Ömer Faruq Efendi
1898-1969
1898 de Abdulmecid Efendinin oğlu olarak doğdu.
Vahdeddinin kızı Sabiha Sultanla (ö.1971) [1] evlendi. 3
kızları dünyaya geldi. [2]
16
Haziran 1952 de çıkartılan 5958 sayılı Kanun,
Hanedanın Ekrek soyundan gelen erkekleri dışında kalan
bütün mensuplarına, Türkiyeye gelebilme ve Türk
vatandaşlığına geçme hakkı tanındı. Türkiye
böylece, Şehzadeler dışında kalan tüm
Osmanoğullarına
kapıları açtı. Sultan ve Hanımsultanlarla
bunların oğulları ve kızları Türkiyeye serbestçe
gelebilecek ve Türk vatandaşı olabilecektir.
Bu
kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, kanun kapsamındaki Hanedan
mensupları, peşpeşe Türkiyeye gelmeye başlarlar. Ama hepsi
dönmez. Sürgün yıllarındaki kurdukları düzenlerini bozamayanlar,
yerleştikleri ülkelerde kaldılar..
1921 de
doğan Büyük kız Neslişah
Osmanoğlu , 1940 da Kahirede, Mısırın eski Hidivi Abbas Hilmi Paşanın
oğlu kendisinden 22 yaş büyük Prens Abdulmümin ile evlendi. İki
çocuğu dünyaya geldi.
Neslişah 30 Mayıs 1947 de
Aksu vapuruyla İskenderiyeden İzmire geldi. Kocası,
çocukları İkbal Abdulmünin
(1944) ve Abbas Hilmi Abdulmümin (1941)[3]
yanındaydı.Gemiden inmeden Vali adına protokol tarafından
karşılandı. Emirlerine bir otomobil tahsil edildi. Prens Valiyi
ziyaret etti, ailesiyle birlikte Kadifekale ve Kültürparkı gezdi, sonra
yine geniyle İstanbula devam etti. Ertesi gün yayınlanan gazeteler
Prenses Neslişahın
Mısırın en güzel kadını olduklarını,
Osmanlı ailesinden geldiğini açıkça yazdılar.
Vapurları 1 Haziranda Kadıköye yanaştı.[4] Bir hafta sonra isyanbul
sosyetesinde hakkında Dinci yayınlarla bağlantısı
hakkında dedikodular yayılmaya başlamıştı. [5] 16 Haziran
akşamı, Denizyoluyla İstanbuldan ayrıldılar.
Marsilyaya geçtiler. Vapura binerken, kendileriyle teması olan
memurların, bilhassa gümrük idaresi vaifelilerinin gösterdikleri nezaket
hislerine ancak şükranla mukabele edebileceğini söyler. Bu
ziyaretler CHPnin devrimci kesimini ayağa kaldırır. Mecliste
konu tartışılır.[6]
[1] Yeğeni
Hümeyra Özbaş anlatır:
Önce Mustafa Kemalin aileye damat olmak istediğini, Sabiha Sultana talip
olduğunu söylerlerdi. Sultan Vahdeddin reddetti, denirdi. Bu
yakınlarda (1980 ler) başka bir dedikodu çıktı. Guya
Şahbabam Vahdeddin, Mustafa Kemale Sabiha teyzemi vermek istemiş. Paşa bir ara Padişah
yaveri ya, oradan tanışıyorlar.. Şahbabam haber
göndermiş , Mustafa Kemal arkadaşlarına
danışıp reddetmiş, damat olmayı istememiş. Bunu,
yeni duydum. Bana çok enteresan geldi. Olabilir mi, hangisi doğru,
bilmiyorum. Bu mesele aile içinde hiç konuşulması. En doğrusunu
bilen mutlaka Sabiha teuzenin
kendisiydi ama o da bundan hiç bahsetmemişti. Zaten vefat etti. Büyükbabam
da bu derece güçsüz bir hale mi gelmişti? Ama eğer paşa aileye
damat olsaydı, bu, tarihte bir dönüm noktası olabilirdi. Paşa belki bütün idareyi eline
alır, padişah, hanedan, sembol olarak gene başta
kalırdı. Dizginler Paşanın elinde olur,
Başbakanlığı, Başkumandanlığı
alırdı. İtalyada da öyle olmuştu. Ama Gazi o zaman da Cumhuriyet üzerinde ısrar etseydi, her halukarda
bizim dışarıya gitmemiz icap edecekti.
[2] -Neslişah Osmanoğlu (1921)
-İkbal Abdulmünin (1944)
-Abbas Hilmi Abdulmümin (1941)
-Sabiha (1974)
-Davud (1978)
-Hanzade İbrahim (1923). Mısırlı Prens Muhammed Ali İbrahim ile evlendi.
-Fazıle (1941)
-Ali Suat Ürgüplü (1967)
-Selim Ürgüplü (1968)
-Necla Heybetullah Amr (1929). Mısırlı Prens Amr ile evlendi.
-Osman (1951)
[3] İki
çocuğu oldu. -Sabiha (1974) -Davud (1978)
[4] Aynı
vapurla İstanbula gelen gazeteci Metin
Toker Cumhuriyette şöyle
yazar: Aksu İstanbula yaklaşırken, Prenses Neslişah,
yanımızda zevci ve çocuklarıyla, kaptan köprüsünden, tam 23
yıl önce, henüz 3,5 yaşında bir çocukken ayrıldığı
güzel şehri seyrediyordu.. Üzerinde açık fıstıki renkte bir
manto, onun altında açık lacivert bir rob, boynunda iki sıra
inci, başında sağ tarafında büyük bir beyaz çiçek bulunan
tüllü laciverd şapka, uzun ökçeli siyah açık ayakkabılar
vardı... Yolcu salonunun rıhtımında, mutattan fazla bir
kalabalık vardı. Prensesi görmek için bekleşen esi saray
mensupları ve bilhassa haremağları nazarı dikkati
çekiyordu. Sol taraftaki küçük salon misafirlerimizin akrabalarına tahsis
edilmişti. Prenses Atiye
(görümcesi) ve diğerleri orada bulunuyorlardı.
Karşılayanlar arasında Emniyet Müdürü Ahmed Demirle vilayet
protokol şefi de göze çarpıyordu.
[5] Memleket
Gazetesi tarafından ortaya atılır.. Bir Dergi sahibinin,
prensesten reklamını yapmak için yüklüce bir para ister ama Neslişah ödemeye yanaşmaz.
İstanbul Gazeteciler Birliği bir bildiri yayınlayarak
Meşale ve Büyük Doğu mensuplarının birlikle alakaları
olmadığını duyurur. Prenseste yaptığı
açıklamada: Inkılap Türkiyesinin yakinen gördüğüm son derece
ileri ve medeni vechesi, bu topraklarda doğuş bir kardeşiniz
sıfatıyla beni ancak sevindirir ve mesud eder. Bahis mevzuu
neşriyat karşısında nasıl üzüldüğümü tasavvur
edemezsiniz.. ne bizzat, ne bilvasıta, böyle bir müracaat
karşısında bulunmadımder.
[6] Seyhan
Milletvekili Ahmet Remzi Yüregir, 16
Haziranda CHP Meclis Grubuna bir soru önergesi vererek, 431 sayılı
kanunun hanedan mensuplarının Türkiyeye girmelerini ebediyen memnu
kıldığını hatırlatır. Hükümetin geliş
gidişler hakkında açıklama yapmasını ister.
Inkılap Türkiyesinde padişahçılık lehindeki neşriyata
müsaade ve müsamaha olunamsıandan şikayer ederek, rejim aleyhindeki
propogandalara karşı ciddi ve şiddetli tedbirler
alınmasını ister. 26 Kasım 1947 Dışişleri
bakanı Necmeddin Sadak önergeyi
cevaplar. Bakan, Hanedan mensuplarının Türkiyeye dost ülkelerin
vatandaşları olarak geldiklerini ve siyasi nezaket kuralları
icabı 15 er günlük transit vizesi verildiğini söyler.