Said-i Nursi

1873-1960

 

       Bitlis’in Hizan İlçesi'ne Bağlı Nurs Köyü'nde  Bahar Ayları'nda doğdu. Babası Sofi Mirza Efendi, Annesi Nuriye Hanım. Onların Kerpiç Duvarlı, Toprak Damlı Evler'inde büyüdü. Gece Gündüz İlim Tahsil eden Ağabeyi Molla Abdullah’a imrenir.

       Norşin Medresesi Talebesi oldu. Melayı Hezin (Büyük Molla) Qorsincli Molla Muhammed Emin ile tartıştı. Köyüne geri döndü. Talebeler kendisinden Büyük'tü. Hafta'da bir Köy'e gelen Ağabey'inden Ders alıyordu.

       Sonra Hizan Şeyhleri'nden Gavsı Hizane diye anılan Şeyh Sıbgatullah el-Arvasî’nin Oğlu Seyyid Nur Muhammed’in yanına gitti. Ancak Talebeler'le anlaşamadı. Şeyh'ine 'benimle dövüşecekleri zaman teker teker gelsinler ' diyordu 9-10 Yaşları'nda. Tekrar Norşin’e Seyda Şeyh Abdurrahman el-Taqî’nin yanına döndü. Sonra Taği Medresesi’ne. Orada Ağabeyi ile döğüştü.

       Ebebeyninin yanında kaldığı bir Kış Gecesi gördüğü Rüya: ‘Qıyamet kopmuş.. Müthiş bir Bora.. Kainat topyekun yıkılıp yok olmuş. Yıldızlar, Dağlar, Denizler zerre zerre dağılmış. Sonra Herşey yeniden Vucut bulmuş. O Rasul'u arıyor. Sırat Köprüsü'nün başına koşuyor, bir Kenara durup bekliyor. Bütün Peygamberler geçiyor. Rasul'u görünce Ayaklar'ına kapanıp İlim Taleb ediyor.

       -Ümmetimden Sual sormamak Şartıyla sana  İlm-i Qur’an verilecektir, denir.

       Ailesinin Rızası'nı alarak Köy Köy dolaştı, öğrendi öğretti, A Melaya çıktı.

       Bayezıd Tarafları'nda Şeyh Mehmet Celalî’nin İlim Meclisi’ne girdi. 3 Ay Devam etti. Orada kaldığı Günler'de çoğu Gece'yi Ahmedî Hanî’nin Türbesi’nde geçirdi. Bir Gece Arkadaşları Mum yakarak onu Türbe'de Kitap okur halde buldular.

       Derviş Kılığı'na girerek Bağdad’a gitmeyi düşündü. Bitlis’e gelerek orada iki Gün kaldı. Sonra Şirvan’a Molla Abdullah’ın yanına döndü. Şirvan’dan Siirt ve Molla Fethullah Efendi’nin Medresesi’ne geldi. O’ndan İmtihan edilmek istedi. Siirt Alimler Halkası’nın karşısına çıkarıldı. Her Suali cevapladı.

       17 Yaşında (1890) Mardin’de Hükümet aleyhine Konuşma yapmaktan tutuklanıp içeri alındı. Bitlis’e gönderilince, Hükümet Yetkilileri'nin hepsine çattı. Van’a giderek 5 Yıl kaldı. Bediuzzaman Lakabı'yla anılmaya başlandı. Van Valisi’nin Teşfik'iyle 32 Y'ındayken İstanbul’a gitti. Şeherci Hanı’na yerleşti. Odasının Kapısına şöyle Levha astı:

-Burada Her Sual'e Cevap verilir. Her Müşkil halledilir. Fakat Sual sorulmaz.

Alimler gurup gurup  Ziyaret'ine geldiler. Genç ve Sakalsız'dı. Onu ancak Ezherli Şeyh Bahid Mat edebilir , diye düşündüler. Bir Gün Ayasofya Camii’nde Namaz'dan sonra O’nu Çayhane'de gördüler. Molla şöyle dedi:

-Söyle bakalım: Avrupa’nın bugünkü Manzara'sıyla Osmanlılar’ın arasında ne gibi bir Qıyas yapılabilir.

-Bugünün Avrupası içine düştüğü ve yaşadığı Buhran Noktası'ndan, eninde sonunda varmaya Mecbur olduğu Yer İslam’a Gebe'dir; Osmanlılar’sa Avrupa’ya.

-Bu Genç'le Münazara edilmez. Bu Bediuzzeman.

 Bu arada Şarq ve Kürdistan Gazetesi’nde yazarken, Sultan Abdulhamid’e (ö.1909) Kürdistan’da bir İslam Üniversitesi kurulması (19 Kasım 1908) Konusunda Dilekçe verdi.

       Ardından Selanik’e geçerek İttihat ve Terakki Erkan'ıyla tanıştı. Mehmed Akif’le çalıştı. İttihat Yönetimi’ne karşı çıktı. 31 Mart Vaqası’ (13 Nisan 1908) na Adı karıştı.[1] Divan-ı Harp’de yargılandı. İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nin Kuruluşuna katıldı.

       1910 da Kürdistan’a döndü. Yanında iki Talebesi vardır. Vapur'la İnebolu’ya, oradan da Batum’a geçti. Batum Yolu'yla da Van’a uzandı. Yol'aa Tiflis’e uğradı. Şehrin Şeyh Sanan Tepesi'nden kenti seyretti. Ne yaptığını soran Rus Polisi'ne ‘Kuracağım Medrese’nin Planını yapıyorum, dedi. Bitlisli olduğunu söyledi. ‘Ne Fark eder Bitlis ile Tiflis’ diyordu. ‘Asya’da Alemi İslam’da 3 Nur birbiri arkasında İnkişaf'a başlıyor. Sizde birbiri üstünde 3 Zulmet İnkişaf'a başlayacaktır. Şu Perde'yi Müstebidane yırtılacak. Takallus (gerileme) edecek, ben de gelip burada Medresemi yapacağım.’

       -Ne Güzel Hayal kuruyorsun?

       -Sen Hayal Dünyası'ndasın. Her Kış'ın bir Baharı, her Gece'nin bir Neharı vardır.

       -Bugün İslam parça parça değil mi?

       -Tahsil'e gitmişler, derim.

       Van’da Aşiretler'i dolaştıktan sonra 1911 de Şam’ı Ziyaret ederek Din Alimleri ile görüştü.Cami-i Emevi’de Hutbe verdi.[2]

       Haziran A'nda Resmi Davet üzerine Rumeli’yi gezdi. Sultan Mehmet Reşad’a Şark’da Daru’l-Funun açılması isteğinde bulundu. Padişah’ın Emri'yle kurulan İstihbarat Örgütü Teşkilat-ı Mahsusa Kadrosunda yer aldı. Şarq'ı dolaştı.

       Van Gölü'nün Kenarında Edremit denilen noktada Medresesinin Temellerini attı. Savaş çıktı. 40 Yaşlarına yaklaşmıştı.

       Said İttihad-ı İslam Örgütü’nün Teorik ve Pratik Öncüler'indendir. I.Dünya Savaşı sırasında tüm İslam Dünyası'na hitabeden Ünlü Cihad Fetvası’na İmza atan ilk 5 Kişi arasındadır. Cihad Fetvası’nı Libya’da dağıttıktan sonra Van’a döndü.

       1916 da Kafkas Cephesi'nde savaştı. Keçe Külahlılar Adıyla bir Gönüllü  Fedai Grubu kurarak Van’ı savundu. At Sırtında geçirdiği bu Günler'de İşaretü’l- İcaz’ı yazdı. Esir düşerek Sibirya’ya sürüldü.[3] Firar ederek Leningrad’dan Almanya Sınırı'na kadar uzandı. Oradan Berlin’e, Varşova’ya, Viyana’ya, Sofya’ya geldi. Tren'e atladığı gibi 1918 de İstanbul’a ulaştı. Türkiye’ye dönüşünde İngiliz İşgali'yle karşılaşdı. Daru’l-Hikmeti’l-İslamiye Azalığına getirildi. Akif, İzmirli İsmail Hakkı, Elmalı Hamdi, Mustafa Sabri, Sadeddin Paşa’da Üye'dirler.[4] Bu arada Yeşilay Cemiyeti İşiyle yakından ilgilendi. Kürdistan Devleti Kurulması Yolundaki Teklifi reddeddi. Quvayı Milliye’yi desdekledi. Mustafa Kemal Ankara’ya Davet etti.[5] 8 Ay Ankara’da kaldı. Bir Gün Tren'e atlayarak Van’a geldi. Aylarca bir Mağara'da İnziva'ya çekildi.

       1922 de Ankara ile arası açıldı. Hamidiye Paşaları’ndan Kör Hüseyin Paşa Şarq İsyanı'nı başlatmıştır. Bir Gün Said’e gelerek Talebeleri için harcaması için Altın Dolu bir Kese'yi Talebeler'inin Zekatı olarak verdi. İsyan için Emrine beklediğini söyledi. O’na şöyle dedi:

-Askerler bu Vatan'ın Evladıdır. Senin ve benim Akrabalar'ımdır. Kime vuracaksın? Onlar kime vuracak? Düşün bir kere, Ten Gözünle değil, Can Gözünle.

-Böyle yaşamaktansa ölmek daha İyi'dir

-Sen Hayat'ından bezmişsin, bütün Müslümanlar'ın, Zavallı Masumlar'ın Günahı ne?

-Sen benim Bütün Ümit Dallarımı kopardın. Aşıretler'in Yüzüne de bakamam, beş Paralık oldum.

-Zararı yok, Kullar yanında beş Paralık ol. Ama Allah katında Yüce bir Rütbe elde et.

 1925 Şeyh Said Ayaklanması'na katılmadı. Yine de tutuklanarak önce Burdur’a,[6] sonra Isparta’ya ve ardından Barla’ya sürüldü. 25 Yıl sürer bu Sürgün Hayatı. Nur Risaleleri’ni yazdı. Nur Talebeleri oluştu.

       İlk Dava 1934 de açıldı. Zindan'a konuldu.[7]  Dışarı çıkınca 8 Yıl Kastamonu Sürgünü başladı. Burda da Gözaltı'ndadır. Bu kez Denizli’de 126 Nur Talebesi yargılanır. Isparta, Denizli, Aydın, Afyon, Kastamonu, İnebolu’dan toplanmıştır. Afyon’un Emirdağ İlçesi'ne Sürgün edilip İl Cezaevi'nde birkaç Ay/Yıl Hapis yatar. Kendisini Takip için gelen Elektrik Teknsiyeni Kılığındaki 3 Sivil Polisi Feraseti ile farketmişti. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi onu Suçsuz bulup Serbest bıraktı.

       Emirdağ’da bir Ramazan Günü.. Kırlar'da Tefekkür'de. 3 Jandarma Eri ve Başçavuş gelir. Şapkasız gezmesini Suç bulurlar.

       1949 da Afyon Cezaevi’nen çıkarak yeniden Emirdağ’a döner. 1950 de DP Lideri Bayar’a Kutlama Telgrafı çeker. Öğrencisi Bayram Yüksel’i Kore’ye gönderir.

       DP Dönemi'nde de Nurculuk Davaları sürer. 1953 de bile yüzlerce Değişik Mahkeme'de binlerce Nur Talebesi yargılanır.

1960 Bir Gün Talebeler'ine aniden, 'Araba'yı hazırlayın, hemen gidiyoruz, der. Yorgun bir halde Urfa’ya geldiler. Bir Otel'e inerer. Otel'in içindeki Polisler Talebelerini Emniyet'e götürüyorlar. Ağır Hasta Adamı derhal Isparta’ya göndermek isterler. Dahiliye Vekili Telefon'la Emir yağdırmıştır. Müdür Emri bizzat kendisi Tebliğ eder.

       -Ben şimdi Hayat'ımın Son Dakikalarını geçiriyorum. Beka Kapısı bana açılmak üzere. Sizin Vazifeniz şimdi Su bulup getirmektir. Ben gidemeyeceğim. Amirinize öylece bildiriniz.

       87 Yaşında Urfa’da 24 Mart’ta  Gece 2.50-3.00 sıraları'nda öldü. 25 Ramazan Çarşamba. İlkin İl'deki Halilurrahman Camii’ndeki Mezara gömüldü. Ancak 27 Mayıs Darbesi’nde Mezar'ı açılıp, N'ı bilinmeyen bir yere defnedildi.

1993 Mezarı araştırıldı. Talebeleri Isparta’da olduğunu reddediyorlar. İade-i İtibar yapıldı.

       Talebeleri Kürdistan ve Türkiye’de Nur Risaleleri'ni okumaya, yorumlamaya devam ediyorlar.

 

9 Yaşlarından itibaren Yöre'deki Medreseler'e gitmeye ve Hocalar'dan Ders almaya başladı. Fakat İlk ve Son Düzenli Tahsil'ini Bayezıd/ Erzurum'da Şeyh Mehmet Celali'den yaptı, Dini İlimler okudu, 3 Ay gibi kısa bir süre içinde İcazet aldı (1888) . Civardaki birçok Yeri dolaştı, Alimler'le görüştü, bir kısmıyla Tartışmaları oldu.

       Doğu’da kurmayı Medresetü'z-Zehra'ya Desdek bulabilmek için İstanbul'a geldi (1907). II. Abdulhamid'e bu Yolda bir Dilekçe vermeyi de başardı. Dini İlimler yanında Müsbet İlimler'e de yer veren bir Eğitim Tarzı düşünüyordu. Ayrıca Doğu’da kurulacak Eğitim Müesseseleri'nde Mahalli Diller'e de Önem verilmesini Zaruri görüyor, gönderilecek veya görevlendirilecek Hocalar'ın Mahalli Dilleri bilmesini istiyordu. Sultan'a sunduğu Dilekçe'sindeki İfadeler'den ve Konuşmalar'ından şüphelenilerek tutuklandı.

       Tutuklu Hali Uzun sürmedi. Çıktıktan sonra Selanik'e gitti, burada İttihat ve Terakki ileri gelenleriyle görüştü, Hürriyet Taraftarlığı Konusunda onlarla Mutabık kaldı. Abdulhamid düşüp  II.Meşrutiyet İlan edildiği zaman Selanik'te idi ve Selanik Hürriyet Meydanı’nda Hürriyete Hitap Adıyla bilinen Konuşmasını yaptı; İstibdad’ı kötüledi, Meşrutiyet'i övdü. İstanbul'a döndükten sonra da İttihatçılar’la olan Yakınlığı kısmen Devam etti.

       1909 da kurulan İttihat'ı-Muhammedi Fırqası'nın Kurucuları arasında yer aldı, Fırqa Kurucuları'ndan Derviş Vahdedi'nin Volkan Gazetesi'nde Ateşli Yazılar yazmaya başladı. Bu Yazılar'ında  Fırqa’yı desdekledi, kendi Proğram'ını açıklamaya çalıştı, Fırqa ve kendisiyle ilgili Şüphe ve Tenkidleri cevaplandırmaya Gayret etti, Meşruti İdare’yi savundu. Yazılar'ıyla 31 Mart Hadisesi’nin Tahrikçiler'inden olduğu Gerekçe'siyle Divan-ı Harbi Örfi'de Mahkeme edildi. Olay'la İlgili birçok kişi İdam edilirken  O Beraat etti.

       Van'a gitti (1910), oradan Şam'a geçti (1911). Şam Emeviye Camii’nde bir Hutbe okudu. Sultan Reşad'ın Rumeli Seyahatı'na katılmak üzere Beyrut- İzmir Yoluyla İstanbul'a geldi ve bu Seyahat'a katıldı. Medresetü'z-Zehra Projesi'ni Sultan Reşad'a da Anlatma Fırsatı buldu, Padişah’tan Yardım Sözü aldı. Teşkilat-ı Mahusu'da Görev aldı. Kafkas Cephesi'nde savaştı (1916). Ruslar'a Esir düştü ve Sibirya'ya sürüldü. Sürgün'den kaçmayı başardı, İstanbul'a döndü. (1913)

       Ordu'nun Teklif'iyle Darul-Hikmeti'l-İslamiye Azalığına getirildi ve kensidine Şeyhulislamlık tarafından Mahrec Payesi verildi. (1918). Bu Üyeliği 1922 ye kadar sürdü.). Teali İslam Cemiyeti Adıyla devam eden Cemiyeti Müderrisin ve Kürd Neşri Maarif Cemiyeti'nin Kurucuları arasında yer aldı (1919). İlk Cemiyet'te Mustafa Sabri, Mustafa Saffet, İskilipli Mehmet Atıf, İkinci Cemiyet'te Kürd Abdullah Cevdet vb.[8] ile birlikte oldu. Fakat Kürdistan Devleti Teşebbüslerine karşı çıktı. Yeşilay'ın Hilali Ahdar Kuruluş Toplantısı’na katıldı (1920). İstanbul'un İngilizler tarafından İşgali üzerine Hutuvatı Sitte Risalesi'ni yazdı ve İşgali kınadı (1920).

       Şeyhulislamlık tarafından Quvayı Milliye aleyhine verilen Fetva’ya Karşı çıkanlardan biri oldu (1920). Mustafa Kemal tarafından Ankara' ya Davet edildi, bu Davet'i Kabul ederek Ankara'ya gitti, Mecli'te kendisine "hoş geldin" Merasimi yapıldı, o da Meclis Kürsüsü’nden Anadolu Gazileri'ni Tebrik etti ve Başarıları için Dua etti (1922), kısa bir Müddet sonra Milletvekilleri'ne hitaben 10 Maddelik bir Beyanname hazırladı (1923). Ankara'dan Van'a geçti ve 2 Sene Erek Dağı'nda birkaç Talebe'siyle Münzevi bir Hayat yaşadı (1923-25). Şeyh Said İsyanı'yla ilgili olabileceği Düşüncesiyle Askeri Birliklerce Erek Dağı'ndan alınıp İstanbul'a getirildi, kısa bir zaman sonra da Barla'da İkamet'e Mecbur edildi (1926), 8 Kusur Sene burada kaldı.

       Barla'da İkamet'e Mecbur edilmesiyle Bediuzzaman'ın Hayat'ında Yeni bir Devre başladı. 1950 Yılı'na kadar sürecek olan bu Devre'de Risalei Nur Külliyatı' Telif etti. (Sözler, Lemalar ve Mektubat'ın Büyük Kısmı 1926-32 Yılları arasında yazıldı) ve Sıkıntılar'la, Sürgünler'le, Mahkemeler'le, Hapisler'le Dolu bir Hayat yaşadı. Barla'dan Isparta'ya Nakli (1934), Eskişehir'e getirilerek hapsedilmesi ve Mahkemesi (1935), Tahliye'sinden sonra Kastamonu'ya gönderilesi( 1936), Tevkif edilerek Ankara'ya Nakli (1943), aynı Yıl Denizli'de hapsedilmesi, Beraat'inden sonra Emirdağ'a Nakli (1944), Afyon Mahkemesi ve Hapsi (1948), Tahliyesi ( 1949), aynı Yıl Emirdağ'a Nakli.

       1950 Seçimlerini DP'nin kazanmasıyla Said'in Hayat'ında Yeni bir Dönem daha başladı. 1957 Seçimleri'nde alenen, önceki iki Seçim'de de zımmen DP yi desdeklediği bilinmektedir. Eskişehir'e geldi (1951), Gençlik Rehberi Kitab'ından dolayı İstanbul'da Mahkeme edildi, Beraat etti (1952). Menderes'in (ö.1960) Yardımlar'ıyla (Kağıt Tahsisi) Risalei Nur Külliyatı'nın büyük kısmı Latin Harfleri'yle basıldı (1957-59). Isparta Tugay Camii'nin Temelini attı (1957)..

       ‘Gerçek İslam'ın İttihat-ı İslam olduğuna, şimdilik MP ve DP’nin birleşerek Halk tarafından tutulması gerektiğine değindi. Menderes bir Mektupta övülüyor, Risale-i Nur’un serbestleştirilmesi, Ayasofya’nın İbadet'e Açık bir Mekan olması, Ticaniler’e karşı girişilen Kovuşturmalar'dan DP’nin Sorumlu tutulmasına değiliyordu.

       Emirdağ'da rahatsızlandı (1960). Kendi isteğiyle Urfa'ya götürüldü. 23 Mart'da orada Vefat etti. Halilurahman Camii Mezarlığı’na defnedildi. 27 Mayıs İhtilali'nden sonra 12 Temmuz 1960 da Askeri birliklerce Urfa'daki Mezarlık'tan alınarak Isparta'ya götürüldü ve bilinmeyen bir yere defnedildi.

       Hiç evlenmedi. Bir Tarikat'a Mensub olmadı. Eserler'inde Abdulqadir Geylani'den Söz eder.

 

       Eserleri:

       -Nutuk, [9]

       -İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi yahud Divanı Harbi Örfi, [10]

       -Muhakemat, [11]

       -el-Hutbetu'ş-Şamiyye, [12]

       -Devau'l-Ye'sin Zeylinin Zeyli, [13]

       -Münazarat, [14]

       -İşaretu'l-İcaz , [15]

       -Hutuvatı Sitte,[16]

       -Hakikat Çekirdekleri, [17]

       -Nokta min Nur-i Marifetullah, [18]

       -Sunuhat, [19]

       -Rumuz, [20]

       -Kızıl İcaz, [21]Mantık

       -Lemaat-Çekirdekler Çiçekleri, [22]

       -Tuluat, [23]

       -İşarat, [24]

       -Hubab, [25]

       -Şuaat-Marifetu’n-Nebi,[26]

       -10.Söz: Haşr Risalesi, [27]

       -Ayetu'l-Kübra, [28]

       Arap Harfleri'yle basılan bu Kitaplar'dan, Arapça olanları ile Devau'l-Ye'sin Zeylinin Zeyli, Şuaat, 10.Söz: Haşir Risalesi, Ayetu’l-Kübra, Hutbetüş-Şamiye hariç diğerleri Asarı Bediyye Adı altında Toplu olarak ve Arap Harfleri'yle Yakın Zamanlarda basıldı. [29]Bunlar Ayetul-Kübra hariç Eski Said'in Eserleri'dir.

       Cumhuriyet Devri’nde 1926 dan 1957 ye kadar Talebeleri tarafından Arap Harfleri'yle ve El Yazısıyla çoğaltılarak yayıldı. Birkaç tanesi de Arap veya Rumi Harfleri'yle ve Teksir Yolu'yla basıldı. (Küçük Sözler, Müdafaalar, Fihrist Risalesi, Zülfikarı Ahmediye, Siracun-Nur vb.).

       Rumi Harfleri ile basılan ilk Kitap Gençlik Rehbesi [30] olmalı. 1957-1959 arası basılan Latin Harfli kitaplar:

       Sözler[31] , Lem'alar[32] , Şualar[33] , Mektubat [34], Asayı Musa [35], Sikkei Tasdiki Gaybi[36] , Mesnevii Nuriye[37], Kastamonu Lahikası[38], Tarihçeyi Hayat[39], Barla Lahikası[40] , İman ve Küfür Muvazeneleri[41], İşaretu'l-İcaz [42], Emirdağ Lahikası [43], Nurun İlk Kapısı [44], İman Hakikatleri [45]

       Arapça kitapları ( İşateru'l- İcaz, es-Saykalu'l-islami, Talikat, el-Hutbetu'ş-Şamiyye, Mesnevi Nuriye) tercüme edilerek Osmanlıca kitapları ve Volkan'daki yazıları da bazı küçük tasarruflarda Latin harflerine aktarılarak basıldı; büyük kitapların bölümlerini oluşturan kitapları da ayrı kitaplar halinde neşredildi.

       Eserleri Arapça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Urduca'ya çevrildi.

 

Risale-i Nur (Nesil)

Risale-i Nur

Nur Sayfaları


 


[1]          Askerler'e şöyle sesleniyordu: ‘Ey Asakiri Muvahhidin. Şeriat Namına sizlere söylüyorum ki, İslamiyet'in Maddi Kuvveti Ordu'dur. Ordu'nun da Ruh'u ve Mefkuresi Mektepli Zabitler'dir. Bunlara ilişmek, Hayatı Millet'e Cinayet etmektir. Bu zamanda Şecaatı Fıtrıyye Kafi değildir. Zira Ecnebiler bize Fenni Harp'le Galebe çalmışlardır.’

15 Sarıklı'nın asıldığı Dava'da Hakim ona sordu:

-Sen de Şeriat isteyenlerden imişsin öyle mi?

-Şeriat'ın Tek Hakikatına bin Vucudum olsa Feda'ya hazırım. Çünkü Şeriat biricik Saadet Sebebi, Adalet Örneği ve Fazilet Timsali'dir. Fakat benim Şeriat istediğim, Asi Askerler'in Arzusuna uymaz. Benim o türlü Dilek ve Arzular'la hiç bir alakam olmaz.’

Tek Celse'de Beraat etti. Teşekkür etmeden çıkıp Yığınlar arasında Sultanahmed’e yürüdü. Yolda defalarca ‘Yaşasın Zalimler için Cehennem’ diyordu.

[2]          ‘Ey bu Cami-i Emeviye’de bu Ders'i dinleyen Arap Kardeşlerim. Ben Haddimin Fevkınde bu Minber'de İrşadınız için çıkmadım. Çünkü size Ders vermek Haddimin Fevkindedir. Belki içinizde Yüze yakın Ulema bulunan Cemaat'e karşı benim Misalim Medrese'ye giden bir Çocuğun Misalidir ki, o Sabi Çocuk okuduğu Dersini Babasına Arz eder. Babasının İrşadını ve Tasvib'ini bekler. Evet, biz de size nisbeten Çocuk Hükmündeyiz ve Talebeleriniz. Sizler bizim ve İslam Milletleri'nin Üstadlarısınız. İşte ben de aldığım Ders'imin bir kısmını sizler gibi Üstadlarıma şöyle Beyan ediyorum.’ Konuşma Hutbeyi Şamiye Adıyla Arapça ve Türkçe olarak basılır.

[3]          Rus Orduları Başkumandanı ve Çar’ın Kardeşi Nikola Nikolaviç Kamp'ı Teftiş'e gelir. Sadece o Ayağa kalkmadı. 'Galiba tanımadın?', dedi. ‘Aksine tanıdım.’ Niye Ayağa kalmkadığını sorunca ‘Ben İslam Alimi'yim. Qalbimde İman vardır. Kendisinde İman parıldayan bir Şahıs, İman'ı olmayan kimseden Efdal'dir. Ben size Qıyam etmiş olsaydım Muqaddesat'ıma Hürmetsizlik yapmış olacaktım’dedi.

-Bana İmansız demekle beni, Şahsımı, Ordumu, hem de Milletimi ve Çar’ı Tahkir ediyorsun. Bunun Hesab'ını vereceksin

-Bizim kimseden Pervamız yoktur,dedi.

Divanı Harp'te Kurşun'a dizmekle Tehdid ettiler.

-Ben Ahiret Diyarı'na göçmek ve Huzuru Rasulullah’a varmak istiyorum. Bana bir Pasaport lazımdır. Ben İman'ıma Muhalif  Hareket edemem,dedi.

İdamlık Said’in Başına Tüfeğini alan bir Manga Asker dikildi. Subay’dan Vazifesini İfa İzni istedi. Abdest alıp 2 Rekat Namaz kıldı. Onu gören Nikola Pişman oldu. Kendini Tahkir etmek istediğini sandığını söyleyerek Af diledi. O 2 Yıllık Esaretinde Sibirya Müslüman Esirleri'ne Dersler verdi. Bir keresinde Siyasi Toplantı sanarak bir Kumandan dağıtmak istedi:

-Bu Kürd, Gönüllü Alay Kumandanı olup çok Askerimizi kesmiştir, Ders vermeni yasaklıyorum, dedi. 2 Gün sonra Ahlaki Ders olduğunu öğrenip Serbest bıraktı.

[4]          Anlatır: ‘Bir zaman Esaret'ten geldikten sonra, İstanbul’da bir iki Sene yine Gaflet galebe etti. Siyaset Havası, Nazarımı Nefsimden kaldırıp Afaka dağıtmış iken bir Gün İstanbul’un Eyup Sultan Kabristanı'nın Dere'ye bakan Yüksek bir yerinde oturuyordum. İstanul etrafındaki Afaka baktım. Birden bakıyordum, benim Hususi Dünyam Vefat ediyor, bazı cihette Ruh çekiliyor gibi bir Haleti Hayaliye bana geldi. dedim: ‘Acaba bu Kabristan'ın Mezar Taşları'ndaki Yazılar mıdır, bana böyle Hayal veriyor?’ Nazarımı çektim; Uzağa değil, o Kabristan'a baktım. Kalbime İhtar edildi ki:

-Bu senin etrafındaki Kabristan'ın, yüz İstanbul içinde vardır.  Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış.

Bütün İstanbul Halkını buraya boşaltan bir Hakimi Kaadirin hükmünden kurtulup Müstesna kalamazsın, sen de dideceksin..

Ben Kabristan'dan çıkıp bu Dehşetli Hayal ile Sultan Eyup Camii'nin Mahfelindeki Küçük bir Oda'ya, çok defa girdiğim gibi bu defa da girdim. Düşündüm ki, ben üç cihetten misafirim:

Bu Menzil'de Misafir olduğum gibi, İstanbul’da da Misafirim, Dünya'da da Misafirim. Misafir, Yolunu düşünmeli. Nasıl bu Oda'dan çıkacağım, bir Gün de İstanbul’dan çıkacağım, bir Gün de Dünya'dan çıkacağım....

..Eski Said’in Gafil Kafasına Müthiş Tokatlar indi.

‘Ölüm Haktır’ Kaziyesini düşündü; kendini Bataklık Çamur'unda gördü, Meded istedi, bir Yol aradı, bir Halaskar Taharri etti; gördü ki, Yollar Muhtelif, Tereddüf'e kaldı. Şeyh Geylani’nin Futuhu’l-Gayb Namındaki Kitab'ıyla Tefe’ül etti.

‘Acibdir ki, o Vakit ben, Daru’l-Hikmeti’l-İslamiye Azası idim. Güya Ehl-i İslam’ın Yaralarını Tedavi'ye çalışan bir Hekim idim; halbuki en ziyade Hasta ben idim. Hasta evvela kendine bakmalı, sonra Hastalar'a bakabilir..

İşte Hazreti Şeyh bana der ki:

-Sen kendin Hasta'sın, kendine bir Tabib ara.

Ben de ‘Sen Tabibim ol, dedim.

Tuttum, kendimi ona Muhatap addederek o Kitab'ı bana Hitap ediyor gibi okudum. Fakat Hitabı çok Şiddetli idi, Gururumu Dehşetli kırıyordu, Şiddetli Ameliyatı Cerrahiye yaptı; dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona Muhatap addederek okudum, bitirmeye Tahammulum kalmadı. O Kitab'ı Dolab'a koydum. Fakat sonra Ameliyatı şŞfakarane'den gelen Acılar gitti, lezzet geldi..

[5]          Oradaki Vaziyeti görünce bir Beyanname neşretti:’ Enbiya'nın Ekseri Şarq'ta ve Hukema'nın Ağlebi Garb'da gelmesi Qaderi Ezeli'nin bir Remzi'dir ki, Şarq'ı Ayağa kaldıracak Din ve Qalb'dir; Aqıl ve Felsefe değildir. Madem Şarq'ı İntibah'a getirdiniz; Fıtrat'ına Muvafık Cereyan veriniz. Yoksa Sayiniz hebaen Mensur'a gider ve Sathi kalır..’

Mebuslar'a ve Mustafa Kemal’e Namaz kılmayı Telkin ediyordu. 50-60 Mebus Namaz'a başladı. Meclis'teki Mescid genişletildi.

[6]          13 Ders halinde Nur'un İlk Kapısı İsimli, Nur Risaleleri'nin Başlangıcı olan Eser'ini ayzdı.

[7]          Bir Cani gibi Demir Kelepçeler, etrafında yüzlerce Süngülü Asker, bir Kamyon içinde Eskişehir’e doğru sürüklenir. Müfreze Başındaki İmanlı Subay Namaz Vakitleri'nde Kelepçeleri çözdürerek Esirler'e Namaz İzni verir.

[8]          Sebilürreşad Dergisi onu ‘Abdullah Cevdet Kadınlar'a Hak verilmesini istemekle Fuhuş Belgesi dağıtıyor. İslam'ı Rencide ediyor..’ diye Şikayet edecektir.

[9]          1910,

[10]         1911,

[11]         1911,

[12]         1911,Arapça

                1922,Türkçe

                1959, Rumi Harfler

[13]         1912,

[14]         1913,

[15]         1916,Arapça,

                1959,kısmen eksik Türkçesi,

[16]         1920, tahminen

[17]         1920,1923, 2 Kitap, der. Abdurrahman Nursi

[18]         1921,

[19]         1922,

[20]         1923,

[21]         1923,

[22]         1923,

[23]         1923,

[24]         1923,

[25]         1923,Arapça,

[26]         1923,

[27]         1926

[28]         1942,Arap Harfleriyle

[29]         ts.14 Kitap, 687 s.

[30]         1947,Eskişehir,

[31]         1957,

[32]         1957,

[33]         1958,

[34]         1958,

[35]         1958,

[36]         1958,

[37]         1958,

[38]         1958,

[39]         1958,

[40]         1958,

[41]         1958,

[42]         1959, çev.

[43]         1959, 2 Cilt

[44]         1959,

[45]         1960,