Şule Yüksel Şenler

1938

  

Şenler’i, Gülay Atasoy, “Nasıl örtündüler” Kitabında şöyle anlatıyor: ‘Aristokrat bir Aile’nin Çocuğu’ydu. Bir Batılı gibi eğitildi. Musiki Dersleri aldı. Kuaför’de Saçlar’ını yaptırdı. Tuvalet giyip Balo’ya gitti. AP’nin İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’nda bulundu. Aktif’ti, Gazeteci’ydi. Henüz 13 Yaş’ındayken Hikâyeleri “Yelpaze” Dergisi’nde yayınlanmaya başladı. “Birleşen Yollar” Adıyla Film olan “Huzur Sokağı” Adlı Eser’i, Satış Rekorları kırdı. AP’nin Meydan Mitingleri’nde Ateşli Konuşmalar yaptı. Ragıp Gümüşpala kendisine Milletvekilliği Tekliinde bulundu. Fakat Kader, Ağlarını başka türlü ördü. Onu, Ağabey’i Vasıtasıyla “Risale-i Nur”la tanıştırdı. Yıllar süren bir Mücadele Sonunda Şenler, İslâmî Hayat’a Dönüş yaptı.”

 

29 Mayıs da Kayseri’de (ya da Mersin? ) doğdu. Aslen Kıprıs’lı.

            6 Çocuklu bir Aile’nin Büyük Kızı olarak Dünya’ya geldi. Aile’sinin İsteğiyle Ortaokul 2.Sınıf’ta iken Öğrenim’ini terketmek Zorunda kaldı. Kendi kendini yetiştirdi. Ağabey’inin Telkin’i ile Risale-i Nur Toplantıları’na katıldı. Yüreğinde İman ateşi yanıyor. 14 Yaş’ındaki Aşkını ise hiç unutamıyor

Yazı Hayatı’na Safa Önal'ın çıkardığı Yelpaze ( 1958-1960)  Dergisi’nde yayımladığı bir Hikaye ile başladı. İlk Düşünce Yazıları ise Haftalık Kadın Gazetesi'nde ( 1961-1963), Duyuşlar-Görüşler Başlığı altında yayınlandı. Aynı Yıllar’da Ankara'da yayınlanan Medeniyet, Erzurum'da  Ahmet Polat'ın çıkardığı Hür Söz Gazeteleri’nde Makale, Şiir ve Hikayeler’i çıktı.

1965 de o zamana kadar benimsediği Batılı Modern Yaşama Tarzını terkederek Fikren ve Ruhen Huzur bulduğu İslami Hayat’a yöneldi.

            İslami Konular’daki İlk Yazıları 1966 da M.Ş.Eygi'nin çıkardığı Haftalık Yeni İstiklal Gazetesi’nde yayımlandı. Aynı Yıl Babıalide Sabah Gazetesi’nde Kadın Sayfaları hazırladı. 1967 de  Bugün Gazetesi’nde Günlük Fıkra yazmaya başladı. Özer Şenler ile birlikte Seher Vakti Dergisi’ni çıkararak Dergi’nin Başyazarlığını yaptı ( 1969). Aynı Dergi’de ayrıca Genç Kız ve Hanımlar için İslami Tesettür’ü Teşvik eden Modeller, Yazı ve Şiirler’in yer aldığı Kadın Sayfaları düzenledi.

Aynı Yıllar’da hemen hemen tüm İl ve İlçeleri birkaç kez dolaşarak İslam'da Kadının Yeri ve Mükellefiyetleri, Türkiye'de Manevi Buhran ve Dün, Bugün, Yarın Konulu Seri Konferanslarını verdi.

Yazı ve Konuşmaları Nedeniyle hakkında çok sayıda Dava açıldıysa da tümü Beraat’la sonuçlandı. Aynı Dönem’de Şahsına ve İslamiyet’e Yönelik Karalamalar’a girişen bir çok Yazar’a karşı Kalem Kavgası verdi. Ateşli Hitabeleri ile özellikle Öğrenim Çağı’ndaki Genç Kızlar’ın İslami bir Hayat’a yönelmeleri ve İslami Örtünme’yi benimsemelerinde Etkili oldu.

1971 de bir Yazısında Cumhurbaşkanı’na Hakaret ettiği İddiasıyla Hapse mahkum edildi, bir Süre Hapis’te kaldı.

Yazıları daha sonra Milli Gazete ( 1974), Zaman (1988), Mektup (1988,1989), Vahdet ( 88-89) Gazete ve Dergiler’inde yer aldı.

Büyük ilgi görerek Satış Rekorları kıran Huzur Sokağı Romanının ilk Cildi Yücel Çakmaklı tarafından  Birleşen Yollar Adıyla Sinema’ya uyarlandı. Türkan Şoray, İzzet Güney Başroller’de oynadılar.

 

-Ailenizde İslâmî Yaşantı var mıydı?

Şule Yüksel: Maalesef, aksine, Annemler çok Modern yetiştirilmişti. Annem Şapkalı, Makyajlı, Modern bir Hanım’dı. Babamsa, Açık, Lükse Düşkün’dü. Daha sonra bizler yetiştik. Modern Hayat’ın İcap ettirdiği ne varsa, Herşey’in içindeydik. Ağabeyim Lise Çağları’nda, Risale-i Nur Camiası’yla tanışıyor. Tabiî Fikrî ve Mânevi Ufku değişiyor ve Namaz’a başlıyor. O bana Ortünme’yi Telkin etti. Ağabeyim’in Telkinler’ine çok direndim. Çok Münakaşalar ettik. Örtünmem için yalvarıyordu. Ben daima Tepki gösteriyordum. Annem de öyle. Annem ‚Evlâdım ben Makyajlı, Şapkalı, Manikürlü bir Modern Hanım’ım, Baba’nın İş İcabı Arkadaşlar’ıyla da, Hanımlar’ıyla da görüşüyorum. Çizgimiz tamamen Farklı. Ben bunu yapamam, diyordu. Ağabeyim, bir ara Aqlımı, Fikrimi çeldi. Düşünmeye başladım. Annem’e gittim, yalvardım, Anne bari ben örtüneyim. Hem Ağabeyim’in İçi Rahat olsun dedim. Annem Olmaz, çünkü ben örtünemem. Haydi sen örtündün, dışarıya çıktığımız zaman Açık bir Hanım’ın yanında, Kapalı bir Genç Kız. Bu Hoş kaçmaz, diye İtiraz etti.

Ağabeyim bizi İkna edemedi ve kaçtı gitti. O, Evi Terk edince hepimizde bir Burukluk Meydana geldi. Yeri belli’ydi, Arkadaşlar’ıyla birlikte kalıyordu ama Ev’e gelmiyordu. Kandiller’in Haricinde. Şöyle bir uğrar hemen çıkar giderdi. Ev’i Terk ettiğine çok üzülüyordum. Bu arada, İffet Halim Oruz Hanımefendi’nin çıkartmış olduğu Haftalık Kadın Gazetesi’nde Duyuşlar Görüşler Köşesi’nde Yazı yazmaya başladım. Kadın’a İlişkin, Mevzular El’e alıyorduk. Aynı Köşe’yi paylaştık Kız Kardeşim Gonca ile. Milli, Manevi Meseleler’i El’e alıyordum. Başı Açık, Kolsuz Bluz giyen bir Fotoğraf ve o İsmin altında inanılmayacak Yazılar çıkıyor; Ağır Başlı ve Maneviyat’a Ağırlık veren Yazılar. İffet Halim Oruz’la fikren anlaşamıyorduk; Sansür uyguluyordu. Bana, Şule Hanım siz Bahar gibi Modern bir Genç Kız’sınız. Bu Geri Fikirler sizde nasıl barınıyor, nasıl oluyor? diye soruyordu. Ağabeyim’in işlediği Fikirler, adeta Qalbim’e Tohumlar Halinde ekilmişti. Hiç farkında olmadan onun Tesir’i altında kalmıştım. Ağabeyim’in söylediği Zamanlar, Karşı geldiğim, Tasvip etmediğim Şeyler’i, sonradan Aqıl Süzgeci’nden geçirerek Doğruluğunu anladım. Ben Başörtülü bir Kadın’ı Basit görürdüm. Çünkü Köy Kadınları, Rençber olanlar, Hoca/İmam olanların Hanımları, Anadolu’dan gelmişler...hep onlar örtünüyordu.

Benim Araştırma Yönüm çok Kuvvetli. Bir Cemaat içine girmek ve bu Şekilde kendimi geliştirmek istedim. Bir Türlü o Cemaat’i de bulamadım. Bir ara Irkçılar’a karıştım. Nihal Adsız ve Talebeler’iyle birlikte oldum. Kızlı Erkekli bir Grup’uk. Milli Taraf çok Ağır basıyordu. Bana Ümmetçi dediler. Allah aşkına Ümmetçiliğin benim anladığımın dışında bir Mânâsı var mı? diye sordum. Bana İzah eder misiniz? Elbette, Peygamber Efendimizin Ümmeti’ndenim.

Ağabeyim’le ancak Kandiller’de görüşüyorduk. Bir de bir Yılbaşı Balosu’nda. Beni Aşağıya çağırdı. Ağır Hakaret etti. Ağlayarak çıktı gitti Balo’dan. Ve ben o Gün onun o Haline çok üzüldüm. Kendi İrademle gidiyordum. Çünkü kurtulamıyordum. Bir Ayağım Modern Hayat’ın içinde, bir Ayağım Manevi Hayat’ımla İlgili Atılımlar yapma İhtiyac’ında. Böyle bir Bocalama içindeyim. Tabiî bunlar hep bende bir Birikim yaratmaya başladı. Ağabeyim’e de Hak veriyordum. Diyordum ki, Araştırmalar’ıma göre Ağabeyim Yerden Göğe Haklı. Bir Müslüman Kızı olarak, böyle değil, onun istediği gibi olmalıyım. Ama yaşayamıyorum, yapamıyorum. Daha sonra Ağabeyim bir Hastalık geçirdi. Sarılık. Hastane’ye yattı. Ölüm’le Yüz yüze geldi. Dayanamadık, Annem’le Ziyaret ediyoruz, İhtiyaçlarını götürüyoruz. Ağabeyim’in hep Yüzü Asık bizi öyle gördükçe. Ağlayarak yalvardım: Ağabey ne olur, ne İsteğin varsa, yapacağım dedim. Şöyle dedi: Bir Hanımlar Topluluğu var, senin oraya gitmeni istiyorum. Falanca Hanım Teyze’yi git gör, o seni oraya götürsün Söz verdim. Kalktım, yine o Açık halimle, Başıma Küçücük bir Şifon taktım, Kolsuz Elbise’min üstüne Ceket aldım. Yaz Günü’ydü; Açık bir Vaziyette gittim. Oda’ya girince, o Nur Yüzlü Hanımlar’ın, anlatılamayacak kadar Feyiz ve Saflık Dolu Güzellikleri beni cezbetti. O Ortamda çok utandığımı hissettim. Ve dedim, Müslümanlık bu kadar Saf ve bu kadar Temiz, bu kadar Güzellikler içeriyor, biz ise nelerin peşinde koşturuyoruz ve neye Hizmet ediyoruz.

Risale-i Nur Toplantıları’ydı. Beni Üzeyir’in Kızkardeşi diye tanıttılar. Muhakkak, o Güzel okur dediler. Elime Kitab’ı verdiler. Ellerim Ojeli ve Manikürlü. Ayağımda Çorabım yok. Çekiştiriyorum her Tarafımı. Mahcubiyet içindeyim. Hepsi Hayret’le bakıyorlardı; hatta Tırnaklar’ı Orangotan’a benziyor diyorlardı. Başka bir Genç Kız olsaydı, Kitab’ı atar çıkardı dışarıya. Ben onu yapmadım. Sonradan da çok İyi yaptığıma inandım. Risale-i Nur’u anlayarak okudum ve öğrendim. Çünkü Arapça ve Farsça biliyordum. Risale-i Nur’un Etkisi altında kalmıştım. Artık Etraf’ıma da anlatmaya başladım. Aşağı yukarı 20 Yaşlarında filândım. Gelmek istiyorum ama ne olur bana Kıyafet’imden dolayı hiçbir Şey söylemeyin, dedim. Onlar da ne olur örtünsen, Namaz kılsan diye Telkin’de bulundular. O sizin söylemenizle olursa, Kısa Süreli olur, siz söylediğiniz için olur. Ben İman Yönünden o kadar kuvvetlenmeliyim, o kadar İradem’e Hâkim olmayım ki, kim gelirse gelsin Baş’ımdan Örtümü alamamalı. Bunu, inanarak, güvenerek yapmalıyım. Bu Şekilde Devam ettim. Yavaş yavaş Risale-i Nurları okudukça, o Tesettür Risaleleri filân İkna oldum.

Her Konu’da yazıyordum. Huzur Sokağı’na bakarsanız Aşk’tır. Maneviyat da var tabiî.  Yaşamadan da İnsan’ın öyle İnce Duyguları vardır ki, onları hisseder. Ama yaşanmış olursa belki daha Güzel hisseder. 14 Yaş’ımda Çocukluk denebilecek Yaş’ta, böyle bir Hal yaşadım, 4 Yıl Devam etti ve istenildim, Söz kesildi. Sonra Söz’den dönüldü. 18 Yaş’ndaydım. Benim için çok Büyük Yıkım oldu. Bütün Hayat’ıma Tesir etti. Sonra evlendim ve hiç Mutlu olamadım. Söz kestiğim Kişi’yi hep hatırladım. Çok Küçük bir Şey’den Babam bozmuştu Söz’ü, Aileler anlaşamamıştı. Bu yüzden Ailem’e gücendim. Yaş’ı da geldiyse, Kız karar vermeli. Çünkü İslâm’da da böyledir. Kız’a sorulur, birbirlerini görürler ve Kız’ın Qalb’i ısındıysa, olur. Olmaz derse, Zorla verilmez. Bu durumdan dolayı ben 32 Yaş’ında evlendim. Evlenmeyeceğim diye ahdetmiştim

Benim çok Enteresan’dır Evliliğim. Tabiî çok isteyenler oldu. Ama o zamanlar Seri Konferanslar veriyordum. Günlük Yazılarım da Şevket Eygi Bey’in Bugün Gazetesi’nde yayınlanıyordu. Maneviyat yönü Ağır basan Yazılar. Seri Konferanslar için çok sık, hem de Uzun Süre Devam eden, meselâ 15-20 Günlük Seyahat’e çıkıyordum; 30-35 Konferans verip geliyorum. Bu arada Mahkemelerim vardı. Bir Uçak’la veya Araba’yla gidip Mahkeme’ye çıkıyorum, sonra tekrar Konferans’a dönüyordum.

Yazdığım hemen hemen Bütün Yazılar’dan dolayı. Türk Ceza Kanunu’nun 163.cü Maddesi’nden. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Hakaret’ten dolayı Muvaffak oldular. Mahkûmiyetim gerçekleşti. 9 Ay 10 Gün Hapis’te yattım. Papa 6. Paul, Fener Patriği Athenagoras ile konuşmak üzere İstanbul’a gelmişti. Ben Cumhurbaşkanı’nın Papa’yı karşılamasını eleştirdim. Bu yüzden Mahkûm oldum.

Beni taşıyacak birisi Lâzım’dı. Bu da Mümkün değildi. Hiç kimse İş’ini bırakıp benimle dolaşamazdı. Babam, İş’ini kaybetti ve bizler bayağı Sıkıntılar’a düştük, 1960 sonrası. Kızım sen Maddiyat’ı düşünme, bu yolda Hizmet et. Allah Kerim’dir. Az da yesek Fark etmez bizim için, yeter ki, Maneviyat çok zayıflamış Ülkemiz’de, sen onlara koş dedi. Annem Qalp Hastası’ydı. O Seyahatler’e Annem de gelirdi. Arkamda çok Büyük Yığınlar’la karşı karşıyaydık. Ona Seyahat Yasağı olduğu halde beni bırakmazdı. Annem evlenmem için çok Israr ediyordu. Babam’ın da Maddi Yön’den Durum’u çok çok zayıfladı. O zaman tamam dedim. Fakat Uygun birisi olması Lâzım. Bir çok Kişi’yi reddederek, en sonunda bu İzdivaç ettiğim Abdullah Kars’ı buldum. Kendisi Tiyatro Sahibi’ydi. İslâmî Temsiller Sahne’ye koyuyordu. Ankara İlâhiyat Fakültesi Mezunu’ydu, hem de Ankara Şehir Tiyatrosu’nda Aktör’dü. İslâmî bir Eser’i Sahne’ye koyunca hakkında Yazı yazmıştım. Haber gönderdi, Ziyaret’ime gelmek için. Geldi ve Bir Tiyatro Eseri yazar mısınız? diye sordu. Yazarım dedim. O kadar Gözü Kara gidiyordum ki, Tiyatro apayrı bir Meslek. Bir iki defa geldi gitti, üçüncü Geliş’inde, İzdivaç Teklifi’ni yaptı. İnanamadım, çok kızdım, sinirlendim. Ailem istemedi, çok karşı çıktılar. Ben de önceleri istemedim. Sonra düşündüm, Şule, Nefs’ine göre mi Hareket etmek istersin, yoksa Can’ını adadığın bir Dava mı var? Bu yolda sana destek olacak birini mi istersin? O da bir Dava Adamı’ydı. İslâmî Meseleleri, Şahsiyetler’i Sahne’ye koyuyor, bu Yolun İnsanı. Aynı Sahne’de o Tiyatro Eseri sergilerken, ben de Konferans veririm diye düşündüm. Şahsiyet’ine fazla bakmadım. Evlenmek Haqq olduğu gibi ayrılmak da Haqq’tır. Olmadı, istediğim gibi olmadı, aksine çok Şeyler oldu. Beni İslâmi Hizmet’imden alıkoyacak çok durumlarla karşılaştım. Çok Şeyler yaşadım. 5 Sene Evli kaldım. Ama bir Asr’a Bedel’di. Bir daha evlenmemek Kararı aldım. Annem’i kaybettim. Ömür boyu Babam’la beraber yaşayacaktım. Fakat olmadı. Babam’la anlaşamadığımız çok Nokta vardı. Ben artık Dul bir Bayan’dım. Bütün İkazlar’ıma rağmen Erkek Arkadaşları geliyordu Ev’e Babamın, İş için. Ben görünmüyorum, Yemekler’ini verip çekiliyorum. Ama, etraftan, Dul bir Kadın olduğum için Lâf çıkabilirdi. 2. Evliliği mecburen yaptım. Kanada’dan, Malûlen Emekli olmuş; Trafik Kazası’nda Eş’ini kaybetmiş, kendi de Yarı Felç geçirmiş. Biraz iyileşmiş ama Eserler’i üzerinde olan Kibar, İnce bir İnsan’la evlendim. Benim yazdığım Gazete’yi Takip ediyor, beş Vakit Namazını kılıyordu. Yazılar’ımı çok beğenerek okuyormuş. Neticede bana Talip oldu. Uzun bir Mücadele verdim. Çünkü biri Yetim, Annesini kaybetmiş Küçük bir Kız Çocuğu, birisi oldukça Sakat bir Adam. Benden 4 Yaş büyük’tü. Zor bir Karar’dı; zor bir Evlilik’ti. Ondan da ayrıldım.

 

Biz, dava kadınına Emine Erdoğan’la ilişkilerini ve Erdoğan çiftinin evlenmelerini sorduk. Emine’nin farklı bir yeri vardı bende. Özel hayatıyla da düzgün bir çizgideydi. Annesi her yere bırakmazdı ama bana güvendiği için yatıya bile gönderirdi.

 

*Emine Hanım’la nasıl tanıştınız?

ŞY: Toplantılar düzenleniyor, Her Gün gelen gidenler oluyordu. Sonra, ben bir Gün Tespit ettim. Her Ay’ın 10. Günü Kabul Günümüz dedik. 260 Metrekare Ev doluyor, taşıyor, Balkonlar, Mutfak her taraf. Ayakkabılar’ı çıkarıp giriyorlar, Ayakkabılar Kapı da yığın yığın. Pardösüler vs Kıyamet gibi... Hanımlar’ın içlerinde Açık olan da var, Yarım yamalak örtünen de var. Çok Açık, Mini Etekli, Tiyatro Artistleri de geldi. Gizli Polis bile geldi. Sonra Hidayet’e erdi ve İstifa’sını verdi. İtiraf’ta bulundu, “Ben buraya sizi Takip etmek için gelmiştim” diye. Emine Hanım da bu Toplantılar’a Devam etmeye başladı. Hiç tanımıyordum. Daha sonra Kızkardeşim’le de Arkadaşlıkları oldu. Çok Yoğun olduğumdan, genelde Kızkardeşim’le görüşürlerdi. Aradan Zaman geçti, İlk Eş’imden ayrıldıktan sonra, Üsküdar Tarafı’nda bir Dernek kurdum: “İdealist Hanımlar Derneği.” Bu arada Emine Hanım ile Komşu olduk. Selimiye Kışlası’nın bulunduğu Semt. Deniz Manzaralı bir Ev’im vardı. Emine Hanım da, Karşı Cadde’de oturuyordu. Bekâr’dı. Benim oraya geldiğimi duyunca, Bütün Genç Kızlar toplandılar, geldiler. O da içlerindeydi. Daha sonra Samimiyetimiz ilerledi. Öyle ki Emine bana Yatı’ya gelirdi. Çok kalmıştır bizde. Sırlar’ımızı paylaştık. Her türlü. Ben onu evlendirmeye kalktım defalarca. Doğulu bir Doktor vardı, Mektup yazmıştı bana; çok Hoşuma gitti vasışarı. Bana, “Abla sizin Tavsiye edeceğiniz bir Hanım’la evlenmek istiyorum” diye yazmıştı. Hemen Mektup yazdım, çağırdım onu, Emine’yi onunla görüşmeye Razı etmek çok Zor oldu. “Bir kere gör” diye çok Israr ettim. Gördükten sonra, “içim ısınmadı” dedi. Emine’nin ayrı bir yeri vardı bende. Çünkü Özel Hayatı’yla da, Düzgün bir Çizgi’deydi. Annesi, heryere bırakmazdı, ama bana güvendiği için Yatı’ya dahi gönderirdi. Kimseyi beğenmedi; Evlenme İşi hep sürüncemede kaldı.Tayyip Bey’i gördüğü güne kadar. Tayyip Bey o zamanlar Akıncılar Derneği’nde Başkan’dı. Bizim Derneğimizde de 2. Başkan Emine’ydi. Kızkardeşim Çiğdem Sekreterimiz’di. Böyle bir Grup Arkadaş’la kurmuştuk Derneği.
            Çok Çeşitli Sosyal Faaliyetler (yapıyorduk): Konferanslar, Toplantılar, bunların yanı sıra İngilizce Dersleri, Arapça Dersleri, Sıhhî Bilgilendirme, El Sanatları Bölümü gibi Faaliyetler içindeydik. Ben, Dışişler’de çok koşturuyordum. Tayyip Bey geldi bir Gün, bana dedi ki: “Abla siz çok koşturuyorsunuz, sizden benim bir Ricam var. Derneğin, İç Düzeni’nde ne İhtiyaç varsa siz görün ama, Dışarı’yla İlgili alınacak, getirilecek götürülecek bir Şey varsa, onları bize söyleyeceksiniz, bunlar bizim Vazifemiz” Hakikaten de dediği gibi yaptı. Emine’yi tanımıyordu. O sıralarda Tayyip Bey, Başını kaldırıp hiçbir Kadın’a bakmazdı. 25 Yaşları’ndaydı. Çok Ciddi, bununla beraber Sempatik bir İnsan’dı. Bir Gün geldi ve dedi ki “İstanbul’da Taksim Tarafı’nda bir Toplantımız var. Sayın Erbakan’ın da katılacağı; Sizi de bekliyoruz” 1. Eş’imden ayrılmıştım, tek başına gitmek stemedim, Emine’ye söyledim. Annesinden İzin aldık. Kalktık, gittik. Protokol’de Yer ayırmışlar. Podyum’un bir Tarafı Sırf Erkekler, bir Tarafı Sırf Bayanlar, biz en Ön Sıradayız. Program başladı. Konuşmacılar’ı Anons etmek üzere, bizim Tayyip Bey Sahne’ye çıktı. Üzerinde Krem Rengi bir Takım Elbise, gayet Bakımlı, hem arada Şiirler okuyor, hem de çok Güzel Hitap ediyordu. Mevzuu ile İlgili konuşup çağıracağı Kişi’yi çağırıyordu. O Sahne’ye çıkmazdan Evvel, Emine’yle Çevremizde gördüğümüz Kişiler hakkında birbirimize Fikirlerimiz’i söylüyorduk. Tayyip Bey Sahne’ye çıktığı zaman ben Emine’ye döndüm: “Tayyip ne Güzel konuşuyor değil mi” dedim. Bir baktım, Başı önüne Eğik ve Yüz’ü Kıpkırmızı. “Evet, Güzel” Filân dedi. Ses’i titriyordu. Anladım bir Şeyler var. Daha sonra, bir ara Göz’üm ilişti, o zamana kadar hiçbir Hanım’a bakmayan Tayyip Bey’in de Göz’ü yanımdaki Emine’ye ara ara takılıyor. “Allah Allah” dedim, “bir Elektrik var ama dur bakalım” Bütün Konuşmalar bitti, Salon’dan ayrılıyoruz. Tayyip Bey beni Sahne’nin Kenar’ına çağırdı ve çömeldi, sanki hal hatır soracakmış gibi. Böylece Emine’yi daha yakından gördü. O Gece ayrıldık. Biz Vapur’la dönüyoruz, sordum “Emine sende bir Hal var, çok Dikkatimi çekti. Kimsede olmadı ama Tayyip çıkar çıkmaz senin Yüz’ün Göz’ün değişti. Ne oldu?” “Abla, inanılmaz bir Şey yaşadım. Bunun Tesir’i altından kurtulamıyorum. Ben Dün Gece Rüya’mda Yaşlı, Cübbeli, Sakallı, Başında Sarık olan bir Zat gördüm; Elini uzattı, birini İşaret ediyordu. Bana Hitap ediyordu ‘Sen bununla evleneceksin’ diyordu. Hiç tanımadığım birisi, Beyaz’a Yakın Krem Takım Elbiseli, Boylu Poslu Çok Yakışıklı birisi. Zat biraz sonra, gene, “bak Kızım bununla evleneceksin” dedi. Gene aynı Beyaz/Krem Elbiseli Genç Adam. Çok Değişik Halde uyandım; Annem’e bile anlatamadım. Bugün oraya gittiğimde, Tayyip Bey Sahne’ye çıktığı zaman, bütün Tüyler’imin ürperdiği hissettim. Çünkü Rüya’mda gördüğüm Beyaz Takım Elbiseli Adam Canlı Karşımdaydı. Aynı Şahsı, aynı Elbise’yle görünce, Allah Allah, demek ki bugün karşılaşacakmışım diye düşündüm.” Emine, “Ama ben tanıyorum bile, ne olacak?” diye soruyordu. Ben de “Ne olacak, sen bununla evleneceksin. Birbirinize çok yakışırsınız, çok da Münasip’siniz. Çünkü sen de bir Dava İnsanı’sın” dedim. Hiç Cevap vermedi. Aradan kısa bir Zaman geçti. Benim 2. Eş’imle evlenmem Mevzuu ortaya çıktı. 2. Eşim Selçuk Bey, Bürolar’ından birinin boşaldığını ve bana Tahsis edebileceği söyledi. Çok Hoşuma gitti Teklif; çok Güzel bir Yazıhane döşedi, Bakırköy’de. işte Tayyip Bey’i bu Büro’ya çağırdım. Hal hatır sorduktan sonra Esas Konu’ya girdim: “Bak Tayyip, bir süre önce Dikkatimi çeken bir Şey oldu. Bu Konu’yu sana açmak istiyorum” diye Lâfa başladım ki Tayyip Bey atıldı: “Ben de size bir Şey söylemek istiyordum” dedi. “O yanınızdaki Hanım Akrabanız mıydı? Kimdi?” “Kardeşim gibi sevdiğim, tanıdığımız birisi, çok Saygı duyduğum birisi” Cevab’ını verdim ve İlâve ettim: “Sana şunu söyleyeyim, karşı Taraf da boş değil. İster misin, bir Teşebbüs edelim Hayırlısıyla Dünya Evi’ne girersin. “Abla o Derdimi hiç sorma, ama Annem Müsaade etmez. Bilirsin ben hiçbir Kız’a Gözümü kaldırıp bakmam. Bu nasıl oldu bilmiyorum, hakikaten bugüne kadar duymadığım bir Duygu’yla, Dikkatimi çekti. Ama Annem katiyen İzin vermez. Çünkü o beni bir Karadenizli Kız’la evlendirmek istiyor” dedi.
            O Kız da bizim Dernek’tendi. Hoş bir Karadeniz Kızı’ydı. Ama Normal Başörtüsü’nden Çarşaf’a dönmüştü. Ben Tayyip’e dedim ki: “Bak Tayyip, Annenler çok Muhterem’dir. Ama artık sen, Hayat’ının Düzen’ine Karar verecek Yaş’tasın. Anneni ikna edebilirsin. Çok Faal bir İnsan’sın. İstikbal’in çok Parlak görünüyor. Yarın Başlar’dan biri olacaksın; ben böyle hissediyorum. Hürmetim Sonsuz’dur Çarşaflı Hanımlar’a ama senin yanında Çarşaflı bir Hanım olmaz. Hangi zamanda yaşıyoruz. Müslümanlar’ın da ona göre hazırlanması lâzım. Sen öyle bir Konum’a gelirsen, Anne’nin sana Tavsiye ettiği Kız çok İyi bir Eş, Çocuklar’ına da İyi Anne olur; İyi bir Aile Ortamı sağlar. Ama bu Yeterli değil. Bir Dava İnsanı, hele bir yere gelmiş bir İnsan, Ev’ine gidince, sadece Yemeğini yesin, İstirahat’ini Temin etsin gibi Şeyler’le Tatmin olmaz. Eş’i, aynı Zamanda onun Arkadaş’ı olmalıdır. Herşeyi paylaşmalıdır. Heryere onunla gidebilmelidir. Toplum içine çıkarabilmelidir. Bu İslâmî Hayat’ta da olabilir, diğer Hayat’ta da olabilir. Çarşaf’a sen hiçbir yere varamazsın. Çarşaf’ı çıkarttırmak da ayrı bir Vebal ve Günah.” Tayyip Bey, “Zaten ben de Çarşaf’ı çıkarttıramam” Karşılığını verdi. “Sen Anneni İkna et, Annen’i gücendirmeden, hep yalvararak, öperek Durumunu anlat. Bak sadece Sevgi’mle değil, Konumum’la da bu Kız’la evlenemem de ve Israrcı ol” Tavsiye’sinde bulundum. Anne İkna olmadı. Çok üzüldü Emine de, Tayyip de. Ben de, Emine ile Nişanlılık Resimleri var, Tayyip Bey’i tanıyamazsınız. O Yakışıklı Delikanlı, Hortlak gibi olmuştu. Annesini İkna’ya uğraşırken çok Kilo kaybetti.

Emine ile evlenmek istiyor, Annesini de kıramıyordu.  Tayyip’e bahsettikten sonra Telefonlar’la görüştürdüm onları. Çünkü Cesaret edemezlerdi Görüşme’ye. Emine’nin Annesi İzin vermezdi. Telefon’la konuştular, epey sürdü bu Görüşmeler. Hiç karşılaşmadılar. Bir Gün benim Ev’imdeyken Emine, bir Telefon aldı. Tayyip, “Maalesef olmuyor, Mağlup oldum, Annemi kıramayacağım” demiş. Emine Bembeyaz kesildi, çok çok üzüldü. Bunun üzerine ben Tekrar Telefon açtım Tayyip’e, “Mutlaka hemen bize gel” dedim. Onun da Durum’u hiç iyi değildi. “Bir kere oturun, konuşun, görüşün olacaksa olur, olmayacaksa olmaz” dedim. Onları Salon’a aldık, bir Müddet sonra yalnız bıraktık. Konuştular, arada bir bakıyoruz Muhabbet ileri. Nihayetinde baktık ki öyle bir Bağla bağlandılar ki bir daha kopmayacak şekilde. Tayyip, “Katiyen bütün Gücümü kullanacağım, Annem’i kırmadan, bu İş’i halledeceğim. Bu İş olacak. Yalnız bana biraz daha Zaman tanıyın” dedi. Hakikaten Annesini kırmadan ikna etmeyi başardı. Oba’da Nişanları oldu ve sonra evlendiler.

(Emine ilk kez) Bana geldiğinde başı açıktı  Toplantılar’a katıldıktan sonra Fikrini değiştirmiş ve kendi Karar’ıyla örtünmüş. Ağabey’inin Zorlama’sıyla değil.

Ben Kabul Günü diye düzenledim. Çok Çeşitli Konular’da Görüş Alışverişi’nde bulunuyorduk. Baktım ki çok Kalabalık geliyorlar. Önüne geçemedik. Seller gibi, akıyorlar. Kadınlar için en önde gelen Mevzuu Örtü’yle İlgili’ydi. Kimisi Tepki duyuyor; kimisi isteyerek örtünüyor... Bana Kadınlar’ın Tesettür’de neden bu kadar Zorlandığını sordular. Kadınlarımız Modern Kıyafet’in dışında İslâmî Kıyafet’le çıkınca, Modern Kesim’in Antipatisini çekiyor. Erkekler için böyle bir Durum yok. Pantolonunu giyiyor, Kravatını takıyor, Namazlı mı Namazsız mı, hiçbir şey belli değil. Erkeğin işi Rahat.

 

            Eserleri:

            -Hidayet,[1]

            -Gençliğin Izdırabı,[2]

            -Bize Ne oldu?, [3]

            -Bir Bilinçli Öğretmene, [4]

            -Sağ El, [5]

            -Yılanla Tilki, [6]

            -Huzur Sokağı, [7]

            -Her Şey İslam İçin, [8]

            -Duyuşlar, [9]

            -İslam’da ve Günümüzde Kadın, [10]


 

[1]              1969 , (1965 hidayet.)

[2]              1970,

[3]              1970,

[4]              1970,

[5]              1970,

[6]              1970,

[7]              1970,1973,

[8]              1970,

[9]              1974,

[10]            1975,