‘Ramazan’ın
Hastalığı 1996
Mart’ının İlk Günler'inde kesinleşti: Kalınbağırsak'tan
Karaciğer'e sıçrayan Yayılmacı bir Kanser. Hemen o Günler'de
Tedavisi için Yoğun Araştırmalar da başladı. Doktorlar'ın
İlaçlı Tedavi'ye Sıcak bakmadığı ve %50lik Etkisine
güvenerek Ameliyat'ta Karar kıldıkları o Günler'de ,
Bitkisel İlaç'la Tedavi Denemeleri yapıldı. İstanbul, Bursa,
Bergama Hattı'nda 50 Gün süren bu Yön'deki Arayışlar'ın Olumlu
Etkisi görülmeyince Ameliyat'ta Karar kılındı. Bu
Zaman Zarfındaki konuşturmaca da Ramazan’la doğrudan
ilgilenen her Arkadaş gibi benim de bir Şeyleri Yazı'yla
Tespit etmem Mümkün olmadı. Ancak Ameliyat Sonrası Gece
Refaketlerimde, Ramazan’ın ‘artık yazamıyorum’
Şikayet'ini gidermek üzere ‘ben yazıyorum’ Şikayetini
gidermek üzere ‘ben yazıyorum, sen kendini zorlama’ Sözümü
boşa çıkartmamak için tuttuğum tüm Notları da, Ramazan’ın
Hastane'den Ev'e çıkışından sonra yırttım. Neden? Çünkü o
Notlar'da, Ramazan’ın Acılar'ından, Ağrılar'ından,
Hüzünler'inden ve Dualar'ından, benim Naçarlığımdan ve
Beceriksizliğimden başka bir Şey yoktu. Ben ondan önce
göçersem ve bu Notlar onun Eline geçerse üzülebilir, diye
düşünmüştüm, kaldı ki, Ramazan da, ilerki Günler'inde
Ameliyat'ı ve bunu izleyen Hastane Günleri
Konusunda Tek bir Sözcüğün söylenmesine İzin vermedi.
Aşağıdaki Günlük'ten İlkini, her nasılsa bir Fırsat bulup
Bilgisayar'a -muhtemelen Kırıkkale’de - işlemiş, ikincisi
ise, İş Ajanda'mın Kartvizit Bölümüne saklamıştım:
25.4.96
25.4.96
02.39.
Saatler,
Günler, Aylar, Yıllar Ömür denilen
Belli Uzunluk'taki bir Zincir'in Halkaları. Geçen Zaman, bu
Zincir'in Kopan/Kaybolan hHlkaları, Zaman'a Yenik düşen,
Zaman'a zamanla yiten Halkalar..
Günlüklerim herşeyi adılsızlaştırarak,
anısızlaştırarak Fena'ya savuran Zaman'ın El'inden, önünden
bir Şeyleri, Hayat'ıma İlişkin ve bana göre Önemli bir
Şeyleri, Kırıntılar Kabilinden kimi Şeyleri- Halkaları
bile değil Halka Parçaları'nı çekip alabilmek için
Vasıta'ydı. Görüyorum ki, Yazarlık Oyunu'na takılıp kalmış
ve onu İhmal edivermişim Son Günler'de. Buna İlişkin
Şeyleri ben kaydetmesem de birileri- örneğin Çocuklarım-
şu veya bu Amaçla kaydecektir. Aslolan benim, benden
başkasına Açık olmayan, Aşikar olmayan Yüzüm; Sorularım,
Cevaplarım, Handikaplarım, Utkularım, Tutkularım,
Acizliğim, Direnişim, Yenilişim, Hüznüm, Sevincim bu
Günlükler'e Konu olmalı değil mi? Evet ama bunun için de şu
Son Kırk Gün'deki gibi hep Gerili olması gerekiyor
Yüreğimin.
Yitiren,
Yenik düşen, unutulan ama hiç
unutmayanların yaptığını yapıyorum: Kendimi aldatıyorum.
Yüreğim bir Yay gibi Gerili, her Zaman Öyle'ydi, İnşallah
her Zaman da öyle olacak. Nedir diyorum öyleyse, nedir
şunca Zamandır Ruh'umun Haritasını bu Sayfalar'da çizmemi
engelleyen?
Öyle zamanlar olur ki tüm
Sözcükler
korkunçlaşır. Tövbesi Zor bir Günah, Zararı Telafi
edilemeyen Olumsuz bir Tespit, Abus bir Siluet, kanaya
kanaya duran Zihinsel bir Yara oluverirler. Ve ancak
yazınca o Haller'iyle bi Sülük gibi yapışırlar Aqlımıza,
bitirirler bizi, kahrederler, mahvederler. İşte Son Elli
Gün'dür ‘Ramazan’ demeliydim, onu yazmalıydım,
onunla yazmalıydım. ‘Ramazan ölüyor’ demeliydim,
Ağaçlar gibi Ayak'ta tükeniyor demeliydim, Ayağı kırılmış
bir Küheylan gibi bakıyor Gözlerimin içine, Gözlerimden ta
Yüreğimin içine demeliydim.
İstesem de yazamazdım; yazamazdım çünkü
Yüz'ünü
Toprağa dönen Ramazan’la birlikte benim; her Kapı
Arkası Ağıt yerim, her Seccade onun Adına Ömür Talebim.
Şimdi yazıyorsam Çaresiz'im, Gözyaşlarımı dindiremiyorum,
Yüreğimi susturamıyorum, onunla ilgili İmgeleri Zihnimden
silemiyorum, Anılarımın Selini önleyemiyorum. Ahmet
Şirin olsaydı, Fatih Yurdakul olsaydı diyorum
yanımda hiç değilse, azarlayarak, Omuzlar'ımdan tutup
sarsarak kendime getirselerdi beni diyorum, ya da
katılsalardı Ağıdıma. Bunları yine..
06.05.96.
06.05.96.
09.40.
Ramazan’ı
Ameliyathane'ye götürdüler..
İçimde büyüyen
Boşluk.. hükmedemediğim Göz
Pınarlarım. Fatih Yurdakul, Büyük Avutucu;
Yara'yı Kezzap'la yıkamakta: Bu Hastane'de Basit bir Ameliyat
için Masa'ya yatan Annesi, geri kalkamamış.
Dualarım,
Hüznüm, İç Telaşım, Gereksiz
koşuşturmalarım..
Diz kırıp,
Boyun büküp, Tevekkül eyleyerek
beklemekten başka yapabileceğim hiç bir Şey yok. Ya Rab!.
Bu
Fani'nin Sana uzanan Eller'inden sen
tutmazsan kim tutar! Ezeli ve Ebedi olan sen
genişletmezsen içimi kim genişletir! Zorlarımı sen
kolaylaştırmazsan kim kolaylaştırır!
Küçük bir
Örümceğin titreyen bir Tüy'ünden bile
Haberdar olan Rabbim, Dostumun Halini sana Arza ne Hacet!
Ona Yardım et, Derdine Deva bahşet, Acılarını dindir,
Ömrünü ziayede kıl!
13.30.
Ramazan’ın
Ameliyatı sürüyor.
Uzun süren
Kırgınlığımın Hesabını nasıl
verebilirim? Bunca zamandır ona söyleyemediğim Şeyler'in Devasa
Yükü altında kalmak korkutuyor beni. Ya Rab,
Nebiyyi Ekrem Hatırına onu salimen bana döndür ki
söylenemeyen Öözler'in Uqde'siyle kavrulmasın için.
16.10
Ramazan’ın
Ameliyatı bitti.
Yoğun
Bakıma götürülürken Kısa Süreli
Birliktelik.
Biten ne? Ameliyat mı, Ramazan’ın
kendisi mi? Bembeyaz bir
Yüz,
Tepkisiz,
Soluk,
Duru.. Yoğun
Bakımın
Kapısı kapanıverdi birden. Bugün
Yüzüme kapanan
ikinci
Kapı bu.
Onların ardında binbir
Hali tek
Başına yaşayan
Ramazan.. Ramazan!
16.40
Serdar, Gültekin, Ayşe,
Fatih Yurdakul, Yaşar Ölmez, Arif Ay, Ali Ulvi
gittiler. Ben artık buralıyım.
17.05
Ramazan’dan gelecek her
Bilgi çok önemli
20.10
Yoğun
Bakım'ın
İç
Kapısına
ulaşabildim. Giriş
Yasak. Ramazan’ın
Korkusu
Korkum:
Ameliyat
sonrası
İhmal,
farkedilemeyen
Komplikasyonlar..
Genç bir
Doktor'dan
Ricalarım..
Bakıp geliyor: Henüz kendine gelmemiş ama,Durumu
iyiymiş..
22.40
Ramazan’la aynı
Oda'yı
paylaşan
Hasta da
Yarın
Ameliyat olacak. Ameliyat
Esnasında
Yanıbaşında bulunsun için getirttiği- galiba
Erciyes Tıp Öğrencisi-
Genç
Bayan'dan
Taleplerim.
O‘nun getirdiği İyi Haberler.. Bir de
inanabilsem..
24.10
Son
Haber:Ramazan kendine gelmiş.
Dövülmüşcesine
Yorgun'um.. Dr.Muamer
Karaayvaz’ın Değimiyle sadece, ‘Yaşam Kalitesini
artırmak’ üzere yapılan bu çok ama çok Önemli Ameliyat'ın
Önemsizliğini şimdi yeniden Kavramanın Korkunçluğu..