Rasim Özdenören
1940
20 Mayıs'ta
Maraş'ta doğdu. İlk ve Orta Öğrenim'ini Maraş, Malatya ve
Tunceli'de tamamladı. İÜ İktisat Fakultesi Gazetecilik
Enstitüsü (1964) ve İÜ Huquq Fakultesi (1967) Mezunu.
Uzman Yardımcısı
olarak 1967 de girdiği DPT'de Görev'ini sürdürürken "Kalkınma
Ekonomisi" Konulu Master Proğramını tamamlamak için
Amerika'ya gitti.
Yurd'a Dönüş'ünde
girdiği Kültür Bakanlığı'nda Müşavir ve Müfettiş olarak
çalıştı. (1975-1978). Görev'inden ayrılarak Yeni Devir
Gazetesi’nde Kültür, Eğitim, Haberleşme Ağırlıklı Günlük
Yazılar yazdı (1978-1980).
Yeniden DPT'den
Uzman (1980), Yayın Temsil Dairesi Başkanı (1981), Genel
Sekreter Yardımcısı (1984-1988), Genel Sekreter olarak Görev
yaptı.
Hikaye ve Düşünce
Yazıları ..Diriliş, Kurucular'ı arasında yeraldığı
Edebiyat ve Mavera Dergileri ile Yeni Devir
Gazetesi'nde yayınlandı. Hikaye Alanı'nda Dönem'in Usta Yazarları
arasında yer aldı. Düşünce Kitapları'nda da Özgün Tesbitler'i ve
Uslub'uyla Haklı bir Ün'e kavuştu. Temelde Müslüman Ferd'in kendi
İç Alemi'ni Kurma Gayretler'inin gözlendiği Hikayeler'inde,
Geçmiş'le içinde bulunduğumuz Çağ arasındaki Mesafe'yi iyice
aralamış olan Günümüz İnsan'ına, içinde yaşayıp da Fark'ına
varmadığı Çarpıklığı hissettirmeye çalıştı.
Gül Yetiştiren
Adam (1979) Roman'ında Batılılaşma
Süreci'nden sonra ortaya çıkan Yeni Durum Karşısında
İnsan'ımızın aldığı Tavırlar'ı, Yarım yy.ı Aşkın bir Süre içinde
Mesele'nin Yeni Kuşaklar'a yansımasını Konu aldı.
1977'de
yayınlanan Denemeler'inden oluşan İki Dünya'yı
(1977), Uzun bir aradan sonra Müslüman Düşünce Üzerine
Denemeler (1985), Yaşadığımız Günler (1983) ve Dış
Politika Yazılar'ından oluşan Çapraz İlişkiler (1986)
gibi Kitaplar'ı izledi.
Çok Sesli bir
Ölüm (1984) ve Çözülme
(1973) Adlı Hikayeleri Aynı İsimler'le TV Filmi yapıldı ve
İlki Prag'da yapılan Uluslararası TV Filmleri Yarışması'nda
Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. (1978).
İki Dünya
Adlı Deneme Kitab'ı Türkiye Milli Kültür Vakfı Fikir Ödülü'nü
(1978) aldı.
Denize Açılan
Kapı ile TYB nin Hikaye (1984),
Ruhun Malzemeleri ile de Deneme (1986) Ödüller'ini kazandı.
Eylul 1996 da
Yeni Şafak'ta yayınlanan Mülakat'ından:
'Yazı Hayatım
Öykü'yle
başladı. Lise 1.Sınıf'ta Ali Kutay Ad'ındaki bir Arkadaş'ım
bir Öykü yazmış şayet bir Öykü'de ben yazarsam bana
okutabileceğini söylemişti. Böylece bir Öykü Kalem'e aldım.
Öykü'nün Metni El'imde değil. Konusu şöyleydi: Fakir bir Çocuğun
Serencamı. Ceketsiz Gömleksiz gezen bir Çocuk, Gün'ün birinde
kendisine sığınacak bir Yer bulur. Kendisine Sadaka Kabilinden
bir Ceket Armağan edilir. Mutlu bir Gece geçirir.
...Öyküler'imin
yayınlanması diye bir Düşünce'm yoktu. Arkadaşım
Erdem
Bayazıt'la beraber Tercüman Gazetesi’nin
Çocuk
Sayfasını Takip ediyorlarmış. Ayrıca oraya Yazı ve Şiirler'ini
de gönderdikleri oluyormuş...
...Okul
Kitapları'ndan Ad'ını öğrendiğimiz Yazarlar'ı, bizim Dünyamız'da
yaşadıklarını bilmekle birlikte, Gökyüzü'nde birer Efsane
Kahramanı gibi yaşayan İnsanlar olarak Tahayyul ederdik.
Kitaplar'ı ise Dünyamıza adeta Gök'ten Zembil'le
indiriyormuşçasına bir İzlenim vardı üzerimde. Nitekim bu
İzlenim o derece Güçlü'ymüş ki Yıllar sonra kimi Yazarlar'la
karşılaştığımda Hayret'e düştüm. Mesele Okul Kitapları'nda
Eserler'inin İsmini öğrendiğimiz, onlardan Pasajlar okuduğumuz
Yakup Kadri ile bizzat kendisini gördüğüm
Yakup Kadri, Zihn'imde iki ayrı Kişilik Halinde Teşekkül
etti. Buna F Rıfkı Atay’ı ve F.Hüsnü Dağlarca'yı
ve daha başkalarını da İlave edebilirim.
Herhalde bunun
Nedeni, Yazarlar'ı ve Yazarlığı Kafa'mda Aşırı Derecede yüceltmiş
olmamdan kaynaklanıyor. Yani Arkadaş'ımın o Teklif'i bana
gerçekleşmesi Mümkün olmayan bir Şey gibi geldi..
..Varlık Dergisi İlk olarak 1956 da
El'ime geçti. İHL'nde okuyan Mustafa Uslu
Arkadaşımız Varlık'a Abone olmuş. Bu Dergi’yi
İlk defa
O’nda görmüştüm. Babam'ın Memuriyet'i dolayısıyla
Uzun Süre
Maraş dışında yaşamıştık. Ortaokulu bitirdiğim Yıl
Babam da
Emekli olmuştu. Yine Aynı
Yıl Maraş'a yerleşmiştik. Lise’ye
Kaydımızı yaptırırken bize Lise’nin
Yayın Organı olan Hamle
Ad'ında bir Dergi sattılar. Dergi’nin bize satılan o
Sayı'sının
Kapağında bir Resim vardı. Aynı
Zamanda o Resmi, Mustafa'nın
El'indeki Dergi’nin içinde de görmüştüm. Hamle'nin
Kapağı'ndaki
Resm'in altında Sait Faik'e Saygı
diye bir İbare vardı. Ben Sait Faik'i
Kayıt
yaptırdığım Maraş Lisesi'nin ölmüş olan Müdür’ü zannetmiştim.
O’nun Hatıra'sına binaen böyle bir
Sayı hazırlanmıştır,
sanıyordum.
Fakat Varlık'ta
da Aynı Resmi görünce gerçekten
Merak etmiştim. Dergi’nin o
Sayı'sını Mustafa'dan okumak üzere aldım. Dergi’yi
okumaya başladığım Zaman, Sait Faik'in
Ölüm'ünün
2. Yıldönümü Münasebet'iyle hazırlanmış Özel bir
Sayı olduğunu
anladım. Ünlü bir Öykücü olduğunu anladım. Varlık,
okuduğum Zaman Hoş'uma gitmişti. İçindeki
Öyküler'i çok beğenmiştim.
Varlık'ı tanıdıktan sonra Ali, bu Sefer'de
Öyküler'imizi bu Dergi’ye göndermemizi
Teklif etti. Ben de o
Zaman Dergi’nin kendi Bünye'sinde
Yazarlar'ı olabileceğini
söyledim. Dergi’ye Kısa bir Mektup yazdım. Ümit
Kırıcı bir
Cevap almıştık. Eller'ince
Yazı Stoku olduğunu söylüyorlardı.
Ali Moral'ini bozmadı. Köy'den
Sesler
Köşe'sinde
Köy Anekdotları
Biçim'inde Kısa
Yazılar'a Yer veriliyordu.
Gönderdiğimiz bu Tür Öyküler yayınlandı.
Önemsediğim
Öykülerim yayınlanmadı. Adres yazmadığım için kaybolup
gittiler.. Ali ile
Öykülerimiz'in başkalarınca nasıl değerlendirildiğini
Merak etmeye başladık. Edebiyat ve
Psikoloji Hocamız
Öyküler'imizi
Çocukça Şeyler'dir deyip
Okuma Luzumu
duymamışlardı. Varlık’ta yayınlandığını öğrenince hemen
o Akşam Ev'de onları okuyup
Ertesi Gün de değerlendirileceğini
söylediğini hatırlıyorum. Psikoloji Hocam
Ertesi Gün benimle
Öykü üzerine Mülakat yaptı. Bize Sait Faik'le
bir Vapur'da nasıl tanıştığını ve ona
Öyküler'i hakkında yaptığı
Konuşma'yı anlattı...
..Dosto'nun
Raskolnikof Tipi
Aqlıma geldi. Raskolnikof,
Enrico Ferri'nin Kanaat'ine göre
Deli Suçlular'dan
birisi'dir. Onun için Deli
Cani der. Raskolnikof,
Cinayet işlemeye Niyet eder. Dolayısıyla da kendince o
Cinayet'in gerekçelerini
Kafasında oluşturur. Öncelikle
işleyeceği Cinayet'i yakalanmaksızın nasıl gerçekleştireceğini
tasarlar. Bir de öldüreceği Kadın
Hususunda Cicdan'ını nasıl
İkna edebileceğini düşünür. Zihni hep o
Gerekçe üzerinde yoğunlaşmış
Durum'dadır. Bu
Düşünceler'i taşıdığı bir
Gün Meyhane'ye
gider. Bitişik Masa'da oturan iki
Kişi'nin, kendisinin öldürmek istediği
Kadın Hakkında konuştuklarını duyar.Masadakiler'den biri, o
Kadın hakkında Bit ve
Tufeyli olduğunu ve bu Tip
İnsanlar'ın
öldürülmesi gerektiğini söyler. Arkadaş'ı da, madem ki böyle
düşünüyorsun öyleyse git öldür, der. Öldürülmesi gerektiğini
söyleyen Kişi ise bunu söylemek başka fakat yerine getirmek
başka, diye Cevap verir.
Raskolnikof
ise bu ikinci Cümle'yi duymaz bile. Çünkü onun
Kafası daha önce
söylenmiş olan Cümle'ye takılıp kalır. Napolyon
onbinlerce İnsan'ı öldürmesine rağmen
Katil olmuyor da ben Bit
ve Tufeyli olarak Telakki edilen birini öldürürsem bu mu
Cinayet olacak, Düşünce'siyle kendi kendine
Gerekçeler
oluşturur. Neticede Koltuğunun altına
Meşhur Baltasını koyacağı
bir İlmik diker ve gider Kadın'ı öldürür.
Burada aynı
Şey'i düşünen üç
Kişi Sözkonusu edilmektedir. Yani her
Üçü de o
Kadın'ı öldürmeyi düşünmüştür. Fakat diğer ikisi bunu
uygulamıyor....
..Tümüyle
yazmaktan vazgeçtiğim olmadı; fakat Bilinçli olarak yazmayacağım
dediğim bir Tek Dönem'in olmuştur. Bu, 1962-1965 arasında ve
Sezai Karakoç'la tanıştığım Dönem'dir. Benim ilk
tanıdığım Dahi İnsan ve
Yazar O’dur. Ben
Sezai Abi'nin
Yazı ve Şiirler'ini ilkin İstanbul ve Hisar
Dergileri'nde okumuştum. Ağırlıklı olarak da Pazar
Postası'ndaki Yazılar'ını
Takip ediyordum. Bu Dergi’nin
Muzaffer Erdost tarafından hazırlanan Edebiyat
Sayfaları'nda
Yazı ve Şiirler'i yayınlanıyordu. Ayrıca
Şiir
Kitab'ı Körfez
El'ime geçmişti.
Sezai
Abi'le tanıştığımda ise Yazı ve
Şiirler'ini aşan bir
Kişilik'le
karşılaşmıştım. O Tarih'te de
Hafta'da bir Gün Yeni İstiklal
Gazetesi’nde Yazıları yayınlanıyordu. O
Sıralarda hemen Her
Gün Ziyaret'ine giderdim. Gittiğim zaman da
Gün'ün en az yarısı
O’nunla beraber geçerdi.
Benim yazmaktan
vazgeçmeme gelince; böyle bir İnsan'ın yazdığı bir
Dünya'da
yazmamın Gereksiz ve Anlamsız olduğunu düşündüğüm için o
Dönem Boyunca kendi kendime yazmamaya
Karar vermiştim. Fakat
bu Kararımı ne kendisine, ne de bir başkasına söyledim.
...Halil
İbrahim Bahar'ın çıkardığı Soyut Dergisi
1965 de yayınlanmaya başladı.
Sezai Abi bana, daha önce
yazdığı ve Somut İsmini taşıyan bir
Şiir'ini Soyut
Dergi'sine göndermiş olduğunu söyledi. Ayrıca,
Şiir'i
yayınlandığı zaman 'Bak işte Soyut Dergi'sine
Nazire
olsun, diye Somut İsminde bir
Şiir yazmış' diyecekler
dedi. Ama kim ne düşünürse düşünsün Vakıa öyle değildi.
Bunları söyledikten sonra Dergi’ye benim de bir Öykü
göndermemi istedi. Ben ise bu Teklif'i üzerine ona ' Abi ben
Öykü yazmıyorum, Yazı yazmıyorum' diye
Cevap verdim. 'niye'
diye sorunca, ben de cevaben ' 1962'den beri yani kendisini
tanıdıktan sonra bizlerin yazmasının Anlamsız olacağını
düşündüğümü söyledim. Ayrıca
Sezai Abi'ye , 'Siz zaten
yazıyorsunuz. Bizim yazacaklarımıza ve söyleyeceklerimize
Tercüman oluyorsunuz' dedim. Bunları duyan
Sezai Abi
birdenbire Hüzünlü bir Tavır aldı ve ' Desene biz bilmeden
sana Kötülük etmişiz' diye Cevap verdi. Ben ise Estağfirullah
diyebildim. Sonra da yazmaya Devam etmem gerektiğini söyledi.
Sırf
Sezai Abi istediği için bir
Öykü yazıp O’na verdim. El'le yazmış olduğum
o Öykü'yü
Sezai Abi Rahmetli Turgut Akman'a
Daktilo ettirdi. Böylece Yeni
Dönem'de İlk
Öykü'yü yazmış oldum.
Çocuk Adlı Öykü. Soyut Dergisi’nde yayınlandı.
Sonra Dergi’de başka Öyküler'im yayınlandı.
1962 de
Muzaffer Erdost'un hazırladığı Dost Dergisi’nde
Sezai Abi'nin Vasıta'sıyla
Yazım yayınlandı.
Sezai
Abi o zaman Turne'deydi. Ankara'dan geçerken kendisinden
o Dergi için Yazı istenmiş. Zannediyorum o da hazırlamakta
olduğu bir Şiir'ini oraya vermişti. Bana, Dost'a bir
Şiir verdiğini söyleyerek benim de bir Yazı göndermemi isteyen
bir Mektup gönderdi. Ben de Metafizik Roman Başlığını taşıyan bir
Yazı hazırladım.
O
Yazı'mın
Serencam'ı da
İlginç'tir. Yazı'yı
Direkt Dergi’ye değil de
Sezai Abi’ye göndermiştim. O da Erdost'a vermiş.
Sonra da
Sezai Abi, Erdost'a Yazı'yı nasıl bulduğunu
sormuş. O da 'Fena değil' demiş. Tabii
Sezai Abi bu
Konuşma'yı bana aktardı ve acaba Erdost
Ömrü boyunca
böyle bir Yazı'ya
İmza atabilecek mi ki onun hakkında Fena
değil diyor, dedi.
Nuri
Pakdil
Yeni İstiklal'i yönettiği Sıralar'da bizlerden
Yazı istemişti. O’nun Hatırı için
Boğazımız'ı Bıçağa sürüp
Yeni İstiklal'e de Yazılar vermeye başladık. El'imde
daha önce yazılmış ve hiçbir Yer'de yayınlanmamış
Öyküler
vardı. Nuri Abi isteyince de o Öyküler'i gönderdim.
Daha sonra da
Yeni İstiklal'de bir Arkadaşım'la beraber
Müstear
bir İsim kullanarak Sanat-Edebiyat
Sayfaları hazırlamaya
başladık. Aynı Zamanlar'da o
Sayfalar'ı hazırladığımız
Sıralar'da
biz yeniden yazmaya yönelmiştik. Bu da
Sezai Abi'ye
verdiğim Çocuk İsimli Öykü'mle hemen hemen aynı
Tarih'e
Denk gelir. Ayrıca o Sayfalar'ı hazırlamak
Suret'iyle Öğrencilik
Masraflarımız'ı da karşılamış oluyorduk.
Hastalar ve
Işıklar’ın kitaplaşması
Sezai Abi'nin Gayret ve
Teşvikler'iyle gerçekleşti. Fakulte’yi bitirdiğim 1967
Yılı'nda
Ankara'ya gitmiştim. Aynı Yıl
Memuriyet Dönem'im başlamış oldu.
O Sıralarda
Sezai Abi Ankara'ya gelir, bazen de ben İstanbul'a
giderdim. Böylelikle birbirimizi Ziyaret ederdik.
Yine o Günler'de
Sezai Abi Kitaplar'ının yayınlandığı
Fatih Yayınevi'ne benim Öyküler'imi
Teklif etmiş.
Yayınevi tarafından da Öykülerim
Kabul edilmiş. O da bana
Öyküler'imi hemen hazırlayıp göndermemi söyledi. Bunun üzerine
Öyküler'imi düzenleyip gönderdim. Fakat
Öykülerim'in Provaları
El'ime geçtiği
Zaman aralarında Kan Otları'nı da
görünce Tereddüt ettim. O Öykü'yü diğerleriyle birlikte
göndermiştim. Fakat acaba Kan Otları'nın yeri
var mıdır yok mudur, Dahil etsek mi etmesek mi diye
Sezai
Abi'ye bir Mektup yazmıştım. O da bana gönderdiği
Mektup'ta, o
Öykü'yü de
Dahil etmem gerektiğini ve belki de bundan sonra en
çok ona Atıflar'da bulunulacağını belirtiyordu.
Sezai
Abi, Kitap çıktıktan sonra yazdığı bir Yazı'da o
Öykü'ye Atıf'ta
bulunmuştu. O Yazı'dan itibaren Hastalar ve Işıklar
hakkında yazılan birçok Yazı'da Kan Otları'ndan
bahsedildi...
...Benim hiçbir
Öykü Kitabım öbürünün Devamı gibi değildir. Onlar
Aynı Kişi
tarafından yazılmışlardır; fakat yine aynı Kişi'nin
Çeşitli
Biçimler'de kendisini
Deneme'sidir. Onların hepsini okuyan bir
kimse aynı Kişi'nin
El'inden çıkmış olduklarını
Tespit eder.
Fakat Hastalar ve Işıklar ,Çözülme'nin, o da
Çok Sesli Bir Ölüm'ün o da Çarpılmışlar'ın o
da Denize Açılan Kapı'nın bir
Ön Hazırlığı değildir.
Öykülerim
kitaplaştıktan sonra artık geriye dönüp ona bakmam...
Çözülme ben Asker'deyken Nuri Pakdil'in
İnisiyatifiyle kitaplaştı.
Çok Sesli
Bir Ölüm'de
Köy Öykülerini Deneme'ye çalışmıştım..
Ben bu Kitap'ta o
İnsanlar'ın da bir
İç Dünyası olduğunu
hatırlatmak istedim.
Sadece kendi
İnisiyatifimle çıkan Çarpılmışlar
İsimli Kitab'ım
olmuştur. Onun içinde yer alan beş Öykü tümüyle aynı
Zemin'e
aittir ve aynı Nitelikleri taşır. Onlar
Küçük Kent Ortamında
geçen Öyküler'dir.
Denize
Açılan Kapı
Rahmetli Cahit Zarifoğlu'nun
İnisiyatifiyle kitaplaştı. Orada birkaç tür
Öykü ve iki tane
de Piyes var.'
Özdenören
2004 İkiz Kardeş'i Alaaddin'i
kaybetti.
Eserleri:
Hikaye:
-Hastalar ve
Işıklar,
-Çözülme,
-Çok Sesli
Bir Ölüm,
-Çapılmışlar,
-Deniz'e
Açılan Kapı,
Roman.
-Gül
Yetiştiren Adam,
Deneme:
-İki Dünya,
-Müslümanca Düşünme Üzerine
Denemeler,
-Yaşadığımız Günler,
-Ruh'un Malzemeleri,
-Çapraz İlişkiler,
-Yeniden İnanmak,
-Kafa Karıştıran Kelimeler,
-Yumurta'yı Hangi Uc'undan
Kırmalı,
-Müslümanca Yaşamak,
-Red Yazıları,
Çeviriler:
-İslam'da Devlet Nizamı ,
-İslam
Devlet’inde Mali Yapı ,
-Hayvan
Çiftliği,