MEVLÂN CELÂLEDDİN RUMΠ 

1207-1273   640-672


     Mevlana Muhammed, Mutasavvıf bir Şair ve Mevlevî Tarikati’nin Kurucusu.. 6 Rebiü'levvel 604 (30 Eylül 1207) de[1] Belh Şehri’nde doğdu ve 5 Cemaziye'l-ahir 672 (17 Aralık 1273)'de Konya'da vefat etti.
     Hayatı için en Muteber Kaynak, Oğlu Sultan Veled'in yazdığı "İbtidânâme"dir. Fakat bu Kitap’ta Hadiseler genellikle Kısa anlatılır..
     Celaleddin'in Babası Bahauddin Veled bin Hüseyn bin Hatıbî, "Sultanü'l-Ulema" Unvanı’yla Ma’ruf biri. Çok eskiden Belh Şehri’nde yerleşmiş, Köklü bir Aile’nin Ahfanındandı. Sultan Veled'in İfade’sine göre Bahauddin, Moğol İstilası’ndan bir Sene Önce bu Şehir’den ayrıldı.
     Bahauddin Veled önce Hacc’a gitmiş, bu arada Oğlu Celaleddin ile birlikte Meşhur Şair Attar ile buluşmak ve tanışmak için Nişabur'a geldi. Şair Attar, Celaleddin'e "Esrarname"sini verdi.[2]

Bahauddin Veled'in Bağdad'da, Ömer Sühreverdî tarafından karşılandığı, Halife’nin verdiği Hediyeler’i reddettiği ve Medrese-i Mustansıriyye'de konakladığı söylenir.  Hicaz'dan Şam Yolu ile Anadolu'ya geçti ise de, hangi Şehr’e gittiği bilinmiyor. "İbtidaname"de Rum ve Konya'dan başka bir Memleket ismi zikredilmez. Konya'da Büyük bir Şöhret kazandı. Emirler ve hatta bizzat Alauddin Keykûbat, onun Va'azlar’ına devam ederdi.  Konya'da iki Yıl kaldıktan sonra vefat  18 Rebiü'l-ahir 628 de Vefat etti.
     Mevlana, Babasının Vefat’ından sonra Tedris’e başladı ve kısa zamanda Takdir topladı. Her tarafta onun Ders’ine Devam edebilme İştiyak’ıyla yanıp tutuşan İnsanlar çoğaldı. Bir süre sonra Sofiyyûn Yolu’na meyledip, Konya'da bulunan Çelebi Hüsameddin'e intisab etti, sonraları Şemsüddin Tebrizî ile tanışınca, Zahirî İlimler’i terkederek Münzevî bir Hayat yaşamaya başladı. Mevlana'nın Şems-i Tebrizî ile Sahralar’da gezip dolaşması, Talebeler’iyle ilgilenmemesi dersleri tam manasıyla terketmesi birçok dedikodulara sebebiyet vermiştir. Muhitin fikirlerinin, Tebrizî'nin aleyhine gelişmesi, onun Konya'yı terketmesine Sebeb olmuşsa da, Mevlana, Tebriz'e kadar giderek Şems'i alıp yine geri getirdi.
      Daha sonra tekrar Konya'dan ayrılan Tebrizî, bir daha bulunmamak üzere İzini kaybetti, bu hal  Mevlana'yı son derece kederlendirdi.  Mevlana, 5 Cemaziye'l-ahir 672 (17 Aralık 1273) de Konya'da vefat etti ve oraya gömüldü.[3]
Vefatına düşürülen tarih "İbret"tir.


       Eserleri :
      -Divan,  Divan’ı Gazel ve Rubâiler’den oluşur. Gazeller’in çoğunda Mahlâs yerine Tebrizî ismi vardır. Bu sebeble Divan’ına "Divanı Şems-i Tebriz" denir. Bazı Gazeller’inde Mahlâs olarak "Salâhuddin" İsmi görülür.
      -Mesnevî-i Mânevî,  6 Defter’den oluşur, 25.700 Beyt’tir. Mesnevî Şârihi Ankaralı Rusûhi İsmail Dede 7. Defter’ini de bulup şerhetmiş ise de, bu Defter’in Mevlana'ya Aidiyet’i Kabul edilmez.
      -Fihi mâ Fîh,  Sözler’ini içine alır. Hayatı  üzerine bazı Önemli Bilgiler içerir.
      -Mevaizü's-Seb',  Mevlana'nın 7 Öğüdü’dür.
      -Mektûbat,  Son 2 Eser "Anadolu Selçukîleri Mevlevi Betikleri" Ad’ıyla Türkçe’ye çevrildi.

 
      "Ben yaşadığım sürece Qur'an’ın Bendesi (Bağlısı, Kölesi)yim ve onun Emirler’ine uyarım. Ben Muhammed Muhtar sallallahu aleyhi ve sellemin Yol’unun Toprağıyım. Eğer benim Sözler’imden bunun dışında bir Söz nakleden olursa, hem o Söz’den, hem de nakledenden Eza duyarım"


      Gel, yine gel!
      Mevlana'nın bu Meşhur Rubâisi aleyhde ve lehte Söylentiler’e Sebeb oldu. Rubâinin Manası, İyi Tahlil edilerek izah edilmediği için Mevlana Muhibbi Sofiler Rubâi’nin Mevlana'ya İsnad’ını reddederler, Kabul edenler de Zahir Delalet’ine göre Mana vermişlerdir.

      "Sen gel, ne olursan, ol yine gel!

      Kafir, Ateşperest, Putperest hasılı her ne Mezheb’te olursan ol yine gel!

      Zira bizim Dergah’ımızda Ümit Kapısı Kapalı değildir, Yeis yoktur.

      Sen Günahkar da olabilirsin, belki yüz kerre Tevbeni bozmuş olabilirsin, Ümitsizliğe düşme, yine gel!"


      Doğru Yorum şöyle olmalı:
      ‘Sen Doğuştan veya herhangi Yanlış bir Telkin’e uyarak Haqiqat’i kaybetmiş isen, yani Mezheb ve Meslek’in her ne olursa olsun, bizim Dergah’ımıza gel ki, o Dergah’ta Ümitsizlik yoktur. Qur'an: "Allah'ın Rahmet’inden Ümidinizi kesmeyiniz" [4] buyruluyor. Bizi sizi işte bu, Ye'si reddeden Dergah’a çağırıyoruz. Qur'an Ayeti, Rahmet ve Mağfiret’le Dolu’dur. Ömründe ve Hayat’ının son anında bir kere Tevhid edeni Cennet’le Tebşir eden[5]  Din’in Peygamberinin Yolu’nda bulunanı Dergah’ımıza Davet ediyoruz. Sen Günahkar olsan da yine Ümid’ini kesme. Çünkü yine o Peygamber: "Günah’ından Tevbe eden Günah işlememiş gibidir" buyurmuştur. [6] Sahih-i Buharî’de şu Nakil yer alır: "Şeytan diyor ki: Senin İzzet ü Celaline Yemin ederim ki, Ruh İnsanoğlu’nda Bâki kaldıkça, ben onun içinden çıkmam, İğvâ eder dururum". Ona karşı Allah buyuruyor: "Ben de İzzet ü Celalime yemin ederim ki, Ruh onda Bâki kaldıkça Tevbe ile Masiyetkar Kulumun arasını açmam yani Tevbe eder, affederim". O Halde Kul Asi de olsa, Günahkar da olsa Tevbe edince Allah Tevbesini Kabul buyuruyor.
 

      Doğru olmayan Çıkarımlar şöyledir:
      "Bizim Dergahımız öyle bir Dergah’dır ki, orada Cins ve Mezheb Tefrik edilmez. Biz hepsini Hoş görürüz, hepsi Allah'ın Kulu’dur, herkes bir Yol’dan Hakk'a gitmek istemektedir, Topluca bir arada Hu çekelim, beraber olalım."
      Qur'an'a Bende olan ve Muhammed a.ın Yolunda bulunduğunu beyan eden bir Mürşid, Haqq ve Batıl’ı ayırdetmeden, Sırat-i Müstakîm’e nasıl Rehber olabilir? Mevlana'nın Rubâisine ters bir mana vermeye mahal yoktur. Maksad’ı Tevhîd’e davettir. Bu Davet, Manası bozulmuş Vahdet’e Davet değildir.

 


 

[1]              Doğum Tarihi’ne düşürülen Tarih : "Geldi Mevlanâ'yı Rumî Aleme".

[2]              Tezkiretü'ş-Şuarâ, s. 193.   

[3]              Nefehat Tercümesi, s. 516-520; Kamusul'l-A'lam, c. III, s. 1825; Lügat-i Tarihiye ve Coğrafiyi, c. III, s. 41; İslam Ansiklopedisi, c. III, s. 53-58 

[4]              39/ez-Zümer 53,

[5]              Bezzâr, Ebu Saîd’den ,

[6]              İbnu Mâce, İbnu Mes'ûd'den,