilecek olan Milli
Müfredat'ın tadilatı gibi konuları tetkik edecek bir İslami
Eğitim Komisyonu ( MEC- Muslim Education Comisson) tesis edilecektir. Bu
Komisyonun rapor ve tavsiyeleri daha sonra Eğitim ve Bilim
Bakanlığı ve İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey
İrlan'da'daki sorumlu kuruluşlarla yapılacak görüşmelerin
esasını belirleyecektir."
2.İslam
Kişi Hukuku:
"Evlilik, boşanma ve miras gibi İslam
Kişi Hukuku'nun enine boyuna tartışılan meselelerinin
uygulanması, durumu tetkik edecek ve tavsiyelerde bulunacak, Müslüman
hukukçu ve avukatlardan oluşan bir hukuk komisyonu gerekmektedir.
Şimdiye kadar İngiliz Hükümetinin bu meseleye yaklaşımları,
şüpheli, fena ifade edilmiş, hissi, yetkisizce olmuştır.
Geçmişte İngiliz Mahkemeleri İngiltere dışında
İslam Kişi Hukuku'na göre kararlaştırılan İslami
evlilik, boşanma ve miras meselelerini tasdik etmişlerdir. Bu durum,
daha sonra İngiliz Hukuku'nun da geçerliliğini
tanıyabileceği alanları içeren bir İslami yasal çerçevenin
oluşturulması çabasına kaynaklık etmelidir."
3.İslam
Hukuk Komisyonu:
"Müslüman toplumun, Hükümet ve Muhalefet
Partilerinin yasama proğramlarını sürekli gözaltında tutmak
için daimi bir Komisyona ihtiyaçları vardır. Aynı şekilde
Komisyon Müslüman toplum için anlam ifade edebilecek, mahkemelerde
hakkında hüküm verilmiş davaları da kontrol edebilir. Komisyon
Hükümet ve muhalefet partilerine yasama proğramındaki büyük teklifler
hakkında yazılı öneriler de verebilir. Komisyon, ayrıca
temel hukuki meselelerde bilgilendirilmiş kamuoyunu oluşturabilmek
için İslam Danışma Konseyi
ve İngiltere Müslümanları Genel
İdare Meclisi içerisinde tartışma başlatabilir."
4.Yüksek
Eğitimin Finans Edilmesi:
"Bu, camilerin teçhizatlı olarak önemli bir rol
oynayabileceği bir alandır. Bir çok caminin bankalarda atıl
olarak duran fazladan paraları bulunmaktadır. Bu stoklardan bir
bölümü yüksek eğitimdeki Müslüman öğrencilere ödünç para verme
projeleri tesis edilmesi için kullanılabilir. Bu gibi projelerin en büyük
avantajı, yaşantıların en önemli gelişme
safhasında olan genç Müslümanlar arasında islam'ın bir iyiniyet
oluşturamasıdır. Bu deney onlara Cami teşekküllerinin
kuvvetlendirilmesi ve onlarla Cami arasında bir bağ
oluşturulması için ayrıca bir sebeb olacaktır."
5.İslami
Hafta Sonu Kolejleri:
"Siret, Tefsir, Kıraat, Hafızlık,
İslam Tarih İslam Kültürü ve Medeniyeti, İslam Sanatı,
İslami Hareket ve İslami siyasi düşünce gibi konularda dersleri
içeren bir müfredat proğramı ülke boyunca oluşturulacak bir İslami Hafta Sonu Kolejleri
ağında insanlara sunulabilir. Mümkün olan yerlerde bu gibi kolejler
camiler içinde işletilmelidir."
6.İslam Üniversitesi:
"Tartışmalarımıza yön
vereceğimiz ve katkıda bulunacağımız açık
platform bir İslam Üniversitesidir. Bununla beraber ihtiyaç
duyduğumuz bu İslam Üniversitesi, sığ ve riyakarane bir
Suudi rejimi yapımı olmamalıdır ( tıpkı diğer
Batı Üniversiteleri'nde İslam adı altında
yapıldığı gibi). Son 20 yılda Londra'da Muslim Institü'nün öncü çalışmalarıyla oluşturulan
entellektüel kurumların, bir İslam Üniversitesi için somut kurumlar
olacağını ileri sürmekteyiz."
7.İslam Ümmeti Fonu:
"Müslüman topluluğu kendi içinde geniş
ölçüde kaynakları harekete geçirmeli ve fonları yükseltmelidir. Bu
manifestoda çizilen proğramın yerine getirilmesi için büyük fonlar
gereklidir. Örneğin, islami Eğitim Komisyonu, İslam Hukuk
Komisyonu, yüksek eğitimindeki öğrenciler için bir kredi fonu, İslami Hafta Sonu Kolejleri ve esas
olarak İslam Üniversitesi
oluşturulması gibi planları hepsi sermaye yoğunlukludur.
Tüm bu komisyonlar, sekreter ve ofis imkanlarıyla desdekenen tam gün
çalışan araştırma elemanları gerekmektedir. çeşitli
komisyonlarda hizmet veren üyelerin seyahatleri ve diğer giderleri
karşılanmalıdır."
8.Uluslararası
İslami Hareketler Dayanışması:
"Herhangi bir ülkede Müslümanlar herhangi bir
tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında,
diğer ülkelerde bulunan İslami Harekete mensup Müslümanlardan
yardım ve desdek görebilmelidir. Bu desdek bizzat kişilerin
katılımıyla olmalıdır. mesela, Cazayir'de bulunan
İslami Hareketin İslami inkişafını mevcut rejim engellemeye
çalışmaktadır; eğer böyle bir Uluslararası İslami
Hareketler Dayanışması bulunsaydı, dünyanın her
ülkesindeki Müslümanların yanına koşacaklardı ve
Cezayir'de İslami Hareket zafere ulaşacaktı."
9.Yöntem:
Sıddıki, Müslümanların gayri İslami rejime sahip ülkelerde mevcut
kurumlara girerek İslami mücadele vermelerini istemez. Müslümanların
gayri İslami kurumlaşmaların dışında kalarak
mücadele vermesini ister. Bu yöntem anlayışından dolayı İngiltere İslam Partisi'ni ve
RP yi benimsemez. Aslında Müslim
Parlement ile İngiltere İslam
Partisi'nin amacı
aynıdır, ancak yöntem farklıdır. İslam Partisi mevcut sistem içinde mücadele vermektedir. Oysa Muslim Patlement mevcut sistem
dışında mücadele vermek istemektedir.
10.İran ile Bağlantı:
"Londra'da çok sayıda Türk bulunduğu
halde; neden ben sizinle sohbet ediyor ve samimi oluyorum?" Çünkü siz beni
arayıp buldunuz ve benimle sohbet etmeyi arzuladınız"....
11.Pakistan
ve Türkiye:
"Pakistan'daki mevcut İslami gelişme sevindiricidir.
Ancak Pakistan'ın geçmişte hatırı sayılır bir
deneyimi olmaması Pakistan için bir dezavantajdır. Türkiye'li
Müslimanlardan ümitliyiz. Türkiyeli Müslümanların Osmanlı Hilafeti gibi çok güzel bir deneyimleri vardır.
İnşallah Türkiyeli Müslümanlar yeniden İslam Medeniyetini kuracaklardır."
12.İslam
Paktı:
"İslam dünyasında ekonomik yönden güçlü
olup, diğer İslam ülkelerini kendine bağımlı
kılabilecek güçte bir ülkenin bulunmaması nedeniyle İslam
Paktı oluşamıyor. İslam Paktının
oluşamamasının nedenlerini dış kaynaklı olarak
değil de iç kaynaklı sebeblerde aramalıyız."
Müslim Manifesto, Müslim Parlemento:
1990 da Kamuoyuna açıkladı:
"İslam dünyadaki bütün büyük
dinler arasında en siyasi olanıdır. İslam ilk
yıllarında öyle bir siyasi plartform oluşturmuştu ki,
buradan Müslümanlar; büyük devletler, imparatorluklar, bir dünya Medeniyet ve
Kültürünün kurucusu olarak evrensel bir rol yükleinmişlerdi. Siyasi ve
kültürek bağımlılık onları karakterlerine
aykırı bir konuma itmiştir. Şimdi de İngiltere'deki
Müslümanlardan, tek seçenek olarak bağımlılık ile kültür
ve dinlerinin tümüyle dağılışını kabul etmeleri
isteniyor.
"Bu Manifesto
aşağıdaki kabuller üzerinde kurulmuştur:
İngiltere'deki Müslümanlar, ne kaçınılmaz ve daimi sosyal
konumları olarak bağımlılığı, ne de kimlik,
kültür ve dinlerin dağılışını kabul edebilirler.
Bir azınlık olmalarına
karşın Müslümanlar tamamlayıcı bir parçası
oldukları dünya Müslümanları topluluğunun ve ümmetin hedeflerine
uygun hedefleri belirleyebilirler.
İngilteredeki Müslümanların
bu hedefleri takip için kurumlar oluşturmaya ve kaynakları harekete
geçirmeye ihtiyaçları vardır. Bu aynı zamanda İngiliz
toplumu içinde onurlu bir yer edinmeleri için tek yoldur.
İngiltere'de resmi politikanın
sunulduğu "Entegrasyon" ve "asimilasyon"
dayatmasına karşı kesinlikle direnilmeli ve reddedilmelidir.
Evrensel İslam Ümmetinin bir
parçası olarak İngiltere içindeki Müslümanlar kendi kişilik ve
kültürlerini geliştirmek zorundadırlar."
1.Kurucular Konseyi: Bu bildirinin
benimsenmesi ve hazırlanması için bir Kurucular Konseyi
oluşturulması düşünülmüştür.
2.İngiltere Müslümanları Konseyi: İngiltere'deki Müslümanların, bu ülkenin
vatandaşları olarak kendileri için hayati olan meseleleri müzakere
edecek, aynı zamanda bütün düşünce
farklılıklarının özgürce ifade edilebileceği bir plartforma
ihtiyaçları vardır.
3.İngiltere Müslümanları Genel Meclisi: İngiltere Müslümanları
Konseyi tesis edildikten sonra, İngiltere Müslümanları Genel
Meclisi'ni oluşturmak için adımlar atılacaktır. Genel
Meclisin üye sayısı 500 e varabilecektir. Genel Meclise üyelik,
davet yoluyla olacaktır. Bireylerdan ve aralarında
kadınların, gençlerin, öğrencilerin,
işadamlarının, meslek sahiplerinin de bulunduğu
temsilcilerden oluşacaktır. Genel Meclis İngiltere'deki
Müslümanların hayatının tüm yönlerini yansıtacak
şekilde kurulacaktır. Çok sayıda kadının Genel Meclise
üye olabilmesi için her türlü çaba gösterilecektir. Genel Meclis yılda bir
kez toplanacaktır.
4.İngiltere
Müslüman Kadınlar Konseyi: "Kadının konumu çok uzun
süreden beridir İslam'ın kendisine yöneltilmiş şiddetli bir
düşmanlık kampanyasının hedefi olmaktaydı.
Batı'nın "İslam'da Kadın'a sağduyudan uzak
bakışı batılılaşmış bazı Müslüman
ailelerden kadınların sahte bir "özgür" yaşam
tarzını taklit etme çabalarıyla kuvvet kazandı. Bir
Müslüman kadının asla batılı bir kadın
olamayacağı açıktır. Müslüman kadının sosyal rol
ve yaşam tarzı sadece giyinme şekli ve hicapla ilgili bir mesele
de değildir. Bir İslam toplumundaki kadının konumu hicaptan
daha derinlere; eğitim, meslek edinme, çalışma, mülkiyet,
boşanma hakkı gibi alanlara uzanr.
İngiltere'de Müslüman kadınlar,
yeteneklerini geliştirebilecekleri ve isteklerine tam olarak daima
İslam'ın rehberliğinde ulaşabilecekleri tümüyle
kendilerinin olan şumullü bir yaşam tarzı geliştirmek için
eşsiz bir konumdadır. Ancak bu sadece, müslüman kadınlar
kendilerine ait bir ğlartforma sahip olurlarsa gerçekleşecektir.
Müslüman
Kadınlar Konseyi'nin kurulmasını teklif ediyoruz. Müslüman
kadın, toplumda, Batı'daki sözde serbest kadının sahip
olduğundan daha yüksek ve asil bir yere sahiptir."
5.İngiltere'de
Müslüman Gençlik ve Öğrenci Kongresi:
"İslami cemiyetler uzunca bir süredir
İngiliz Üniversiteleri, yüksek eğitim politeknikleri ve kolejlerde
kurulmuş bulunuyor. Fakat, şimdiye kadar faaliyetleri Cuma
namazları düzenlemek ve kısmen, İslami kültürle laik eğitimleri
birbirine katmakla sınırlı kalmıştı. Şimdiye
kadar çok az İslami cemiyet, üyelerinin meseleleri
kavrayışlarını geliştirmek için çaba gösterdi. Laik
bir meslek hayatı ve yaşam tarzı adına yapılan
eğitim, İslami cemiyetlerin varlığından etkilenmemiş
bir şekilde devam etti. Şimdi biz, Müslüman genç ve
öğrencilerin, İngiltere'deki Müslüman toplumun ve İslam'ın
daha şumullu ve uzun vadeli olan hedeflerine ulaşmaya
adanmış, bir yaşam tarzı şekillendirmelerine
yardım etmek için özelleşmiş bir teşkilat meydana getirmek
zorundayız.
Bu hedefi gerçekleştirmek ve
Müslüman genç ve öğrencilere kendi potansiyellerinin artması ve
gelişmesi için İngiltere Müslüman Gençlik ve Öğrenci Kongresini
tesis etme yolunda adımlar atılacaktır. İngiltere'de
Müslümanların geleceğini şekillendirmeye Müslüman gençlik tam
olarak katılmalıdır.".
Manifestodaki Diğer Konular:
1.İngiliz Otoriteleri İle İlişkliler:
"İslam, Müslümanların, gayrı Müslim
yöneticiler ve siyasi sistemlerin hayat, mülkiyet e özgürlüklerini
korumasını korumasını kabul etmelerine izin verir. Bu
konumda bulunan Müslümanlar gayri müslim bir Devlete vergi ve diğer borç
yükümlülüklerini de ödeyebilirler.
Gayri Müslim bir Devletin koruması
altında yaşayan Müslümanlar, İslam'a ve ümmete karşı
yükümlülükleri çelişmedikce bu Devletin kanunlarına itaat
etmelidirler. İngiltere'deki diğer azınlıklar, özellikle
Yahudiler ve Katolikler de aynı konumdadır.
İngiliz Yasa Kitabı'nda
Allah'ın kanunları ile açıkça çelişen kanunlar var; bunlar
tefecilik, çocuk düşürme, homosemsüellik, kumar, alkol
satışı ve tüketimi ve ölüm cezasının
kaldırılmasıyla ilgili olanlardır; Müslümanlar
Allah'ın kanunlarını olduğu kadar tabiatın
kanunlarını da aleni ve çirkin bir şekilde çiğneyen yasal
ve sosyal bir gündemin herhangi bir kısmı ile ne mutabık
olabilirler, ne de buna göz yumabilirler.
Müslümanlar, kanun ve düzenin
korunması ve bütün vatandaşlarımız için
barışçıl ve sağlıklı koşulların tesisi
yönünde yetkililerle işbirliği yapacaklardır.
Müslümanlar, İngiliz Hükümetinin
keyfi hakaret, müstehcenlik ve suistimale karşı din ve kültürlerini
korumayı sağlamasında ısrsr edecek ve gerekli olduğu
sürece buna devam edeceklerdir.
Müslümanlar şunu Hükümet ve
İngiliz toplumunun bütün kesimleri için açıklığa
kavuşturulmuşlardır ki din, kültür ve gelenekleri sebebiyle
hakaret ve suistimale uğramamayı ummaktadırlar ve buna tolerans
göstermeyeceklerdir."
2.İngiltere'deki
Müslüman Topluluğun Hedefleri:
"Qur'ani bir gereklilik olan iyiliği emredip
kötülükten men etme" emrini yerine getirmek,
İngiltere'deki Müslüman nufuzu
İslam tarafından konulan hedeflerin peşinde organize bir
topluluk olarak birleştirmek.
Mümkün olan en yüksek müşterej takva
ve çok yönlü manevi ve maddi fazileti kazanmak.
Müslüman toplumu,
çağımızın başbelası cinsel sapıklıktan,
cinsel yolla nakledilen hastalıklardan, içkiden, kumardan, uyuşturucu
müptelalığından,evlilik dışı ilişkiden ve
ilgili sosyal ve manevi bozukluklardan uzak, bir barış, uyum ve
manevi fazilet adası haline getirmek.
Eğitim, sağlık,
araştırma, neşriyat, edebiyat, fen ve beşeri ilimler,
ticaret ve yatırım gibi, ihtisas sahalarında Müslüman topluma
hizmet etmeye muktedir kurumları oluşturmak ve geliştirmek.
İngiltere'deki Müslüman toplum'da
bulunan kültürel, etnik ve din anlayışı
farklılığını aşarak ümmet içinde bir birlik
örneği ortaya koymak.
Müslümanlar için tıp, mühendislik,
hukuk, muhasebe, öğretmenlik gibi birlik organlarının henüz
bulunmadığı alanlarda büyük mesleki birlikler oluşturmak.
Çalışan Müslüman erkek ve
kadınlar veya okullardaki çocukların ibadet hakkı, helal yiyecek
hakkı ve İslam'a uygun şekilde giyinme hakkını güvence
altına almak.
Dullar yetimler, yaşlılar,
hastalar, düşkünler, işsizler gibi daha az şanslı olanlar
için toplum ve aile kaynaklı bir desdek meydana getirmek."
3.İngiltere'deki
Müslüman Bireyin Hayatı İçin Genel Prensipler:
"Erkek veya kadın her Müslüman, kendi özel,
şahsi, ailevi, sosyal ve mesleki hayatında mümkün olan en yüksek
takva derecesine erişmek için hayatının bütün boyutlarında
İslam'ı uygulamak zorundadır.
Her Müslüman, hayatın bütün
kısımlarında, özellikle çok yönlü bilginin
kazanılmasında, faziletin peşinde koşmalıdır.
Her Müslüman, kendisinin ve kendi
ailesinin özel ve sosyal hayatının sadece Allah'ın
hoşnutluğunun aranmasına adanmasını
sağlamalıdır.
Her Müslüman, kendi yaşam
tarzının bugünkü laik, modern, İngiliz lültüründe yaygın
olan manevi boşlığu benimsememesini temin etmelidir.
Her Müslüman, İngiliz hukuk
sınırları içerisinde yaşamalıdır.
Her Müslüman, İslam'ın
hedefleri doğrultusunda bir kimlik geliştirmeye çabalamalı ve
evrensel islami hareketin bu hedeflere yönelik mücadelesine
katılmalıdır.
Cihad, islam'ın temel bir
gereğidir ve İngiltere'de yaşamak veya
yurttaşlığa kabul ve doğum yoluyla İngiliz
vatandaşlığına sahip olmak Müslümanı cihada
katılma görevinden muaf tutmaz; bu katılım herhangi bir
dış ülkede silahlı mücadelede aktif hizmet veya dünyanın
herhangi bir yerinde böyle bir mücadele içinde olanlara maddi ve manevi
desteğin sağlanması şeklinde olabilir.
Her Müslüman sadece önüne bir yardım
sandığı uzatıldığında küçük veya önemsiz
miktarda yardım etme alışkanlığı yerine,
gelirinin belli bir miktarıyla islami harekete düzenli katkıda
bulunmalıdır.
Her Müslüman, kendi şahsi
hedeflerini, İngiltere'deki Müslüman toplumun, ümmetin ve Evrensel
İslami Hareketin çatısı içinde takip etmelidir."
Hakkındaki Değerlendirmelerden:
Fehmi
Şinnavi : "Düşüncelerimin en çok tecessüm ettiği ve
olgunlaştığı kişiydi" diyor ve Onu Walzman'ın Yahudi Devletinin
kuruluşunda oynadığı rolün aynısını Dünya İslam Devleti'nin
kurulmasında oynaması gerektiği kanaatindedir.
A.
Müftüoğlu:" Bugün
İslam ailesinin sorunlarını, engin bir sorumluluk duygusuyla paylaşan, İslam
insanının vicdanı, dili, sesi olan aydınlar,
entellektüeller ve akademisyenler de vardır. 18 Nisan 96 da Hak'ya yürüyen
Dr.Kelim Sıddıki, İslam vicadının yeniden
uyanışı yolunda bir iktisatcı, uluslararası
ilişkiler uzmanı, gazeteci, üniversite hocası, yazar ,
yayıncı siyaset adam aktivist gibi pek çok niteliklere sahip bir
aydınd bir entellektüeldi, bir akademisyendi.
İngiltere'de 25 yıl boyunca
sürdürdüğü İslami çalışmalarla;
yayınladığı, uluslararası İslami hareketin sesi
olmayı amaçlayan gazetelerle, kurduğu ajans ve enstitü ile,
düzenlediği uluslararası konferans ve seminerlerle,
yayınladığı kitaplarla, hayata geçirdiği İslam
Parlementosu, Beytulmali İslami Zekat, Fitre, Helal Gıda
Organizasyonları, Şehadet ve Cihad fonu vb. gibi İslami
kurumlarla İslamın bozulan temel bütünlüğünü kurmaya çalıştı.
Dilsiz, kavramsız, tavırsız, kurumsuz, hareketsiz bir islam,
felce uğramış bir bilinç İslam halklarının
yazgısı olamazdı. Dr.
Sıddıki bir bilinç dünyası inşa etmek istedi. Dünya
müslümanlığı sisteme bağlı bir dil kullanırken,
özellikle İslam Devriminin İran'daki başarısını
takip eden dönemde, devrimci önderlikle bütünleşerek, İslam
devriminin amaçları doğrultusunda bütün dünyada geçerli olabilecej,
sistemden bağımsız bir söylemi somutlaştırdı. Bu
amaçla , çeşitli renklerden çeşitli etnik aidiyetlerden, çeşitli
mezheplerden, ülkelerden, aydınlar, fakihler, düşünürler, hareket
önderleri, savaşçılar, aktivistleri bir araya getirerek bunlarla
yerellikleri, bölgecilikleri, ulusculukları, mezhepcilikleri aşarak;
bilinçdışı bakış açılarını terkederek,
restorasyoncu düşünceleri bırakarak; pratik düşünceler
etrafında, İslam silsilesinin aklını-bilincini-
ruhunu-umudunu temsil edebilecek sahici ve dolaysız bir islami mücadele
dilinin ufkunu aştı.
Sıddıki,
bilinçli bir gelecek tasarımının ümmet temelinde inşa
edilmesi gerektiğine inanıyordu. Hayalperest değildi. Ütopik
akımlara, yanlış biçimlerine itibar etmedi. Bilgi, bilinç, eylem
kaynaşmasının İslam Devrimi'nde olduğu gibi fiili bir
mücadele içerisinde şekillendiğini gördü. Bütün totaliter yalanlar
karşısında, kendi inançlarını bütünüyle sahiplenen
onurlu bir tavır sergiledi.
İslam Devrimi'ne kadar Müslüman
toplumlar, siyasal hayatı olmayan toplumlardı. Müslümanlar siyasal
dünyanın dışına itildikleri için, tarihin köleleri oldular.
İslam devrimiyle birlikre İslam Dünyasında siyasal ve tarihsel
mücadelenin ufku yeniden açıldı. Bu süreçle birlikte İslam,
uluslararası sistemin tek hedefi haline geldi. Devrimvi islami
oluşumlar, yeryüzünün yalnızca emperyalizmin faaliyet alanı
olmadığını, tarihi inşa edecek İslami bir
mücadeleyle tarihin sahibi olunabileceğini gösterdiler.
K.Sıddıki,
siyasal İslami yapılanma çabalarına öncülük ettiği için,
özellikle entellektüel hepimizin çokça
tanık olduğu, hepimizin sık sık muhatap olduğumuz
eleştirilerdir. İslamın siyasal iddiaları
karşısında ortaya çıkarılan dünya çapındaki
tepkilerden maalesef Müslümanlar da etkilendiler.
Bugünün dünyasında modern politik
düşünceler inandırıcı düşünceler olmaktan
çıkmış, politik çözümlere güven kalmamıştır.
Modern politika yalnızca sınıf çıkarlarını düzenleyen
bir kurum haline gelmiştir. Modern politik kavram ve kurumlar
insanlık hayatının sorunlarını
algılayamıyorlar, çözümleyemiyorlar. Politik felsefelerde umut
kalmadığını modern insan da görüyor, anlıyor, ancak
alternatifsizlik nedeniyle buna katlanıyor.
Modern siyasal yapılar rasyonalizm,
aydınlanma ve bireycilik temelleri üzerinde yükesldi. Bugün bu temeller
çürüyor. Bu temellere arkaik/ primitif gerçeklikler olarak bakılıyor.
Çünkü bu gerçeklikler insanlık sorunlarına cevap veremediği gibi
derinleştiriyor. Politika bütün dünyada kirlenmiştir. Modern politik
felsefelerle İslamın siyasal görünüşünü
karıştırmamak gerekir. Modern politika, kimi kurumlar ve iktidar
aygıtları içerir, bir etik içermez. İslami siyaset, insani,
ahlaki, tüm alanları, anlamları, ilişkileri, sorunları ve
sorumlulukları kapsar.
Modern uluslararası iktidar
aygıtı ve egemenlik sistemi, İslamın ve Müslümanların
yalnızca etik alanla ilgilenmesini, bu alanla ilgili çalışmalar
yapmasını istiyorlar. İslam ise kendisi olmak istiyor.
İslamın hayatın her alanında ve bütün dünyada kendisi
olabilmesi, kendisini gerçekleştirebilmesi için, İslami siyasetin
tarihe müdahalesi zorunludur.
Dr.Sıddıki, bu gerçeğin bir temsilcisi olarak,
İslamı bütün boyutlarıyla ifade etme özgürlüğünü en güzel
şekilde kullandı. Modern dünyanın kendisine yönelttiği
diktatörce suçlamalar karşısında gerçek bir müslüman
kimliği ile hareket etti. İslamın temeli olan kavram ve
kurumları somutlaştıran vir yöntem üzerinde
çalıştı. Temel ilkeler üzerinde yükselecek bir
yapılanmanın uğraşları içerisindeydi. Dr. Sıddıki, İslam
halklarının içerisinde bulunduğu gerçekliklerle doğrudan
ilgili bulunuyordu.
Dr.Sıddıki
kendisini eylemleriyle kanıtladı."[2]
Ingmar
Karlsson, Rüşdi
olayı, dikkatlerin İngilteredeki Müslüman göçmenler arasındaki
politik ve sosyal hoşnutsuzluğa çekilmesini sağladı. Nefret
edilen Rüşdiye karşı
ilk ölüm fermanı talebi, İranlı Ayatullahlar veya Mollalardan
değil, İngilterenin Bradford kentindeki Camiden geldi.
İngilizler işte o zaman, toplumdan hoşnut olmayan
Müslümanların Şeytan
Ayetlerini yakmak için düzenledikleri toplantıları, sokaklardaki
yürüyüşlerini büyük bir şaşkınlık ve şok içinde
izleyerek, tanımadıkları bir İngiltereyle
karşılaştılar. Hatta, Rüşdi
olayından sonra bir İslam
Partisi kuruldu ama, Parti seçimlerde bugüne kadar herhangi bir
başarı gösteremedi. İngilterede yaklaşık 2 Milyom
Müslüman İngiliz vatandaşı olmasına karşın,
Parlementoda bir temsilcileri bile yoktur.
Rüşdiyi
eleştirenlerin başında yer alan köktenci Müslüman Örgütü Muslime Institut başkanı Kelim Sıddıki 1990da
Müslüman Çağrısı- Yaşama Stratejisi adlı
yazılı belgede, İngilteredeki Müslümanların dini
görevlerini yerine getirmelerini talep etmekle yetinmeyerek, onlardan
İngiliz yasaları yerine İslan Yasalarına
uymalarını istedi. Bir Müslüman Konseyi ve Danışma Meclisi
oluşturulmaı gerektiğini belirterek, Müslümanların
İngiliz toplumuyla bütünleşmeleri düşüncesini reddetti. Sıddıki, Batı Politik
sistemi İslam ile hiçbir şekilde
bağdaşmadığı için, kutsal inek, Kapitalizm, Sosyalizm
ve Demokrasiye karşı bir İslam alternativi oluşturmaya
çalıştığını söylüyor.
Sıddıkinın
çağrısı, İngiltere içinde yeni bir yasal statüye sahip
olmasını istediği Müslüman toplumun nasıl
oluşturulacağını da aşamalarıyla gösteriyor. Sıddıkinın sözünü
ettiği Müslüman toplumda günahkarlara ve Allahı küçük
düşürenlere karşı yasalar sertleşecek, İslamı
eğitim veren okulların yanı sıra, bir İslam
Üniversitesi kurulacaktır. Sıddıkinin
çağrısı şöyledir:
Biz özerk bir toplumuz, dolayısıyla, iç ve
dış politikadaki amaç ve hedeflerimizi kendimiz saptayıp, hangi
konulara öncelik tanıyacağımızı da kendimiz karar
veririz. Çocuklarımıza ayrımcılık uygulayan müdür ve
öğretmenlerden bıktık.
Sıddıki
çağrısında, Batı Demokrasisinin beşiği
İngilterede Müslümanların kendi politik-sistemlerini
kurmalarını istedi. Ocak 1992 de İngiltere Parlementosuna
kariı 24 ü kadın 155 üyeden oluşan bir İslami Parlemento
kuruldu. Patlemento üyeleri, seçim yerine Müslüman Çağrısına
imza koyanlar tarafından atandı. Parlementonun bu üstten yönetimi ve
elit karekteri İngilteredeki radikal Müslümanların tepkisiyle karşılandığı gibi,
yerel Müslüman Konseyi temsilcileri de, Parlementoyla işbirliği
yapmak istemediklerini açıkladılar. Bu liderler ayrıca,
İngiltereyke bütünleşme veya geleneksel Müslüman kimliğini
korumak konularında da bölünmüş durumdalar. Öyle gözüuüyor ki, genel
olarak kendi örgütlerini temsil etmek yerine, birbirlerinin şeref ve
namusuna sahip çıkmaya daha fazla ilgi duyuyorlar.
Muslim
İnstitut açıkça, İran nüfuzunda bulunuyor. İngilteredeki
Müslümanların Muslim İnstitütü ne ölçüde
desdeklediklerini kestirmek güçtür. Sıddıki,
yandaşları daha çok Pakistan ile Bangladeşlilerden
oluşuyor. Sıddıki (ö.
1996) militanca konuşmalarına karşın, Londranın
banliyölerinden Slougda vir billada burjuva hayat yaşıyor der
yazar.
Bir makalesi.
Tarihin dönüm noktasındayız. Bu
öyle bir dönüm noktasıdır ki, insanlık her zaman böyle bir dönüm
noktasına kolay kolay gelemez. Tarihe bakacak olrsak tarih bir istikamette
dümdüz gider. Tarihin zikzak ettiği çok enderdir.
İnsanlığın geçmişine dikkat edilirse, gelmiş
geçmiş Medeniyetler yüzlerce yılı arkalarında
bırakmışlardır. Örneğin, Çin, Mezopotamya ;Yunan
Medeniyeti gibi. vs.vs.
Şu anda gelmiş olduğumuz
noktada ise her şey o kadar hızlı gidiyorki, yaptığımız
füzeler, uçaklar gibi veyahut da ulaşmış olduğumuz modern
aletler gibi her şey hızlı bir şekilde gelişiyor.
Şu anda, bir tarafta tarihin yavaş gittiği, diğer tarafta
tarihin çok hızlı mesafe aldığı bir durumla
karşı karşıyayız.
Tarihin akıp gittiği kanalda
yerlerini alanlar, çok çabuk ezilmişler ve ezilirler. Ev ödevlerini
yapmayanlar mutlaka helak olurlar. Tarihe baktığımız zaman
şu anda Amerikalıların, Rusların, Çinlilerin
hızlı bir şekilde, işte 50-60 senelik kısa bir sürede,
çok hızla hareket ettiğini görüyoruz. Bu hareketlerinin sonucunda
aynı şekilde kısa bir süre sonra duvara çarparak kendilerini
helak edecekleri bir durumla karşı karşıyalar. Eğer
aynı şey kanalda gidenlerin başına gelecek olursa, o zaman
insanlık hiç bir şey başaramaz..
Peki nedir bu tarihteki yavaş giden
şeyden kastımız?..
Ben size özetlemeye
çalışayım. Tarihin ilahi bir hedefi var. Allah tarafından
yaratılmış olan insana Allah tarafından seçme hakkı
vermiş. Ya ilahi vahyin belirlediği tarih kanalından gidersin veyahutta,
onun tersi olan yoldan. Üçüncü bir yol yoktur. Bu yanda veya öbür
yandasın. Bir defa tercihinizin hangi yolda olduğunun
kararını verdiğinizde, - bu kardeşiniz İslamda karar
kılmıştır- artık o karara göre hareket edersiniz. Bir defa siz o kararı
vermişseniz ondan sonraki hadiselerin tümü o verilmiş olan
kararın üzerine bina edilmiş olan hareket ve eylemlerdir.
Allah sübhanehu ve teala insanı
hayvan olarak yaratmadı. Allah insanı bir melek olarak da
yaratmadı. Bu hususdaki en açık şey hepimizin bildiği gibi
Allah Qur'anda "ben arzda bir Halife yaratacağım" dedi ve
Allah insana kendi ruhundan üfledi.
İnsanların
yaşayışında, tavır ve hareketlerinde,
yapacağı işlerde en öbemli şey adalettir. Yani, adil
insanın yapacağı her türlü hareket ve tavır o adlin ölçüsü
ile ölçüldüğünden, halimizin hakta mı batılda mı
olduğunu, yaptığımız işin doğru mu
yanlış mı olduğuna ancak adaletin ölçüsü ile
ölçtüğümüzde karar verebiliriz. Öyle ki, ister bu insanlar arasında,
ister aile arasındaki veyahut da toplumlar arasındaki ilişkiler
olsun, ancak o ölçüye vurulduğunda karar verilebilir hak mı Batı
mı olduğuna.
İnsanın adaleti hakim
kılabilmesi için devlete, güce, halifeliğe ,ihtiyacı
vardır. Adaleti tahakkuk ettirebilmek için, devletin kendisinin adalet
üzerine bina edilmesi gereklidir ki, ancak adil insanların
oluşturduğu Devlet adaleti tahakkuk ettirebilir. Onun için devletin
cihad, tebliğ, şura, dava, zekat kavramları üzerine bina
edilmesi gereklidir.
İslam zulmü, baskıyı yok
etmek istiyor. İslam'ın zulmü ve baskıyı yok edebilmesi
ise, zayıflığı ortadan kaldırması için,
insanın güçlü olması lazım. Bugün Batı Medeniyetlerine
baktığımız zaman bu geldiğimiz noktada diyebiliriz ki,
insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş olan Medeniyetlerin en kan
içicisi, en zalim olanı Batılılar'ın günümüzdeki
medeniyetidir. Şu anda yeryüzünde varolan mücadelelere, yapılan
eylemlere bakınız; Batı kendi varlığı için gayri
hukuki durumunu, kendi düzenini öyle bir hale getirmek istiyor ki bu düzen
ebedi olarak yeryüzünde devam etsin.
Batılı adamın tarihine
bakın. Batılı adam gittiği her yerde, ilk önce oradaki
insanların sahip olduğu veyahutta varlıklarını
sürdürdükleri kültür-ahlak anlayışını ,ekonomisini yerle
bir etmekteydi. Batı nereye gittiyse, hangi topluma ulaşdıysa,
ilk önce orada olan yaşayan şeyleri yok etmekle işe
başladı. Kendisine rakip görünen her şeyi imha etti..
Batılı adam kendi rengine uyum sağlamayan her şeyin
imhasında sakınca görmedi. Çünkü Medeniyet batılı
adamın kendisiydi.
Bu noktada
açıklamalarımızın ışığında
şunu söylemek istiyorum: Batılı adam bu ruh haliyle İslam'a
da baktı, Müslümanlar'a da baktı. İslamı
okumaya-öğrenmeye çalıştı. Ama islamı
öğrenmek-anlamak için değil, bilakis İslam'ı ve
Müslümanları imha ve yok edebilmek için İslam'ı öğrenme ve
O'nu araştırma çabasına girişti. 1400 sene önce
İslam'ın gelişinden kısa bir süre sonra Müslümanlar,
İslam'ı yani kendilerine gönderilmiş vahyi terk ettiler. O yolu
bıraktılar. İşte o yolu bırakalıdan beri
cezasını bu güne kadar çekmekteyiz. Bu güne kadar olan hadiselerin tümü
işte o zaman hak olan vahiyden yüz çevirmemizden kaynaklanıyor. Bugün
bizim ezilmişliğimiz, sömürülmüşlüğümüz işte
başımıza gelen belaların tümü oraya dayanmaktadır.
Normalinde 1400 sene evvel dedim.
Aşağı yukarı. Peki sorular, tabi niçin?..
Allah bize Qur'an'ı gönderdi, vahyi
gönderdi ve bize bildirmek istediği her şeyi bildirdi. Biz
"belki Allah'ın bu gönderdikleri geldikten sonra insanlar haktan
şaşmazlar" dedik. Bu şekilde kalırlar ve biz kendi hayalimizde
bunun böyle olacağını düşünerek yola çıktık.
Bir anlamda demek gerekli ki, bu hem
yazmış olduğu belki arzusuydu, isteğiydi.Öyle ki eğer
Müslümanlar o günlerde Yanlışlıklar-hatalar yapmasalardı,
eğer insanlar haktan yüz çevirmemiş olmasaydı, bugün adalet,
rahmet ve merhametin olduğu bir dünya olsaydı, belki de mücadele
olmazdı. Oysa biz tarihten biliyoruz ki 124 bin veya daha fazla Peygamber
insanlığa doğru yolu göstermişler ve insan o haktan yüz
çevirmiş veya dönmüşler, tekrar peygamberler gelmiş ve tekrar
onlar yollarını şaşırmışlar. İşte
o mücadele buraya dayanmakta, yani Allah'ın arzusuna. Hak tarihi
perspektifinde değerlendirilmelidir.
Şimdi dikkatinizi çekmek
istediğim nokta şudur. Öyle ki, Nebi geldi, vahiy geldi, Allah bize
söylemek istediklerini söyledi. Biz biliyoruz ki bundan sonra Peygamber yoktur
ve daha da vahiy gelmeyecektir. Öyle ki daha evvelki toplumlarla bizim
aramızdaki fark, daha evvelki toplumlar şaştıklarında-
saptıklarında Allah onlara Peygamber gönderiyordu, ancak bizim
halimiz öyle değil. Öyle ki İslam cemaatı, Müslümanlar,
kendilerini değiştirecek, hakka çağıracak, Allah'ın
emirlerini anlatacak olan insanları kendi içinden çıkartmak
zorundadır. Son Peygamber geldiğinde küfür ile İslam'ın
savaşı sadece küçük bir bölgedeydi. Hicaz dediğimiz o bölgede
küfür ile iman, kafirle Müslüman karşı karşıya gelmiş
ve mücadele etmişti. Cahiliyye oradaydı, İslam geldi oradaki
cahiliyyeyi ezdi. Ben öyle
inanıyorum ki şu andaki hal o günkünden farklı değil.
Değişen şey o zamankilerin Arab bölgesinde şu andaki küfrün
globalleşmesi. Küfrün cihanın her yerinde varolmasına
karşılık olarak da ümmet te aynı şekilde global bir
haldedir. Onların olduğu gibi biz de her yerdeyiz. Öyle bir nokta ki,
şu andaki can alan nokta cihanşumul küfürle, cihanşumul
İslam arasındaki can siperane bir mücadele.
Bir önemli noktaya dikkat çekmek isterim:
İslam bütün olarak var. İslam eksiksiz olarak var. Yalnız
İslam Tarihi şu anda tamamlanmış değil. İslam
Tarihi eksik. Sözlerimi yanlış anlamanızı istemiyorum.
Tekrar ediyorum. İslam'da hiç bir eksiklik yoktur. İslam Tarihi daha
tamamlanmamıştır. İşte dikkat çekmek istediğim
nokta bdur. İslam'ın tarihi tamamlanmamıştır. Nitekim,
Allah Qur'an'da bize buyuruyor: "O Peygamberlerde sizin için
usvetu'l-hasebe vardır." Demek ki bizim geldiğimiz noktada
eğer ki tamamlanmamış olsaydı, bizim Peygamberlerin
davrandığı gibi davranmamızı gerektirecek bir şey
olmazdı. Allah Rasulunun sünnetine baktığımızda
önemli bir şey görürsünüz. Allah Rasulu Qur'an'ı adım adım
hayata geçirmiş. Allah isteseydi Rasulu'ne derdi ki: " bu bir
Kitabdır, getirdiğim masaya koydum. İman etmek veya etmemek
sizin bileceğiniz iştir." Ama, öyle değil. Allah'ın
Rasulu adım adım Allah'ın O'na göndermiş olduğu hukuku
insanlara tatbik etti. Öyle bir şey ki, Qur'an küfür ile iman
mücadelesinde savaşın tam ortasında ve savaşanın ta
kendisiydi. Onun için Hz. Aişe'den gelen bir rivayette Allah
Rasulu'nın ahlakı sorulduğunda, "O'nun ahlakı
Qur'an'dı" deniliyordu. Ki Qur'an bu mücadelenin adıydı.
Öyle bir şey ki, Allah Rasulu'nun
sireti Qur'an'ın bir tefsiri halindedir. Dikkatinizi çekmek istediğim
nokta şu ki, eğer ki biz aynısını başarmak
istiyorsak onun başında tarif edilen metou uygulamak zorundayız.
Öyle ki, O'nun yaşantısı, davranışları, hal ve
hareketleri, o hadiselerin, meselelerin, olan eylemlerin yer ve zamanına
göre doğumundan ölümüne kadar herşey o meselere göre geliyor, o
meselelere göre cereyan ediyor ve davranılıyordu. Bizim
uygulamamız gereken bugün, işte bu bize anlatılan Peygamber'in
hadisleri , siyeri, O'nun yaşantıları, bize ulaşan son
alimlerin -ki, Allah onlardan razı olsun- o hadislere bakış
açımızda O'nun gibi olsun diye eksiksiz olarak bize aktarmaya
çalıştıkları, işte o meselelerden öğrenilecek
olan şeylerdir.
Bize hadiselerin nasıl
olduğunu, hadisenin yaşantı biçimini ve o yaşantı
biöiminin aktarılışı yazılmış. Bu hususta
yeterli kitaplar ve dökümanlar mevcut. Ancak bir eksiğimiz var. Hz.
Peygamber'in yapmış olduğu, yaşamış olduğu,
söylemiş olduğu adına hadis ve siyer dediğimiz meselelerin
çağdai versiyonu. Yani bugün nasıl çözebiliriz? Bunları bu
modern çağa nasıl uygulayabiliriz? Kaynakları eksik. Şu
anda ne yazık ki, bu eksik. Örneğin siz Almanya' da
yaşıyorsunuz, biz İngiltere'de yaşıyoruz.
İşte sorun burada. Biz azınlık olarak
yaşadığımız bu ülkelerde kafirlerle beraber nasıl
yaşayabiliriz? Ben bizim klasik
kaynaklarımızda ne yazık ki bu hususu çözecek kitap bilmiyorum.
Bizim kaynaklarımızda ne
yazık ki bu ülkelerde azınlık halinde nasıl
yaşayabileceğimize dair herhangi bir çözüm yok. Ancak ben alim
değilim, fakat ben bugüne kadar bana bunları söyleyebilecek, tavsiye
edebilecek bir alim de bilmiyorum.
Örneğin, TV da bu Selman Rüşdü hadisesi ile ilgili
bir oturumda "İngiltere'de oturmakta olan Müslümanlar buradaki
kanunlara uymak zorundalar" dedim. Bir çok alim beni bu hususta
eleştirdi, kınadı ve "hayır biz oturduğumuz o
ülkenin kanunlarına uymak zorunda değiliz" dediler. Ben o zaman
onlara "iyi bu adamların kanunlarına uyacağız,
nasıl uyacağız? Onları bana söyleyin" dedim. Dediler
ki, "yok bunların hiçbir kanununa boyun eğmek zorunda değilsin."
Ben onlara dedim ki "İngiltere'de arabalar soldan sürülür. Sen de
arabaya oturduğun zaman soldan sürüyorsun. Öyleyse hadi uyma ve
sağdan sür bakalım." Sen İngiltere'de sağdan,
Almanya'da soldan sürecek olursan on dakika sonra ölü bir adamsın.
Şimdi çok enteresan, onların
kanunlarında bize şunu yiyecek, şunu içeceksiniz diye bir kural
yok. Ancak onların kanun ve kuralları bazı konularda icbar
edici. Örneğin sigorta. İnanır mısınız, İngiltere'de
öyle insanlar var ki bunlar "kim arabasını sigorta ettirirse
haramdır" diyorlar. Ben de "sigortasız araba süren
yakalanacak, hapse gideceksin ya da bir yere çarpıp öleceksin"
diyorum. Diyor ki "yok, Allah subhanehu ve teala seni korur, sen
sigortasız sür" Onlar mı haklı ben mi haklıyım?
Bilmiyorum. Benim meselem onu bunu eleştirmekten çekiştirmekten öte
söylemek istiyorum ki bizim Müslümanlar olarak çok proplemimiz var. Bu
proplemlerimizi Qur'an ve Sünnet 'in ışığında çözmemiz
gerekir. Benim başka bir niyetim yok.
Kendi kendimize sorduk, siyasi sistemde
kendimizi nasıl temsil edebiliriz diye? Şer'an ve fıkhen yapmak
zorunda olduğun şeyleri yapmak zorundasın. Yine fıkhın
kurallarından biridir, yapabildiğin şeyleri en iyi şekilde
yaparsın, yapamadığın şeyleri orada
bırakırsın. Örneğin biz burada seferi olduğumuz için ya iki namazı beraber veyahut da
farzları ikişer rekat kılmamıza müsaade edilmiş.
Şimdi bu örneklerle dikkatinizi çekmek istediğim nokta iudur: Bu
projektörler altında bakın, glaballeşmiş dünya küfrü, dünya
müstekbirleri iktidarda, biz Müslümanlar azınlıktayız.
Ben Hindistan'dan geldiğim için oradan bir örnek
istiyorum.Biz Müslümanlar Hindistan'da 800 yıl iktidarda bulunduk. 800
yıl boyunca siyasi bir düşünce ne yazık ki üretmedik.
Başımızdaki Kralın Müslüman olması bizim için de
geçerli idi. Ben siyasi bir düşünce üretmeyi düşünmüyordum. Dikkat
ederseniz bizim bu halimiz Allah
Rasulu'nun siyerine yani sünnete uymuyor. Allah Rasulu'nun ileri gelenleri hem
Mekke'de hem de Medine'de siyasi meseleri aralarında
tartışırlardı. Örneğin enteresandır ki, daha
Mekke dönemi.. Bedir, Huneyn, Mekke fethi olmamış. Müslümanlar kendi
aralarında tartışırlarken, Hz. Ebu Bekr bir gün Bizans İmp.nun Müslümanların eline
geçeceğini, esir düşeceğini ve bunun için çalışmalar
yapılacağını söylüyordu. Şimdi geleceğine dair bir
meselenin analizini yaparken geçmişte ve şu anda bazı
hadiselerin olması lazımdır ki, bununla sen geleceğin
analizini yapabilesin. Öyle demek oluyor ki küçücük bir grup iken bile
Müslümanlar Mekke'de böyle büyük hedefleri düşünüp
konuşuyorlardı.