Yıldız
Ramazanoğlu
1958
Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakultesi’ni bitirdi.
Kocası
Burhan Kavuncu ile 1980li
Yıllar'n Ortalarında
Radikal bir dönüşle Ülkücü Hareket'ten ayrıldılar. İstanbul’daki
Eczaneciliğin yayında aktif olarak Müslüman kadın Hareketi
içinde yer aldı.
Çeşitli
Süreli Yayınlar’da Denemeler ve Makaleler yazdı. Türkiye’de
Yurtdışı’nda Kadın Zirveleri’ne katıldı.
Eserleri:
-Bir Dünya’nın Kaınları,
-Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadın’ın Dönüşümü, Editör,
ve yazar olarak,
-Derin Siyah,
Öykü,
Türkiye
Yazarlar Birliği 2002 Hikaye Ödülü aldı,
-İkna Odası, Öykü,
M.Bayram Dede Pöportajı:
*Başörtülü Üniversite Öğrencileri’nin Başlarını açması
yönünde "İkna" edilmesi için kurulan "İkna Odaları"
Gündem’deyken, Gülay Göktürk bir Yazı’sında, “Bu,
Üniversite Tarihi’nde bir Kara Leke’dir. Bugünler geçer,
Laiklik Yorumları değişir, Yönetmelikler İptal edilir; ama bu
‘İkna Odaları'nın Hikayesi Kuşaktan Kuşağa aktarılır gider”
diyordu. İkna Odaları’nın Hikayesini Kuşaktan Kuşağa aktaran
biri olmak nasıl bir Duygu?
*Böyle bir Misyon
yüklenmedim. Anlattığım Küçük bir Parçası Büyük Hikaye’nin.
Başka Şeyler yazmak isterken hep Yol’uma çıktığından anlattım
bu Hikaye’yi. Bir de çok az Sayı’da Genç Kız’a Sahip çıkmakla
Milyonlarca Kız’ı kuşatabilmişler gibi davranabilen, İş’in
Gerçek Boyutlar’ını anlayamadan Giyotin gibi durmadan kınayan,
Kıyan İnsanlar’a karşı kendimizi Terapi’ye alalım diye yazdım.
Yaşananları görmezden gelenlerin, neye üzülüyorlar ki ne olmuş
ki sanki Üsttenciliğine karşı.
•Roman’da İkna
edilemeyen bir Öğrenci olan Nermin'in Hikayesini
anlatıyorsunuz. Yazarken Çevrenizdeki "Nerminler"le
de konuştunuz, "Nerminler"in Ortak Özelliği
neydi?
*Başörtüsü Yasağı
yüzünden Okul’unu bırakmış Kardeşlerimiz’le çok karşılaştım
tabii. Ne yazık ki ve ne Şans ki böyle bir Oda’ya alınmış tek
bir Kız’la tanışmak Kısmet olmadı. Ben de herkes gibi
Basın’dan izledim. O yüzden Herşey tamamen Kurgu. Genel olarak
hep birlikte bile isteye kaybediyorlar, birileri de bunun
üzerine konuşup onları gönüllerince İnşa etmenin Yollarını
arıyor. Modern, Ultra Modern, Post-Yapısalcı, İslamcı,
Gelenekçi, İlerici hayır Gerici. Bu hengamede paha biçilmez
bir Şey kazanıyorlar, Tevhid Silsilesi’ne tutunup Yol
alıyorlar ama bu Sızılar’ın içinden geçerek oluyor. Karanlığın
içinden İplik İplik çıkarılıyor Kahramanlık. İşte bu Sızı’yı
duymak istemeyenler, Sabır ve Tahammül göstermeyenler var.
Sızı’yla sızlanma arasındaki Minik Nüansı! kavramaya Güç
yetiremeyenler. Yani şu Kaba Yaklaşım: Namaz kılarken Acı
çekiyor musunuz, o halde Tesettür yüzünden Sokak’ta
yürüyebilme dışında Bütün Haklar’ınızın Gasp edilmesi de en
Küçük bir Yeis’e Yol açmamalı. Hayat Sürekli Emir Komuta
Zinciri içinde işlermiş de Cahil Kızlar bundan bihabermiş gibi.
“Üzülme, dik dur, hiçbir Şey olmamış gibi yap”
•Pek kabullenilmek
istemese de, Başörtüsü Problemi’yle karşı karşıya kalan,
Toplum’un Belli Kesimleri tarafından dışlanan Öğrenciler bazı
Psikolojik Sorunlar, hatta Travmalar yaşıyorlar. Bu duruma siz
nasıl bakıyorsunuz?
*Sibel
Eraslan bunları Fil Yazıları Kitab’ında anlattı.
Kuşak’tan Kuşağa aktarmak budur belki de. Tamamen Zapt’a
geçirdi. Bu Travma Cumhuriyet Kadınları olarak bütün Müslüman
Kadınları Derin’den sarstı. Toplum’un Kimyasını İslam lehine
yeniden sentezledi. Hayat’ın, Batılı Kadın’ın, onun üzerinden
Modern Paradigmalar’ının sorgulanmasına Yol açtı. Statü Kaybı
Tehditleri altında Özgüven’imizi yeniden oluşturmamıza Büyük
Katkısı oldu. “Herşeye değdi Çocuklar bence/herkesle Alay
ettik”
•İkna Odaları
Uygulamasına "Aydın"ların Kayıtsız kalmasını nasıl okumak
gerek?
*Biz de herkese
Kayıtsız kaldık. Ülke Zenginliği’nin hakça paylaşılmamasından
doğan Ölümcül Yoksulluğu nasıl görmezden gelebildiysek,
Diyarbakır Cezaevleri’nde İşkenceler’e ve Tecavüzler’e uğrayan
Kürt ve Müslüman Kadınlar ve Erkekler de Gündemimiz’e girmedi
hiç. Yani Statüko’yla sessizce İşbirliği yaptık. Bizim!
denilen Aydınlar’ın çoğu zaten Çabuk bıktılar Başörtü
Meselesi’nden. Kadınlar “neden bu Israr, Evlerimiz’de neden
oturmuyoruz ki” gibi yepyeni! bir Tez üretirlerken, Başörtülü
Dindaşları Allame de olsalar Değer vermeyen sadece Açık
Kadınları Muhatap alan kimi Aydın! Erkekler İş’i sadece “biz
size bakarız, Velinimetiniz oluruz” a indirgediler. Zaten
çoğunun içine sinmiyordu Mesai’ye giden Dindar Kadın Konsepti.
Hür Müstakil Birey bir Mümin Kadın Tasavvuru Bünye’de henüz
tam Kabul görmüş değil. Seküler Aydınlar’ın ne yapmadığı ise
benim Fazla ilgi Alanıma girmiyor. Herkes Hak Adına ne yaparsa
kendi Onur’u için yapar. Kimseye Minnet duymam bu noktada. ‚
-İçimden Geçen
Şehirler,
‘Yer Kabuğu İnsan yürüdükçe ve durup düşündükçe Türlü Şekiller
alır, Şehirler oluşur. Sonra da Kişi kendi kurduğu Karmaşa’nın
içine karışıp gider. Şehirler’in de tıpkı İnsanlar gibi Tuhaf
bir Yüzü vardır ama Bütün’ü hiç göremeyiz. Şehir bir
Karaltı’dır.
Ona bizim Muhayyilemiz Şeklini verir. Biz kim o da olur. Gece
bize geniş mi geniş görünen Sırlar’la dolu bir Meydan, her an
her Şey olabilir hissi veren bir Sokak, Gün’ün ağarmasıyla
Şaşkınlık yaratacak kadar sıradan ve Sıkıcı bir Mekan’a
dönüşebilir. Aslında Yeryüzü’nde sıradan Sokak yoktur. Şehir
Hayal’dir. Sürekli kaçıp giden Şey’dir ‘
-Kadın
Oradaydı,
Haksöz 1998 /92.Sayı F.Betül H.Alper
Mülakat'ından:
‘....Mutluluk Göreceli bir kavram. Kadınlar
her kültürde belli bir hiyerarşi içinde mutluluklarını
kuruyorlar. Daha iyisini görünceye ya da duyuncaya kadar..
Sorun genelde ötekileri bilmekle başlıyor. karşılaştırmalar
başlatınca insanlar yaşadıklarını idrak etme fazına geçerler,
bu bir bilinç yükselmesi durumu. 1957’de Irak’da Kürt
kadınlarla uzun zaman birlikte yaşayan Danimarkalı Antropolog
Janny Hansen onların asla Batılı kadınlardan
daha kötü durumda olduklarının söylenemeyeceğini yazmış
Kitabında. Tabii ki bu çok istisnai bir kanaat. Buna benzer
çalışmalar için, İslam ülkelerini dolaşan Avrupalı ve
Amerikalı Araştırmacıların ise genelde ortak kanaatleri
Müslüman kadınların taleplerinin hukuki değil duygusal ve
ahlaki olması. Bu mevcut düzenlemeleri bile kullanmalarını
engelliyor ve Batılı kadınlara göre daha alt statüler toplum
içinde. Müslümanların buna karşı ürettiği argüman şöyle: Bizde
boşanma oranları çok düşük; erkekler ihabet etmez, kadınlar
yedirilir, içirilir, giydirilir. Dini olarak da en çok
yedirilip içirmeye vurgu yapılması, en asgari olan
ihtiyaçların herşey gibi takdim edilmesi öteden beri adet
olmuş. O zama yedirilmeye ihtiyacı olmayan Batılı kadınlara ne
vadediyor sizin dininiz demezler mi? Boşanma oranlarının
Batıdaki toplumlara göre düşük olması, biraz çaresizlik biraz
da karşılıklı özveri ruhunun hala muhafaza edilmesinden
kaynaklanıyor, yoksa aile içişkilerin bizde çok daha mükemmel
olmasından değil. Müslüman ülkelerde hala erkek çocuğa daha
çok ihtimam gösterirken, Batılı ülkelerde kız ve erkek
çocuklar eğitim, beslenme, sağlık, spor gibi birçok hayati
etkeinliklerden eşit olarak yararlanıyorlar. Evliliklerde
ast-üst ilişkisinden çok istişareyle paylaşma var. Tabii
bunlar kadınların sorunu olmanın ötesinde insani bir proplem
olarak da gündemde Türkiye’de. Mevcut rejimin ürettiği, toplum
dokusuna her katmanda eşitliği hakim kılan bir yapılanma var.
Güçlüden acize doğru kademe kademe çoğalarak herkese yansıyan
adaletsizliğin kadınları ve çocukları daha çok vurması
kaçınılmaz.’
‘..(İslam dünyasında yüzyıllardır süregelen,
kadını 2.sınıf gören yapılanma hakkında..) Tepkiler muhtelif.
Toplum bu noktada gerçekten bir kırılma noktasında. Bağırdığınız
zaman sadece bağırdığınız kalır hatırda. Ne dediğinizi kimse
anlamaz. Bazı şeyleri sabır, özveri fakat ne istediğini bilen
kararlılığı elden bırakmadan dönüştürebiliriz. Bu yolla birçok
şey aşıldı, hayatın yeni bir paylaşımla nasıl götürülebileceğine
dair tecrübeler oluşmaya başladı. Gündelik hayatı aşmak,
çalışmak, üretmek, katılmak isteyen yeni kadınlara çabuk
alıştı İslami kesim; yeni bir hayat şekilleniyor bana göre.
Fakat gelinen noktada sadece artık devrini tamamlamakta olan
İslami bağnazlıkları konuşup durur; laik bağnazların
engellemelerini görmezden gelirsek çok kapalı devre kalırız.
Milyonlarca insan elele zincir oluşturdu kadınların örtülü eğitim
hakkı için. Bizi buraya getiren süreci iyi analiz etmemiz
lazım. Bu tabii ki beni aşar; kapsamlı bir araştırma yapmış
değilim. Fakat ilk kez
II.Abdulhamid döneminde kız ve
erkek çocukların temel eğitime tabii tutulduğunu
söyleyebiliriz. Müfredatlarında gereken her ders var ve eğitim
şimdikinden nitelik olarak daha kaliteli. I.Dünya Davaşı
sonrasında tüm kız ve erkek çocuklar okuldadır. Kız çocuklara
yönelik giysi baskıları nedeniyle aileler Cumhuriyet döneminde
okullara kuşkuyla yaklaşmışlardı. Ta ki İHO açılana kadar.
Ancak o zaman muhafazakar ailelerde yeni bir hareketlenmeye
şahit oluyoruz, yeniden cesaretleniyorlar. Üniversitelere
gelen başörtülü kızların çekirdeğini oluşturdu bu okullar. Bir
yandan da şehirlere göçen yerel giysili köylülerin statü
kazanmak için açılıp saçılmaya alternatif olarak pardesü ve
başörtüsü giymesi, bu yolla kentleşmesi olgusu var.’
‘...(Müslüman kadınları aşağı statüde tutmak
isteyen mevcut rejimlerin yanında İlsami toplumsal dokunun
işleyişindeki yanlışlıkların payı..) Elbette var ama belki de
bizim geldiğimiz süreçte bunları çok konuşmuş olmanın getirdiği
bir bıkkınlık var. En azından benim için. Meselenin bu
yüzünü en azından benim kuşağım çok konuştu ve taasubun rengi
epeyce açıldı. Karşımızda daha karmaşık olan öteki yüz var.
Müslüman halk hızla kendi özgün çağdaşlaşmasını üretiyor.
Aslında çoğu zaman sağlıksız ve kararsız görünümler arzetse de
ortada bir denemeler manzumesi var. ‘islami’
adı altında bir çaba var. Belki birçok alanda kendimize özgü
olanı üretmek yerine Modernin İslami vesriyonlarını
oluşturmadan öteye geçemiyoruz ama içimiz rahat değil,
bocalama var ve arayış sürüyor. Bir de dinin defterini tamamen
dürmek isteyen bir ideoloji var. Onların çağdaşlaşma diye bir
sorunları olduğuna inanmıyorum, sanki bir şey kaçırıyorlar bu
cazgırlık içinde. Bu kaçırılan şey halkın kendi kendisini
yönetmesi, yani Cumhuriyet’tir. İktidarı halka vermek isteyen,
ülkeyi oligarşiyle yönetmeye kararlı olan İttihat 75 yıldır
ülkeyi, kaynaklarını, insanlarını tüketiyor ve gaspettiği
iktidarı halka vermiyor.’
‘..(islam ülkelerinde Müslüman kadınlar
geçen yüzyıla göre daha iyi bir noktaya geldi mi..) Bu
konularda birçok araşyırma yapılıyor. Tabii hep batılı
kadınların çalışmaları bunlar. Artık uzmanlık alanları
oluşuyor. Türkiye, Mısır, Filistin, Türki devletler, her
birindeki kadın hareketlerini inceleyip incelikli bilgilere
ulaşan bu yorumları kendi akademik çevrelerine taşıyan sayısız
kadın var, biz de ne durumda olduğumuzu onların
çalışmalarından öğreniyoruz. Bir de Üniversite bitirmekten
başka bir şey aklımıza gelmiyor, kendini yetiştirmek için
çabalama cehdi çok zayıf. Üniversite kapılarını zorlarjen
başka alternatifler de üretilmelidir; araştırma grupları
kurulabilir, sivil ve diplomasız kurumlar oluşturulabilir.
Genelde müslüman kadınlarda merak ve öğrenme isteği çok zayıf.
Rahatına düşkünlük had safhada. Bu, hemen tüm İslam dünyasının
problemi.’
‘..Ne kadar okumuşolursak olalım, içinde
yaşadığımız toplum ya da birçok kızın içinde büyütüldüğü
atmosfer okumayı bile iyi bir evliliğin önkoşulu olarak
beyinlere kodluyor. Sadece gelin olmayı hedefleyen küçük kız
çocuk içimizi hiç bırakmıyor.Üniversite sıralarında dirsek
çürütmeyle de öoğu kez geçmiyor bu şartlanma. Evlenince tüm
faydalı çalışmalarını bir yana bırakıp evinin kadının olmak
(ne demekse), kendisine değmeyen hiçbir zulümle sorunu olmamak
bir ödev, hatta bir övünç kaynağı. Elbette bir kadın hayatının
bir dönemindebebeğine, ir dönem eve yoğunlaşabilir, fakat her
dönemde dış dünyayla ilişkilerini koşullara göre azaltarak da
olsa sürdürmelidir, öğrenmekle ve öğretmekle temasını hiçbir
dönemde kesmemelidir en azından. İnsanlar bu araştırmaları
boşuna yapmıyor, çünkü büyük bir hareketlilik var kadınlarda.
İran’dan sonra gözü korktu modern dünyanın. Teksas
Uni.Antroploji Prof. Barbara Warnock Fernea tüm
Ortadoğu ve Türki Devletlerdeki kadınlarla konuştuktan sonra
bu yıl Amerika’da yayınladığı kitabında müslüman kadınların
gözünün artık tamamen açıldığını söylüyor. İran ve Mısır’da
kızlar neredeyse üniversitelerin yarısını doluruyor. Middle
East ve Aramco dergilerinin son sayıları yeni kıuşak kız
çocuklarının talepleri üzerine dosyalar yaptılar. Kızlar
annelerini tekrarlamak istemiyorlar; Qur’an okuyor, entrüman
çalıyor, yabancı dil öğreniyorlar, erken evlenmek istemiyor,
çocuk büyütürken çalışmak da istiyorlar, daha iyi sağlık
tesisleri, okullar ve spor yapabilecekleri yerler istiyorlar,
dünayada olup bitenleri merak ediyor, kendilerine göre
yorumlar yapıyorlar. Tutuldukları özel alanlardan taşıyor
kadınlar. Bir de eskiden bazı olumsuzlukların aşılması için
yüzyıllar gerekiyordu; öyle statikti ki yapı, bir taş oynatmak
kolay değildi yerinden. Şimdi sorunlar daha çabuk çzülüyor,
sürekli yalnız olmadığımızı hissettiten sorunlarımızı ve
tecrübelerinizi başkalarıyla kolayca paylaşmanızı sağlayan bir
iletişim ağı var. Bunu bastırmak yerine bu açılımı İslam
Medeniyetinin yeniden ihyası için değerlendirebileceğiniz alt
yapıları oluşturmak, bu nimetin kaderini bilmek lazım.’
‘..Teslime Nesrin, Nevval Sadevi vs..)
Beş vakit namaz kılan nice ailelerin oğulları ve kızları şedid
bir islam düşmanı olabiliyor yetiştiğinde. Türkiye’de de
birçok örnek sayabiliriz. Bu herşeyden önce nasip meselesi..
Bunun nedenini çözmek, Allah’ın ilminden bir bilgiyi
gerektirir. Fakat zahiri koşullarla akıl yürütecek olursak,
genelde bu kadınlar son derece zeki, içinde bulunduğu
koşulları analiz edebilen yeni sorular sorabilen insanlar. Hep
yanlış İslami pratiklere takıldıklarından böyle uç noktalara
gelmiş olabilirler. Bu türden pratiklere sert eleştiriler
yönelten fakat Qur’an ve müslümanalrı birbirinden hassasiuetle
ayırarak ilerleyen önekler de var. Fatma Aliye mesela.
Zeynep Gazali, Amine Vedud Muhsin. Bunları da
görmek lazım. Din’i müntesiplerinin hatalarından ayormak,
zihinsel bir olgunluk gerektirir. Fakat yine de bir öok Batılı
araştırmacı bu görüşlerimize şöyle cevap verebiliyor:’ Peki
İslam bu kadar güzel de partikler neden kötü?’ Bu soruyu da
geçiştirmemeliyiz. Üzerinde en çok düşünülmesi gereken
soruların başında geliyor bu.’
2003, İstanbul, Söylem Yayınları,
Mart
2004,İstanbul, Elest Yayınları,