Selahaddin Eyyubî

1138-1193 (h.589)

 

Diyarbakır’a kadar Geniş bir Bölge’de Hüküm süren (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 14, s. 233, Çağ Yayınları, Heyet) Eyyubîler Devleti’nin Kurucusu olan Selahaddin Eyyubî Melez bir Aile’den gelir. Şöyle ki: Eski Ceddi Basra’dan Azerbaycan Bölgesi’ne naqledilen Yemen Arapları’ndandır. Orada Hezbahiyye Kürdleri’yle karışmışlar, bu vesile ile de kendilerini bu Kabile’den kabul etmişler. Daha sonra Eyyubî Ailesi Türkler’le karışarak türkleşmiştir. [1]

Bütün bu ve buna benzer Yorumlar Selahaddin Eyyubî’nin Meziyetini, Şahsiyetini ve Mensubiyetini ortaya koymak içindir. Yoksa o zaman var olan Devletler’in Başında bulunan İnsanlar’ın şu veya bu Irk’tan olmaları bir şeyi değiştirmez. Çünkü hepsinin Ortak Adı “Müslüman Devleti” Üst Kimliği ile belirtilmektedir. Çünkü Abbasiler de dahil, sonraki tüm Değişik Adlar’la anılan Devletler hiçbir zaman tek bir Irk’tan gelmezler.

Bazı Tarihçiler ve Yazarlar Selahaddin Eyyubî’yi bir Irka mal etmek için özel Çaba harcarlar. Eyyubî, Müstakil bir Devlet kurmak için Gayret sarf etmemiş, sadece Nureddin Zengi’nin Ölüm’ünden sonra Mevcut Devlet’in dağılıp parçalanmasını önlemek için Gayret etmiştir.  Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyubî’nin Tarihi Rollerini birbirinden ayırmak Mümkün değil. Kendi halinde mütevazı bir insan iken Nureddin Zengi tarafından -kısmen de- Zorla Mısır’a gönderilen Selahaddin Eyyubî, orada ortaya koyduğu Başarılı İcraatlarıyla dikkatleri üstüne çekti.  Özellikle Mısır’ın İdaresi Eline geçtikten sonra, Dünya onun Gözünde bir hiç oldu. Şükür ve Hamd etme Aşkı Gönlünde dalgalandı. Daha önce yaptığı Kötülükleri terk ettiği gibi aynı zamanda Tevbe etti.

Len Paul: “Artık Selahaddin kendi Şahsı ile ilgili olan Şeyler’de bir düzenlemeye girdi. Hayat Prensiplerini sertleştirdi. O her Zaman Muttaqî ve Haram’dan sakınan biri idi, ama şimdi bunu daha da katılaştırdı. Dünya Zevk ü Sefasını, Eğlenceleri ve Rahat bir Hayat Yaşama Arzularını tamamen Terk etti. Kendi Davranışlarına, Hareketlerine daha Katı Kurallar koydu. Arkadaşlar’ına karşı İyi bir Örnek oldu. Bütün Çalışmalarını, Güçlü bir Devlet kurmaya yoğunlaştırdı. Nitekim bir yerde şöyle dedi: “Allah bana Mısır’ı verince anladım ki, Filistin’i (Qudüs’ün Fethini) de vermeyi Nasip etmiştir.  O Zamandan itibaren Selahaddin’in Amacı, ölünceye kadar İslam’a Hizmet etmek, onu Galip kılıp Zafer’e eriştirmek oldu ve Kafirler’e karşı cihad etmeye Söz verdi )[2] demiştir.

 

Mücadelesi-Cihadı

Sultan Selahaddin, Cihad’a aşıktı. Sultan’ın bu Aşk Derecesindeki Halini ve Heyecanını şu Sözlerle Tasvir edilebilir: “Cihad Aşkı, onun Damarlar’ında çağlıyordu ve Qalbini, Kafasını kaplamıştı. Konuşmalar’ının Konusu daima buydu. İşte bu Cihad uğruna o, Çoluk Çocuğundan, Sülalesinden, Yuvasından ve Bütün Mal ve Mülk’ünden ayrılmaya Razı olmuş ve bir Rüzgar’ın söküp atacağı bir Çadır’da yaşamaya katlanmıştı. Yemin edilebilir ki, cihad harekatı başladıktan sonra cihad ve mücahidlere yardım dışında hiçbir yere bir Kuruş harcamadı.

Cihad anında bir Saf’tan bir Saf’a At’ının üstünde koşturur, Askerler’i Cihad’a özendirir, Teşvik ederdi. Ordu’nun arasında dolaşarak, “Yâ lel İslam - İslam’a Yardıma koşun.” diye bağırırdı. Gözler’inden de Yaşlar boşanırdı.”[3] Görgü Sahipleri’nin Sultan’ı tanıtımları böyle.

Bir defasında bir Zât’tan dinlemiştim. Onun hakkında konuşurken, Halq’ın onun gülmeyen Tavrından Şikayetçi olur. Cuma İmamı bunun üzerine Hutbe’den: “Eğer bir İdareci Tebaasına karşı Güleryüzlü olmazsa onlardan bekleyeceği İlgi-Saygı sureta olur.” der. Bu Durumun kendisini ilgilendirdiğini düşünerek Cuma’dan sonra Hoca’ya: “Galiba beni kastettiniz.” der. “Evet” diyen Hoca’ya: “Hocam Allah Rasulünün Mirac’a çıktığı Mescid-i Aksa Ecnebiler’in Elinde tutsak iken, Hz.Ömer’in Emaneti Kudüs Esir’ken, benden nasıl gülmemi isteyebilirsiniz?” der ve ağlamaya başlar.

Nitekim bu Duygu ve Anlayış Sonucu, Kudüs’ün Fethini Allah, Selahaddin Eyyubî’ye Nasip etti.

Selahaddin Eyyubi, Elinde Kılıç, durmadan çarpışan İnsan görünümünde Kabul edilmemeli. Onun aynı zamanda Şehirler’in İmarı ve İlim Merkezleri’nin oluşturulması Konusundaki Gayreti de Takdire şayandır.

 

Dinî Yaşantısı

“Bir tek Namazımı bile Cemaatsiz kılmadım.” diyen Sultan, Dini İnançlar’ına Bağlı, Gece Namazları’na Riayet ederdi. Hac yapmayı çok Arzu etmesine rağmen bu Vazifesini yapmadığına çok üzülürdü. Qur’an dinlemeyi çok sever, okunurken hep ağlardı.  İbadetler’ine ve Güzel Ameller’ine Ek olarak İdarecilik Yönünden de Üstünlükleri, Güzel Meziyetleri vardı. Adaleti, Bağışlaması, Yumuşak Huyluluğu, Cömertliği, Mertlik ve Asaletinin yanı sıra Sabır, Dürüstlük ve Cesaretiyle de İnsanlar’ın Beğenisini kazanan iyi bir İnsan’dı.

 

Değerlendirme ve hakkında yazılanlar

Bir Davet üzerine gittiği Mısır’da Hükümdar olan Selahaddin Eyyubî, bu Makamını Babasına devretmek ister. Babasına:

-“Şu anda Mısır’ın Sultanlığı, Mısır Mülkü’nün İdaresi senindir. Biz senin Hizmetinde olacağız.”  Babası:

-“Ey Oğlum! Allahu Teâlâ, seni bu Görev’e Ehil olduğu için seçmiştir, başka sebeple değil.” diyerek bu Görevi Oğluna bırakır. Öyle ki Sultan, ortaya çıkan bu Durum karşısında asla gururlanmaz. Hükümdar Nureddin Zengi’nin ve onun yerine geçen Oğlu Nureddin Mahmut’a Bağlılığını ifade eder.

İstememesine rağmen yer yer İktidar Mücadelesi yapmak durumunda kalan Selahaddin’in Hükümdarlık Dönemini üç Dönem’e ayrılır:.

Mısır Dönemi: Savunma.

Şam (Suriye) Dönemi: Hazırlık.

Filistin Dönemi: Taarruz.

Bu 3 Dönem’de de Sultan, Haçlıları Filistin ve Civar Beldeler’den çıkarmayı hedefledi. Devletini kuvvetlendiren Sultan, artık gerekeni yapmalıydı ve yapmaya da başladı. Önce Hıttın Savaşı’nı kazandı. Bu Zafer İslam Dünyası’nın Selahaddin’e Güvenini artırdı. Bundan dolayı Şairler Şiirler’iyle, Alimler Vaazlarıyla Hükümdarı övmeye başladılar. Nitekim İmadeddin İsfehani:

“Hıttın’de onların Hükümdar’ının Şerefini yerle bir ettin; Küfürlerini bütünüyle ortadan kaldırdın.”

İbnu”Saatî ise:

“Üstün Gayretlerinin, Büyük bir Fethi süsledi;

Bu Zaferle Mü’minler’in Gözleri nurlandı.”

Qudüs’ün Fethi Esnasında Mübarek Belde’de Kan dökülmesin diye çok Çaba sarf etti; kısmen de başardı. Haçlılar, terk ederken de çok Ciddi Tahribat yaparak gittiler. Bunun üzerine 4. Haçlı Seferi Alman İmparatoru I. Friedrich, Fransa Kralı II. Philippe ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard 100.000 Kişilik bir Ordu’yla Hareket’e geçtiler. Bu Savaş Remle Sulhu’nun yapılmasıyla neticelendi.

Kendisine Tevdi edilen Görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışan Sultan, Mazlum Müslümanların Yüzünü güldürdü. Öyle ki bir Şair, onun Ölüm’ünden sonra şöyle söylüyor:

Bizim kendisine Samimi bir şekilde İtaat ettiğimiz, Allah’ın İtaatkar Kulu nerede?

O kimse ki, Faziletleriyle Zamanı şereflendirdi.

Üstün Hasletleriyle, Emsallerini geride bıraktı.

Bütün Ömrünü Müdafaası uğrunda tükettiği İslam Dini Mensuplarının Hükümdarı oldu.

Böyle olduğu halde, Muhafızları ona niçin Teslim ettiler.

Kurtlar’ın Din’e üşüştüğü ve Çobanlar’ının Dini Kurtlar’a Teslim ettiği bir sırada, İslam’ı kurtaran ey Ulu Hükümdar!

Alemlerin Rabbının Rızası ve Duası, Selahaddin Yusuf üzerine daim olsun.”[4]

Nitekim 27 Safer 589 tarihinde Şam’da Vefat etti.

1918'da Şam'a giren Fransız Kuvvetleri’nin komutanı General Gorua, Salahattin Eyyubi'nin Mezarına giderek bakın ne diyordu: 'Ey Salahattin kalk da gör .. 600 Yıl önce biz Haçlılar’ı kovduğunu söylemiştim. Oysa bak biz yine buradayız ama sen Toprağın altında bir hiçsin biz de bu Toprağı Ayaklarımızla ezeceğiz'...

İşte bütün olup bitenleri bu Kelimeler’in içeriğinde bulabilirsiniz..

55 Yıldır Filistin halkı’nın mücadele azim ve inancını yenemeyen Haçlı-Siyonist İttifakı şimdi de benzer bir Saldırıyı Irak Halkı’na yönelik başlattılar..


 

[1]           Selahaddin Eyyubî ve Devlet, Doç. Dr. Ramazan Şeşen, s. 10, Çağ Yayınları

[2]           .Ebu’l-Hasan en-Nedvi, İslam Önderleri Tarihi, Kayhan Yayınları, c. 1,  s...

[3]           Ebu’l-Hasan en-Nedvi, İslam Önderleri Tarihi, Kayhan Yayınları, c. 1,  s. s. 343-344

[4]           Prof. H. İbrahim Hasan, Dini Siyasi Kültürel Sosyal İslam Tarihi c.5, s. 139.