Sabahattin Zaim

1926-2007

 

    

  Makedonya İşkip'de (Osmanlı Vilayeti Celilesi’ne bağlı) doğdu. Köken olarak tamamına yakını türk olan bir şehirde büyüdü. Selçuklu’nun asil ailelerinin yerleştirldiği bir yerleşim yerinde yaşıyordu.[1]

 

Türkiye’ye Göç:

1934’de Aile İstanbul’a göçtü.1937’de İstanbul fethiye’de İlkokul, 1943’de Wefa Lisesi Klasik Şube’den Mezuniyet.

 

          Öğrencilik:

 

         AÜ Siyasal Bilgiler Fakultesi (1947), AÜ Hukuk Fakultesi (1950) Mezunu.

 

         Kaymakamlık Yılları:

       Çeşitli İlçeler’de Kaymakamlık yaptı.

 

        İktisat Hocalığı:

 

           İÜ İktisat Fakultesi’nde (1953-1989) ve bir çok Üniversite'de ( Melik Abdulaziz Üniversitesi, 1980-1982, ABD Cornell Üniversitesi 1955-1957) Öğretim Üyesi olarak Görev yaptı. 1998’de Emekli oldu.

 

      YÖK Üyeliği:

      1996-2000 arasında YÖK Üyeliği yaptı.

 

      İslam Kalkınma Bankası Yöneticisi Seçme ve Değerlendirme Komitesi Üyeliği (1977-78), İslam Konferansı İslam Bankacılığı Müşavirliği, Türk-İş Sendikacılık Koleji Öğretim Üyeliği ( 1965-1976), Melik Abdulaziz Üniversitesi Milletlerarası İslam Ekonomisi Yüksek Müşavere Heyeti Üyeliği (1978-1982), Ankara ODTÜ Mütevelli Heyeti Üyeliği ( 1977-1979), 1985'ten beri İslamabad Milletlerarası Endüstri İlişkileri Cemiyeti, Türk-Libya Dostluk Cemiyeti, Türkiye-Suudi Arabistan Dostluk Cemiyeti Üyeliklerinde bulundu.

     

 

      Wefatı:

     Evli ve 5 Çocuk Babası’ydı.

    9 Aralık 2007’de Saat 04.15’de Lenf kanseri’nden tedavi gördüğü Sema Hastanesi’nde Wefat etti. Cenazesi 10 Aralık’ta Öğle Namazı’ndan sonra Emin Saraç’ın İmameti’nde Fatih Camii’nde kılındı [1] Cami avlusu ise, Sabahattin Zaim'den eğitim görenler, yakınları ve sevenleri tarafından saatler öncesinden dolduruldu.

    Namaz’a Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan, (Cumhurbaşkanı ve Başbakan Namaz’dan sonra Aile’ye Taziye’de bulundular) Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sanayi Ticaret eski Bakanı Ali Coşkun [2]  ile siyaset, eğitim ve ekonomi camiasının tanınmış simaları katıldı.[2] Namazdan sonra Marmara Üniversitesi İlahiyat Dekanı Raşid Küçük de bir konuşma yaptı. Konuşma’dan’dan sonra Edirnekapı Aile Mezarlığı’na defnedildi.

 

 

        Eserleri:

              Daha çok , İslam Ekonomisi ve İslam Ülkeleri arasında Ekonomik İşbirliği İmkanları araştırılması Konular'ındaki Makale ve Kitaplar'ıyla Dikkat çekti. Ekonomi üzerine Çeşitli Araştırma ve İnceleme Eserleri var.

        -Avrupa Ortak Pazarı ve Türkiye, [3]

       -Türkiye'nin Nufus Meselesi, [4]

       -İslam’ın İktisadi Görüşü,[5]

       -Türkiye’nin 20.Yüzyılı,3 Cilt. [6]

       -Çalışma Ekonomisi, [7]

       -Türkiye'nin Ücret ve Gelirler Siyaseti, [8]

       -Bölge Şehir Planlaması Yönünden İstanbul Sanayi Bölgeleri,[9]

       -Türkiye'nin Nüfus Meselesi, [10]

       -İstanbul Mensucat Sanayiinin Bünyesi ve Ücretler, [11]

        -İşletme İdaresi ve Moral ( İngilizce'den tercüme ) Roothlisberger, [12]

        -İslam, İnsan ve Ekonomi, [13]

        -Türk ve İslam Dünyası'nın Yeniden Yapılanması,[14]

        -Dünya İslam Ticaret Merkezi, [15]

        -Sabahattin Zaim'in Bütün Makaleleri, [16]

 

          Makaleleri:

        -Türkiye'nin Milli Ücret Siyaseti, Sosyal Siyaset Konferansları, [17]

        -İktisadi Devlet Teşebbüslerinde Prodüktivite ve Rantabilite, [18]

       -Sanayileşmenin Türkiye'nin Sosyal ve İktisadi Gelişmesine Tesiri, [19]

       -Sanayileşme de Beşeri Faktör, [20]

       -Avrupa Ortak Pazarı ve Türkiye, [21]

       -Türkiye'de Montaj Sanayinin İktisadi Yönü, [22]

      -Türkiye'de Toplu Sözleşme Düzeninin İktisadi ve Sosyal Sahadaki Tesirleri, [23]

      -Çalışma Barışı, [24]

      -İslam Ülkeleri Arasında İktisadi İşbirliği İmkanları, [25]

     -Toplu Sözleşmelerde Değişken Ücret Uygulaması ( EŞELMOBİL ), [26]

     -İşçi, İşveren Kuruluşlarının Sosyo Ekonomik Önemi, [27]

     -SocioEconomic Problems Of Rapid Urbanization, " The Middle East City, Ancient and Tradations a Modern World", [28]

     -Vakıflarımızın İktisadi ve Sosyal Açıdan Değerlendirilmesi, İstanbul Üniversitesi, [29]

     -Integration of the Masses in the Development Process, Procceedings of Internatıonal Seminar on Development from Below, [30]

     -Mimar Sinan Döneminin İktisadi Durumu, [31]

     -"Modern Education In Turkey " Survey of Muslim Education: TURKEY IN THE Islamic Academy [32]

     -Türkiye'nin İktisadi Meselesi İç Borç Faiz Sarmalı, [33]

      -Türkiye'de Demokratik Rejimin İktisadi ve Sosyal Düzenlemesi, [34]

      Aldığı Ödüller:

1990, Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Türk Milli Kültürüne Hizmet Şeref Ödülü,

1990, İslam Kalkınma Bankası Dünya Ödülü,

1996, Lariba Banking Los Angeles Ödülü,

2002, MÜSİAD Üstün Hizmet Ödülü,

2003, Türkiye Yazarlar Birliği Hizmet Ödülü.

 

Akademik Görevleri:

 

1- YÖK ( Yüksek Öğretim Kurulu Üyesi ), 1996-2000

2- Sakarya Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı ve Öğretim üyesi 1993-1998

3- İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Öğretim Üyesi 1953-1993

4- Misafir Profesör: Melik Abdülaziz Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Cidde Suudi Arabistan, 1980-1982,

5- Misafir Öğretim Üyesi: Batı Almanya, Münih Üniversitesi, 1963-1964

6- ABD CORNELL Üniversitesi Misafir Öğretim Üyeliği, 1955-1957

7-.İstanbul Üniversitesi, İşletme Enstitüsü Öğretim Üyeliği 1973-1993

8- Bursa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 1976-1986

9- Sakarya, Kadıköy, Işık Mühendislik Akademileri

10-.Galatasaray Y. İktisat ve Ticaret Akademileri, 1967-1980

11-.Türk İş Sendikacılık Koleji, Öğretim Üyeliği, 19651976 Ankara

12-.İşçi-İşveren Seminerleri: Konferansları, 1955-1980

14-. İslam Kalkınma Bankası Yöneticileri Seçme ve Değerlendirme Komitesinde parttime Müşavirlik, 1977-1978

15- İslam Konferansı (OIC), İslam Bankacılığı Temsilciliği, 1981-1982

16- Ankara, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliği,1977-1979

17- Milletlerarası İslam Üniversitesi, Mütevelli Heyeti Üyeliği, İslamabad, Pakistan, 1985'ten beri devam ediyordu.

18- YÖK ( Yüksek Öğretim Kurulu ) Üyeliği, 1996-2000

19- Milletlerarası Sarajevo Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü, Saraybosna 20032004

 

            Devlet Görevleri:

 

1- Milli Prodüktivite Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği, 1975-1977

2- Türkiye Milli Birlik Komitesi Sosyal İlişkiler Sivil İşler Komitesi Başkanlığı, 1960-1961

3- İstanbul Maiyet Memurluğu,

4- Eyüp Kaymakamlığı,

5- Malatya'nın Kahta Kaymakamalığı,

6- Sinop'un Ayancık Kaymakamlığı,

7- Kastamonu'nun Abana İlçeleri Kaymakamlıkları, 1947-1953

 

            İş Hayatı Tecrübeleri:

 

1 Pancar Motor, Yönetim Kurulu Üyeliği, 1958-1963

2 Koç Holding İşçi İşveren Münasebetleri, 1966-1967 3 Anadolu Cam Sanayii A.Ş. Murakıplığı, 1975-1978

4 Uzel Traktör Sanayi Murakıplığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği, 1977-1980

5 TÜMOSAN Yönetim Kurulu Üyeliği, 1977-1979

6 SOYTAŞ ve SOYTUR A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1975-1980.

7 FAİSAL FİNANS KURUMU A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili, 1998-2001

 

            Sosyal Faaliyetleri:

 

1 Milletlerarası Endüstri İlişkileri Cemiyeti, İsviçre.

2 A.B.D. Milletlerarası Endüstri İlişkileri Cemiyeti.

3 Milletlerarası Müslüman Sosyal Bilimadamları Cemiyeti, İndiana, A.B.D. 1977'den Beri

4 Milletlerarası İslam İktisatçıları Cemiyet Kurucu Üyesi, Leicester, U.K.

5 İlim Yayma Vakfı, Mütevelli Heyeti ve Kurucu Üyesi.

6 Türkiye Milli Kültür Vakfı Kurucu Üyesi.

7 Türkiye Aydınlar Vakfı Kurucu Üyesi.

8 İslami İlimler Araştırma Vakfı, Kurucu Üyesi.

9 Mülkiyeliler Birliği Üyesi, No.367.

10 Türkiye Yeşilay Cemiyeti, Üye No.6985.

11 Vefa Lisesi Mezunları Vakıf Kurucu Üyesi.

12-1991-1994 yılları arasında Zaman Gazetesi’nde  üst kurul üyeliği ve başkanlığı yaptı.

13-Samanyolu Televizyonu’nun kuruluşunda yönetim kurulunda bulundu.

14-2003 yılında Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'nin kurucu rektörlüğü görevini yürüttü.

 

 

               Çeşitli Görüşleri

             Türkiye'nin iktisadi meselesi iç borç faiz sarmalıdır.  Ülke, 3 Kasım seçimlerine kadar elleri kolları zincirlenmiş, bütçesinin üçte ikisi faize giden dışarıya ve içeriye karşı borçlu hale getirildi. Millet de bunları tasfiye etti. Bu hükümetin yapacağı birinci şey, hırsızlık yapmamasıdır. İkincisi hırsızlığa mümkün mertebe mani olmaya çalışmasıdır. Bu ikisini yaparsa yüzde 50 başarı sağlamış olur. O zaman Allah da yardım eder, millet de. Türkiye başta İslam Konferansı Örgütü olmak üzere bir çok ekonomik ve siyasi birliklere üye. Kendine has özelliklerini kabul ettirerek AB'ye girebilir. Dünya Bankası ve IMF zengin ülkelerin dünyayı kontrol etmek ve kâr etmek için kurdukları müesseselerdir. Türk devletine borç veren 5 bin aile işbirliği yapmazsa hükümet borç yükünden kurtulamaz.

        Siyasi irade dağıtıldı 1960 Anayasası'nı yaptıran İsmet Paşa, Halk Partisi'nin bundan sonra halkın oylarıyla iktidara gelemeyeceğini anlayınca, bir düzenleme ile bağımsız kurumları kurdurdu. Amaç, siyasi iradeyi TBMM'nin elinden alıp birtakım bağımsız kurumlara dağıtmaktı.

        Millet-devlet işbirliği şart  Türkiye'de halk yıllardır devletin milletle beraber olmasını istiyor. Bugün bütün İslam dünyasının ana meselesi budur. Onun için başarısız İslam dünyası. Son çeyrek asırdan bu yana milletler uyanıyor ve kendi devletlerini kurmaya çalışıyor.

        Türkiye'nin sanayileşmesi istenmedi  Türkiye'nin 1950'li yıllardaki kalkınma hareketi Batı dünyasında da endişe uyandırdı. Çünkü 1947'de Ortadoğu'da İsrail devleti kurulmuştu ve Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, İsrail kurulmadan ve kuvvetlenmeden Ortadoğu'da başka bir devletin sanayileşip güçlenmesini istemiyorlardı. 1955'lerde OECD bir rapor yayınladı.

          İsrail, Mısır ve Türkiye'nin sanayileşmesini karşılaştıran bu raporda Türkiye'nin İsrail'den önce sanayileşme durumuna geldiğinin anlaşıldığı yazıldı. O yüzden de tahminim Dünya Bankası İsrail'le ilgili politikadan dolayı yardımı kesti. Sonra, Türkiye'de yatırımlar durdu. [35]

 

           Borçlanma Üzerine:

          *Borç, hortumu kesersen biter .

         *"Önemli olan bütün bu yöneticilerin hırsızlık yapmamasıdır. Türkiye gibi ülkeler borçlandırılmış ve muhtaç hale getirilmiştir. Rusya örneğine bakıldığı zaman... Onlar bizim durumumuzdan çok daha kötüydüler. Fakat tüm borçları kapatma yolunda radikal kararlar aldılar ve bu beladan kurtuldular"

              Ekonomik Kriz ve Çözümü:

           "Bütün toplumu 5 bin 6 bin kişi yönetir. Önemli olan bütün bu yöneticilerin hırsızlık yapmamasıdır. O zaman sorun biter; iç borç denen bir bela kalmaz"

          Ahlak Üzerine Sözleri

          "İnsan arabaya benzetildiğinde bilgisi, motoru; edebi ve ahlakı da direksiyonudur. Motor ne kadar güçlü olsa da, direksiyon olmayınca o bir işe yaramıyor. O yüzden edep ve ahlâkın bu toplumun fertlerine öğretilmesi gerekiyor"[36]

 

               Hakkında Yazılanlar:

 

            Ali Coşkun'un dilinden Sebahattin Zaim

 

           Melikşah Utku: Türkiye'de maalesef henüz aşamadığımız bir kutupçuluk olduğu için aydınlarımızı, düşünürlerimizi ve bilim adamlarımızı, ortaya koydukları eserlerden ziyade baştan savma kalıplarla değerlendiriyoruz. Böylece aslında ülkemiz için büyük değerler olan bu insanları, sağcı, solcu ve benzeri yaftalarla bir çırpıda tüketiyor, en iyi ihtimalle görmezden geliyoruz.  Pazar günü sabahı, işte böyle "görmezden gelinen" bir kıymetimizi, "Hocaların hocası" Prof. Dr. Sabahattin Zaim'i kaybettik. Kaybımız, onun ilerlemiş yaşına rağmen zihni üretkenliği, şahsiyeti, erdemi ve yol göstericiliği oldu. Yoksa bedeninin bu dünyadan göçüyle birlikte ardında bıraktığı eserlerin rehberliği ve yüzlerce öğrencisinin sürdürdüğü çalışmalar, onun adını, amacını ve gayretlerini yaşatmaya devam ediyor olacak daha uzun yıllar boyunca. Sevap defteri, ölümle birlikte kapanmayanlardan Sabahattin Hoca.  Zaim Hoca, iyi bir iktisatçıydı. Akademik ilgisi özellikle çalışma ekonomisine yönelmiş, Türkiye'de işçi sorunları, sendikacılık, ücret politikaları gibi konularda eser veren çoğu araştırmacıdan farklı olarak tarafsız, önyargısız bir yaklaşım sergileyerek bu alanda hayli değerli çalışmalar yapmıştı. Açıkçası, sağcı ya da muhafazakâr olarak değerlendirilen bir çevreden geldiği halde bu konularda ortaya koyduğu eserler, hem çalışma ekonomisini "emekçi" propagandanın çalışma sahası olarak vehmedenleri, hem de ekonominin birçok açıdan ihmal edilmiş bu dalını kendi tekellerinde addedenleri oldukça şaşırtmıştı. Ama Hoca'nın ilgi alanı çalışma ekonomisiyle sınırlı kalmadı. Başta İslâm Ekonomisi olarak tabir edilen, temel prensiplerini Kuran ve hadislerde işlenen bakış açısı ve yaklaşımlardan alan ve aslında kendi içinde oldukça tutarlı olduğu halde, maalesef çoğu akademisyen tarafından ilgiye layık görülmeyen bir alanda da hatırı sayılır katkıları var Sabahattin Hoca'nın. O, bu konuda sadece teorik söylemlerin adamı olmamış, bir taraftan Müslüman ülkeler arasındaki iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli kurumlar bünyesinde muazzam çabalar sarf etmiş, hem de bu temel prensiplerden hareketle inşa edilen pratik modellerin destekçisi olmuştu.

           Ve her şeyden öte o, gerçek anlamda "hocaların hocası" olabilmişti. Onun açtığı yoldan, aynı çalışma alanlarında yetişmiş onlarca akademisyenin yanı sıra, ondan ders almış, ondan etkilenerek onun bakış açısını başka alanlara da yansıtmış yüzlerce talebesi var Sabahattin Zaim Hoca'nın, "Zaim Hoca, benim de hocamdı," diye göğsünü kabartacak. (Y.Şafak/11 Aralık 2007)

 

         Yaşar Süngü:

       Akademi dünyasında yarım asra yakın İktisat hocalığı yapan "hocaların hocası" olarak tanınan Prof. Dr. Sabahaddin Zaim hoca ile 2.5 yıl önce (2005 yılında) İstanbul Erenköy'deki evinde kendisini ziyaret ederek Türkiye ekonomisi üzerine 3 saate yakın bir süre hoş bir sohbet gerçekleştirmiştik.

         O sohbette AK Parti hükümetinin 2.5 yıllık politikasını değerlendirirken, "Sorunlar yumağını ya kılıçla kesip atacaksınız, ya da hükümetin yaptığı gibi lif lif çözmeye çalışacaksınız. Başka yolu yok" demişti. Ramazan Bayramı öncesi kendisi ile telefonla görüştüğümüzde hem halini hatırını sorduk hem de yeniden kendisini ziyaret etmek istediğimi söyleyince, "bayram sonrası arayın görüşelim" dedi. Ancak bayram sonrası sık sık aramamıza rağmen ulaşamadık. Pazar günü vefat ettiğini öğrenince anladım ki tekrar görüşmek nasip değilmiş…. (Y.Şafak,11 Aralık 2007)

 

Doç. Dr. Adem ESEN :Büyükdedeleri, Konya'dan evladı fatihan olan Sabahaddin Hocam, pek çok kişi gibi benim de kendisinden ilim ve irfan olarak istifade etme imkanı bulduğum değerli bir şahsiyettir. Kendisini, 1986 yılında doktora eğitimine başladığım İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde tanıdım. Derslerinde sınıf arkadaşım (kendi tabiriyle) olmam, yanında doktora tezini kendisinde hazırladım. İlmi dakikliği ve yol göstericiliği akademik hayatımda bana yol gösterici olmuştur. Fakülte'deki odası Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünün en sonunda, kütüphanenin yanındaydı. Kıdemli hocanın usta öğretici gibi olması güzel bir gelenektir. Bu geleneği hocanın yetiştirdiği tüm akademisyenler takip ederler. Hoca, ülkemizdeki İktisat Fakültelerinde ekol olacakların ilkidir.  Hocamızın engin hoş görüsü, beyefendiliğinden kaynaklanır. Çünkü; kendisi hem bey (yani zeamet sahibi) hem de efendi (ilmiye) den gelme bir aileye mensuptur. Bu özelliği tüm beşeri münasebetlerine yansımıştır. Fikri bakımdan O'na muhalif olanlar bile O'nun hakkında hep güzel konuşurlar. İnsanın hayatında, hele bir akademisyenin pek çok öğretmeni ve ders aldığı kişi vardır. Ancak bunlardan isimleri ilk planda sayılabilecekler çok azdır. Sabahaddin Hocamız ismi onun öğrencisi olanlar için ilk olan özelliği olan bir akademisyendir. Bazen akademik dünyada kolaycılığa kaçmak için hoca tercih edildiği çok görülür. Ehliyet hususunda o yumuşak tavırlı hocanın yerini, kılı kırk yaran bir şahsiyet alıverir. Allah kendisine uzun ömür versin, öğrencilerinin bu arada benim yaptığım çalışmaları, en kısa sürede tashih eder, tavsiyelerini belirtir ve yol gösterir. Yaşı ve sağlık durumuna rağmen, akademik bilimsel hiç aksatmamaktadır. Yıllar önce İslam Kalkınma Bankasının Kuveyt'te yaptığı seminerlere katılmıştım. Bankanın ileri gelen danışmanlarına Sabahaddin Hocanın öğrencisi olduğumu söylediğimde, hemen onlar "Hoca hepimizin hocasıdır" diye karşılık verdiler. O'nun hocalığını sosyal bilimlerin her alanında görmek mümkündür. 'Kargadan başka kuş tanımam' diyerek alanın dışına taşamayanlar, muhakkak Hocamı örnek olarak kendilerine ufuk çizmelidirler.  İlmin üstünlüğüne inanan Hocamız uygulamanın dışında da kalmamıştır. Bu yönü ile teoriyi pratikle en güzel bağdaştırmaktadır. Sözlerinin sağlam ve güvenilir olmasına dikkat eder. Bunun içinde zaten siyasi kulislerde saygınlığını korumuştur. Her zaman fırsatı olmasına rağmen, hiç siyasete girmemiştir. Bunun için yöneticiler ve siyasetçilere tavsiyeleri ve uyarıları bu sebeple hep etkili olmuştur. O'nun hiçbir siyasetçi veya akademisyene aşırı övgüler veya yergiler sergilediğine rastlamadık. Çünkü "güzel insanı" model almaktadır. Ülkemizdeki ve Dünyadaki faizsiz bankacılığın ve bu doğrultudaki iktisadi anlayışın teoride olduğu kadar pratiğinde en büyük emeği olan Hocamızın çok ortaklı holdinglerle ilgili teorileri manidardır: 1999 yılında belediye başkanı seçildiğim ilk yıldı. Ramazan ayına tesadüf eden Şeb-i Arus törenlerine ve arada bir konferans vermek üzere Hocamızı Konya'ya davet ettik. Rahmetli eşi ile gelen Hoca, benden o zaman Konya'da etkinlikleri olan holdinglerin başkanlarını çağırmamı istedi. Amaç, holdinglerin karşılaşacakları muhtemel sonuçları onlara haber vermek ve aralarında dayanışmayı sağlamak, olumsuzluklara meydan vermemek ve yasa koyucu nezdinde lobi faaliyetleri yapmak için bir birlik oluşturmaya çalışmaktı. Ben, pek çok holding yöneticisini arayıp bunu haber verdim ve Büyükşehir Belediyesine ait Meram Yeni yoldaki misafirhaneye davet ettim. Maalesef bugün isimlerini bile unuttuğumuz holding yöneticileri gelmediler. Ülkemizde İslam ve Türk Dünyası konusunda en önemli çalışmalar da hocamıza aittir. Tespitleri pek çok akademisyene ve siyasetçiye yol gösterici niteliktedir. Son ziyaretinde yaptığı ziyaretlerde daha önceki ziyaretinde gezdirme fırsatı bulduğum ağaç dikimini de sordu. Çünkü Takkeli Dağı ve Rahmet Bereket ormanlarını beraber gezmiştim ve bu konudaki tavsiyelerini almıştım.

Yine son ziyaretinde Sultan 1.Murat'ın Hacı Evranos Beye tavsiyelerini anlattı.

            " Bil ki bir memlekete bey olmak iki kefeli bir terazidir.Bir kefesi Cennet , bir kefesi Cehennemdir. Şunlardan ola gör kim Peygamber Hazretleri anın bir günün altmış yıl ibadetten saymıştır. Ve bu pendimi bil ki Rumeli vilayetleri uzak yerlerdir. Onların tedbir ve tedarikleri ve siyaset emrinde elbette seyfü kalem ehlinden nice kimselere muhtaç olasın. Sakınasın, hiç halkı mal sevmekten özge azdırıcı olmaz. Dünya için din emrinden göz yuman Allah Teala korkusun unutur. Ve bu hususlara değme bir kimesneye itimada itikar etmiyesin. Çün bazı kimesneler gündüz saim, gece kaim görünür amma haddi zatında puta tapar. Anın gibilerden sakınasın. Zinhar ve zinhar bir kimesnenin zahir haline bakıp aldanmıyasın. Nitekim Hazreti Ömer İbn el Hattab, Rebi'ibn Ziyad'ın zahir haline bakıp aldandı. Anlardan hisse alasın. Ve her kaçan bir kimseyi bir canibe vekil edip göndermek ve kullanmak istedikte evvelden bildiğin haline itimat eyleme, caiz ki sonradan bir türlü dahi ola. Zira beni Ademin bedeni bir halden hale intikal edip berkarar olmadığı gibi ol halinde dahi berkarar değildir, elbette bir halden bir hale intikal etmektedir. Pes vekil edip işe kullandığın kimesnenin ahvaline göz kulağ tutagör. Şimdiki ahvali eski ahvaline uyar mı? Ona göre sözüne amel eyle, kimesneye garez olmasın ve bu pendimi bil ki kaçan etrafı memlekete koduğun vekillerin iyi kimesneler ola. Reayanın da hali iyi olup ve beyler vekilleri çırağı dinlenir, alem yaman olur; ve her birine emreyle eli altında olan Müslümanları karındaşları gibi bilip vesair Reayayı rıfk ile tutsunlar. Zulm'ü teaddi üzerine olmasınlar. Kıyamet gününde gökten kar yağar gibi kütüb'ü amel yaydığı günü ansınlar ve halkın fukarasın gözlesinler, anları kifayet miktarı zahirelerinden tedarik eylesinler. Fukara Allah Teala Hazretlerinin sevgilileridir. Fakirlik belasına sabrederler, elinde dünyası çok olanın dünyasına nazar etmezler, kendi hallerine şakirdiler, şükrederler, hususa umuma Rumeline Şeyhül İslam tayin olunan mefnari füdela elvan fakih'e öget riayet eyle ve gözle, Ulemaye izamıki veresei seyyidül enamdır, Kemali lütfu şefkat ile meri ve mahmi tutup ibkayı dini mübin ve icrayı şeri metin anların vucud şerif ve enfasi latifeleri bereketinde bilinip hatırı atırların rencide etmekten begayet hazer edesin." Değerli hocamın elerinden öper, hayırlı dualarını beklerim. (/Konya ve Mevlana Dostu: Prof. Dr. Sabahaddin ZAİM )  [37]

 

              Nazif Gürdoğan: Güzelliğin güneşi asla batmaz

Güzelliği arayanlar, hayatın değişik alanlarındaki işleri güzel yapmanın değil, her alanda güzel işleri yapmanın peşindedirler. İnsanlarda iyilikleri özendirme ve kötülükleri önleme coşkusu, güzellik sevgisinden kaynaklanır. Yeryüzünde güzelliğin güneşi hiçbir zaman batmaz. Güzelliğin peşinden koşanlar, güzellik bulurlar. Yeryüzünde güzelliğin güneşi bir coğrafyada batarken, başka bir coğrafyada doğar. Hayatı güzelliği arayan, güzel insanlar güzelleştirir.  Güzellik sevgisi, sevilen güzelliğin büyüklüğünden kaynaklanır. İnsanlar sevdikleri güzelliğin, büyüklüğünce büyüktürler. Bütün güzelliklerin kendisinde toplandığı son Peygamber'i seven herkesten büyüktür. O'nu sevenler O'nun güzelliklerini yüzlerinde yansıtırlar. Bunun için, insanlar nehirlerin denizleri aradığı gibi, güzelliği ararlar. Hiçbir canlı, insanlar kadar güzelliğin susuzluğunu çekmez. Güzelliğin susuzluğunu çekenler, kendileriyle birlikte çevrelerini güzelleştirirler.

            Hafta başında, bütün ömrünü güzelliğe adamış, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasına “ekonomik insan”ı değil, “güzel insan”ı yerleştiren ve güzel insanlara en güzel örneklerden biri olan Prof. Dr. Sabahattin Zaim Hoca, görünen dünyadan görünmeyen dünyaya yolcu edildi. Burç Fm'de salı günleri yayınlanan “Mavera Sohbetleri”nde Prof. Dr. Sadettin Ökten ve Mehmet Doğan ile birlikte üçümüzün de, yakından tanıdığı ve sevdiği Zaim Hoca'nın, bütün İslam dünyasına örnek olan güzelliklerini anlatmaya çalıştık.

            Güzellik iyiliktir, iyilik güzelliktir. Yeryüzünde hem iyilik, hem güzellik sınır tanımaz. Onlar bütün yeryüzünü vizesiz dolaşırlar. Bir toplumu, güzel bir topluma, güzel olmada ve güzelliği aramada, birbirleriyle yarışmasını bilen insanlar dönüştürür. Güzellik ve iyilikte yarışan insanların olmadığı toplumlarda, çirkinlik ve kötülükte yarışan insanlar ağırlık kazanır. Güzellik ve iyilikte yarışanlar, toplumları zenginleştirirken, çirkinlik ve kötülükte yarışanlar, toplumları yoksullaştırırlar. Toplumların omurgasını, güzellik ve iyilikte yarışan insanlar oluşturur.  Anadolu insanının kültüründe, güzellik ve iyilikleri özendirmek, çirkinlik ve kötülükleri önlemek herkesin görevidir. İnsan güzelliklerle birlikte iyilikleri gönlünde, görünen dünyanın görünmeyen dünyayı içinde taşıdığı gibi taşır. Görünen dünyanın güzellik ve iyilikleri görünmeyen dünyaya, görünmeyen dünyanın güzellik ve iyilikleri görünen dünyaya yansır. Her iki dünyada güzellik ve iyilikleri büyütmenin en etkili yolu, hayatın bütün alanlarında, ya öğrenen ya da öğreten olmaktır.  Öğrenmesini öğrenenler, ya öğrenen ya da öğreten olanlardır. Onlar insanların içlerinde taşıdıkları güzellik ve iyilikleri su yüzüne çıkarak, ekonomik ve kültürel hayata büyük bir canlılık kazandırırlar. Ekonomik hayatın olduğu kadar kültürel hayatın odak noktasında da, kendisi için istediğini başkası için de isteyen “güzel insan” vardır. Güzel toplum, güzel insanlara dayanır. Güzel insan gücünü, öğrenmesini öğrenerek büyütür.  Güzelliği arayan öğrenmeyi sever. Bilgelik öğrenmeyi sevmekle kazanılır. Eğitim bilgiyi bilgeliğe dönüştürür. Bilgelik açılmayacak kapıları açar. Güzellik bütün kapıları açar. (Yeni Şafak/12 Aralık 2007)

           

            Fatma Barbarosoğlu: Evlad-ı Fatihan: Sabahattin Zaim

Büyük dedeleri, Konya'dan Evlad-ı Fatihan, Makedonya'ya yerleşmiş bir ailenin evladı olarak, 1926 yılında Makedonya'nın İştip kasabasında dünyaya geldi Sabahattin Zaim. Bey oğlu olarak geldiği dünyada, “efendiliği” kazandı ve hayat boyunca “beyefendi” kişiliğin mümtaz örneği olarak, “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” ilkesini yaşamaya ve yaşatmaya çalıştı.  Kendisiyle yapılmış bir söyleşide, göçmen değil muhacir olduğunun altını itina ile çizdi: “1950'den sonra gelenlere göçmen deniyor. Biz Peygamber Efendimiz'in hicretini takip eden muhacirleriz.”

Ru be ru talebesi olmadım. İslam Ekonomisi üzerine yazdıkları üzerinden talebesiydim elbette. Ekonomi bilmeden sosyoloji öğrenilemeyeceğini kanaat getirerek, İktisat Fakültesi'nde doktora yapmama vesile olan onun kimliğidir. Anti-Kapitalist bilinç oluşturmamda Nurettin Topçu ve Sabahattin Zaim'in doğrudan etkisi vardır. Zaten Nurettin Topçu Vefa Lisesi'nde Sabahattin Zaim'in felsefe hocasıdır. Reşat Ekrem Koçu tarih hocası. En iyi en idealist hocaların talebesi olmuştur Sabahattin Zaim. İçtimai İktisat Enstitüsü'nü kuran idealist-Yahudi Alman hocaların disipliniyle yetişmiştir. Bu disiplinde doktora dersine devam mecburidir mesela. Tek mazeret vardır derse gelmemek için, o da talebenin vefatı.

Kader, Sabahattin Zaim hoca ile bir hoca-talebe olarak buluşmamızı engelledi. Değişik vesilelerle buluşma çabam neticesiz oldu. Nasibimi zorlamadım. Kitaplardan iz sürdüm. Ama talebelerine muamelesini kıskandığım bir hoca idi Sabahattin Zaim. Muhit kuran hoca. Talebesini evladı bilen hoca. Evlatlarını unutan ama talebelerini unutmayan hoca.  Muhit kuran hocalar yavaş yavaş çekiliyor dünyamızdan. Hocalar çekildikçe “öğrenme” ve “öğretme” bir ibadet olmaktan çıkıyor. Öğrenme bir terbiye olmaktan çıkıyor. Kemale ulaşılan bir basamak olmaktan çıkıyor.

Kanal 7'nin yapmış olduğu bir belgesel aracılığı ile “ev halini” daha yakından tanıma imkanına sahip olmuştum merhumun. Biraz da o belgeselden ilham ile tanıdığım bütün hocalardan, Fatıma validemizin kırk yamalı seccadesi niyetine bir karakter yaratmaya çalışmıştım Hiçbir yer romanının İhsan hocasında.  İhsan Hoca'da; Prof.Dr. Nihat Keklik'in talebesinin zihninde ışık saçan vurucu cümleleri vardı mesela. Orhan Şaik Gökyay'ın hocalarının kendi üzerindeki hakkını talebelerine ödemeye çalışan mükrimliği; ve daima şefkatli, mütebessim, talebesinin her derdini ciddiye alan tavrı ile Sabahattin Zaim vardı. Hiç tasvir etmediğim halde Hiçbir yer romanının İhsan hocasını yazarken gözümün önüne bilmiyorum neden daima Sabahattin Zaim gelmişti. Yani ben Sabahattin Zaim hocayı bir karakter olarak yerleştirmeye çalışmadım. O vücud dilinin bütün samimiliği ile talebesine “hayat veren hoca” olarak kalemime gelip yerleşti. Bundan hiç bahsetmedim. Şimdi bilmiyorum neden, biraz önce radyodan ölüm haberini duyunca Hiçbiryer'in İhsan hocasını yazdığım zamanlar geldi bu yazıya arkadaş.

Katıldığı bütün panellerde, şeref konuğu olarak davet edildiği kürsülerde, cemal sıfatının gözle görünür bir emanetçisi olarak durdu. Aldığı her daveti “ilminin ve sıhhatinin” zekatı olarak kabul ettiğinden, hiç red etmedi. O red etmedikçe isteyenlerin isteği giderek arttı.  Hoca hayatı boyunca aktı. Aktı. Emeği daha çok insan yetiştirmek içindi. Hocalığın dışında hiçbir sıfata talip olmadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a kadar, tek tek saydığımızda köşenin hacminin yetmeyeceği siyasetin zirvesinde olan isimler, merhumun öğrencisi idi. Hocanın kendi tabiri ile kurmuş olduğu fidanlıktan birer fidan. Şimdi her biri ağaç oldu.  Onun ibretlik hayatının en temel renklerinden biri, elinde bütün imkanlar olduğu halde siyasete uzak durmasıdır. Bilfiil siyasetin içinde olmaktansa, siyaseti yapacak insanları yetiştirmeye önem vermesinde genç bir kaymakam iken siyasetin kirli diline muhatap olması önemli bir rol oynamıştı belki de. 1948 seçimlerinde Sabahattin Zaim kaymakamdır. Açık oy gizli tasnif yapıldığı için halk seçimlere gitmeyerek tavır almaktadır. İçişleri Bakanlığı tarafından, kaymakamlara talimat verilerek seçimlerde rey vermeyenlerin isimlerinin tespit edilmesi istenir. Bu talebi red eden kaymakamlar arasında Sabahattin Zaim de vardır. Bu olay memuriyete değil ilmiyeye intisap etmesi gerektiği konusundaki fikrini hayata geçirmesini hızlandırıcı bir sebep olur.   “Her toplumu 10-15 bin insan yönetti. Bir ülkenin kalkınması, yetiştirdiği uzmanları doğru yetiştirmesi” demektir diyen hoca, bilginin her gün artabileceğine ama eğitimin sadece bir defa olacağına inanmıştı. İlm-i hal'i yaşayan ve yaşatan bir kitap idi hoca.  Hoca'lık onun hakikaten sıfatı idi. O hocaların hocası idi.  Mekanı cennet olsun.  (Yeni Şafak/11 Aralık 2007)

 

 

            Resul Tosun: O bir ışıktı

            Akşam yoğun bakıma alındığını öğrenmiş hüzünlenmiştim. Sabah vefat ettiği haberi gelince içime bir gariplik çöktü. Anlatamayacağım duyguların esiri oldum. Kendimi bir an yanız hissettim. Kimsesiz hissettim. Çeyrek asır gözümün önünden film şeridi gibi akıp geçti. Onun tavsiyeleri ikazları ve destekleriyle nice sorunların üstesinden gelmiştim.  Son 5 yıldır İstanbul'dan uzak kaldığım için çok sık görüşemiyordum. Ama onun hayatta olması bile bize bana güç veren arka çıkan teşvik eden destek olan bir zenginlikti. O zenginlik evvelki gün sayısız salih amel bırakarak Rabbine döndü.  Prof. Dr. Sabahaddin Zaim o güzel insan aramızdan ayrıldı.Üniversitede talebesi olmadım. Ama kitaplarıyla sohbetleriyle ve esirgemediği yakın ilgisiyle talebenin de ötesinde bir yakınlık hissettim.  O hakikaten güzel bir insandı. Nice hocalar vardır işgal ettiği kürsü, ünvan ve çevreyi karşısındakine bir üstünlük vesilesi sayarak hareket eder. Bilgisinden faydalanırsınız ama duruşu tavrı konuşması hitabı sizi rahatsız eder, etmese bile ısınamaz sevemezsiniz. Sabahaddin hoca tam tersine karşılaşır karşılaşmaz bir rahatlık bir huzur hissettirirdi size.  Tebessümü eksik olmayan o sevecen yüzünü görür görmez onu hem sever hem de içtenlikle saygı duyardınız. Her şeyden önce size değer verirdi. İnsan olduğunuzu anlardınız onun yanında. Sizi sonuna kadar dinler sonra da o mütebessim çehresi ile gözünüzün içine sevgi ile bakarak incitmeden kırmadan bilgi ve tecrübesini tatlı bir tonda size aktarırdı.  Kelime-i tayyibe sahibiydi. Hani Kur'an’da kökü sabit dalları göklerde, Rabbinin izniyle her daim yemişlerini veren bir ağaç gibi diye tarif ettiği kelime-i tayyibe(Güzel söz).  Hani Mevlana için söylenen “her giren cahil girer dergahına her çıkan dana(alim) çıkar” tarifini Sabahattin hoca için kullansak abartmış olmayız.  Günümüzde insanı kamile verilecek en güzel örneklerden biriydi.  Hangi önemli toplantıya gitseniz Sabahattin hoca ya müteşebbis heyetindedir ya başındadır ya da baş misafiridir.  Herkes ondan istifade etmek ister, istifade için fırsat kollardı  Ben de ondan istifade etmek isteyenlerden ve istifade edenlerdendim. Gerek kimi ilmi meselelerde, gerek kimi siyasi meselelerde gerekse kimi şahsi meselelerde görüşüne huzur içinde başvurduğum önemli isimlerden biriydi.  Büyüğümüzdü, itiraz etmezdik, sözünü dinler ve uygulardık.  Mesela 1990 yılı Kasım ayında Sabahattin hocanın da içinde bulunduğu kimi büyüklerimizle istişare ettikten sonra içinde bulunduğumuz çevrelerin pek de alışık olmadığı bir yayıncılığa öncülük etmiş ve haftalık, birinci hamura renkli baskı bir dergi yayınlamaya başlamıştım. Çalışana hakkının verildiği, yazarına telif bedelinin ödendiği ve ay sonunda bütün ödemelerinin yapıldığı profesyonelce bir dergicilik başlatmıştım. Fakat biz yayına başladıktan kısa süre sonra Körfez Krizi baş göstermiş, piyasalar alt üst olmuş karşılığı bulunan çeklerin bile ödenmesinde sıkıntılar yaşanmaya başlamıştı. Ödemelerde baş gösteren sıkıntı üzerine profesyonelliğe gölge düşürmemek için oturduğum daireyi ve bindiğim aracı bile satmıştım. 1991'in Mayıs ayında dergiyi kapatmaya karar vermiştim. Kurarken istişare ettiğim büyüklere danışmadan kapatmak olmazdı. Teker teker ziyaret ettim. Kimileri hak veriyordu. “Yüzünün akıyla kapat.” diyordu kimileri de “aman senden sonrakilerin azmini kırar kapatma.” diye tavsiyelerde bulunuyordu. Sabahattin hoca da devam etmemi tavsiye edenler ve devam etmek için yol gösterenlerden biriydi. Benim hayatımın adeta dönüm noktasıydı. Onların tavsiyelerini dinledim ve hamdolsun Yörünge'yi 10 yıl boyunca bir gün bile aksatmadan yayınlayarak bir ilke imza attım.  Evvelki gün vefatını öğrenince birlikte olduğumuz çok sayıda toplantıyı ve hayatımın dönüm noktasında bana yaptığı bu büyük katkıyı hatırladım.  Komunizm’den sonra Rusya'ya da birlikte gitmiştik. 15 gün boyunca Moskova, Tataristan ve Başkırdıstan'ı birlikte gezmiştik. Grup içinde onun sadeliği, bilgeliği, beyefendiliği, vakarı ve insanlığı öylesine barizdi ki o gerçekten insan-ı kamildi.  O bir ışıktı. Herkesi aydınlatıyordu. Onun vefatıyla o ışık sönmedi. Aksine o ışık bütün Türkiye'yi hatta dünyayı aydınlatacak ışıklar yakarak ebediyete intikal etti.  Nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.  Hepimizin başı sağ olsun. (Yeni Şafak/11 Aralık 2007)

 

Davud Dursun: Hocaların Hocası'nı uğurlarken

Dün ebediyete uğurladığımız “Hocaların Hocası” olarak anılan, ahlâk, irfan, ilim ve erdem timsali Sabahattin Zaim Hoca, sadece Türkiye için değil tüm İslam dünyası, hatta bütün dünya için yerinin doldurulması imkânsız büyük bir kayıptır.  Ben kendisinin doğrudan öğrencisi olmadım; öğrencilik yıllarımda ne İktisat Fakültesi Gazetecik Enstitüsü'nde, ne de Siyasi İlimler Enstitüsü ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde dersi vardı. Kendisinin Hoca olduğu Sosyal Siyaset Kürsüsü ile Çalışma Ekonomisi Bölümünde de ders almamıştım. Ancak herkes gibi onu biliyor, tanıyor ve takip etmeye çalışıyordum.  Kendisiyle ilk tanışmamı gayet iyi hatırlıyorum. İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümünde yüksek lisans öğrencisi iken Orta Doğu konusunda çalışıyordum. Bana yol göstermesi ve yardımcı olması için randevu istemiş ve kendisini ziyaret etmiştim. Beni fakültedeki odasında gayet sıcak ve babacan bir üslupla karşılamış, bana ayırdığı vakti içerisinde o an için hiçbir yerde bulamayacağım bilgiler vermiş, akademik hayata ilişkin çok değerli nasihatlerde bulunmuştu.  1994'te yeniden üniversiteye dönmem gündeme geldiğinde Marmara Üniversitesiyle birlikte Sakarya Üniversitesine de müracaat etmiştim. O zaman Hoca, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanı idi. İstanbul Üniversitesinden yaş haddinden emekli olduğu sırada taşra üniversitelerinde 2 yıl daha çalışma imkanı getirilmişti. Öğrencilerinin ısrarı üzerine Sabahattin Hoca, Sakarya Üniversitesinde kurucu dekan olarak görev almayı kabul etmişti. Marmara Üniversitesindeki işlemler hızlı gitmiş ve Spor Yüksek Okulu'na atamam yapılmıştı. Maaş bordrom bile düzenlenmiş, bankada hesap bile açılmıştı. Göreve başlamadan önce Hoca'ya haber vermek için Adapazarı'na gitmiştim. Beni büyük bir muhabbetle karşılamış ve işlemlerin gecikmesinden dolayı üzüntülerini ifade etmişti. Ben Marmara Üniversitesi'ne atandığımı söylediğimde Hoca'nın tavrı biraz sert olmuş ve aynen şunu söylemişti: “Spor Yüksek Okulunda ne yapacaksın? Burada Kamu Yönetimi veya Uluslararası İlişkiler Bölümlerini biran önce faaliyete geçirmek istiyorum. Benim burada bulunmam sizler için. Ben bir fedakarlığa katlanıyorum. Siz de işin bir tarafından tutmalısınız. Fedakarlıktan kaçınmayın…” Hocanın bu sözleri üzerin kendisinden özür dileyerek şunu söylemiştim: “Hocam özür diliyorum. Ben ne demek istediğinizi gayet iyi anladım. Marmara'da başlamıyorum, buradaki atamayı bekliyorum…”  Nitekim gelişmeler aynen öyle olmuştu. Ben Marmara'da atandığım halde göreve başlamamış ve bir müddet sonra atamam yapılan Sakarya Üniversitesinde göreve başlamıştım. O gün bugündür bu üniversitede çalışmayı sürdürüyorum.  Hoca'nın emekliliğinden sonra ilişkilerimiz azalmakla birlikte devam etti. Pek çok yerde birlikte olduk. Nasihat ve tavsiyelerini alma fırsatı bulduk.  Sabahattin Hoca ile en son eylül ayı başlarında Saraybosna ve Mostar'da beraber olduk. Mostar Cemal Biyediç Üniversitesi'nde Deniz Feneri Derneği tarafından yaptırılan Eğitim Fakültesi binasının teslimi ve açılışı programı sebebiyle oradaydık. İki güne sıkıştırılan programa ayak uydurmak çok zordu. Hava soğuktu, oradan oraya koşturup duruyorduk. Biz bile zorlanırken Hoca'nın gösterdiği gayret ve coşku şaşırtıcıydı. Cemal Biyediş Üniversitesi'ndeki programda Hoca bir konuşma yapmış ve eğitim kurumlarının önemine, ilmi çalışmaların kalıcılığına, bu tür faaliyetlerin toplumları birbirine yaklaştırmadaki gücüne, ülkeleri yöneten kadroları yetiştirmenin öncelikli iş oluşuna dikkat çekmişti.  Hoca hasta haliyle bunları yaparken asla şikayetçi değildi. Tam tersine konuştukça açılıyor, adeta kendine geliyor, mutlu oluyordu. Saraybosna'yı gezerken, şehitliği ziyaret ederken, tarihi mekanları dolaşırken duyduğu mutluluk büyüktü. Uluslararası Sarayeva Üniversitesi'nin kurucu rektörlüğünü de yapmıştı. O üniversiteyi ziyaretimizdeki coşkusu görülmeye değerdi. Genç bilim adamlarını buralara gelip hizmet etmelerini tavsiye ediyordu.  Sabahattin Hoca, ünü dünyaya yayılmış bir ilim adamıydı. Ama ondan daha da önemlisi O bir ahlak, irfan ve erdem timsaliydi. Nazikti, kibardı, gönül adamıydı, O hepimizin hocasıydı, büyüğümüzdü, örnek bir şahsiyetti, öncüydü, yol açandı, hizmet insanıydı, “güzel insan”dı… Sabahattin Hoca kelimenin tam anlamıyla Hocaların Hocası idi, o bir “insan-ı kamil”di...  Allah rahmet etsin, makamı cennet olsun! Ailesinin, öğrencilerin ve tüm sevenlerin başı sağolsun! (Yeni Şafak,11 Aralık 2007)

 

İbrahim Karagül: Türkiye'nin gülen yüzünü uğurladık

Onun hakkında herkesin anlatacak çok şeyi var. Belki söyleyecek sözü en az olanlardan biri benim. Dün Fatih Camii'ndeki cenaze merasiminden döndükten sonra hâlâ masamın üstünde duran "Türkiye'nin Yirminci Yüzyılı" başlıklı çalışmasına ve üzerindeki "Aziz kardeşim İbrahim Karagül'e" yazısına yeniden göz attım.  Eylül ortalarında Bosna'ya giden grup içinde onun da var olduğunu öğrenince, her zaman olduğu gibi içimi bir ferahlık kapladı. Çünkü onu her gördüğümde; konuşurken, dinlerken, birlikte yürürken aynı şeyi hissettim. Her zaman gülümseyen yüzü, ilerlemiş yaşına rağmen tükenmeyen enerjisi, beraber olduğu herkese umut veren, dinlemekten asla yılmayacağınız konuşmaları ve özenle seçilmiş kelimeler…  Deniz Feneri Derneği'nin Mostar'daki Cemal Biyediç Üniversitesi'ne yaptığı Eğitim Fakültesi binasının açılış töreninde onur konuğu oydu. O an o ortamda bulunanlardan en heyecanlısı da oydu. Yine bilgiden, eğitimden, umuttan söz etti.  Yorucu gezi boyunca bizim bütün sızlanmalarımıza rağmen o her anı tad alarak yaşıyordu. Sabahları en erken o hazırlanıyor, her zamanki şık giyimi ve güler yüzüyle aramıza katılıyordu.  Mostar Köprüsü üzerinden şehri seyrederken "Buraya gel. Bak seni kiminle tanıştıracağım" dedi. Yanındaki kişi, Mostar Köprüsü'nü yeniden yapan, Bosna'da Osmanlı'dan kalan köprüleri restore eden şirketin sahibiydi.  İki yıl önce yine bir toplantı için Alanya'da üç gün aynı ortamda olduk. Beni yanına çağırdı. Şahsıma ilişkin güzel cümleleri yüzünden yüzümün kızardığını hatırlıyorum. İstanbul havaalanından başlayan sohbetimiz, daha doğrusu onu dinleyişim Antalya'ya kadar devam etti. Üç gün boyunca, toplantılardan sonra dışarı çıkıp yalnız başına yürüyüşünü izledim ve bazen ona katıldım.  Onunla konuşmak, onu dinlemek iki türlü güzeldi: Derin bilgi okyanusundan süzülerek gelen cümlelerin lezzetini alıyordunuz. Buna; belki de sadece ona yakışan yüzündeki aydınlık, dudaklarındaki tebessüm de eklenince onu dinlemek doyumsuz bir hal alıyordu.  Prof. Dr. Sabahattin Zaim… Ben onu geç tanıyanlardandım. Neden bu kadar geç tanıdım! Hep hayıflanacağım. Geç tanımış olsam da, o birkaç anı, hafızamda hiçbir zaman silinmeyecek izler bıraktı.  Allah rahmet etsin…. (Yeni Şafak,11 Aralık 2007)

 

 

Fehmi Koru: Bir güzel atlı daha...

Rumeli'den Türkiye'ye göçen her ailenin fertlerinde 'kopmuşluk' ya da daha doğru deyimle 'koparılmışlık' duygusu hissedilir; özellikle de ilk göçmen neslinde: Hayata bir başka ülke vatandaşı olarak başlamıştır, birden bire kendini çok farklı bir coğrafyaya savrulmuş bulur... Yeni yerleştikleri ülkeyi bir değişik sahiplenir Rumeli göçmenleri... Sabahattin Zaim 8 yaşına kadar olan hayatını bugün Makedonya sınırları içerisindeki İştip kentinde geçirmişti; sonrası her Rumeli göçmeni ailenin çocuğunun başına gelendir: İyi bir eğitim, düzenli bir meslek hayatı yanında kendini toplumsal olaylara vakfediş... Bizde 'köken' dendiğinde hep 'farklı ırk' anlaşıldığı ve 'Rumelili olmak' solgun bir motiften öte anlam taşımadığı için, toplum önderleri arasındaki göçmen ağırlığı pek fark edilmez.  Yakından bakıldığında görülecektir: Prof. Sabahattin Zaim yalnızca bir bilim insanı olmamıştır; hep topluma dönük bir yüz, hep insana değer veren bir kucak, hep gelecekten umutlu olan bir göz olmuştur o. Anadolu'dan kopup gelen gençlere sahip çıkmış, uğranılan her mağduriyete, karşılaşılan her dışlanmışlığa karşı onları hep umut üzere tutmuştur.  Bir de 'nesil' özelliği var tabii...  Şu sıralarda yetmişli yaşlarını doldurmakta olan bir 'neslin' önderlerindendi Sabahattin Zaim. Kendilerine geldikleri yaşlarda değişmez sanılan Türkiye'nin değiştiğini kendi gözleriyle görmüş bir nesildir o ve 1950'deki “Yeter söz milletindir” çıkışıyla meydana gelen dalgalanmanın her zaman tekrarlanabileceğini içlerinde hep taşımışlardır. Aynı nesilden Turgut Özal'ı ne yaptıysa onları yapmaya motive eden de o histi işte. Sabahattin Zaim, kendinden sonra gelen nesillere, o umudu aktaran, her kıstırılmışlık hissi duyulan anda konuya olumlu tarafından yaklaşılmayı getirecek bir özellik keşfeden bir deniz feneri görevi yapmıştır. Bu tespitleri 1960'lı yıllarda başlayan tanışlığımıza dayanarak yapıyorum. Bir askeri darbe sonrasının sıkıntılarını genç bir öğretim üyesi olarak göğüsleyen Sabahattin Hoca, umutsuzluğa kapılmaya hazır kitlelere dönük bütün faaliyetlerin içindedir. Konferanslar verir, broşürler ve kitaplar çıkarır, makaleler yayınlar, dernekler kurar... Hepi topu birkaç üniversite hocası vardır 'milliyetçi – mukaddesatçı' diye bilinen çevre içerisinde; Sabahattin Zaim kendisine 'hocaların hocası' diye çok uzun yıllar sonra yakıştırılacak sıfatı daha o yıllarda kazanmıştır aslında.  Başkalarından farklı olarak 'kadrocu' bir yanı vardır Sabahattin Zaim'in. İ. Ü. İktisat Fakültesi'nde kuruluştan oluşan 'özgürlükçü' hava içerisinde kendilerinde 'istikbal gördüğü' gençleri doktora yapmaya ve akademik kariyere yönlendirir. Aynı yönlendirici özelliği yurtdışında hocalık yaptığı, ya da danışman sıfatıyla resmi görevler üstlendiği dönemlerde de kendini belli edecektir.  Bugünün 'muhafazakâr' kadroları içerisinde Sabahattin Zaim'le yolu kesişmemiş, fikirlerinden yararlanmamış, yardımına mazhar olmamış pek az insan vardır.  Güzel bir yüz, açık bir zihin, etkileyici bir hitabet kabiliyeti, çatışmacı olmayan bir üsluptu aynı zamanda Sabahattin Zaim. Kendini başkalarının telkinlerine kapatmış sağdan ve soldan pek çok insan onun söylediklerine kulak verme ihtiyacı duyardı. Muhatabıının yaşı, mevkii, konumuna bakmaksızın bildiklerini herkesle paylaşmaktan geri kalmayan biriydi; mültefit davranırken eleştiriyi ihmal etmez, eleştirirken hakkı mutlaka gözetirdi.  Bir eşi daha olmayan muhteşem özelliklere sahip bir insandı hocamız...  Cenazesine katılanlar kadar katılamayan tanıdıkları da haklarını ona hiç zorlanmadan helâl ettiler; üzerimizdeki haklarını umarım o da helâl etmiştir.  (Yeni Şafak/12 Aralık 2007)

 

              Sibel Eraslan: BİR GEMİYLE GELDİ, BİR GEMİYLE DÖNDÜ:Hocaların Hocası, Sabahattin Zaim

             ‘’Zaim’’, zeamet sahibi demek. Makedonya’nın İştip ve Köprülü kazalarında 1926 yılında başlayan bir hayat macerası… Balkan harbini müteakip bir yangın meydanına dönen Rumeli, büyük ve hüzünlü bir ricatı yaşıyor. Eski zamanların bahtı açık ve adil toprak sahipleri (zaim’ler), eski zamanların sığır çobanları ve ırgatlarının bir ağızdan söylediği ‘’cita Tursi Azia’’ (Türkler Asya’ya) şarkıları eşliğinde, linç ediliyor… Rumeli’de yaşanan Endülüs’ten sonraki ikinci dev re-conguista, milyonlarca Müslüman Türk’ü, Balkanlardan boşaltıp, Anadolu’ya yığıyor… 1934’te, Balkan ricatına son anına kadar dayanabilmiş Zaim ailesi de anayurda dönüş kararı alıyor. Ayağında tozluklu pabuçları, başında fesi ve elinde tuttuğu küçük asası ile (Balkan çocukları o dönemde böyle giyinirmiş) Çanakkale’ye yanaşan gemide büyük bir heyecanla titriyor küçük Sabahattin… Zira, dünya gözüyle gördüğü ilk anayurd kalesidir Çanakkale… Ardından şimdiki Fatih Kız Lisesi olan yere, dedesinin evine yerleşiyorlar. Ve meşhur Vefa Lisesi günleri başlıyor Sabahattin Zaim’in… Sabri Esat Siyavuşgil, Reşat Ekrem Koçu, Nurettin Topçu, lisedeki öğretmenlerinden. Hatta Nurettin Topçu bir gün sınıfa dönerek şöyle diyor: ’Size burada bir yığın luzumsuz bilgiler öğretecekler. İşe yaramaz hale geldiğinize kanaat getirdiklerinde ise sizi mezun edecekler…’’ Kendi deyimiyle Zaim Hoca’işte o işe yaramazlar’’dandır…

               Ardından ‘’leyli meccani’’ yani parasız yatılı günleri gelecektir Hoca’nın. Ankara, Mülkiye… Mülkiye:Türkiye! Kısa dönemli kaymakamlık günleri, tek parti baskısıyla inim inim inleyen zamanlara denk düşecektir. 1948’de Fatih Kaymakamlığında muavinlik yaptığı dönemde bir ara seçim olur. Halk, CHP’ye oy vermemek için sandıklara gitmez. Bunun üzerine İç İşleri Bakanlığı’ndan bir talimat gönderilir kaymakamlıklara: ‘’Oy vermeye gitmeyenlerin listesi, derhal kendilerine bildirilecektir’’… Zaten ’açık oy gizli tasnif’’ esasının uygulandığı bu diktatoryaya İstanbul’dan dört kaymakamlık red cevabı verir: Fatih, Eminönü, Beyoğlu, Kadıköy… Kıtlık, darlık, ekmeğin karne ile dağıtıldığı o zorlu günler… Zaim Hoca Eyüp Kaymakamı iken, ezana yasaklı Eyüp Sultan Camiine ilk kez hoparlör taktıran ‘’dindar kaymakam’’ olarak geçecektir jurnallere. Ardından Kahta’ya (Adıyaman) gönderilecek ama hizmetleri yine devam edecektir, halka zulmetmez, insanlarla tek tek konuşur, okul yaptırır, çeşme, kütüphane açtırır, hatta daha sonra iktisat profesörlerimizden olacak Sabri Orman Bey, Zaim Hoca’nın Hiniç Köyünde açtırdığı bir ilkokulda okuyacaktır. O, hep taşıyandır, sırtlanan ve götüren… Tek parti döneminin ceberut günlerinde, Kur’an okumanın ve baskısını yapmanın dahi yasak olduğu, insanların hacca gönderilmediği, THY’nin hiçbir İslam ülkesine gitmediği o günlerde dini inancı ve moral değerleri olan idareci bulmak elbette zordu. Fakat 1950’deki ‘’Yeter! Söz Milletindir!’’ şahlanışı ile tek particilik günleri bitirildi. İşte o dönemde Zaim Hoca’nın ifadesiyle manevi değerlere sahip kişilerin ’yer üstünde kurdukları ilk cemiyet’’ olan İlim Yayma Cemiyeti kuruldu. Zaim Hoca, her zaman cemiyetlerin ve insan yetiştirmenin, organize etmenin ve teşkilatçılığın önemine inanmış biriydi.  1957’de İktisat Fakültesine doçent olduğunda kendisinden başka oruç tutan öğretim üyesi yoktur söz gelimi… Diğer fakültelerde de durum benzeridir, birkaç istisna dışında: Necmettin Erbakan, Ayhan Songar, Süleyman Yalçın, Selçuk Özçelik, Nevzat Kor, Cevat Babuna, Salih Tuğ, Osman Çataklı gibi yıldız isimler… Sabahattin Zaim Hoca, Türkiyemizin geçtiği o zorlu günleri çok önemser: ’Bugünlere nasıl geldiğimizi çok iyi bilmemiz lazım. Eğer geçmişi, nereden geldiğimizi bilmezsek, bugünü yanlış değerlendiririz, bugün ve yarın üzerimize düşen görevleri doğru idrak edemeyiz…’’ (Araştırma Kültür Vakfı 2005 Mart ‘’Geçmişten Geleceğe Ko(nu)şanlar’’ Konferansı) Zaim Hoca, bürokrasi ve akademi tecrübeleri yanı sıra Abdülaziz Bekkine ve Mehmet Zahit Kotku gibi irfan önderlerinin halkasında da yer alır. Hocası Nurettin Topçu başta olmak üzere dönemin pek çok akademisyeni, mühendisler ağırlıkta olmak üzere bu meclisin müdavimleridir. Hoca, gurubun tek iktisatçısı olarak, kalkınmaya dair projelerini de seslendirir bu buluşmalarda. ‘’Makine yapan makine’’ sanayi ve iktisat gelişiminde çok önemli bir başlangıç olacaktır. Bu işin başını çekecek kişi bir ’makinacı’dır: Necmettin Erbakan. İşte Gümüş Motor ve ardından Pancar Motor serüveni bu halkadan neşet etmiş çok önemli bir projedir… 1971’e kadar İslam ülkelerinin kendi iç dünyalarında yaşadıkları siyasi ve ekonomik kargaşalar yüzünden, birbirleriyle ilişkileri ve haberleşmeleri ne yazık ki oluşamamıştır. İlk kez Libya’da Dünya İslam Gençlik Kongresi toplanır. Sabahattin Zaim Hoca’nın dünya ufku, bu toplantıda netleşecektir. İslam ülkeleri, iktisadi, eğitim, sanat ve siyaset konusunda güçlü bir istişare ve dayanışma projeksiyonu geliştirmelidir. O dönemde Kral Faysal da bu tip uluslar arası çabalara maddi destek ve imkan sağlayan bir liderdir ne yazık ki Kissinger öncülüğünde tertip edilen bir suikastla öldürülür. Fakat Prof.Sabahattin Zaim gibi Uluslararası İslami Ortak projelerin önemine inanan idealistler, bu çalışmalara devam ederler. İslam Dünyası 1.İslam İktisadı Kongresi, İslam Dünyası 1.İslam Eğitim Kongresi, İslam Dünyası 1.Teknoloji İşbirliği Kongresi gibi önemli adımların hep içinde ve yönlendiricisi olmuş bir kişidir Zaim Hocaİslam Konferansı Örgütü; 1969’da Yahudilerin Mescid-i Aksa’yı yakmaları üzerine kurulmuştu. Yıllarca bu toplantıya ancak ‘’gözlemci’’ olarak katılan Türkiye, bu teşkilata 1976 yılında MC Hükümeti döneminde resmen üye olmuş ve toplantıyı İstanbul’da yapmıştı. Necmettin Erbakan ve Sabahattin Zaim, yıllardır İslam toplumlarından yalıtılmış Türkiye’yi ilk kez yeniden İslam coğrafyalarıyla tanıştırıyordu. Ardından Milletlerarası İslam Kalkınma Bankası kuruluşunda da Sabahattin Hoca’nın imzasını görüyoruz. Türkiye’de İslam İktisadı konusunda ilk çalışmayı yapan, bu terkibi kulaklarımıza ilk kez telaffuz eden kişi de Hocamızdı…Allah Rahmet eylesin, mekanını cennet eylesin

               Hocamızı uğurlamak üzere Fatih’te toplanan mahşeri kalabalığa bakıyoruz. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın aynı anda omuzladığı tabut, 1934 yılında bir gemiyle yurduna ayak basan Hocaların Hocasını, başka bir gemiyle Rabbine uğurluyor…Hocamızın talebeleri arasında binlerce profesör, bürokrat, eğitimci, yönetici, tekbirler getiriyor. Aynı gün Araştırma Kültür Vakfı’ndaki tefsir dersimizde yüreğimiz burkuk ve yetim bir halde Hümeze suresini çalışıyoruz, Rahmetli hocamızın talebelerinden Fatma Kutluoğlu Hocamız, gözleri yaşlı bir şekilde; ‘’dününü bilmeyen yarınını bilemez’’ diyor. İHH Kadın Kolları Başkanı Gülden Sönmez, Hocamızı uğurlamak için girdiği Cami avlusundan güçlükle çıktığını, sadece seçkinlerin değil tüm halkın izdiham halinde Hocamıza son görevlerini ifa etmek için koşuştuğunu anlatıyor. Yıldız Ramazanoğlu Hümeze Suresinin İslami İktisadın temelinde olduğunu ifade ediyor. Yukarı katta yazarlar Abdullah Yıldız ve Abdurrahman Dilipak, Sabahattin Zaim Hocamızı kalpleri buruk bir halde dualarla yad ediyorlar… Abdullah Yıldız, hocayla yapılan en son ve en mütekamil sohbetin yapımcısı olarak onun son sözlerini aktarıyor: ‘’Türkiye’nin ve İslam Dünyasının kalkınması, güzel insanların yetişip kadrolaşmalarına, teşkilatlanmalarına, organize olmalarına ve işbaşına gelmelerine bağlıdır’’…Güzel insan! Bu dünyada güzeldin, öbür dünyada da güzel olasın!     (Vakit,11 Aralık 2007)        

 

              Bibliyofrafya:

            * http://www.kto.org.tr/tr/dergi/dergiyazioku.asp?yno=277&ano=45 

            *

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1]            Akif Emre: ‘Dün Sabahattin Zaim hocayı büyük bir kalabalık beka alemine uğurladı. Fatih Camii yine tarihi günlerden birini yaşadı, cami ve avlu tamamen dolmuştu. Her yaştan hocayı sevenler oradaydı. Cenaze için toplanan kalabalık sadece hocaya karşı son görevlerini ifa etmek için gelenlerden ibaret değildi. Cenazeye gelenlerin konumu nedeniyle orada bulunanların sayısı da az değildi.

Cemaatte bir şey dikkatimi çekti, cenazeye katılanlarda bir hüzün, bir değeri yitirmenin verdiği yoksunluk halinden pek eser yok gibiydi, belki ben öyle algıladım. Cenazeye katılanların değer verdiği bir alimin kaybından dolayı üzüntü duymaktan çok böylesi bir kalabalığın toplanmasından daha doğrusu kalabalığın içinde bulunanlardan dolayı törensi bir hava algıladım.

Bir bakıma bu durum şöyle izah edilebilir; sonuçta, hocanın değişik ortamlarda bir şekilde emek verdiği, hocalık ettiği kadrolar memlekette söz sahibi olmuş, emeği boşa gitmemişti. Adeta devlet oraya gelmişti. Hoca hayattan göçse de emekleri boşa çıkmamış, eserleri fiilen hayatta ve memleketin önemli yerlerindeydi.

Büyük insanların cenazeleri adete bir 'yetim kalma' duygusu bırakır; hele bu giden bir ilim adamı ise. Tuhaf biçimde cemaatte bu öksüz kalma duygusunu görmedim. Daha çok sahiplik duygusu, başarılı olmanın güveni yansıyor gibiydi… Toplumsal anlamda ele alındığında bu psikolojiyi destekleyecek gelişmeler yaşandı. Hocanın hayatı bir bakıma muhafazakarlıktan İslamcılığa kadar bu camianın tüm serüveninin panoraması gibidir. Hem akademik ve entellektüel ilgileri, gündemi hem de sosyal faaliyetleri göz önüne alındığında bu ülkenin önemli bir kesiminin geçirdiği evrelerin tüm izlerini Sabahattin Zaim'in hayatında görebiliriz. Bu anlamda hocanın hayatını bir izlek olarak sürmek milliyetçi-muhafazakar sağ çizginin kısmen de İslamcılık serüveninin izlerini okuyabilmek için elverişli bir imkandır.

Benzer tespitleri iki yıl kadar önce yayınlanan kitabını vesile ederek yazmıştım.

Yazı vesilesiyle telefon etmek gibi muhteşem bir tevazu örneği sergilemiş, "münekkidane yazılar"ımı takip ettiğini belirtmişti. Hocanın eleştiri konusunda bana verdiği cesaretten yola çıkarak cenazedeki fotoğrafa biraz daha yakından bakmalı diye düşünüyorum.

Hocanın yetiştirdiği ve en azından okul ya da sosyal hayatta, siyasette bir şekilde yollarının kesiştiği kadroların bugün elde ettiği konuma bakarak mutluluk duyabilirsiniz. Cenazeye katılan on binlerle ifade edilen cemaatin büyük kısmının bu şekilde düşündüğünü, en azından böyle hissettiğini söylemeye gerek yok. Nitekim cenazede hüzün ve öksüz kalma hissinden fazla eser olmamasının başka izahı olamazdı.

Bir ilim adamı iki tür eser bırakır: ya talebe yetiştirir veya kitap yazar. Bugün memleketin önemli makamlarına gelen isimleri Sabahattin Zaim hocanın yetiştirdiği, emek verdiği kadrolar olarak takdim edilmesine kimse itiraz etmiyor. Gerçi o sadece belli kesim üzerinde emeği geçmiş bir ilim adamı değildi ama sahiplenme, aidiyet bakımından muhafazakar kesimin önde gelen isimlerin onunla yakınlık kurmaya özen göstermesi bu kesimle ilişkilendirmemizi zorunlu kılıyor.

Tam bu noktada sorunlu alana giriyoruz demektir. Hocayı dışardan takip eden bir olarak bende bıraktığı en önemli iz, 70'li yıllarda kaleme aldığı "İslam İktisadı" hakkında küçük kitapçıkla başladığı ve daha sonra temellendirmeye çalıştığı muhtevadır. Sunduğu tebliğler ve kaleme aldığı makalelerin başlıkları böylesi bir kaygının, bir arayışın ürürüdür. Mesela, "İktisadi Açıdan Örtünme", "B. Said Nursi'nin İktisat Risalesi Şerhi", "Zekatın İktisadi Önemi", "İslam Bankacılığı Kâr Ortaklığına Dayanır", "İslam Ekonomisi ve İslam Ülkeleri İşbirliği Sahasında Son 50 Yıldaki Gelişmeler" vb ( Türkiye'nin 20.yüzyılı isimli çalışmalarının derlendiği kitaptan).

Memleketin önemli yerlerini tutan kadrolar, onu uğurlamaya gelen kalabalık hocanın gündeme getirdiği bu konular hakkında ne düşünüyor? Hoca-talebe ve eser ilişkisi açısından cenazeye gelenlerin nerede durdukları, nereye "evrildikleri" sorusu havada asılı duruyor bana göre.

Bu soruların sorulması, gündeme alınması bir yana kalabalığın büyük kesimi açısından bu konuların gündem dışına itilmesi gibi manzara bir sonuç var.

"Münekkidane" bir anma yazısına cesaret veren hocaya rahmet diliyorum. (Yeni Yafak, 11 Aralık 2007)

[2]     *Rahmetli kızımı, damadım için istedi. Damadım Mehmet Zaim'in amcası. O tarihten sonra aramızda aile bağı oluştu. Bizim aile ocağımızın büyüklerinden oldu. Ayrıca TOBB başkanlığım sırasında Yüksek İstişare Kurulu üyesiydi "

*Kendisi adeta bir müracaat kapısıydı. Bursu yetmeyen, maddi imkandan yoksun lisans öğrencisinden doktora öğrencisine bir fahri danışma merkezi gibi hizmet verirdi. Başı sıkışan, dara düşen, hocaya başvururdu. Herkese yardım eder, yol gösterirdi... Öğrencilere öyle bakardı ki onlar evladı gibi olurdu.

*Sakarya Üniversitesi'nde görev alabilmesinde rahmetli Özal'ın bulduğu bir formül etkili oldu. İstanbul Üniversitesi'nden yaş haddinden emekli olmuştu. Mevzuat değişikliğine gidilerek idari görev alarak Sakarya Üniversitesi'nin kuruluşunda bulundu. Abdullah Gül Bey orada yanındaydı. Abdullah Bey o tarihten itibaren talebeliği boyunca yanından hiç ayrılmadı. Hep beraber burada çok önemli hizmetlerde bulundu. Çok sayıda talebe yetişmesine katkısı oldu.

*Kendisi eşini kaybettikten sonra çok sarsılmıştı. Çocukları çok yakından ilgileniyordu, biz hep ziyaret ediyorduk; ama zaman zaman yalnızlık çektiği de oluyordu.

 

[3]           1970

[4]           1973

[5]           1987

[6]           ‘Sohbetimizde Prof. Dr. Sabahattin Zaim, kendisinin akademik çalışmalarının dışında yayınladığı fikri eserlerden hiçbir maddi menfaati kabul etmediğini söyleyerek bu kitapların gençler için pahalı gelebileceğini ancak kültür faaliyetleri yürüten kuruluşların bu kitapları satın alarak okumak isteyenlere ücretsiz dağıtabileceklerini söylemişti.’ (Y.Süngü)

[7]           1965, 1968, 1972, 1975, 1978, 1983, 1986, 1990, 1992, 1997. İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını, Filiz Kitapevi, İstanbul 10. Baskı.

[8]           Türkiye İşveren Konfederasyonu Yayın:28, 1974.

[9]           İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yayın No:1781/304,1971.

[10]         Boğaziçi Yayınları, No:13,1973.

[11]         İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Yayın No:655/83, 1956, İstanbul.

[12]         İşletme İdare Enstitüsü Yayını, 1960 )

[13]         Yeni Asya Yayınları, 1992, 1995, İstanbul.

[14] Yeni Asya Yayınları, 1993, İstanbul, Nil Yayınları, 1997, İzmir.

[15]         Ankara, 1985.

[16]         3 Cilt, İşaret Yayınları, İST, 2005.

[17]         İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Cilt 20, 1968.

[18]         Sosyal ve Ekonomik Konferanslar Heyeti, 1968, Ankara.

[19]         Sosyal Siyaset Konferansları, Yayın No: 1122/166, 1965, İstanbul.

[20]         Sosyal Siyaset Konferansları, 1960, İstanbul.

[21]         Galatasaray Yüksek Ticaret Okulu Yayın No:3, 1970, İstanbul.

[22]         Refik Şükrü Suvla'ya Armağan İçinde İstanbul Üniversitesi Yayın No: 1620/295, Sh.123 124, 1977, İstanbul.

[23]         İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Konferansları, İstanbul.

[24]         Fındıkoğlu'na Armağan İstanbul Üniversitesi Yayın No: Sh. 123124, 1977, İstanbul.

[25]         Orhan Tuna'ya Armağan, Kitabında: Cilt; 31, Sh:5567, İstanbul.

[26]         İ.Ü. İktisat Fakültesi, Sosyal Siyaset Konferansları, Cilt:3233, İstanbul, sh:143.

[27]         MESS Yayınları, No:94, 1985, İstanbul, Sh:87110.

[28]         Paragon House Publishers, Newyork, 1987, Sh:305324.

[29]         İktisat Fak. Sosyal Siyaset Konferansları, Cilt:3738, İstanbul, 1992, Sh:18.

[30]         Magosa, KKTC, 1987 (İslam bankaları ile ilgili)

[31]         VI. Vakıflar Haftası, Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1998, Sh:4764.

[32]         Cambridge U.K. p.p.:29.1985.

[33]         Yeni Türkiye Mecmuası. Ankara, 1999.

[34]         Yeni Türkiye Mecmuası.1999

[35]     Aktaran:Y,Süngü,Y.Kocaman,11 Aralık 2007)