SUFİYYE
SUFÎ LİTERATÜR'ÜN DİLİ
6??-65? Uveys el-Qaranî İlk Zahidler
642-728 021-110 Hasan
el Basrî İlk Zahidler
6??-749 -132 Malik
ibnu Dinar İlk Zahidler
-150/767 Habib
Acemî İlk Zahidler
713-778 095-151 Süfyan-ı Sevrî
713-796 099-180 Rabiatu'l-Adeviyye[1] İlk
Zahidler
714-777(9) 096-162 (161) İbrahim
Ethem İlk Zahidler
-161/777 Ebu
Haşim İlk
Zahidler
-164/780 (810) Şakik el-Belhî İlk
Zahidler
-165/781 (184/800) Davudi Taî İlk Zahidler
726-802 107-187 Fudayl ibnu Iyad İlk
Zahidler
-200 815 Maruf
el-Kerhî İlk Sufîler
-215/830 Ebu Suleyman Daranî İlk Sufîler
800ler Ahmet
bin Ebul-Havarî
800ler Ebu
Cafer Huldî
-227/841 Bişr el-Hafî İlk Sufîler
-234/ 848 (260/847 216/831) Bayazıd el-Bistamî [2] İlk Sufîler
781-857 165-243 Haris
el-Muhasibî İlk Zahidler
-245/859 Zunnun el-Mısrî İlk Sufîler
800ler Yusuf
bin Hüseyin
-257/870 (253/867) Seri es-Sakatî İlk
Sufîler
-260/873 Ebu Hafs İlk
Sufîler
-271/884 Hamdun Kassar İlk Sufîler
-272/885. Ebu Said
Harraz İlk Sufîler
815-886 200
-273 Sehl el-Tusterî İlk
Sufîler
-285/898 Hakim et-Tirmizî Bak:İlhadî
Okuyuş
-295/907 Ebu
Huseyin Nurî İlk Sufîler
-297/909 (298/910) Cüneyd
el-Bağdadî İlk Sufîler
Ebu
Ali Rudbarî İlk Sufîler
857-922 224-309 Hallac-ı Mansur İlk Sufîler
-321/933 Ebu Ali Katip İlk
Sufîler
8??-945 257-334 Ebu Bekir eş-Şiblî
-371/981 Ebu Abdullah Muhammed b.Hafif
-373/983 Ebu
Osman Mağribî
-425/1034 Ebu Hasan Harkanî 419/1028
-450/1058 Ebu Kasım Kürkanî
-477/1084 Ebu Ali
Faramedî
1056-1111 450-505 Ebu
Hamid el-Gazalî Bak: Sünni Medrese
-535/1140 Yusuf el-Hemedanî
-561/1165 Abdulqadir el-Geylanî
-587/1198 es-Sühreverdi-i Halebî
-578/1182 Ahmed
er-Rıfaî
-594/1197 Ebu Medyen
-617/1220 Abdulhalik Gücdevanî
1145-1221 510-618 Feriduddin
Attar
-618/1221 Necmüddini Kübra
-632/1235 es-Sühreverdî Bak: es-SUHREVERDİ'den MOLLA
SADRa
-637/1239 İbnu Arabî Bak: es-SUHREVERDİ'den MOLLA
SADRa
-649/1251 Hoca Arif Rivgerî
-654/1256 eş-Şazelî
-670/1271 Mahmud İncir Fağnevî
-672/1273 Mevlana Celaleddini Rumî Bak:
Tolonoğullarından
Osmanlıya
-705/1305 Ali Ramitenî (Azizan)
-740/1339 Muhammed Baba Semmasî
-777/1375 Seyyid Emir Külal
-791/ 1388 Bahauddin Nakşibend Bak: Tolonoğullarından Osmanlıya
-802/1399 Muhammed Alaaddin Attar
-831/1429 Hacı Bayramı Velî Bak: Tolonoğullarından Osmanlıya
-847/1443 Mevlana Yakub Çerhî
-895/1490 Ubeydullah Taşkendî
-922/1515 Muhammed Parsa
-970/1562 Derviş Muhammed
-1008/1599 Hacegi Emkenegî
-1014/1605 Muhammed Baki Billah
-1034/1625 İmam Rabbanî
-1098/1687 Muhammed Masum
-1100/1689 M.Seyfettin Faruqî
-1135/1723 Muhammed Bedvanî
-1195/1781 Şemseddin Habibullah
-1240/1824 Abdullah Dehlevî
-1242/1826 Mevlana Halid Bağdadî
Bayazıd
el-Bestami Keşfî
Ebu Hamid el-Gazali Kelamcı
Ebu Said Ebu'l-Hayr Keşfî
Keşfî
-386/1006 Ebu
Talib el-Mekki Kelamcı
el-Hucviri Kelamcı
el-Kelabazi Kelamcı
el-Kureyşi Kelamcı
el-Nifferi Keşfî
378/988 el-Serrac Kelamcı
es-Sühreverdi-i
Halebi Keşfî
Feriduddin Attar Keşfî
Hakim et-Tirmizi Keşfî
Hallac Mansur Keşfî
Mevlana Keşfî
Farsî Sufîler
el-Quşeyrî el-Farsî
el-Hucvirî el-Farsî
el-Camî el-Farsî
el-Attar el-Farsî
el-Kelebazî el-Farsî
es-Suhreverdî el-Farsî
el-Gazalî el-Farsî
el-Bistamî el-Farsî
el-Hallac el-Farsî
et-Tusî el-Farsî
et-Tebrizî el-Farsî
er-Rumî el-Farsî
el-Muhasibî el-Farsî
QUR'AN'IN SUFİ OKUNUŞU
SUFiYYE'NİN KELAM ELEŞTİRİSİ
BİLGİDE İÇSEL TECRÜBE
1.SUFî LİTERATÜR'ÜN DİLİ
Ömer ibnu Zerr'den nakleder: Bu zat "neden mutasavvıfların meclislerinde
ağlanıyor ve göz yaşı dökülüyor da kelamcıların meclislerinde bu hal görülmüyor" der.
"Öz çocuğunun ölüsüne ağlayan bir anne, ağlasın, diye
ücretle kiralanan bir kadın gibi
olur mu hiç?" der.[3]
Kullandıkları dil,
teşbih, temsil, mecaz, istiare ve kinayelerle doludur. Böylece mücerred
olan mana ve mefhumlara, müşahhaslık elbisesi giydirerek, gözle
görülür ve kolay anlaşılır hale getirdiler. Düşünceleri
sanatın ardına sakladılar. el-Attar'ın bütün eserlerinde, özellikle Mantıku't-Tayr'da
olduğu gibi.
Tasavvuftaki hikemi, ahlaki,
eğitici ve öğretici (didaktik) nazm eserler yanında, lirik
nazım eserler de büyük bir yekun tutarlar. Sufiler dini his ve heyecanlar
içinde vecde gelir, coşarlar. Bu hal içinde taşadıkları
duyguları nazma dökerler. Bu tür şiir ve ilahiler cazib, duygulu,
tesirli bir büyü doludur, gönülleri fetheder. Ulvi insani hislerin
yaşamasını sağlar. Kelamcılar
ve Selefiyenin sınırları
yoktur onda, çünkü aşkın sınırı yoktur.
Sadece şiir ve nesir şeklindeki dini
hitabetin büyüleyici gücünden faydalanmakla
yetinmemiş, dini musikinin tılsımlı ve esrarengiz
kudretini de başarılı bir şekilde
kullanmıştır. Hatta besteli ve nağmeli şiirleri,
musiki makamlarıyla terennüm
etmekten doğan ilahileri
ayrıca ney ve kudumle
söylemeyi, bu gibi coşturucu ilahiler
söylenirken ayakta ve oturarak devr, raks ve sema etmeyi hoş gördüler.
Mevlana şöyle der
akli-nakli disiplin otoritelerine:
Eblehan ta'zim-i Mescid
mikünend
Der Cefa-i Dil cidd mikunend
An mecazest, in hakikat ey
haran
Nist Mescid cüz derun-i
serveran
(Camiye hürmet eden aptallar,
durmadan gönül ehlini incitiyorlar. Ey eşekler, o mecaz, bu hakikattir.
Büyüklerin ve gönül ehlinin derunundan ve kalbinden başka Mescid mi var?)
Der medrese-i
Işk eğer kal bud
Key fark
miyan-ı kal ba hal bud
Der
Işk ne-dad hiç müfti fetva
Der
Işk Zeban-ı Müftiyan lal bud
(Aşk
medresesinde kal ve söz
bulunmasaydı, kal ile hal arasında ne fark olurdu? Aşk konusunda
hiç bir müftü fetva vermez. Aşk bahsinde Müftilerin dili lal olur.)
Der bahr-ı
safa gudahtem hem çu nemk
Ne küfr, ne iman,
ne yakin mand ne şek
Ender dil-i men sitare-i
şud peyda
Güm geşt der an sitare her
heft felek
( Safa denizinde tuz gibi
eridim, ne küfr, ne iman, ne şek ne de yakin kaldı. Gönlümün içinde
bir yıldız doğdu, o yıldızın içinde bütün alem
yok oldu.)
Be-nümay be-men
yuh-ı hod ey şem'traz
Ta naz-künem, ne ruze darem ne nemaz
Ta ba tü büvem mecaz-ı men cümle nemaz
Çün bi tü büvem nemaz-ı men çümle mecaz
( Ey meşale gibi parlak
yüzlüm, bana yanağını
göster! Ta ki naz edeyim! Ne oruç
tutayım, ne de namaz kılayım! Seninle olursam, benim mecazlarım
hep namazdır, sensiz olursam namazlarımın tümü mecazdır).
En ulvi ve kutsi bilgiler keşfle elde dilir. Bu kanalla
Allah'ın sıfatları hakkında doğrudan bilgi edinir.
İrfandır, Marifettir bu. Aracısız bilgi.
Şüphesizki tecrübeye ve
manevi müşahedeye dayanan vasıtasız bilgiler, naklin subut,
kıyas ve istidlalin dalalet zanniliği aşarlar. O ilmi-ledündür. Her an yeni ve tazedir.
Günlerce, aylarca düşündükleri olay üzerinde yeni bilgilere ulaşırlar. İşaret
tefsirini kaşifi olmanın hazzını yaşarlar. Qur'an
direk Allah'tan dinlenir.
"Ümmeti içinde
Peygamber'in yeri ne ise müridleri arasında şeyhin işgal
ettiği mevki de odur." Bu
onlarda feyz, feyezan (taşma)
doğurdu.
Aklı ne istidlalle
yordular, ne de naklin ezberi ile. Amele ve ahlaka
önem verdiler. Hal, qalin yerini aldı."Allemeni ebi" yerine eddebeni Rabbi demeyi tercih
ettiler. Bu kalbin tasfiyesi ile kazanılabilirdi. Mücahede ve riyazet
saflaşmayı sağlayabilirdi. Görüşün netleşmesini
engelleyen hicablar böyle kaldırılır, gayb okunur kale
gelebilirdi. Onu kulu olma başarılabilirse Allah'ın
öğretmenliğine çıkılabilirdi.
Onlara Sırrıye de denildi. Batınla
uğraşıyorlar keşfin peşinde koşuyorlardı.
Belki tevhid bütün aracıları aşarak vasıtasız bilgiye
tırmanarak elde edilebilirdi. Böylece İlahi
mevhibe, eltafı Rabbaniyye, vehbi ilme kavuşulur.
"Başkaları ne
yolda fetva verirlerse versinler, sen fetvayı kalbinden iste,
vicdanını dinle", "kalbine şüphe veren şeyi
bırak, şüphe vermeyene bak", "Günah kalbde iz bırakan
ve vicdanı rahatsız eden şeydir" rivayetleri bu vehbi bilgiye hamledilir. Kalbin şehadeti
fıkhta bile kullanılır. "Mü'minin gördüğü rüya
Nübüvvetin 46 cüzünden bir cüzdür"
"Peygamberlik müjdeleri olarak benden sonra salih ve sadık ruyadan başka bir şey
kalmamıştır."[4] "Benim vasıtamla Allah'ın
gönderdiği hidayet ve Qur'an bahar
yağmuruna benzer. Bu yağmurun bir kısmı verimli araziye
düştüğü için otlakların, ormanların ve çeşmelerin meydana gelmesine sebeb olur. Diğer
kısmı, bu yağmuru dibine
geçirmez, bir göl şeklinde üstünde
tutar. İnsanlar ve hayvanlar bundan faydalanır. Üçüncü bir
kısmı yamaç ve çorak topraklara düşer. Bu topraklar ne suyu içine alır, ne de
üstünde tutar."[5] "Bir kimse bildiği ile amel ederse
Allah ona bilmediğini öğretir."[6]
Kendilerini Ehli- Lübb, zahir
ulemasını Ehli-Kışr (kabukcu) görüyorlardı.
*Fuat Köprülü: "Medresenin müdafa ve temsil ettiği
cereyan, Grek felsefesinin
tesiriyle kelamın
uğradığı derin değişiklikten
sonra bile tekkeye daima şüpheli
nazarla bakmaktan geri durmadı ve bunda da pek haklı idi. Çünkü bu iki büyük müessese arasında,
telif edilmesi imkansız bir tezad
vardı. Medresedekiler Ehli Kal ve Ehli Zahir, Tekkedekiler Ehli Hal ve Ehli Batın idi. Medrese Allah'a
karşı haşyet, Tekke muhabbet telkin ediyordu. Medresedekiler zühd, ibadet ve
taatı, Tekkedekiler rindliği ve melameti tavsiye ediyorlardı.
Medrese, müslümanların bile pek az bir kısmını
cennetlik saydığı halde,
Tekke 72 millete bir gözle bakacak kadar
geniş ve alicenabane duygularla
yüklü idiler. Medrese şiir ve
muskikiyi haram saydığı
halde, Tekke vecde ve şiiri terviç ediyordu.Medresenin dar ve sıkı kaidelerine karşı bir tepki mahiyetinde olan
Tasavvuf cereyanı az zamanda
dünya saadetinden ümit kesen ve onu
ahirette arayan ümitsizler grubu, serbest felsefe telakkilerini sufilik perdesi
altında saklamak isteyen
mütefekkirler , zevkperestler hep tekkeye
koşuyorlardı. Maddi anarşinin ruhlarda meydana
getirdiği manevi buhranlara karşı ruh tabibleri
addedebileceğimiz Mürşidlere
ihtiyaç vardı. Estetik ve felsefi düşüncelerin başlıca
ilticahı tekke idi."[7]
60.6/el-En'am 125 " Allah,
bir kimseyi hidayete erdirmek isterse, kalbini İslam için şerh
eder."
64.39/ez-Zümer 22
"İslam için kalbi şerh
edilen kimse, Rabbından bir nur
üzere olur."
Yukarıdan atılan nur, üst tarafından verilen bir feyz
sufinin dini ve ilahi hakikatleri
doğru biçimde idrak etmesini ve hatalardan korunmasını
temin etmektedir. Sufi, sadrı şerh
edilendir.
74.18/el-Kehf 65 "Biz o'na ilm-i ledün öğrettik."
Musa'ya melek
vasıtasıyla gönderilen veya herkese tebliğ edilmek üzere verilen
dini bilgiler zahiri ilim ve şeriattı. Hızır'a doğrudan ve
özel surette verilen dini
bilgiler ise ilmi batın ve ilmi ledün.
91.29/el-Ankebut 69:
"Bizim için mücahede edenlere, biz yolumuzu gösteririz"
Kul, riyazet ne Nefs mücahedesi
sonunda, sırf Allah vergisi olan
bilgiye nail olur.
1.2/el-Baqara 282:
"Taqva üzere olursanız, mualliminiz Allah olur."
2.8/el-Enfal 39: "Eğer taqva üzere olursanız, Allah
size bir furqan ve nur verir"
el-Furqan, kalbi aydınlatarak, dini hakikatleri
hatalardan, hakkı batıldan
ayırdetmeyi sağlayan nurdur. İnsanın kalbini
aydınlatan ve ışıklandıran bu nura ilham/marifet adını
verdiler. Bu amelle marifetin artışı kuramını
doğurur.
11.24/en-Nur 35:
Rasulun duası:
"Allah'ım kalbime bir nur koy, gözüme bir nur ihsan et,
kulağıma bir nur lutfet,
sağıma bir nur bahşet, soluma bir bahşet, üstüme,
altıma nur koy, önümü nur kıl,
bana bir nur ihsan et"[8] Bu ayetlerde geçen nurdur. "Mü'minin
firasetinden korkunuz, çünkü o Allah'ın nuru ile bakmaktadır."[9]"
Müşrikleri Hicvet, Ruhu'l-Kuds ve Cebrail Seninledir"[10]
SUFiYYE'NİN
KELAM ELEŞTİRİSİ
Allah'ın
sıfatları, fiilleri, isimleri, ruh, manevi ölüm ve öbür dünya hakkında
konuşmalarını saçma bulurlar. Gaibi şahide
kıyastır yaptıkları.
Onlar kelamın manevi
hayata akli bir şekil, ruhani tabirlere mantıksal bir biçim
verdiğini gördüler.
Nakli ve aklı hiç inkar etmediler ama onu sınırladılar. Kendine has vecd halleri ve keşf ile
sürekli olarak ananevi inançları, örf ve adet haline gelen telakkileri, resmi ve genel görüşleri aşma çabası gösteren bir nizamdır.
İsmail Fenni,
Kelamcıların eleştisine
karşı İbnu Arabi'yi savunan yazılar yazdı.
Muhittin ibnu Bahaddin (956/1549) Yazdığı Fıkhı Ekber şerhinde Kelam ile Tasavvufu
birleştirdi.
Hatta, Hanefi olan bazı Tarikat mensupları,
Kelamı bırakıp sonradan
fıkıhcı olan Ebu Hanife,
daha sonra da Cafer es-Sadık'a
nisbet ettiğini Levla senetan
le-heleke'n-Numan dediğini aktarırlar.
Cüneyd, Tevhid ilminin
gizliliklerini ve ince taraflarını, kapalı kapıların ardında belli kimselere telkin eder,
söylediği sözlerin müritlerin suçlanmasına sebeb olmasından
endişe ederdi.
el-Kuşeyrî: "Sufiler, bilgilerini na ehil olanlardan
gizlerler, onun için fikirlerini remz, mesel ve şifre şeklinde ifade ederler." [11]
eş-Şa'ranî: "Güneş
ışığı yarasa için zararlı ise de
bir çok varlıklar için faydalı ve zaruridir. Dar düşünceli ve
kısa görüşlü kimseler için zararlı olan fikirler
başkaları için çok faydalı olabilir."[12]
İbnu Arabî, Alaeddin Buhârî, İbnu Teymiyye, Ali el-Qârî tarafından
tekfir edildi.
İsmail Hakkı Bursevî, Mevlana hakkındaki kanaatinden
dolayı er-Razi'nin tutumunu İblis'in
durumuna benzetir.
el-Bursevî Edirne'de üstadı Osman Fazlı'dan Fususu'l-Hikem
okurdu. Ancak bu esnada odanın kapısı kapanır, yabancı
biri içeri alınmazdı, O Kitap yabancı için öldürür idi. Bu
Domuzların boynuna elmas gerdanlık takmaya benzerdi.
(Ta'liku'l-Cevahir ala a'naki'l-Hanazir)[13]
el-Bursevî musiki aleyhtarları hakkında:
"Ne acib! Kendini Ehli Sünnetin ekabirinden sayarsın, ve böyle yerlerde haktan batıla
kayarsın! Ne acaib bir meşrebsiz
kimsesin ki, hayvandan betersin, ve ne garib fersüde-dilsin ki, eşekten daha
fenasın!
Ey sığır!
İnsan ol ki, aşkın demidir. Ve ey sağır, kulaktaki perdeni
kaldır ki hakikatleri dinleme
zamanıdır. Qur'an'la teganni itmek caiz olacak, sair ezkar ile
teganni eylemek niçin caiz olmaya ve
teganni ehli olmayanların meclisine varmak mutlak münker ola! Yürü, bu bağ-ı fenada bülbül gibi inle yahut bir bülbül-i hoşnevayi
dinle. Ta ki bir gülbahara eresin ve bir gül yüzlünün yüzünü göresin."[14]
eş-Şirazî şöyle der:
Kıymeti Dürr-i
Giranmaye ci damed avam
Hafıza
gevher-i yekdane medih
cüz be-havas[15]
Bu
gizlilik Ariflerin dilinde şöyle geçer: "Biz öyle bir zümreyiz ki,
yolumuzda bulunmayanların eserlerini okumaları haramdır. Hiç bir
kimsenin sözümüzü, o söze inanandan başkasına nakletmesi caiz olmaz. Bu söze inanmayan bir kimseye sözlerimizi nakleden kimse de, kendisine söz
nakledilen de inkar cehennemine girmiş olur."
İlk
Sufiler
İlim, marifet, vecd ön plana çıktı.
a) Sekr Tarikatı:Sekre, cezbeye ve vecd
hallerine ağırlık veren Bayazıd tarafından
temsil edilir. Bu yolda
taşkınlıklar, aşırılıklar,
şathıyeler ve zahiri ahkama aykırı hususlar çoktur.
b) Sahv Tarikatı: Sahve, temkine ve marifete
ağırlık veren Cüneyd
yolu. Zahiri ahkama riayetkardılar.
Diğer Bir tasnif:
a)
Kelamcıydılar, aklı ihmal etmediler. Keşf, ilham
nazar ve istidlalden öndedir.
Gulatı Sufiyye'yi
eleştirdiler.
b) Keşfi Önde Tutanlar:
İLK
ZAHİDLER
Onlar Zahid, Abid, Nasik, Kurra
idiler. Marifet, İlham, Keşf, Keramet değil, amel, ibadet, ahlak, istikamet ön
plandaydı.
Uveys
el-Qaranî
600ler
Efsanevî bir Biyografiye
sahip.
Hadis: "Yemen'den bana
Allah Aşıkının Kokusu geliyor."[16]
Hadis: "Kıyamet
Gününde 70.000 Melâike halqolunacak, Uveys
onların arasında Cennete girecek, hiç kimse Onu bilmeyecek. Zira
Dünyada Mahfî İbadet ettiğini ve kendisini Halqtan gizlediği
için Qıyamette O'nu kimse bilmeyecektir. Allah buyurur: Benim Velilerim
benim Qubbelerim altında Gizlidir. Onları benden başka kimse
bilmez."[17]
Hadis: Peygamber Qıyamet
Gününde "Ya Rabbî Uveysi isterim" diye niyaz
edince, Allah "Dünyada görmedin, burada da Gizli duruyor" diyecek. Uveys Hürmetine Rebia ve Mudai
Qabilesinin Koyunlarının Tüyü adedince Günahkar Ümmet-i Muhammed'e
Şefaat edecektir."[18]
Sahabe, Uveysin nerede olduğunu Peygamber'e sorarlar.
-Yemen'in Qarn Köyünde.
-Ya Rasulullah, Uveys sizi gördü mü?
-Gördü ama Zahirde değil.
-Bu nasıl
Aşktır, sizi görmeden?
-İki Sebebi vardır.
Birincisi Hal Galebesinden, ikincisi
Şeriat Azametinden, yani Kör Annesi var, Evi yalnız
bırakıp gelmedi. Şeriat Emrini tuttu, Annelik Haqqına
Riayet etti. Deve güderdi. Haqqını alıp Anasına ve
İnfaq edeceği Kimselere verirdi.
-Biz Onu görmeyecek miyiz?
-Ebubekr görmeyecek ama Ömer
ve Ali görürler.[19]
Rasulullah ,
Ömer ve Ali'ye
Hırqasını (Muraqqa) Uveys'e
götürmelerini Vasiyet etti.
"Gövdesi Kıllıdır, Sağelinin Ayasında Ak
duran, bir Akça Ben vardır. Benden Selam edin. Muraqqaı giysin,
Ümmetime Dua etsin."
Ömer Qufe'deki Hutbesinde:" Ey Necit Qavmi, Yemen'in Qarn Köyünden aranızda kimse var mı?
diye sordu.
-Bir Deli divane, Faqir, Deve
güder, Halqa karışmaz, Arme Deresinde bulunur. Viraneler içine
gider. Dünyada hiç Şadıgam bilmez. Herkes güler o ağlar,
denilince, Ömer:
-Görmek isterim dedi. Ali ile beraber Ziyaretine gidip
kendisini Namazda, Develerini de bir Melek tarafından güdülür buldular.
Namazı bitirince Ömer Selam
verdi, kendini tanıttı. O kendini "Abdullah" diye Taqtim etti.
- Hepimiz Abdullah'ız. Özel adın ne?
-Uveys.
Ömer'in isteği üzerine Sağelinin içindeki Beyaz Nuru
gösterdi. Ömer olanları
anlatıp Hırqayı Taqdim etti. Ömer'in verdiği Akçeleri almadı.
Qufe'ye yerleşti. Harem ibnu Hayyam Fırat Irmağında Abdest
alırken O'nu tanıdı. Elini öptürmedi Uveys. Kendisinin ne Hafız, ne Müftî olduğu söyleyerek
44/ed-Duhan Suresinin 37-41 Ayetlerini okudu. Muhabbed isteğine "
Allah ile olan başkasının Muhabbetine İhtiyaç duymaz. Onu
Göz önünden ayırma ve Harama bakma, Asi olursun. Bunları Önemsiz
bilip laubali durursan Allah'ın Gazabına uğrarsın"
dedi."Bu Sözler sana yetmez mi? Adem
Baban idi, Havva Anan idi. Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed hep
Alem O'nun Dostluğuna yaratıldı. Bunlar öldükleri gibi
ben, sen de ölürüz" Ömer'in o
Gün öldüğünü Kerametle bidiği anlatılır. "Sana
öğüdüm daima Qur'an Hükümlerin ileri tut ve Salah Ehlinin Yolundan
çıkma, yoksa Dinsiz olursun."[20]
Rebî anlatır: "Heves edip Üveys'i görmeye gittim.
Kuşluk Namazı kılıyordu. Sonra Tesbihle Meşgul oldu.
Selam vermeme Fırsat kalmadı, Öğleye durdu, 4 Gün boyunca Selam
verecek anı bulamadım.- İlahî sana
sığınırım. Çok uyur Gözden ve çokyer Karından"
diyordu."[21]
Namazda Huşu'u sordular.
"Namaz içindeyken Süngüyle vurup öbür
yanından çıkarsalar bile duymamaktır" dedi.[22]
Ali ile Muaviye
Savaşında, Ali Taraftarı
olarak Şehit edildiği söylenir.[23]
Hasan
el-Basrî
642-728 ( h21-110)
Ümmü Seleme'nin Kardeşinden doğdu, Ümmü Seleme'den Süt emdi. Ümmü
Seleme'nin şöyle anlattığı söylenir: Hasan
Küçük Çocuktu. Peygamberimizin Bardağındaki Suyu içti.
Rasul buyurdu:
- Benim Bardağımdaki
Suyu kim içti?
- Hasan içti, dediler.
- Hasan ne kadar Su içti ise hepsi İlim olsun, dedi.
Bizzat Ümmü Seleme de Dua etti:"
Allah'ım Hasan'ı
din içinde İmam kıl, ümmet Ona uysunlar."[24]
Diğer bir Efsanede ise
Onun Çocukluğun Ömer
Zamanındadır. Ona getirirler. Şöyle buyurur: "Hasan Adı verdiniz, zira Yüzü
Hasendir."[25]
Ali (ö.h40) tarafından kendisine Hırqa giydirildiği
söylenir. O'nun da bu Hırqayı Cüneyd'e
verdiğini söylerler.[26] Oysa Hasan
Çocukken Ali'nin öldüğünü
biliyoruz. Tarikatlardaki bu Silsileler hakkında Uzmanlar özellikle
İlk Zincirler hakkında Güven duymazlar:" Bu zincir
Şüphelidir. Çünkü Maruf'un Davud et-Taî ile, Davud'un da Habib el Acemî
ile Görüşmesi Hususunda Kesinlik
yoktur. Gerçi Kaynaklar görüştüğünü söylüyorsa da, Ondan Tasavvuf
Usulunu alacak şekilde görüşmesi İspat edilemez."[27]
"İstediğiniz
kadar çok İlim öğreniniz,
Amelsiz İlmin hiç bir Değeri yoktur. Sefihlerin İşi
Rivayet, Haqiqi Alimlerin Hali
Riayettir." der.
Sonraki bir Sufî'nin
Kitabında Hırqa'nın
Anlamı hakkında şöyle denir:" Hırqa iki Türlüdür. İrade Hırqası ve Teberrük
Halkası. İrade
Hırqası, Haqiqi Mürşide giydirilir. Teberrük
Hırqası da Mürid benzerlerine verilir. Kim bir Topluluğa
benzerse, onlardan olur. Hırqanın Sırrı şudur: Gerçek
Mürid Şeyhin Sohbetine katılır ve kendini Ona Teslim edince,
Babanın Terbiye ettiği Küçük Çocuk gibi olur. Şeyh Ona Allah'a
Boyun eğmeyi, İstikamet üzere bulunmayı öğretir. Müridin
giydiği Hırqa, Şeyhin kendisine İtina gösterdiğini
gösterir. Bu da Yusuf
Gömleğinin Yakub Nezdinde
oynadığı Rolü oynar."[28]
Bu Sembolik Dili kullanmaya
Sufiler devam ettiler:İbnu Arabi şöyle der" Hızır'ın
Hırqasını Arkadaşımız Taqıyyuddin Abdurrahman Eliyle giymiştim. O da
Mısır'da şŞyhlerin Şeyhi Sadreddin'den giymişti. O'nun Dedesi ise Hızır'ın Elinden giymişti. O Günden beri Hızır benimsediği ve
itibar ettiği için Hırqanın giyilmesini benimsedim ve
giydirdim."[29]
Hasanın 70
Yıl Abdetsiz yere
basmadığına inanılır.
Büyük bir Mecliste biri sordu:
-Hasan acaba niçin Bizim Büyüğümüz oldu. Yaşlı biri
Cevap verdi:
-Herkes İlim için Ona
Muhtaçtır. O Farığdır. Bir Arpa kadar Halqa ihtiyaç
göstermez. Sizden üstünlüğü onun içindir.[30]
Hasana Sordular:- Müslüman kimdir?
-Müslümanlığının
Şartı Kitab içindedir ve Müslüman Toprak altındadır.
-Dinin aslı nedir?
-Wera'dır, Ve Tama'ı
Wera'ı Batıl eder, dedi.[31]
-Uyuyan Gönlümüzü
uyandır, diyen Cemaate:
-Uyuyan Gönlü uyandırmak
Kolaydır, sizin Gönlünüz ölmüştür, zira hiç Hareket etmez, deyince;
-Bizi biraz korkut, dediler.
-Eğer bugün
korkarsanız Yarın onda Emin olursunuz. Vah o Kişinin Haline ki
korkmaya, dedi. Dediler ki:
-Bu kadar Halk Meclisinde
öğrenir sana İtiraz ederler.
-Allah kendi Azametiyle Halk
Dilinden kurtulmadı. Ben Zerreyim, dedi.[32]
Haccac, Onu korkutmak için bütün Maiyyetiyle Waaza geldi, Hasan Futursuzca Waazını
sürdürdü. Haccac " Er görmek
isteyen Hasan'a baksın"
dedi.[33]
Qur'an işitince bağırıp
düşen Öğrencisini böyle yapmaması konusunda uyardı. Elinde
olmadığını söyleyince
-Bunun Rabbanî olduğunu,
aksi taktirde Şeytanî olduğunu söyledi.[34]
Basra'da Yağmur
yağmadığı bir Yıl kıtlık olur. Minberde
Waaz ve Dua eder. "İsterseniz Yağmur yağsın, Hasan'ı Basra'dan kovun" deyince Halq ağlaşır.[35]
Anlatılır:
Namazgahında Namaz kılarken Kapı önünde birisi oturmuş
üzerine Sular gelmiş. Pis Su olmasın diye araştıran bu zata
"Ben Âsinin Gözyaşıdır" der.[36]
Bir Cenazenin
Namazını kıldıktan sonra Qabre konulduğu zaman Qabir
üzerinde o kadar ağladı ki Toprak ıslandı. Sonra "
Müslümanlar, Qabir, Ahiret Menzilinin Evveli, Dünya Menzilinin Ahiridir.
madem ki hepimiz sonunda işbu yere gireceğiz, Dünyada nasıl
Neşeyle gezeriz." dedi. Bütün Cemaat ağladı. Hasan Çocukken bir Kabahat
yapmış, bundan Pişmanlık duyarak bu kKbahati Yakasına
yazmış, gördükçe o kadar ağlarmış ki o Yazı
ıslanırmış.[37]
Said ibnu Cabir'e Nasihat eder:" 3 Şeyi isteme: Beyler
arasına girme, Kadınlarla Sohbet etme, Rabia dahi olsa Kulağını Çalgıya verme ki Weli
bile olsan Afetlerden kurtulamazsın."[38]
Anlatılır: Sabah
Namazı Wakti, Hasan'ın
Mescidine gelen biri Kapısını Kilitli gördü. İçerdekiler
Duaya Amin diyorlardı. Hasan'ın
açıklaması Efsaneye göre şöyle:" Kimseye söyleme Hergün
Periler gelir, Benden Dua talep ederler, ben de Dua ederim, Amin derler."[39]
Anlatılır: Birkaç
Kişi beraberinde Hacca giderlerken Yolda Susuzluklarını Hasan'a arzederler. Ne Kova
vardır, ne de İp. Hasan
"Ben Namaza durayım, siz Su için" der. Namaza
başladığında Kuyu taşar. Herkes kana kana içti.
Saklanan bir Bardak Su Hasan
Namazı bitirince kurudu. "Siz Allah'a inanmaz
mısınız?" dedi.[40]
Anlatılır:" Ebu Ömer, Qur'an Hocasıydı.
Öğrencilerinden gayet Güzel bir
Çocuğu öpmek istedi. Hıfzında olan Qur'an Tamamıyle
silindi. Bir Elif dahi gönlünde kalmadı. Pişman oldu. İçine
Ateş düştü. Hasan'a
anlattığında "Hac Waqti Hacca git, dönüşte Mescid-i Havf'e var, Mihrabta bir İhtiyar oturur. Onunla görüş
sana Dua etsin" Cevabını aldı. "Mihrabta İhtiyarın etrafındaki Halq dağıldı,
yalnız kaldı. Selam verdim, Halimi söyleyip "Allah haqqı
için Merhamet" dedim. Acıdı ve Gözü ucuyla Göğe baktı. Başını indirmeden Bütün
Qur'an'ı hatırladım, Ayaklarına kapandım. Beni kimin
gönderdiğini sorunca Hasan'ı
söyledim. Tebessüm etti: "Biraz önce Cemaat içine gelip herkesin Hürmetle
İstiqbal ettiği Hasan'dı.
Hergün Öğle Namazını Basra'da kılar, buraya gelir,
İkindi Namazını beraber kılarız. Akşam
Namazına Basra'ya gider, o size Kafidir" dedi.[41]
Anlatılır: 70 Yaşında Şemun İsminde Ateşperest bir Komşusu
vardı. Hastalığı şiddetlendiğinden bir Zat gelip, Komşuluk Haqqı için Şemun'a
Din Telkin edilmesini istedi. Hasan
Hastaya gelip "Bunca Senedir taptığın bu Ateşi terk
et, Allah'a inan"dedi.
-Hasan, 3 Şey Beni engelliyor, dedi. 1.
Dünyayı zemmeder diğer taraftan onu istersiniz. 2. Ölüm Haqqtır der, Yolculuk Tedariki
yapmazsınız. 3. Haqqın Didarını görelim der, yine
Rızası Hilafına gidersiniz. Ya Hasan, Ateş seni yakmaz mı, dedi Şemun.
Hasan Elini Ateşe sokarak "Bu Sözlerden
Müslümanlık Kokusu geliyor,dedi.
-Allah'ın
Beni Cennete koyacağına Belge ver,dedi. Hasan Kağıt yazıp verdi, Şemun İmanından sonra öldü. Büyük Cemaatle
Namazını kılıp defnettiler. Hasanın Gözüne Uyku girmedi. Sabah Namazını
kıldı, ağladı: "Ne yaptım da Eline
Kağıt verdim. Allah'a karşı Küstahlık ettim, Bem
kendimi kurtardım mı ki başkasına Belge verdim."
Rüyasında Adamı
gördü. Başına Tac giymiş, Yüzü parlıyor, Cennet
Bahçelerinde geziyordu. Halini sordu.
-Elhamdulillah, Allah'ım
bana Rahmet etti. Verdiğin Senedi geri al ,Gam çekme, dedi.
Uyandığında Kağıdı Avucunda buldu."[42]
Der ki: "Kişiye
İlm-iNafî gerek. Amel ve İhlas ve Sabırla kanaat gerek. Her
Nazar ki İbretten değildir, Sehv ve Zillettir. Sözü Hikmet
değildir, Bakışı Afettir. Her kim Halqtan Uzlet ederse
Selamet olur. Kanaat ederse Aziz olur, Halqa İhtiyacı olmaz. Hasedi
terk ederse dinleyip Rahat olur.[43]
Der ki: "Wera içinde üç Makam vardır. Biri
daima Haq Söz söyleyen, iki, kendini Muhafaza eden, üç Her işi Haq Rızası için yapandır. Ve bir Zerre Wera 100 Yıl Werasız Oruç ve
Namaz kılmaktan Eftaldir. Miskin Ademoğlu Dünyada üç şeye
doymaz. Bir Mal devşirip yığmaya, iki Zevk ve Sefaya, üç Ömre.
Elinde olsa Dünyadan hiç gitmek istemez. Allah'ın Sevgili Kulu Dünyada
hiç Kıymet vermez. Mü'min olan Dünyada
Ahıretini İmar eder. Ahmak olan Dünyayı İmara
çalışır, Ahıretini Haram eder. Allah'ı Sevmenin Nişanı Dünyayı
terk etmek. Her kim Altın, Gümüşü kıymetli tutarsa, Huzuru
Qalple Namaz kılmaz. Uqubete Yakın olur."[44]
6 Senedir Cemaate gelmeyip Halqa
karışmayan birini Ziyaret edip sordu." Ya Şeyh, beni Mazur gör, Nefsanî
İşleri yapmam, Nefsime Rahat vermem. Nefis de bana Zahmet vermez.
Haqqın Zikrü Şükrüyle Meşgul olup, otururum" deyince
"Sen benden daha İyisin, böyle devam et" dedi.[45]
Şimdiye kadar sizi
sevindiren bir Şey oldu mu? dediler.
-Birgün otururken bir
Kadın Kocasına:" ben senin İşlerini gördüm, Evini
bekledim ki üzerime başkasını getirmeyesin, bundan böyle madem
ki üstüme Kadın
aldın,İşlerini yapmayacağım, diyordu bu Hoşuma
gitti. Misalini Qur'an'da 4/en-Nisa 48 de buldum, dedi.[46]
Qabristan'da Yemek yiyen birini
gördü." Bu kişi Münafıqtır, zira bu kadar Kişi Huzurunda Gönlüne Korku gelmeyerek Boğazınden Ekmek
geçiyor, Ahireti düşünmüyor" dedi.[47]
Hasan 1 Ekim 728de
(Receb 110) Vefat etti.
Rabiatu'l-Adeviyye
713-796
637de (h16) Utbe ibnu
Gazevan tarafından Hz.Ömerin Emri ile kurulan Basra Kenti.. Hasanın İlimle doldurduğu Kent.
Attarın Anlatısına göre Rabia
Büyümüş, Babası Vefat etmiş, henüz çok Genç olduğu bir
sırada Basrada Kıtlık olmuş, 3 Kardeşi ile Ekmek
bulmak üzere gelişi güzel dolaşmaya
başlamıştı.İşte bu sırada Zalim bir Adam,
onu Evine getirmiş ve 6 Akçe Muhabilinde onu bir başkasına
satmıştı.Onu alan Adamsa,Fena ve Katı Yürekliydi. Rabiaya
Eziyet ediyor ve çok Ağır İşler gördürüyordu.
Attar, onun bu sırada Manevi bir Tecelliye Nail
olduğunu anlatır: Rabia bir Gün Yolda giderken Yabancı
bir Adamın kendisini Takip ettiğini görmüş ve bu Adamın
kendisine Fena bir Gözle baktığını hissetmişti.
Koşmuş ve kaçmış, sonra yerlere kapanmış ve
yalvarmaya koyulmuştu:
-İlahî! Öksüz bir Garibim. Kulluk Zincirleri
içindeyim. Asıl Tasam ise, senin benden Hoşnud olup
olmadığını öğrenmektir..
Hatifî bir Ses, belki de İlhami bir Sada ona Cevap
vermişti:
-Üzülme! Hesap Günü, Gökyüzünde, Allaha Yakın
olanlar arasında yeralanların Gözleri sana dönecek. Sana bakıp,
senin yerinde olmayı özleyecekler. [48]
Rabia hemen kalkmış, Efendisinin Evine gitmiş,
burada çalışmaya devam etmişti. Oruç tutuyor, Hizmet ediyor,
Geceleri de Sabahlara kadar İbadete dalıyordu. Bu Rivayete göre
Rabianın Hayatında en Kesin Devre buydu. Bu Rivayeti Kabul
ettiğimiz zanab şunu anlarız:
-Rabiayı Zahitliğe sürükleyen Amil,
onun Cariyelik Hayatında çektiği Izdırap ve Tahammul
ettiği Zillet ve Esaretti.Biricik Tesellisi Allaha karşı
beslediği İman ve Güven, Dünyada çektiği Mihnete
karşı Ahirette göreceği Mükafattı.Nasıl Ulvî Ruhlar
bu Çeşit Felaketlere uğradıkları zaman aynı
şekilde Hareket etmişler ve Izdırabın Pençeleri
onları boğmaktan Aciz
kalmıştı. Hristiyanlığın İlk
Asrında bu Çeşit kimselerle karşılaştığımız
gibi, İslamiyete İlk girenler arasında da bunların
benzerleriyle karşılaşırız. Bilal ibnu Rabah ve
Suheyb-î Rumî ve Selman-ı Farisî böyleydiler. Ulvî Ruhlu kimseler , Hayatın Kahrına uğrayarak Kölelik
etmeye Mecbur olabilirler.Fakat bunlar Dışyüzleri
bakımından Köle oldukları halde İçyüzlerini Hürriyete
kavuşturmak isterler. Köleliğe mahkumiyeti Kabul eden bu Madde
Aleminde değil, Fakat daha başka bir Alemde gerçekleştirmeye
İmkan buldukları için Bütün Kuvvetiyle o Manevî Aleme dönerler.
Çalışa uğraşa o Manevî Alemden bir Feyz ve bir Nefes almak
isterler. Bunu aldıklarını hissettikleri zaman kendilerine karşı Güvenleri artarak
o Güvene Kuvveti nisbetinde gittikçe hızlanan bir İstekle o Aleme
dalarlar ve ancak layetenahiye vardıkları zaman dururlar. Gerçi bu
Ulvî Ruhlar bu Alemde Temaşa ettiklerini hissetmek bakımından
ayrılırlar ve herbiri Ruhunun yüksekliği derecesinde bu Manevi Miracı İdrak eder, fakat
Esas Hakikat değişmez. Şu varki
Kaynakları çok Coşkun olan Ruh, İlahiyat
Ufuklarında yükseldikçe yükselir. Ve İrtibat Derecesi ne, belki
İlahi Hüviyet içinde Gaib olmak derecesine ulaşır. Bu yola giren
Yolcu İnce bir Manevî Kültürden Mahrumsa belki bu Payeden Uzak
kalır. Fakat o da her Kazaya Rıza gösteren Tevekkülle Manevî
Alemin Eşiklerine yüz sürer. Derin Hoşnutlukla İlahiyat
Arşının Eteklerine sarılmakla, Nuru Nazarla bahtiyar
olur. Selman-ı Farisî Birinci Çeşittendi. Bilal de
İkincilerdendi. Bu Şahsiyet bu Görüşün
Aydınlığı içerisinde incelemek İcab eder. Mesela Bilal
Müezzinlikde doğrudan doğruya Allaha Hitab etmenin bir yolunu
bulmuştu. Onun için Ezan okumak, bir Vecd Hali geçirmek, Ruhunu İlahî
Alemin harimine götüren Manevî bir Cezbe içinde yaşatmaktı. Ona
göre Ezan okumak üzere bir Ev Damına çıkmak İlahi Bezme varmak
için bir Miracdab farksızdı
.
Hasan el-Basrî Her Hafta verdiği Vaazlarına Rabia
gelmedikçe başlamazdı.
-Bir Kadıncağız
olmazsa ne olur? dediler.
-Bir Lokma ki Fil için
hazırlanmıştır, Karınca Ağzına
sığar mı? buyurdu. Vaazı arasında Şevk içinde
kalan Hasan, Rabia'ya Hitab ederdi:
-Ey Kilim giyen Hatun, benim
olduğum senin Gönlün İssiliğindendir, Ateşindendir.
-Bu kadar Cemm-i Gafir
Vaazına geldiğinden neşelenir misin?
-Biz Avamın
Kalabalığına Şad olmayız, Gönül Ehlini
gördüğümüzde Neşemiz artar, dedi.[49]
Hasan 110da Vefat
ettiğinde Rabia 21inde bir Genç Kadın olmalı..
İbnu
Hallikan ile İbnu Sakiril e göre 801de (h185)[50] Basrada vefat
etti. ez-Zehebî 180Yılını anar.
Bibliografya:
-Ömer Rıza Doğrul,
Hazreti Rabiatul-Adeviyye,
-
Habib
el-Acemi
/150
Öncleri Fazile para veren çon
Zengin biriydi. Birgün hanımı Yemek hazırlayıp önüne
koymuştu. Kapı çalındı. Açtığında bir
Dilenci ile karşılaştı.
-Allah Rızası için
bir Sadaka.
Bir şey vermedem
kağıyı kapadı. İçeri döndüğünde Yemeğin
kana döndüğünü hayretle gördü. Korktu, sarardı. Telaşla Hasan
el-Basriye yöneldi. Onu gören Çocuklar:
-Kaçın, Faizci Habib
geliyor. Ayağından kalkan Toz bize gelmesin. Yoksa biz de onun gibi
bedbaht oluruz diye kaçışırlar. Bu Sözler Habibe çok dokundu. Hasanın
yanında Tevbe etti. Talebesi oldu.
Dönerken
Alacalıklıları Parasını istemesin diye kaçarlarken,
Hayır kaçmayın, bugün Asıl kaçması gereken biri varsa o da
benim diyor ve bağışladığını söylüyordu.
Çocuk korosu şimdi şöyleydi:
-Kaçın Tevbekar habib
geliyor. Üzerine bizden Toz bulaşmasın, Buaşırsa Allah2a
İsyan etmiş oluruz.
Gözyaşlarını
tutamadı:
-Yarabbi, sana Sonsuz
Şükürler olsun. Bir tevbenle ismini Kötüler Listesinden alıp
İyiler Listesine yazdın.
Ümmiydi. Quran
okumasını bilmiyordu. Böyleyken yanında Quran okunduğunda
Gözlerinden yaş dökülürdü. Sordular:
-Sen Arapöa bilmiyorusn, niye
ağlarsın.
-Lisanım değil ama
Qalbim anlıyor.
Süfyan
es-Sevri
713-778
Ebu Abdulah bin Said.
Kufede doğdu. Basrada vefat etti. Müctehid. Cüneyd onun Mezhebindendi.
Rabia Onun şöyle
dua ettiğini duydu:
-Rabbim nizden Razı ol,
yeter.
-Rabbimiz bizden razı olur
mu biz ondan razı olmadıktan sonra diye Tebessüm etti Rabia.
-Rabbimiz bizden nasıl
Razı olur?
-Kul Rabbinin kendisi
hakkında İyi Kötü Tasarruf ve Takdirlerine ne Zaman Gönülden
Razı olursa Rabbimiz de İşte o Zaman o Kuldan Razı olur,
dedi Rabia.
Zahir Ulemasına hitaben
"Bu ilim ahiret azığı değildir" der.
İbrahim
bin Ethem bin Mansur (Ebu İshaq)
714-777(779) 96-161(162)
F.Attar Tezkiretü'l-Evliya'da Ebu
Hanife'nin Ona Seyyid diye
seslendiğini söyleyerek Hikayesini anlatır
Horasanın Belh Kentinin
Şahı olduğu söylenir.Belhde doğdu, Şamda Vefat
etti. Nesebi Hz.Ömere
dayanır. Fudayl b. Iyaz, İmran bin Musa b.Zeyd Râî ve Şeyh
Mansur Selâmînin Sohbetinde bulundu. Uveys el-Qaranînin
Ruhaniyetinden istifade etti, denir.
Bağdat, Şam ve Hicazda
Meşhur oldu. Ebu Hanifenin Sohbetinde bulundu. Rumlarla
yapılan Savaşlara katıldı. Fasih Arapça konuşurdu.
Yahya b.Said el-Ensarî, Said
b.Mezban, Muqatil b.Süleyman ve Süfyan-ı Sevrîden Hadis
Rivayet eti. Sevride onun Hadislerini aldı. Evzaî, Şakik
el-Belhî, İbrahim bin Bessar, ondan Hadis naklettiler.Nesaî, Dare
Qutnî, Buharî onun Sika olduğunu söylediler. Buharî Edebde,
Tirmizî Taharete Hadisini aldılar.
40 Altın Kalkanlı Kul, Tantana ile Önünde ve 40
ı da ardında giderlerdi. Bir Gece Sarayında yatarken,
Damının üstünde Gürültü duyar: "Kim o "diye sesleniir.
-Deve arıyorum.
-Damda Deve olur mu?
-Ey Gafil, Allah'ı Atlas
Döşekler içinde mi isterler?
İçine Ateş
düşer, Sabaha kadar uyumaz. Üzgün
bir şekilde Tahtına kurulduğunda Etrafındakilerin
Dillerinin tutulmasına Sebeb olan Heybetli bir Adam girer içeri:
-Çekil, bu Saray benimdir, ne
Cüretle içeri girersin?
-Senden önce Kimimdi?
Kervansaraydır o.
-Babamın, ondan önde de
Dedelerimin.
-Onlar ne oldular?
-Öldüler.
Öyle ise birinin gelip
diğerinin gittiği bir Kervansaray bu, der Adam.
Qıssacılar,
Adamın Hızır
olduğunu söylerler. Üzüntüsü artar. Atlarını hazırlatarak
Ava çıktığını söyler. Maiyetinden
ayrıldığı bir sırada "İntebeh :Uyan" diye bir
Ses duyar. 3. kez Cümle "intebeh
qable en tentebeh: Ölmeden önce uyan" şeklinde olur.
Atını sürer. Avlamak istediği Geyik sanki ona seslenir:" İbrahim, Avlamak için mi
yaratıldın, başka işin yok mu?" "Sen
Avcılık için yaratılmadın" Sözleri ile titrer,
Şevki artar. Melekler gözükür, Elbisesi ıslanana kadar ağlar.
Rastladığı kendi Çobanına Koyunlarını
bağışlar, onun Keçe Takkesini ve Kepeneğini giyer. Melekler
söyleşir: "Prens Elbisesini çıkarıp Cennet ve Cemalullah
Aşıkı Ahiret Elbisesini giydi"
Merv'e gelir. Köprüden
geçerken düşen Adama yaptığı Dua Tesirli olur, Adam
Muallaqta kalır: "Allahummahfuzhu." Keramete Halq Şahit
olur.
Nişabur'a gelir.
Girdiği bir Mağarada 9 Yıl İbadet eder. Perşembe
Günleri Mağaradan çıkıp Nişabur'a bir Yük Odun götürür,
satar, yarısını Dervişlere dağıtır, Cuma
Namazını kılıp tekrar Mağaraya gelip Orucunu
tutardı.
Bir süre sonra Mağaradan
ayrılıp Yola çıkar. Hızırla
karşılaşır. Yolda kendisine İsm-i Azamı
öğreten Adamın Kardeşi İlyas olduğunu söyler.
Nasihat edip ayrılır. 14 Sene Badiyede gezer.
Qabeyi Ziyaret edip ona
Mücavir oldu. Dülgerlik yapmaya başladı.
Şöyle anlatır:
"Bir gün Beyt-i Muqaddes Hademeleri beni
Mescid'den
çıkarmasınlar, diye kendimi Hasıra sardım. Gece
yarısı oldu. Mescid Kapısı açıldı, bir Pir içeri
girdi. Mihrab'a geçti. 2 Rekat Namaz kıldı, Arkasını
Mihraba verdi. 40 Kişi daha geldiler.Birisi:
-Burada bir Kişi
yatıyor, Bizden değildir, dedi. Pir gülümseyip:
-Edhem Oğludur. 40 Gündür kıldığı
Namazın Tadını bulamaz, deyince sabredemeyip Pirin Huzuruna vardım.
Sebebini sordum.
-Filan Gün Hurma alırken
Yerdeki bir Hurma senin olmadığı
halde benimdir diye aldın ve yediğin içindir, 100 Fersah Uzak
düştün dedi.
Hemen Hurmacıya geldim,
Helallık diledim. Dükkan Sahibi bu Sözümü işitince bir Feryad
kopardı. Dükkanını dağıtarak Dervişandan oldu.[51]
Hızır'ın
yaşadığına inanıyordu, O'nunla görüşmüştü.[52] Bu İnancını Cuneyd,[53] Seri
es-Saqatî, Bişr el-Hafî, ibnu Arabî, Ebu Talib el-Mekkî, Hakim et-Tirmizî,
Maruf el-Kerhî, Amr ibnu Dinar, el-Tafiî, İbrahim Hakkı Bursevî sürdürdüler.
"Bir Metin okurken veya
konuşurken İrab yapıyoruz, Lahn yapmıyoruz, ama
Amellerimizde Lahn yapıyoruz keşke
Konuşmada Lahn, Amelde İrab yapsaydık." der.
Öğretisinden:"
İşte Mü'min Kişinin Nişanı: Tek durduğu Fikir
ola, baktığı ibret ola, yürüdüğü Taat ola."[54]
"Bir İnsan Üç
Perdeyi Gönlünden çıkarmadıkça
kendisine Devlet Kapısı açılmaz. 1. Bu Dünyanın
hepsini verirlerse sevinmemek, eğer sevinirse Haristir. Haris ise
Dilekten Mahrumdur. 2. Kevseri Dünyayı
kendisine verip geri alırlarsa üzülmez. 3. methedildiğinde Memnun olmamak, Zem
edildiğinde üzülmemek"[55]
"Her kim Veliler
Mertebesine Vasıl olmak isterse Dünya ve Ahirete rağbet etmeyip
ancak Allah'a Rabt-ı kalp edip
Helal Lokma yesin."[56]
Dualarımız niçin
kabul olmuyor diyenlere şöyle Nasihat etti:" Haqqı bilip Emirlerini
tutmazsınız, Peygamberin Sünnetlerini yerine getirmezsiniz, Qur'an
okur Amel etmezseniz, Haliqinizin
Nimetlerini yiyip Şükür etmezsiniz, Cenneti bildiğiniz halde
Talep etmezsiniz, Cehennemden korkmazsınız. Hükmüyle Ölüm var
dersiniz hazırlanmazsınız, Anne ve Babanızın Ölülerini
kendi Ölülerini kendi Elinizle Qabre
koyduğunuz halde İbret almazsınız, böyle Kabahatlerle Dua
kabul olur mu?"[57]
Kadınsız bir
Hayatı idealleştirdi." Kadın Bacaklarına alışan kişi Felah bulmaz"
der.[58]
İşte Onun Sünneti
üzere olanlar:
Ebu Süleyman ed-Daranî:" Kim
evlenirse, Dünyaya yönelmiş
olur."[59]
Bişr ibnu el-Hars'a "Halk senin hakkında
konuşuyor" denildiğinde ," Benim için ne diyorlar?"
diye sordu: "Sünneti, yani evlenmeyi terkediyor" diyorlar,
Cevabını alınca şöyle dedi:" Onlara söyleyin, ben
Sünnet yerine Farzla Meşgulüm"[60]
Cüneyd: " Yeni başlayan Kişinin şu üç
Şeyle Qalbini Meşgul etmemesi iyi olur. Aksi halde Durumu
değişir: Bunlar Mal kazanmak, Hadis öğrenmek, evlenmek. Sufi'nin
okuyup yazmaması gerekir. Çünkü bu, Himmetini toplamak için daha
İyidir."[61]
Anlatılır: Hamamdan çıkarken Para istediler,
"yok" dedi. "Para yoksa Hamama girmeseydim" dedikleri
Vakit, Cecd ile bayıldı. Kendine geldiğinde anlattı:
"Boş El ile Şeytan Evine koymazlar, Rahman Evine nasıl
gireriz."[62]
Anlatılır: Bir
Kişinin Bağını beklerdi. Mal Sahibi bir Gün Nar kopar,
Tatlısı olsun, dedi. Bu Tatlı değil, bir daha kopar
Tatlısı oldun, dedi. Nihayet bunların hangisi Tatlıdır hiç bilmiyorsun
deyince "Ben burada Narların hangisi Tatlıdır diye
Muayene etmeye değil, Bağı beklemeye geldim, dedi.[63]
Anlatılır:
Rüyasında Cibril Elinde Qalem
Divitle Dünyaya iniyordu. Sebebini sordu:
-Yeryüzündeki Evliyaları
yazacağım
-Beni de yaz
-Senin için İlahî Emr yok.
-Ben Evliya
değilsem de onları severim, dedi. Cibril bir süre sustuktan sonra:
-Ferman-ı
İlahî geldi, Defterin başına senin İsmini
yazacağım,
dedi.[64]
Anlatılır:
Dicle Kenarında Hırqasını yamarken İğnesi Suya
düştü. Birisi görüp:
-Ya İbrahim,
Şahlığı bırakıp ne yaptın ki? deyince İbrahim
Suya işaret etti:
-İğnemi
çıkarın.
Balıklar
Ağızlarında birer Altın olduğu halde Sudan Başlarını
çıkardılar.
-Bu benim
İğnem değildir, deyince Zayıf bir Balık
Ağzındaki İğneyi Taqdim etti.
-Önceki
Şahlık mı bu mu iyi diye sordu.[65]
Anlatılır:
Namaz Vakti olduğu bir zaman İbrahim
Abdest için bir Kuyuya Kovayı saldı, içi dolu Altın
çıktı. Geri dönüp Tekrar çıkardı, bu
Sefer Cevahir dolu çıkınca yine döktü. "Ya Rabbi bana Hazineni bildiriyorsun, halbuki bana Abdest için Su
lazım deyince Su çıktı. Abdest alıp Namaz
kıldı."[66]
Anlatılır:
Bir Sarhoşu kusmuş ve Ağzının İçi
Bulaşık halde gördü. Su getirip
Ağzını Yüzünü yıkadı, Dua etti. Ayılan
Sarhoş:
-İbrahim senin
Ağzını yıkadı, denince derhal Tevbe etti.
Şöyle bir Ses işitti: "Ey İbrahim Sen bizim için bir
Ağız yıkadın. Biz de senin için Gönlünü
yıkadık."[67]
Bir Gün Halq "Yeryüzünün imanı Dünyadan gitti"
Sözünü işitirler. Öğrenirler ki İbrahim ölmüş. Qabrinin Bağdad ya
da Şam'da olduğu söylenir.[68]
Kufeyegeldiğinde Ebu Hanife Ayağa kalkar.
-Ey
İmam, ne diye bu zata Ayağa kalkıyorsunuz, O Sizin talenebiz
bile olamaz dediklerinde, buyururlar:
-Biz
İşin Zahiriyle Meşgul olurken, onlar Özüyle Meşgul
oluyorlar. Bundan dolayı da Ona Sonsuz Saygı
duyuyorum.
Memleketi Belhden ayrıldığında eride Sütte bir
Bebek bırakmıştır. Çocuk büyür,
Zengin olur. Annesine babasını sorar.
Aldığı Cevap: Baban kayboldu. Mekkede
olduğuna dair haberler car olur. Anneciğim
der. Ben gidip babamı bulmaya çalışacağım ve
Hizmetinde bulunacağım. Oğul her tarafa haber salıp bu Tıl Hacca gitmek isteyenlerin
kendisine gelmelerini, Mastaflarını kendisinin
karşılayacağını bildirdi. 4
İbrahim
Ethemin Suriye Gezisi sırasında Hristiyan Mistiklerden
Simeonla tanıştığı ,ondan
Çileciliği öğrendiği İddia edilir. (
Saint Athanase, ç.Arnauld DAndilly: Vie de saint Antonie, Pere des
Moines du Desert
Bibliyografya:
- www.kasriarifan.netteyim.net/a_hayat/i_ethem.htm
Şaqiq
bin İbrahim el-Belhî (Ebu
Ali)
164/ 780 veya (174/790)
Bayazıd
Bistaminin Dostlarından.Hanefî Mezheninden
Dünyaya
Gönül bağlamayıp, Haramlardan ve Şüphelilerden kaçardı.
Şüpheli Korkusuyla Mübahların da çoğunu
bıraktı. Ticaretle uğraştı.
Ticaret için Türkistana gitmişti. Merak edip bir Puthaneye girdi. Puta ,
isteklerini yanıla yakıla anlatan bir Putpereste:Seni ve
herşeyi yoktan yaratan, Alim ve Kudretli bir Yaradanın var.
İbrahim Ethem Tarikini tutardı.Talebesi sayılır. O'nunla Hicaz'da
görüştü. Sordu:Niçin Üzüleyim ki, dedi. Benim Efendim zengin.
-Ey İbnu Ethem, Birlik nedir?
-Elime bir
şey geçerse yerim, eğer geçmezse sabrederim.
-Bizim Belh Köpekleri de öyle yaparlar.
-Siz
nasıl yaparsınız?
-Elime
geçerse İsar ederim, geçmezse şükrederim.
İbrahim kalkıp O'nu öptü,
"Üstadım" dedi.[69]
Semerkant
Vaazında şöyle der:" Ey Halq, Ölü iseniz Qabre, Deli iseniz
Tımarmaneye, Çocuksanız Okula gidin. Eğer Kul isemiz Kulluk Şartlarını yerine getirin." Biri
söylendi:
-Üstad,
Halk senin, Müslümanların Emeğini yediğini söyler,
ayıplar.
-
1-Hazinenin
eksilmesi
2-Malının
Hırsız tarafından alınması
3-Pişman
olman
4-Bende
bir Ayıp görünce Maaşımı kesmen
5-Ölürsen benim Azıksız kalmam. Benim
Rabbimin bu Ayıpları yokken niçin Boyun eyeyim. benim Şükrüm, Minnetim Allah'adır."[70]
Öğretisini
şöyle özetler:" 1007 Üstada Şakirtlik ettim. Allah'ın
Yolunu dört şeyde buldum:
" 1-Rızık
için Emin olmak, 2-Her İşte İhlaslı olmak, 3-Şeytan'a
Düşman olmak,4- Ölümü yakın bilip Hazırlıklı
olmak."[71]
Hatim-i Esam'ın (d.852 Belh) Üstadıdıydı.[72] 33 Yıl ondan Ders
aldı. Bir Gün Şaqıq sordu:
-Benca zaman Ders aldın, ne öğrendin?
-Sekiz Cümle öğrendim.
1.Dünyada en vefalı Dost olarak
AllahI buldum.
2.Allahtan
korkan be Nefsin isteklerini dinlemeyen Cennete girer.
3.Dünya Malını Allah Rızası için
dağıtınca Fani Beka buluyor ve yine senin oluyor.
4.Allah Ezelde herkesin Rızqını Taksim
etmiştir. Allahın Taqsim ve Taqdir ettiği Şeylere
ulaşmak için çalışmak ibadettir. Allahın Taqsimine
Rıza lazımdır.
5.En
Yüce Maqam Taqwa Makamıdır.
6.Düşmanımız
Şeytandır. Şeytana tapmamalı ve aldanmamalıyız.
7.RızqI gönderen Allahtır ve Allah Hiçbir
Canlıyı Aç ve Susuz bırakmamıştır.
8.
Allah Tewekkül eden ve yalnız kendisine güvenenlerin İmdadına
yetişir.[73]
Davudi
Taî
165/ 781
Horasan Asıllı Tayylı bir Tüccar.
Günün birinde bir Cenazeye rastlar. Cenaze
Ağıtcısı bir Kadından şu beytI işitir:
hangi Güzel Yüz ki Toprak olmadı/Hangi Güzel Göz ki Yere akmadı. Bir anda Dünyadan soğur ve Genç, Yaşlı, Hasta,
Sağlam, faqir, Zengin ayırmadan gelen Ölümü düşünür. Kıymetli kaftanından, Cins Atından, Mücevher
Kakmalı hançerinden, Muhteşem Evinden iğrenir.
Bir çok
İlimde Mütehasıs, Fıqıhta Müctehiddir. Bir taraftan İmam
Muhammed, Ebu Yusuf, Züferle Fıqıh Mütalaa eder. Diğer yanda İbrahim Ethem, Habib-i Acemî,
Fudayl b.Iyaz[74], İbnu Semnak
ile Gönül Sohbetleri.. Bağdatın
Gönül Erleri onlardır.
Bişri el-Hafî'nin
Ebu Hanife ile aralarının
İyi olduğu söylenir. Bir çok Hocanın
önünde Diz çöker. Kendini Aciz ve Zavallı hissettiği Günlerden
birinde İmam Caferin Huzuruna çıkar:
-Ey Efendimizin Mübarek Torunu! Bu
Günahkara Nasihat ediniz.
-Ey Davud, bu Zavallı senin gibi bir
zahide ne desin?
-Aman Efebdim, Bizden üstün olan Sizler Elimizden
tutmazsanız halimiz nice olur?
-Ya benim Elinden Kim tutsun? Qıyamet Günü
Rasulullahın Yakama yapışıp İslama niye Hizmet
etmedin diye azarlamasından öyle korkuyorum ki
Davud çok etkilenir. Kelimelerin bile Hesabından
çekinir. Ekmeğini Suya doğrayıp yumuşatır ve çabucak
yutar. Çiğnemekle kaybedeceği vakitleri Zikir ile değerlendirir.
Ağza Lezzet veren Lokmalardan ve Tene yapışan Elbiselerden
kaçar. Daima Ölüme hazırlanır. Her an Azraili bekler. Ya Rab , Şu Uykuyu Gözlerinden gider diye yakarır.
Bütün Servetini dağıtır. Zaman zaman
harçlıksız kalırç Nir keresinde Hurma almaya niyetlenir ama
parası çıkışmaz. Ne Borç Teklif eden olur, ne
karşılıksız veren. İtibarsızlığına
sevinir.
Yıllarca
işina baker, satar, takas yapar. Zenginleşir. Bir çok
Bağdatlı gibi İyi bir tedris aşır. Hadis ezberler,
Notlar tutar.
Habibi Rai' Üstadıydı. O'nun yanında Uzlete çekildi. Hiç gülmeyen bu Adamın bir Gün güldüğünü gören Dostu Sebebini
sordu:" Geçen Gece Rabbim bana Üns Şarabı içirdi. O'nun için Neşeden Bayram
ederim" dedi.[75]
Şöyle
der: "20 Yıl Ebu Hanife'ye
Şakirtlik ettim, birgün Ayağını
uzattığını görmedim. Bir Gün Halvet içinde "Ey
İmam, burası Halvettir, rahatca Ayağını
uzatsana" dedi." Edeb Allah için Maqbuldur"
buyurdu.[76]
Kitaplarını Suya atmıştı.
Mescidden ayrılınca hemen Evine koşar. Niye Acele ettiğini soranlara Qabir Taşlarını
göstererek Askercikleri bekletmeyelim der. Gidip Ruhlarına
okuyalım.
Niçin
İnsanlardan kaçtığını soranlara şöyle
der:Kusurlarını söyleyen birni gösterebilir misiniz? Yanlışlarımı bile Fazilet sanıyorlar,
kaçmayoğ da ne yapayım?
Harun
Reşid, Ebu Yusuftan rica eder:
-Beni Davudun
yanına götür.
Gelirler, içeri girmelerine izin vermez. Annesinin
Ricasına rağmen
-Dünya Ehli ve Zalim Kişilerle benim ne İşim var?
-
-Bu Zalimi göremem. İlahî
Annemin Hakkını gözet, zira onun Rızası benim
Rızamdır, buyurmuşsun. Yoksa benim bu
heriflerle İşim neydi?
İçeri girip oturdular. O Vaaz etti, Harun
ağladı. Harun ayrılırken önüne Altın bir Yüzük
bıraktı.
-Al, Helal yoldan elde
edilmiştir
-Onu hemen al, zira benim buna
İhtiyacım yoktur, Helal Yoldan Elime geçen bir Evi
satmışımdır, bunu harcıyorum. Allahtan dilerim ki, nu
para bitince canımı alsın. Bu suretle kimseye Muhtaç
olmayayım. Umarım Duam kabul olunur.
Ebu Yusuf,
Vekil Harcına Davudun ne kadar parası
kaldığını sordu. 10 Dirhem Gümüş
kalmıştı. Her Gün
Zırnık harcıyordu. Hesapladılar, son Gün.
Ebu Yusuf
Sırtını Mihraba dayamış otururken, _Bugün davud vefat
etmiştir dedi. Hesabı tutmuştu.
Evi sade, kapısı
Kırık, DuvarlarI Çatlaktır. Yatağı Hurma Lifi,
Yastığı Kerpiçtir.
Bir çok Ev Miras kalmıştı. Hiç birini
Tamir ettirmiyor yıkılınca bir diğerine
taşınıyordu.
"Dünyada Harab olmayacak Ev var mıdır? Ben Allah ile Ahd
eyledim, hiç İmaretli Ev içinde oturmayayım."
Bir Dehlize sığındığı Gün
öldü. Annesi Sabaha kadar Namaz kıldığı bir Gece Secdede
iken öldüğünü söyler. Vasiyeti: "
Ölüm Hastalığına tutulduğunda Sıcak bir
hava vardır, dayanılmazı zor Izdıraplar duyar. Ziyaretine gelenlere
Sevenleri Rüyasında görürler. Yıllardır
tutulduğu Zindandan kurtulmuş, Hürriyetine kavuşmuştur.
Yorumlasın diye Kapısını
çaldıklarında Naaşı ile karşılaşırlar.
Bıraktığı
Sözlerden:
-Ölülerimiz Bizi bekliyorlar ve Ecelin Acelesi var.
-Dünyaya
düşkün olablar Ahireti hatırlayamazlar.
-İnsanlardan kaç ama Cemaatle namazı kaçırma.
-Şu Dünyada sadece Gece İbadet edeblere imrendim.
Malik
ibnu Dinar
-749
Bir Kölenin Oğlu
olup Azad edilmişti. Muaviye'nin Şam'da
yaptırdığı Vakfı çok Mescid'e Tama' ederdi.
Mütevelli olmak istiyordu. Mescid'in bir Kenarında bir Yıl
Riyakarlıkla Namaz kılıp İbadet ederken, Cemaat bu Mürai ve
Münafıktır diyorlardı. Çünkü Geceleri İşret eder, Saz çalardı. Bir Gece Arkadaşları
uyuduktan sonra oturup Kopuz çalarken Sazdan bir Ses
geldi:
-Ya Malik niye bu Haline Nedamet edip Tevbe
etmiyorsun? Tevbe etti. Mescid'i verseler dahi Tevliyetten
vazgeçti. Fakat
Tamire Muhtaç olan Mescid'in Tevliyetini Malik'e vermeye İttifak ettiler. Mescid'den
çıktı Riyazete başladı.[78]
Bir gün bir Zındık ile Mübaheseye girdiler. Ellerini Ateşe soktular, ikisinin de Eli yanmadı.
Olanlara şaşırdı Eve gelip Secdeye
kapandı.
-İlahi, 70 Yıldır Teslimiyetle Kulluk ederim.
Dehrî bir Kafirle bir oldum, dedi ağladı.
-Ey Malik o seninle bir
olamaz. Ancak O'nun Eli senin Elinle beraber
olduğu için Ateş Tesir etmedi. Sen Peygamberin Eteğine
yapışmış Ümmeti olduğun için Ateşleri
söndürürsün" denildi.[79]
Bindiği Gemide Deniz ortasına gelince Taleb edilen
Ücreti ödeyemedi. Yediği Dayaktan
bayıldı. Ayıldığında
Denize atacaklarını söylediler. Balıklara
işaret etti. Herbiri Sudan Başlarını
çıkardılar. Ağızlarında
birer Kırmızı Altın vardı. Malik Elini uzatıp iki Altın alıp Gemiciye verdi. Gemici Ayaklarına
kapandı. Malik
Gemiden çıkarken Su üzerinde yürüyerek gitti. Dinar
İsmi buradan geldiğine inanılır.[80]
Hasan el-Basri'nin Dostu idi. 40 Yıl Basra'da Hurma
yemeyen Malik, Nefsinin Arzusundan
bizar kaldı. Gece Rüyasında Yaş Hurma
yemesi bildirildi. Nesfine " Ey Nefis,
Yaş Hurma yersen Ayak olursun. Sabır edersen Baş olursun,
Zühd ile
Rızayı Muqayese etmesini isyetenlere "Rıza İyidir,
Razı olan kişi Artık Menzilet
istemez" diye Cevap verdi.[82]
Öğretisinden:
"Bedbahtlık
nişanesi 5 Şeydir.
1. Gönül Katılığı, 2. Göz yaşarmaması, 3. Hayasızlık,
4. Dünyayı sevmek, 5. Dünya
için candan endişe etmek. Mü'min olanın Gönlü Haqtan Korkulu
olur ve İşe yaramaz Sözden Lisanını Muhahaza eder ve o Korku Hasebiyle Şehvet Ateşini söndürür,
Dünya Sevgisi içinden çıkarır. Her kim
Haqtan korkarsa herkes ondan korkar. Kulun, Allah Korkusu, Allah'ı
bildiği kadardır. Ahiret Mahrumluğuna
Razı olan Dünyayı toplasın, dursun. Dünyada
Güzel Elbiseye ve Tatlı Yemeklerini alışan Tat
bulamayacaktır. Alçak gönüllü olalım. Allah Alçak Gönüllü
olanları sever. 3 Şey gönlü öldürür; çok yemek, çok
uyumak ve çok söylemek. Qur'an ve Hadis Müstesna iki
şey de Ahmaklıktır. Acaib görmeden
gülmek, sormadan Haber vermek." [83]
30 Yıldır gülmeyen Şeyh, Çocuğu öldüğü
zaman güldü ve Allah'ım Çocuğumu aldı, benden Razı oldu.[84]
Fudayl
ibnu Iyad b.Mesud b. Bişr (Ebu Ali)
107-187/ 726-802(3)
Horosanın
Semerkantta doğdu (Eviverd Kasabası) . Mekkede Vefat etti. Qabri Cennetu Muallada Hz.Haticenin Qabri Civarındadır.
Eşqıyalıktan
Zahidliğe uzanan Yol.Tevce etmeden once Gençlik Yıllarında
Ebiverd ile Serahs arasında Eşqıya Reisi olup, Yol Kesicilik
yapar, KervanlarI soyardı. Ama namazlarını bırakmaz, Oruçlarını da
tutardı. Soyduğu Kervandaki kadınlara dokunmaz, Borçlu
ve
Bir Kervan Soygunu Günü.. İşten sonar Yemek için oturdular.Kervan Sahibi gelip
reislerini sordu. Ağacın altında namaz
kıldığını söylediler.Yemek yiyenlere
katılmıyor çümhü Oruçlu dediler.İyice şaşıran
Adamın beklediği açıklama için Tevbe 102 Ayetlerini okudu.
Adam daha da hayret ederek niye tevbe etmediğini
soramadı.
Bir başka Gün.. Hber aldıkları Büyük Kervan için Pusuya yattılar.
Onları farkeden Kervancı:
Altınlarımı öyle bir yere saklayayım ki,
Eşkıyalar Eşyalarımızı alırsa geriye bunlar
kalsın. Düşüncesiyle Uygun bir yer aramaya
başladı. Bir Çadır gördü. Hemen oraya koştu. Orada
Sırtında Abası, Başında KülahI olan birisi Namaz
kılıyordu. Ona bir Miktar Parası
olduğunu ve Emanet etmek istediğini bildirdi. Fudayl bırakması için Çadırı
işaret etti. Adam denileni yapıp kervan2a
döndüğünde Eşkıların gerekeni yaptıklarını
gördü. Orada kalan
Eşyalarını da toplayıp tekrar çadıra
döndü. Baktı ki, Eşkıyalar Kervandan
aldıklarını paylaşıyorlar. Adam
Durumu anladı. Fudayl Adama niye
geldiğini sordu.
-Emanet bıraktığım
AltınlarI almak için deyince, Fudayl
bıraktığı yerden alabileceğini söyledi.
Eşkıyalar itiraz etmek istedi, Fudayl Kabul etmedi:
-O bana Hüsn-i Zan etti. Ben de
Allaha Hüsnü Zan ediyorum. Bem o Kimsenin, benim hakkımdaki
İyi Niyetinde Doğru çıktım, Umarım Allah da kensisi
hakkındaki Hüsni zannımda doğru çıkarır dedi.
Bir başka Gün.. Geçmekte
olan Kervandan hadid
16 Ayetini duydu. Fudayla öyle Tesir rtti ki,
Gönlünden yaralandı. İçinden geldi, geldi,
hatta geçti bile diyerek şaşkın ve Mahcub halde bir Harabeye
sığındı. Yola koyulan kevandakilerin -Fudayl
Yolumuzun üzerinde, nasıl gideceğiz dediklerini duydu.
-Size Müjdeler
olsun Şimdi O, yaptıklarına Pişman olup Tevbe etti. Bundan once,
nasıl siz ondan kaçmışsanız, o da bundan sonar sizden kaçmakta,
aynı işleri yapmaktan uzaklaşmaktadır diyerek Tevbe
ettiğini bildirdi. Bundan sonar, her tarafı
gezerek, üzerinde hakkı olanları buldu ve fazlasıyla ödeyerek
hepsi ile helalleşti.
Tevbesiyle ilgili şu Anektot da
anlatılır:Bir Cariyeye Aşık
olmuştu. Cariyenin bulunduğu Evin Duvarına çıkar, onu
görmek Ümidiyle Sabaha kadar bekledi. Bir Gün
Duvarın üzerindeyken önünden, arkasından, sağından,
solundan İnsanI ürperten bir Ses duydu. Sesin sahibi Hadid 16 a-Ayetini okuyordu. Fudayl,
bu Sesin Tesirinde kalıp sarsıldı, kendinden geçti. Gözlerinden yaşlar boşandı. O zaman geldi ya Rabbi diye inledi, Tevbe etti.
Cezalarını
çelmek istiyordu. Yanındakine Allah
Rızası için beniş bağla Sultanın Huzuruna
çıkar. Çok Cezam vardır, Sultan beni cezalandırsın, Dibn
Hükmü yerine gelsin dedi. Öyle yaptılar. Sultan ona İzzet İkramda bulundu, Evine götürmelerini
söyledi. O ise Evine gediği halde ağlıyordu.
Hanımı Sebebini sordu, -dövdüler mi?dedi.
-Evet, hem de çok dövdüler.
-Nerene vurdular?
-Sultan yaptıklarımın Cezasını
vermedi, fakat ızdırabım canımı yakıyor ve
Ciğerini deliyor. Ben Rabbımın Hanesine, Kabeye gidip Ziyaret
etmeye Niyet ettim. Istersen aramızdaki Nikah Bağını çözüp
seni boşayayım.
-Allah korusun, Senden nasıl
ayrılırım. Nereye gidersen ben de gelirim, hizmet ederim sana.
Birlikte hacca koyuldular.Allah
Yolculuklarını kolaylaştırdı. Kabede bazı Alim
ve Velilerle görüştü.
Kufede Ebu Hanifenin derslerine
katıldı.Ondan İlim-Edeb çğrendi. Kuvvetli
hafızası vardı. Çok Satıda Hadis ezberledi. Mütehassıs
oldu. Hikmetli Sözlü bir Veliydi artık. İbnu Mübarek, Şafii,
Sırr-ı Sakati gibi Talebelerin Üstadıydı artık.
Bir Gece Harun Reşid
Veziri Fudayl-ı Bermekîye , Beni
bir Kimsenin yanına götür. Qalbim, bu Göz Kamaştırıcı,
Şaşalı Hayattan sıkıldı. Rahatlık ve Gönül
Huzuru arıyorum dedi. Veziri onu Süfyan b.Uyeynenin Evine
götürdü. Süfyan kim olduğunu sorarak, Emirul-Münininin geldiğpini
öğrenince Kapıyı açıp,
-Niçin bana Haber vermediniz?
Bilseydim ben onun Huzuruna gelirdim, dedi.
Harun duyunca
aradığını bu olmadığını söyledi. Süfyan
Durumu anlandı ve aradıklarının Adını Verdi: Fudayl.
Fudaylın
Kapısına geldiklerinde onu Casiye 25 Ayetini okur buldular.
-Emirul-Mümininin
benim yanımda ne İşi var, benim onunla ne işim var, lütfen
meşgul etmeyiniz, dedi.
-Ulul-Emre
İtaat vaciptir, diyen Vezire, Meşgul edilmeme ricasını
tekrarladı.Vezir, izin verneze Zorla gireceklerini söyledi. Fudayl Zorla
girmelerini engelleyemeyecğini söyledi.
İzinsiz daldılar.
Yüzlerini görmemek için Fudayl Kandili söndürdü. Karanşlıkta
harunun ElI Fudaylın Eline değmişti.
-Bu El ne Yumuşak,
Cehennemde yanması çok yazık olur, buyurdu Fudayl. Harun
ağladı, Nasihat istedi:
-Senin Atan Abbas,
Peygamberimizin Amcasıydı.Bir Qavme Emir yapıolmasını
istemişti. Rasulullah Ey Amca, seni nefsin üzerine Emir ettim buyurdu.
Emirlik Qıyamette Pişmanlıktır.
Harun devam etmesini
istedi:
-Ömer b.Abdulazizı
halife yaptıkları zaman Salim b.Abdullah, Reca bin Hayce ve Muhammed
bin Qaba, Ben, nu İşe düştüm, Kurtuluş Çarem nadir?
diye sormuştu da: Yarın Qıyamet Gününde Azaptan kurtulmak
istiyorsan, Mslümanlardan yaşlılarını baban yerine koy,
gençlerini Kardeş Kabul eyle, Çocukları kendi Çocukların gibi
düşün! Kadınları ise Kızkardeşin ve Annen gini Kabul
eyle. Onlara Anana, babana, kardeşine ve Çocuklarına
yaptığın gibi Muamele eyle dediler, dedi. Harunun
isteği üzerine devam etti:
-İslam Ülkesi, senin Evin
gibidir. İnsanları Ev Halkın gibidir. Babalarına
, Kardeşlerine ve Çocuklarına İyilikle Muamele eyle.
Korkarım şu Güzel Yüzün Ateşle yanar ve çirkinleşir.
Güzel Yüzlerden niceleri Cehennemde çirkinleşir ve Emirlerden Niceleri
orada Esir olur.
Harun hem
ağlıyor, hem konuşmasını rica ediyordu:
-Allahtan kork ve Ona ne Cevap
vereceğini düşün. Cevaplarını şimdiden hazırla
Çünkü Qıyamet Günü, Allah sana Müslümanların hepsinden tek tek
soracaktır. Hepsi için Adalet isteyecektir. Eğer bir Gece bir
İhtiyar Kadın, Evinde bir Şey yemeden yatarsa, yarın senin
Eteğine yapışır ve sana Hasım olur.
Vezir dayanamayarak, -Ey Fudayl,
yetişir, Emirul-Müminini öldüreceksin, dedi.
-Sus ey Haman! Onu Sen
ve Qavmin helak ettiniz, Ben değil.
Harun, ağlayarak
Vezirine:
-Sana Haman demesi, beni
Firavun yerine koymasındandır, dedi. Sonra Fudayla
sordu:
-Birine Borcun var mı?
-Evet, Allaha Borcum var, o da
İtaattır. Huzuruna Borçlu çıkarsam vay halime.
-İnsanlara Borcun var
mı?
Allah!a Şkürler olsun,
bana çok Nimetker verdi, Hiç Şikayetim yoktur.
Halife, - Bunlar Helaldir,
Annemin Mirasındandır, diyerek önüne 1000 Altın koydu.
-Demek Nasihatlerimin hiç
Faydası olmadı, diyerek harunun yanından çıktı.
Harun, Fudaylın
Adı anıldığında şöyle derdi:Ah, ne Adamdı
o, Mertti.
Oğlu Ali bin Fudayl, Alim, fazıl, kamil bir Veli oldu.
Hadisviydi. Çok ağlardı.
-Huzura Giden Yol/ Fudayl
b.Iyad, Yön:Tolgay Ziyal,
Oynayanlar: Dürcan Sarısoy, Kazım kartal, Atilla Ergün,
Baki Tamer. 90 Dakika.
Yusuf
ibnu Hüseyn
800ler
Bir Gün bir Arap Qabilesinin
olduğu yere vardı. Arap Beyinin Kızı O'nu gördü,
Aşık oldu. Gayetle Sahib-i
Cemal idi. Bir Gece Fırsat bulup
yanına geldi. Yusuf onu
görünce Allah'tan korktu. Oradan kaybolup başka bir
Qabileye vardı. Başını Dizine
koyup Uykuya vardı. Düşünde gördü ki
Yeşil bir yerde Taht kurmuşlar. Üstüne bir
Şah oturmuş, etrafında Yeşil Giysililer. Yusuf kim olduklarını sordu.
-Yusuf Peygamber, Yusuf ibnu Hüseyin'i Ziyarete gidiyor,
dediler.
-Ben kimim ki, diyerek ağladı. Yusuf O'nu Thatına
yerleştirip:
-Arap
Beyinin Kızını Allah Korkusundan Terk ettin, diyerek Sure-i Yusuf'u
hatırlattı. Ona İsm-i Azamı
öğretti. Her Zamanın bir Qutbu
vardır. Bu zamanın Qutbu Zunnun.
Uyanınca
Mısır'a gidip Zunnun'u
buldu.
Zunnun bir Yıl
sonra onun kim olduğunu
sordu:
-Rey
Şehrinden, dediler. Yine bir Yıl sonra niye geldiğini
sordu.
-Şeyhi Ziyarete, dediler. Bir Yıl sonra
-Hacetim
İsm-i Azamdır, diyerek bir Çanak Ağzını örterek bağladı.
Yusuf'a verdi.
-Nil'i
geç, bu Çanağı Şeyh'e ver, dediklerini yap, dedi.
Yolda
Çanaktaki Kıpırtıları görünce açtı,bir
Fare çıkarak kaçtı.
Ulaştığı Şeyh yorumladı:
-Sen Zunnun'dan İsm-i Azam istedin, o
senin Sabırsızlığını gördü,
Döndüğünde
Zunnun, Allah'tan 7 kez istemesine
rağmen öğretmek için İzin gelmediğini söyledi. Ülkesine
dönmesini söyledi. Nasihat isteği üzerine de:
-Sana 3
Öğüt vereyim. Büyük
Öğütüm: Kimden ne
yazıp okuduysan hepsi dedi kodudur.
Bunları giderirsen Hicaptan kurtulursun , dedi.
-Bunu
yapamam.
-Orta
Öğüdüm:
-Bunu da
yapamam.
-Ufak
Öğüdüm: Halka Nasihat veresin, Haqqa Davet edesin.
-İnşallah
bunu yaparım, dedi.
Rey'e
döndü. Nasihatları sürdürdü. O'nunla Davalılar Meclisine
gelmez oldular. Vaazdan kaçınmak istedi. Bir
Kadın:
-Sen'in Zunnun'a Sözün ne olacak, dedi.Hiç
kimse gelmese de Devam et.
6 Yıl geçti. Sonra Zunnun O'na İsm-i Azamı
öğretti.[85]
Anlatılır:
Nişabur'da bir Bezirgan vardı. 7.000 Altına bir Cariye
almıştı. Onu kimseye Emanet etmezdi. Ebu Osman Hayri katına
geldi.
-Ben
gelinceye kadar bu senin yanında dursun. Evine Emanet bıraktı. Bir Gün Ebu Osman'ın Gözü Cariyeyi gördü.
Derhal Şeyhi Ebu
Hafs Haddad'a gitti. Şeyhi O'nu Rey'de Yusuf'a
gönderdi.
-Sen hoş bir Sofususn, onu ne yapacaksın, o
Zındıktır, dediler. Bunca Oğlanlar ve
Kadınlar katında Fesattadır.
Geri dönüp Şeyhine anlattıysa da Şeyh inleyerek
Rey'e geldi. Yusuf'un
Evini sordu. Kötü Cevaplar aldı. Onun bir güzel yanında gördü Evinde, Zikirdeydi.
-Ey
Şeyh bu ne haldır, dedi Ebu Osman.
-Bu
oturan, Oğlumun Oğludur, Qur'an öğretirim, Gördüğün
şu Badiye ve Piyale de Komşumun, kime gerekse Su içirir, dedi.
-Niçin
böyle?
-Kimse
bana inanıp da gönlüne Cariye koymasın, ta ki Helak olmayayım, diye dedi. Ebu Osman Ayağına
düştü, dileği Hasıl oldu.[86]
Abdurrahman ibnu Ebu Hatim, Cerh ve
Ta'dil'den bahsederken Sufi Yusuf
şöyle demişti: "İnsanlar Cennetteki yerlerini alalı
ne kadar zaman geçti, sen öldükten sonra Yeryüzünde onların Gıybetini yapmaktan Haya etmiyor musun?" Bunun üzerine Abdurrahman ağlamış ve
"Bu Sözü daha önce duysaydım bu Kitabı yazmazdım"
demişti.[87]
Maruf
bin Firuz el-Kerhî (Ebu Mahfuz)
200/ 815
Künyesi ,çin
bağdatın Kerh beldesi sebeb gösterilir.
İranlı Ebebeyni
Hristiyandı, O'nu kardeşleri ile birlikte kendi Okullarına
verdiler. Öğretmenleri O'na Allah'ın Üç olduğunu
söyletemediler. Dövdüler. Kaçtı. Ebebeyni acıdılar.Alır
başını gider.Kufede bulur kendini..
Hava Sıcak, Yollar Dikenli ve Taşlı..
Elbiseleri ipliklenir, Çarıkları parçalanır. O Yıllarda
Yolcular mescidlerde Mola verirler. Hem Namaz kılar,hem
de bir Miktar dinlenirler. Müslğmanlar Yolcu Duasının Maqbul
olduğuna inanır,Misafirlere Ekmek,
Şerbet, meyve İkram ederler. Sofralarına oturanlara
Meşreplerini sormazlar. Kim olsa Koluna girer, Lüften buyrun derler. Maruf
bunlardan çok etkilenir. Mescidlere sokulur, kah Hasır üstünde uyur, kah
Sofralarına oturur.
Yorucu bir Yolculuktan sonra
Kufe.. Yine Gözüne kestirdiği bir Mescide
yaklaşır. Şadırvanda Elini Yüzünü yıkar. Artık
bitmiştir, eğer içeride bir Kuytu bulabilir ve Azıcık
kestirebilirse kendini İyi hissedecektir.Sessizce bir Köşeye
çekilir. O sıra Sevimli bir Zat
Talebeleri ile Ders yapmaktadır. Nur Yüzlü Alim (İbnu Semmak)
kendisini anlatır: Kim Allahtan Yüz çevirirser ve ona koşarsa
Rabbimiz onu Rahmetiyle karşılar der. Çok etkilenir Maruf.
İçin için ağlamaya başlar. Ya rabbi, Sen beni benden İyi
biliyorsun. Sana kavuşturacak Yol ne ise onu Nasip eyle.
İbnu Semmak susar.
Uzun bir Sessizlik. Mübarek birden etrafına bakınır
ve:İrandan gelen Genç de kim? diye sorar. Cemaat dönüp Marufa
bakarlar.Maruf ayağa kalkar:
-Merhaba , der İbnu
Semmak. Merhaba ey Rabbini arayan. Merhaba ey Muhabbetine Mazhar olan.
Sevgiyle
kucaklaşırlar.Ağlaşırlar.
-Rahibe ve Babana aldanma. Dua et, onlar da
kurtulsunlar!
Maruf Şaşkındır.İbnu Semmak
onu Elinden tutar. İmamın yanına götürür.Onu görünce
Bütün Tereddütleri yok olur. İmam Ali bin Musa'nın Elinde Müslüman oldu.
Qufede Ciddi bir Eğitimden geçti. İmamın
Çocuklarıyla birlikte Büyüdüğü için Aileden sayılır.
İmam: O Neseb bakımından değilde Huy ve Muhabbet
bakımından Ehl-i Beyttendir. Nasıl ki Ceddimiz Selmanı
İlhak edip Ehl-i beytten saydı, Maruf da bizdendir buyurdu.
Bir Süre sonra Davud-i Tâinin Hizmetine
girdi. Yıllar sonra memleketine döndü. Köyler yine Bakımsız,
Yollar yine Tozlu. Evler daja vir Viran. Anne babası onu kucaklarlar.
Kardeşleri etrafında toplanırlar. Onu fazla üzmez, Topyekün
Müslüman oldular. Maruf Rahibi Ziyaret etti. Pişma Yaşlı
Rahip.
-Özre gerek yok, sen bana yaptığın
İyiliğin Büyüklüğünü bir bilsen, der. Hepsi İman ederler.
Artık Kırık Yıllık Rahib sarıklıdır,
Mihraptadır.
Davud et-Taî'nin Eşiğine vardı. Riyazet yaptı.Zekeriyya
bin Yahya, Sırr-ı Sakati gibi öğrenciler için Üstad
oldu. İbnu Hanbel ona
Meseleler getirir, Diz çöker, Edebinden Sesi zor işitilirdi. Sırrı
Sakati sık sık Mezarını Ziyaret ederdi.Ölmeden önce
Ona _ben ölünce Gömleliğimi fakirlere verder. Tüm Servetidir o Gömlek.
Muhammed Mansuri Tusî: Bir Gün Maruf'u
Bağdad'da gördüm.Yüzü sıyrılmış. Sebebini sordum.
-Sana ait olmayan Şeyi
neden sorarsın, dedi. Yemin verdirdim.
-Kimseye söyleme. Bir Gün Sabah
Namazını Bağdat'ta kıldım. Sonra vardım Qabe'yi
Tavaf ettim. Zemzem Kuyusuna Su içmek için gittim. Ayağım
kaydı, düştüm, Yüzüm sıyrıldı, dedi.[88]
Bir Gün bir Bölük
Yiğit Dicle Irmağı
Kenarında Şarap içip İşret ettiler. Maruf onları gördü. " Ya Şeyh bize Dua kıl,
Halq duymasın" dediler. Maruf
Dua etti:
-İlahî bu Yiğitlere
Dünyada Ahirette Dirlik ver.
-Bu Sözü anlayamadık.
-Allah size Cihanda Dirlik
vermek isterse, Tevbe Nasib eder.
Yiğitler bu Sözü
işitince İçkilerini döktüler, Çalgılarını
kırdılar, Tevbe ettiler. Elini öptüler.[89]
Dayısı Şehrin
Naibi idi. Bir Gün geçerken gördü ki Maruf Ekmek yer, bir kendi
ısırır bir Köpeğe veriyor.
-Ey Maruf! Utanmaz mısın ki Köpekle beraber yersin, dedi.
-Haqlısın, ben de
utandığımdan böyle yerim.
Başını
kaldırdı. Havada gördüğü bir Kuşu çağırdı.
Kuş Başını Tüyü arasına gizledi. Marufun önünde oturdu. Dayısı:
-Bu Kuş niçin
Başını gizleyip, göstermez?
-Ben Allah'tan
utanırım. O da benden utanır. Her kim Allah'tan utanırsa,
Halq da ondan utanır, dedi. Dayısı utandı.[90]
Abdest bozduktan sonra Dicle
Irmağına varana kadar ne olacağı bilinmez diyerek Teyemmüm
ettiği anlatılır.[91]
Bir Gün Güzel bir
Rızıq yerken gördüler, nedenini sordular. "
Ben Konuğum, Konuğa ne verirlerse onu yer"dedi.[92]
Oruçlu olduğu bir Gün
Müridleriyle giderken İkindi Vaktinde gördüler ki bir Saka Su gezdirir ve derdi ki:
-Benim Suyumdam içen kimseye
Allah rahmet etsin. Maruf aldı
o Sudan içti. Müridler Orucu bozmasına şaştılar.
-Sakanın Duasına
icabet ettim, dedi.[93]
Öğretisi:"Cömertlik
Nişanı üçtür:
1-Hilafsız Vefa,
2-Sualsiz Ata
3-Minnetsiz Şefkat.
İşte bunlar Evliya
Nişanıdır.
1- Endişesi hep Allah ola,
2-İşleyeceği işi Allah için
işleye,
3- Gönlünün Arayış ve Hararı yanı
dolanımı Haq'la ola.
Haqqın Kulları
üzerine İnayet Nişanı odur ki, Amel Kapısını
aça, Faydasız Söz Kapısını kapaya. Amelsiz Cennet istemek
Vebaldir. Allah Emrine Muti olmadan Rahmet ummak Cehildir."[94]
Ölümünden sonrada
yaşadığı zamanki gibi Hrıstiyanlar O'nu kendilerinden
bilmek isteyerek tartıştılar. Bir Müridi çekişenlere
şöyle dedi: "Şeyhten işitmiştim: Benim Cenazem hangi
Millet katında durursa ben onlardanım. Cenaze Müslüman Qavmi
karşısında durdu. Yukarıya kalıktı. Bunun üzerine
Müslüman Qabristanına gömdüler.[95]
Bağdatta Vefatından
sonra Bağdadlılar O'nun Toprağına Müstecab ve Tirtaki Mücerreb derlerdi. Onun
Toprağında yapılan Hacetin Kabul edildiğini söylerler.[96]
Ebu
Suleyman ed-Darani
215/830
Anlatır: "Tuza Ekmek
banmak adetimdi. Bir Gün Tuzun içinde Günci olduğunu farkettim. Bir
Yıl yaptığım Taatin Zevkini alamadım."[97]
Anlatır: "Bir Gece Düşümde
bir Huri gördüm. Ne boş durursun, ben 500 Senedir senin için
hazırlanıyorum, dedi. Uyanıp ağladım. Abdest
aldım. Gece Sabaha kadar Namaz kıldım. Güneş doğunca
yine bana Uyku geldi. Yine onu gördüm, daha bir Güzeldi. Sebebini sordum:
-Çok ağladın, Gözünün Yaşını Yüzüme sürdüler, Güzelliğim ondandır, dedi.[98]<