Sultan Abdulhamid

1842-1918

 

  Sultan Abdulmecid’in Tir-i Müjgan Hanım’dan doğan Oğlu. 14 Y'ında Annesini kaybetti. Babasının Emriyle Perestu Kadın Efendi'nin Himayesine verildi. Zeki'ydi. Özel Hocalar'dan Ders aldı.

Anne ve Babasının Verem'den ölmüş olmaları, O’nu Genç Y'ından itibaren Temkinli yaşamaya sevketmişti. İçki içmez, her türlü Sefahet'ten uzak durur, Sade bir Hayat yaşardı. Çalışma'yı sever ve Düzenli bir Proğram uygulardı.Sultan Abdulaziz Taht'ından indirilip, zehirlendikten sonra Şehzade Murad Taht'a çıktı. Hasta'ydı. 3 Ay Taht'ta kaldı.

Abdulhamid 31 Ağustos 1876 de 34 Y'ındayken 34. Osmanlı Sultanı 99.  Halife oldu.

      ‘Pan-İslamist bir Siyasetle İslamcılar'a rağmen İslamcılık yaptı.

      Yahudiler'in Filistin’den Toprak Talebleri'ni reddetti.

      1898 de Dolmabahçe Sarayı’nın Büyük Muayede Salonu’nda Padişah, Devlet Erkanı, Subaylar, Paşalar, yüzlerce Yerli ve Yabancı Temsilciler'le Toplantı Halindeydi. O An Şiddeli bir Deprem oldu. Sultan Abdulhamid birkaç Tonluk Avize'nin tam altındaydı, Avize sağa sola sallandı, herkes kaçışırken o yerinden oynamadı.

      21 Temmuz 1905 Cuma Günü Ermeniler 80 Kilo Patlayıcı ve 20 Kilo Demir-Çelik Parçasından yaptıkları Saatli Bomba'yı bir At Arabasına yerleştirip Yıldız’da Hamidiye Camii’ne geldiler. Namaz çıkışında Şeyhulislam Cemaleddin Efendi ile bir Süre konuşması İnfilak'tan O’nu kurtardı. Başkatip Tahsin Efendi’den olanları öğrenince Çevresini sakinleştirdi.

      O’nu Kızıl Sultan görenlerden Tevfik Fikret şöyle yazdı:

      Ey Şanlı Avcu, Dam'ını bihude kurmadın,

      Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!

      13 Nisan (31 Mart) 1909. Salı.

     Sabah İstanbul, Uzak ve Yakın Kent'in her Köşesini Dehşet'e boğan Tüfek Sesleri'yle uyandı. Kimi Tünel İstikamet'inde, kimi Beşiktaş’a  uzanan Yollar'da Askerler Dolu'ydu. İttihatcılar tarafından Rumeli’den getirilip Taksim’de Taşkışla’ya yerleştirilmiş Avcı Taburları. ‘Şeriati isteriz’ diye bağırıyorlardı. Sultan Kan dökmek istemedi. Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa’ydı [1]

      NFK şöyle anlatır: ‘Hareket Ordusu İstanbul Surları'nın önünde boy gösterir göstermez Saray’da ne bir Uşak, ne bir Kapıcı, ne bir Bahçevan, ne bir Ahçı, ne bir Katip, ne bir Haremağası kalmış; Bütün Hizmetçiler ve Bendegan Kadrosu başını aldığı gibi kaçmış ve sağa sola sığınmıştır. Tek Emriyle, Hassa Ordusu’nun tek Tümen'ine, Hareket Ordusu’nu tek Darbe'de çiğnetmek gücündeki Padişah, Saray’da tek başına sadece Harem Halkı'nın ve iki üç yakınından ibaret kalmıştı. Öyle ki, Makedonya Kaynaklı Çapulcu Sürüsü'nü mutlaka tepelemek, bunun için de Hassa Ordusu’nu kullanmak gerektiğini, önünde Diz çökerek İstirham eden bir Kumandan’a, Kapı Aralığı'ndan bir Kadın Eli'nin uzattığı Kahve'yi El'iyle alıp vermek Zorunda kalmış, Kumandan’ın Telaş ve Istırab'ı üzerine de:

      -Ne yapalım Paşa, iş bize düştü. Bütün Efradım kaçtı! cevabını verip, bildiğiniz gibi Silahlı Mukabele ve Mukavemeti Kökünden reddetmiştir.

      Sadrazam Tevfik Paşa’nın Oğlu'na yazdığı Mektup'ta şöyle yazmıştı:

      -Yıldız Sarayı’nın bomboş olduğu anlaşılıyordu. Herkes kaçmıştı. Askerler Tüfekler'iyle Odalar'a kadar girmişlerdi. Baban doğru Padişah’ın Huzur'una gitti. Bütün Adamları kendisini Terk edip gitmişlerdi! Sultan Hamid Baban'a acı acı Dert yanarak kendisine Sadık zannettiği bütün Adamlar'ın çekilip gitmiş bulunduklarından ve hiç kimsenin İmdad'ına yetişmediğinden bahsetti. Sonra Sözüne şöyle devam etti:

      -Ben sizi bana daha Merbut ve daha Sadık zannederdim. Şu Perişan Halimi görüyorsunuz da beni bu Vaziyet'ten kurtaracak bir şey yapmıyorsunuz. Ben sizden Selametimi Temin Hususunda daha fazla Gayret beklerdim. Odalar'ıma kadar girmiş olan şu Vahşiler'den Kat’iyyen Emin değilim. Herhangi bir anda herhangi birinin Süngüsü altında Can vermekten mütemadiyen Endişe ediyorum. Eğer isterlerse beni hal’etsinler; ama şu Herifleri başımdan savsınlar ve Hayat'ımın Masuniyetini Temin etsinler.[2]

      Mebusan ve Ayan Meclisleri toplandı. O Gün Meclis-i Umumi Milli’ye Riyaset eden Said Paşa’ydı. [3] Ayan’dan Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Kürsü'ye gelerek, önceden kararlaştırıldığı gibi Padişah’ın Taht'ından indirilmesini Teklif etti. ‘31 Mart İsyanı'na Sebeb olmak,[4] Din Kitaplarını Tahrip etmek ve yakmak, Devlet'in Hazinesini İsraf etmek,[5] İnsanları Suçsuz oldukları halde İdam ettirmek’  gibi Suçlar'a dayanarak Şeyhulislam Mehmed Ziyaüddin İmzalı Fetva ile Hal edildi.

      Fetva’nın nasıl alındığını Ali Fuad Türkgeldi şöyle anlatır: ‘Meclisi Meb’usan Reisi'nin Odasında Fetva Emini Nuri Efendi’ye Fetva İtası Teklif olundukta:

      ‘Fetva İtası bana aid değil, Şeyhulislam’a aid'dir. Fetva Emini yalnız Müsveddesini yazar, Şeyhulislam İmza eder. Ben Fetva Emaneti'nden İstifa etmiştim, İstifade'yi sizin Qanuni Esasi’nizde Kabul ediyor’ dedi. Hamdi Efendi ise:

      -Bir Ferd-i Müslim size Fetva Emini Sıfat'ıyla değil, Memleket'in Ulemayı Meşhuresi’nden bir Zat Sıfatıyla Müracaat edip de, bunun Caiz olup olmadığını sorarsa Cevap vermeye şer’an Mecbursunuz’ demesi üzerine:

      -Sen Akıllı bir Adam'a benziyordun, Hal’de Şeamet vardır, bunu yapmayın.. Rusya Muharebesi ( 93 Harbi) Esnasında ben Muhacirini İslamiye Çocuklarını Omuzlarımda taşıdım, Omuzlarım çürüdü. Feragat Teklif edin, belki Nefsini Azl eder’ dedi.

      Mustafa Asım Efendi: ‘O halde Fetva, Feragat Teklifi veya Hal’i suretiyle iki Şık üzerinde yazılırsa ne dersiniz?’ deyince, ‘Bu olur’ diye Mukabele eder.

      Bunun üzerine Fetva’yı Hamdi Efendi yazdı. Fetva Müsveddesi ‘Erbabı Hallu Akd tarafından Teklifi veya Hal’i’ Suretiyle yazılmasıyla: ‘Buna Evliyayı Umur Tabirini de İlave ediniz’ demiştir.’

      Bu anlatılanları Sadrazam Tevfik Paşa ile Vakanuvis Abdurrahman Şeref bey’de Teyid eder. Hamdi Efendi bizzat Kaleme alır. Raif Ogan onların böylece Sultan’ın Hayat'ını kurtarmaya çalıştıklarını anlatır.[6]

          Fetva:

      ‘Müslümanlar'ın Başı olan Zeyd bazı Mühim Şeriat Mes’elerini Şeriat Kitaplar'ından sildirir ve çıkarır ve Şeriat Kitapları'nı yasaklar ve yakar, Müslümanlar'ın Hazinesini İsraf eder ve Dini Ölçü dışında kullanır, Tebeasını Din Hükümleri'ne Aykırı şekilde öldürür, hapseder, sürer ve ayrıca birçok Zulmü Alışkanlık Haline getirir ve sonra Doğru Yola gelmek üzere Ahd ve Yemin eder de Yeminini çiğneyerek Müslümanlar'ın Halini ve İşlerini tamamıyla bozan Büyük Fitneler çıkmakla devam eder ve Kan dökülmesine Sebep olursa, Müslümanlar'ın Vasıtaları o Adam'a ait Baskı'yı kaldırdıklarında İslam Memleketleri’nin birçok yerinden Adam'ı Taht'ından indirilmiş tanıdıkları yolunda Haberler gelince, Adam'ın yerinde kalmasında Zarar ve Yerinden atılmasında Fayda görüldüğü taktirde, Adı geçen Zeyd’e Saltanat'tan Vaz geçilmesi Teklif edilmek veya doğrudan doğruya Taht'ından indirilmek Yollarından İşbaşındakilere Elverişli sayılanı hangisiyse yerine getirilmesi Vacib olur mu? Cevap: Olur.’

      Mabeyn Başkatipi Esad Bey Hatırat'ında şöyle yazar:

     'Bir Gece yarısı, Mühim bir Haber'in İmzası için Sultan’ın Kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir Müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. Acaba Sultan’a bir Emr-i Haq Vaki oldu, diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım, Kapı açıldı. Sultan, El'inde Havlu ile Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek: ‘Evlat, bu Vakitte çok Mühim bir İş için geldiğinizi anladım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zamandır bu Millet'in hiçbir Evrak'ına Abdestsiz İmza atmadım. Getir imzalayayım’ dedi. Besmele çekerek imzaladı.’

      Fetva'yı alan İttihatçılar Saray’ın Yolunu tuttular. İçlerinde İtalya’ya Devlet Sırları'nı satan  Yahudi Emanuel Karasu da vardı. Ayan’dan Ermeni Senator Aram efendi de ordaydı. Gürcü Arif Hikmet Paşa, Esad Paşa da.

      Sultan, Arnavut Esad Paşa’ya [7]şöyle der: ‘ Yazık size. Türkler'in Padişahı ve Müslümanlar'ın Halifesi olan bana Hal’imi Tebliğ için şu Yahudi’den başkasını bulmak aklınıza gelmedi mi? Bu Adamı siz karşıma çıkarmaktan hiç Haya etmediniz mi?’

      67 Yaşında ,32 Yıl 7 Ay 27 Gün süren Saltanat'ı sona erdi. Bir Yatsı Vakti Yakınıyla birlikte Tren'e bindirilerek Selanik’e Sürgün edildi. Özel Eşyaları'nı hiç değilse Marangozluk Aletleri'nden bir kısmını yanına almak istedi. Yağmalanan Eşyaları verilmedi.

      Örfi İdare İlan olundu. Divan-ı Harbi kuruldu. Avcu Taburları Kumandanı Dönme Binbaşı Remzi Bey bu İşe Memur edildi. Şeriat isteriz diyenler İpe çekildi.

      Onun Yıllarını kimi Muhalifleri zamanla arayacaklardır:[8]

      Abdulhamid Hatırat’ında şöyle yazar:

      ‘Bu Günler  Hayat'ımın en Elim Günler'iydi. Yalnız ben değil, Çoluk çocuğum da Tazyik ediliyordu. Muhafız Subaylar, eğer istedikleri Para' Ordu Emrine vermezsem, Kökş'ün Osmanlı Donanması ile Top'a tutulacağını, hepimizin yok olacağını söylemekten çekinmiyorlardı.

      İstedikleri, Paramın bir kısmı Tahvil, bir kısmı ise Çocuklarımın Avrupa’da Tahsili için Kredi Liyona Bankası'na yatırdığım 50 Bin Lira idi.

      Memleketimden esirgeyeceğim hiç bir Şeyim yoktu. Severek bu 3-5 Kuruşumu da verebilirdim. Fakat Hayatımız bile Emniyet altında değildi. Bizi Tehlikeler'e karşı korumakla Vazifeli olanlar, şimdi Ölüm'le, Topa tutmakla Tehdid ediyorlardı. Vekaletname’yi gönderen Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa: ‘öldüğün zaman bu Para zaten Elimize geçecek, bizi buna zorlama, Gönül rızan ile ver de Elimizi Kana bulamayalım’ diyebiliyordu.

      Yanımda duran Fethi bey’in Yüzü Sapsarı idi.Ona: ‘Getir Vekaletname’yi imzalayacağım’ dedim.’

 ‘Bu Adamlar Ülke'yi 10 Sene İdare edebilirlerse bir Asır Hüküm sürdük diye sevinsinler.’

Selanik’te 3 Sene'den fazla kaldı. Yunanistan Osmanlı’ya Harp İlan etti. Gazi Ahmed Muhtar Paşa Kabinesi O’nun tekrar İstanbul’a Naklini kararlaştırdı. ‘Ben de bir Silah alır çarpışırım’ diyerek dönmek istemedi.

Alatini Köşkü Muhafız Kumandanı Kolağası Rasim Celaleddin Bey O’nunla konuşmak isteyerek Huzuruna çıktı. Yunanistan, Bulgaristan, Kadadağ ve Sırbistan’ın Birleşik Savaşını anlattı. O: ‘Rasim bey, Selanik demek, İstanbul’un Anahtarı demektir. Ordumuz nerede, Askerimiz nerede. Nasıl bırakılıp gidilir? Bırakıp gidersek Tarih ve Ecdad bizim Yüzümüze tükürmez mi? Biraderim Hazretleri buranın Tahliyesine Razı mı oldu? Hayır. Ben asla Razı değilim. 70 Yaş'ımda olduğuma bakmayın. Bana bir Tüfek verin, Asker Arkadaşlarımla beraber Selanik’i ben Son Nefesime kadar Müdafaa edeceğim.’ Sultan Reşad’ın Ricası ile  İstanbul’a nakledildi, 3 Yıl 6 Ay 3 Gün sonra. Beylerbeyi Sarayı’na konuldu. 5 buçuk Yıl burda kaldı.

İngilizler ve Fransızlar’ın Çanakkale Boğazı'nı saldırdılar. Düşman Donanması'nın Marmara Denizi'ne erişebileceğinden korkuldu. Onu burdan da nakletmek isteyenlere Fatih’in Torunu olduğunu, Kostantin’den aşağı kalamayacağını söyledi.

      1911 de İtalyan’lar Trablusgarb’ı İşgal ettiler. 1912 Balkan Bozgunu. Afrika’da 1,200.000, Rumeli’de 250.000 km kare Toprak kaybedildi.

      Enver (1882-1922,Türkistan), Talat Paşa (1872-1921,Berlin) lar, Dr. Bahaddin Şakir, Dr. Nazım 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzaladıktan sonra, Gece yarısı bir daha dönmemek üzere gittiler.  Celal Paşa 1922 de Tiflis’te 50 Yaş'ında öldürüldü. Onlar için 30 Temmuz 1908 de Sultan böyle diyordu

      77 Yaş'ında 10 Şubat 1909’da öldü.

      Cenazesi  Topkapı Sarayı’na nakledildi. Yıkanıp kefenlendikten sonra ertesi Gün görülmemiş bir Merasimle Sultan Mahmud Türbesi'ne götürüldü. Ayasofya Camii’nden Türbe'ye kadar iki sıra Asker dizilmişti. Bütün Caddeler ve Caddeye çıkan Sokaklar, Evler'in Damları, Pencereler, Balkonlar İnsan Denizi ile doldu.

      14 Yıl Mabeyn Katipliği yapan Reşid bey şöyle anlatır:

    ‘Fevkalade Afif idi, yani kimsenin Irzına ve Kesesine göz dikmezdi. Kimsenin Ekmeğiyle oynamazdı. Dindar'dı. İsraf'tan kaçınırdı. Düşmanlarını bile korur, Şefkatle Muamele ederdi... Hizmet'inde bulunduğum 14 Sene Zarfında Adi Cürümler'den dolayı İdam'a Mahkum olanların Sayısı elbette Yüz'den fazlaydı. Padişah bunların arasından yalnızca birisinin, Anasını ve Babasını katletmiş bir Canavar'ın İdam Hükmünü Tasdik etti. Diğerlerini Hapis Cezasına tahvil etti.’

      İ.S.Sırma: ‘O, kendi Tabiriyle bir Derviş'ti. Bir Şazeli Şeyhi'ne İntisab etmiş, bir Sultan Mürid’di. Fakat Pısırık bir Derviş değil.  Oturduğu Yıldız Sarayı’ndan, Afrika içlerine, Hind’lere, Çin’lere kadar Elini uzatıyor, Siyaset'ini onlara götürüp, Batı Emperyalizmi'ne Savaş açıyordu. O’nun Dervişliği İnziva'da değil, Aksiyon'daydı.’

      Reşad Ekrem Koçu:’ Bugün aydın bir hakikattir ki, II.Sultan Abdulhamid, Taht'tan indirildikten sonra 1908-1913 arasında Kaleme sarılanların Tasvir ettikleri Adam değildir. O Devrin Ciddi ve Mizahi Gazeteler'inde Cehil, bütün Gafleti ile sırıtır. Tam İnkar ile Abdulhamid’i Yıldız Sarayı’na kapanmış, Taht ve Can Kaygusundan başka bir Şey düşünmeyen bir Padişah olarak gösterirler. Bu Bedbaht Yazarlar, Abdulhamid’in çok Mazbut ve Afif olan Hususi Hayatına bile Tecavüzden en Küçük bir Vicdan ürpermesi duymamışlardır.’

 


 


[1]             Sultan’ın Himayesi ile Yüksek Mevkiler'e gelmişti.

[2]             Kısakürek, N.F/ Son Devrin Din Mazlumları ,

[3]             Sultan’ın Himayesi ile Yüksek Mevkilere gelmişti.

[4]             Yılmaz Öztuna O’nun 31 Mart ile ilgisi olmadığını savunur.

[5]             Necip Fazıla göre Onun yaktırdığı Kitaplar Mason ve Dönmeler'e aitti. 3 Milyon Altınlık Duyunu Umumiyye Borcunu kendi Öz Kesesinden ödemişti.

[6]             Bir Gün Rasadhane Müdürü Fatin Gökmen Efendi ile konuşurken her ikisinide Tenkid ederek:

              -Bu iki Din Alimi, Yaşlı ve Metin Alim Fetva Emini Nuri Efendi’yi İğfal etmişlerdir. Bu biçimde Hareket etmemeli ve Hal’i kolaylaştırıcı şekli göstermemeli idiler, bundan dolayı Gayri Şeri Hileleriyle Tarih Huzurunda küçülmüş olduklarına üzülüyorum’ dedim. Fatin Hoca:

              -Öyle değil. Onlar böyle yapmakla Sultan’ın Hayatını kurtarmak Maksadını güttüler. Hal’i için Fetva alınmadığı taktirde, İttihatçılar Abdulhamid’i öldüreceklerdi. Nitekim Hal’inden sonra bile Divan-ı Harb’e vererek Fransa Kralı 16.Lui gibi, hükmen İdam ettirmek istemişlerdi. Bu Güç önlendi. Eğer Hal’e İmkan bulamasa idiler  mutlaka Divan-ı Harb'e verir ve İdam ettirirlerdi.

[7]             Bir kaç Sene sonra Arvanut Bağımsızlığı için çalışacaktır.

[8]             Süleyman Nazifden:

              Padişahım gelmemişken ya da biz

              İşte geldik senden İstimdad'a biz

              Öldürürler başlasak Feryad'a biz

              Hasret olduk Eski İstibdat'a biz

              Rıza Tevfik’ten:

              Nerdesin Şevketli Abdulhamid Han

              Feryadım varır mı Barigahına

              Ölüm Uykusu'ndan bir lahza Uyan

              Şu Nankör bak Günahına

 

              Tarihler adını andığı zaman

              Sana hak verecek ey Koca Sultan

              Bizdik utanmadan İftira atan

              Asrın en siyasi Padişah'ına

 

              Divane sen değil, meğer bizmişiz

              Bir Çürük ipliğe Hülya dizmişiz

              Sade Deli değil, Edepsizmişiz

              Tükürdük Atalar Kıblegahına

 

              Milliyet Davası Fıska büründü

              Rida-yı diyanet yerde süründü.

              Türkün ruhu zorla asi göründü

              Hem Peygamber'ine, hem Allah'ına.

 

              Sonra cinsi nuruk, ahlakı fena

              Bir sürü türedi, girdi meydana

              Nerden çıktı bunca veledi zina

              Yuh olsun onların ham ervahına

 

              Tahrike yeltenip tac ve tahtını

              Denedi bu millet kara bahtını

              Sınadı sillenin nermü sahtini

              Rahmet Sultanım suz-ı ahına

 

              Padişah hem zalim, hem Deli dedik

              İhtilale kıyam etmeli dedik

              Şeytan ne dediyse biz beli  dedik

              Çalıştık fitnenin intibahına

 

              Çok kişiye şimdi vatan mezardır

              Herkesin beladan nasibi vardır

              Selametle eren pek bahtiyardır

              Bu şeb-i yeldanın şen sabahına

 

              Sen hafiyelerle dem sürdün ancak

              Bunlar her tarafa kurdu salıncak

              Eli yüzü kara bir sürü alçak

              Kemend attı dehrin mihrü majına

 

              Hoş oldu cilvesi bu hürriyetin

              Tadı yok amma şu meşrutiyetin,

              Deccal'a zil çalan böyle

              Bundan başka çare yok ıslahına

 

              Lakin sen Sultanım gavsı ekbersin

              Ahiret'ten bile himmet eylersin

              Çok çekti şu millet, murada ersin

              Şefaat kıl şahım, meded hahına.