|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
[1] ‘YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz:
Üniversitelerde tek bir yasak yok. Yasak var diyebiliyorsa erkekçe, mertçe
çıksın söylesin. Ama yasaktan anladıkları ‘türban’ ise onu değiştirmeye
bunların, Cumhurbaşkanı’nın da gücü yetmez. O haddini bilsin. Anayasa Mahkemesi
kararları uygulanıyor bu ülkede. Kimse kafasına göre iş yapamaz. O çalışmaları
yaptığı ülkeye, Malezya’ya gidip bunları söylesin.
[2] 19
Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit
Bernay: İdareciler yasaların üstünde değillerdir. Anayasa Mahkemesi’nin
kararları gayet açıktır.
Malatya
İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih
Hilmioğlu: Cumhurbaşkanı Gül, kendisine
benzeyen birisini göreve atadı. Hangi mevki ve makamda olursa olsun bireysel
düşüncelerle ülke idare edilemez.
Prof. Dr. Hikmet
Sami Türk (Adalet eski Bakanı): Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), üniversitelerdeki türban yasağına ilişkin
kararları herkes tarafından biliniyor. Yargı kararlarının dışına çıkılarak
üniversitelerde türbana izin verilmesine kalkışılırsa, sorumlular hakkında
savcıların harekete geçmesi gerekir.
Prof. Dr. Ülkü
Azrak (Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi): AKP’nin
paralelinde bir kişi olan yeni YÖK Başkanı, hukuk bilmiyor. Hukuktan anlayan
bir bilim adamı, türban konusunda yargı kararları varken yasağı kaldıramaz.
Böyle bir davranış hem suç oluşturur hem de anayasaya meydan okuma anlamına
gelir.
[3] İbrahim Karagül: Tanıdığım Yusuf Ziya Hoca!..
Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'ün, Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in
yerine Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı olarak atadığı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ideolojik
bağnazlıktan körelmiş olmayan herkes üzerinde pozitif etki uyandıracak bir
isim.
İyi
bir akademisyen, iyi bir hoca, kendisiyle bir şekilde tanışmış olan herkes için
iyi bir dost, iyi bir vatansever, iyi bir insan… Hem bilimsel hem de insani
açıdan donanımlı biri… Chicago
Devlet Üniversitesi'nde master ve doktora yapan, burslu okuyan, Ortadoğu Teknik
Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanlığı yapan, yurtdışında öğretim üyeliği
görevinde bulunan Prof. Özcan,
kendisini tanıyan herkes üzerinde son derece iyi izlenimler bırakmasıyla
bilinir. TÜBİTAK Başkan Yardımcılığı ve ODTÜ'de Sosyoloji dersleri veren Prof. Özcan, merkezi Chicago'da bulunan SPSS (Statistical Package for the Social
Sciences) programını Türkiye'ye ilk getiren ve uygulayan kişidir. SPSS, kuruluşların
karar süreçlerini destekleyen kurumsal analitik uygulamalar, veri madenciliği,
metin madenciliği ve geniş kapsamlı istatistiksel analiz için kullanılan
program, özellikle sosyal bilimlerde, pazar araştırmalarında, sağlık
araştırmalarında başta anket şirketleri, hükümetler ve eğitim kurumları olmak
üzere pek çok kurum tarafından kullanılır. Prof. Özcan, istatistik analizi, bilgi analizi üzerinde uzmandır.
Türkiye'nin en iyi data analizcisidir. Bu alanda Türkiye içinde ve Türkiye
dışında ciddi projelere imza atmıştır. Örneklerine şimdi girmeyeceğim ama bazı
çalışmaları Türkiye'de bir ilktir. Son yıllarda benzer çalışmalarıyla hep
gündeme gelmiştir. Bilimsel kariyerinin ötesinde insani yönü, karşısındakileri
her zaman etkilemiştir. Onu tanıma fırsatı bulan biri olarak ifade ettiğim bu
tespitler, eminim ki, onu tanımış olan herkes için ortak kanaatlerdir.
Öğrencileri arasında hiçbir ideolojik, siyasal ayrım yapmayan, hepsine eşit ve
dostça davranan, onlara hem hoca hem arkadaş olabilen, dobra bir adamdır! Fakir-fukara
babasıdır. Öğrencilerine sadece bilgi değil, elinden geldiğince maddi destek de
verir. Burs verir, ihtiyaçlarına yardımcı olur. Türkiye içinde ve dışında
çalıştığı projelerden gelen maddi bedelin önemli bölümünü öğrencilerine
dağıtır. Burs olarak verir. Onlarla birlikte çalışır. Alçakgönüllüdür. Akademik
kariyerini insan ilişkilerine yansıtmaz. Bu yüzden de, hangi siyasal düşünceye
sahip olursa olsun, bütün öğrencileri tarafından sevilir. Müthiş bir enerjiye sahiptir. Dosttur,
arkadaştır, hocadır, babadır… Maalesef
şimdiye kadar yeterince takdir edilmemiş, akademik zorluklarla boğuşturulmuş,
önüne yığınla engeller konulmuş biridir. İyi pipo içer. Odasında olup olmadığı pipo
kokusundan anlaşılır! Atanması, YÖK için bir devrimdir. Birikimi ve vizyonuyla
Yüksek Öğretim'in önünü açacak bir isimdir. Bu arada kalp krizi geçiren babası için
şifalar diliyoruz! Kendisine ve
Türkiye'ye hayırlı olsun… (Yeni Şafak/11
Aralık 2007)
İbrahim
Karagül: Yeni YÖK: Başörtüsü yasağının sonu geldi
“YÖK ile özgürlük” arasında o kadar uzun mesafe var
ki, ne kadar zorlarsanız zorlayın, ikisini aynı cümlede kullanmanız neredeyse
imkansız. Buna karşı, YÖK ve iktidar çatışması, YÖK ve rejim kavgası, YÖK ve
ideolojik saflaşma, YÖK ve yasaklar, YÖK ve daha bir çok olumsuzluk her zaman
birbirini besledi, birbirini tamamladı.Toplumun her kesimindeki ortak kanaat
bu. Kurum, Türkiye'de “devlet iktidarı” üzerinden toplumun bir kesimine yönelik
keskin hesaplaşma arzusunun adreslerinden biri oldu. Dahası, toplumun hemen
bütün kesimlerini potansiyel tehdit olarak algılama paranoyasını besleyen aracı
kurumlardan biri haline getirildi. Kurumun
siyasi/ideolojik yapısının ötesinde, asli görevleri konusundaki zaafları,
başarısızlıkları ayrı bir tartışma konusu. “Üniversite ve bilim” eksenli
sorgulama için, Türkiye içindeki şikayetlere/tartışmalara ve uluslararası
istatistiklere bakmak yeterli. Türkiye
Cumhuriyeti'nin en önemli kurumlarından birinin böylesine bir “cephe” haline
getirilmesi, özgür düşünce ve eğitim/bilim dışında bütün alanlarda negatif bir
görüntü vermesi, Türkiye'nin önünü açması gerekirken bir çeşit siyasal kadro
harekatı için istismar edilmesi gerçekten talihsiz bir durum. Yıllardır
televizyon ekranlarında YÖK adına konuşanların hırçınlığını, öfkesini izledik.
Kurumu bir “kale” gibi görüp, nasıl meydan muharebesine giriştiklerini, bunu
yaparken de demokrasi ve özgürlük kavramlarını nasıl unuttuklarını, hesaplaşma
mantığı içinde hareket ettiklerini, “tehdit” olarak algıladıklarına karşı
tahammülsüzlüklerini seyrettik. Devlet, rejim, iktidar kavramlarının arkasına
sığınarak askeri müdahale çağrıları yapılabilmesi, laiklik mücadelesi adı
altında sokakların bölünmesine zemin hazırlanması, toplumsal ayrışmanın daha da
tahrik edilmesi ne yazık ki bir çok çevrenin dar çıkarlarını besler hale geldi.
Bu yönüyle rejim ve laiklik, siyasi ve ekonomik iktidarı elde tutmanın tek yolu
olarak görüldü. Buna da “devlet iktidarının korunması” denildi. Korkular
beslendi, başörtüsü gibi sloganlar üzerinden bir çatışma dili üretildi. Yıllardır
bu kavganın Türkiye'nin enerjisini nasıl tükettiğini hep birlikte izliyoruz.
Mesele sadece başörtüsü yasağı değil! YÖK, bugüne kadarki çizgisiyle
yasakların, tahammülsüzlüklerin, özgür düşünce yerine güvenlik kaygılarının
zemin bulduğu bir kurum haline getirildi. Kurum, dar elitist bir çevrenin,
ideolojik farklılık üzerinden ekonomik ve siyasi iktidarını güvenceye aldığı
bir yapı olarak algılandı. O zaman, Türkiye'deki normalleşme, özgürleşme
sürecinin en önemli adımlarından biri bu kurumun ıslah edilmesiyle, asli
görevine yönlendirilmesiyle mümkün olacaktır. Mesele “cephe” veya “fetih”
söyleminin ötesine geçip, son yıllarda bir çok alanda yapılabildiği gibi, YÖK
ve eğitim alanında da “normalleşme”yi sağlamak olmalı. Kurumun ıslahı ancak bu
yolla gerçekleşebilir ve bu Türkiye için çok acil bir ihtiyaçtır. Yeni YÖK
Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın
ilk açıklamasındaki cümleler aslında yapılması gerekenin ne olduğunu ortaya
koyuyor: “İki vizyonum var. Bunlardan bir tanesi bütün yasakların
üniversitelerden kalkması. İkincisi de üniversitelerin asli görevi olan
bilimselliğe daha fazla önem vermeleri.” YÖK gibi bir kurum için özgürlük ve
bilim dışında başka ne hedefler olabilir! Yapılacak olanlar belli. Ama sorun
başka. Sorun, yapılmaması gerekenlerden nasıl uzak kalınacağıdır? Cephe
alışkanlığından, ideolojik kadrolaşmaktan, rejim/laiklik kavgası altında
yürütülen iktidar mücadelesinden…. Başörtüsü ve bütün yasakların sona ermesi,
özgür düşünce ortamının hakim olması, kurumun asli görevine yoğunlaşması bir çok
sorunu kendiliğinden çözecektir. Bir zihniyet devrimi gerekiyor. YÖK'ün iktidar
kavgasının aracısı olmaktan çıkarılması gerekiyor. O zaman, yasakların siyasi
ve hukuki kılıflarının ne kadar gerçekdışı olduğu ortaya çıkacaktır. O zaman
başörtüsü gibi bir “cepheleşme aracı”nın ne kadar kolay çözümü olduğu ve
yıllardır paranoya haline getirilen “tehdit” balonunun ne kadar boş olduğu
görülecektir. O zaman meselenin başörtüsü olmadığı görülecektir. Asıl kavganın
birilerinin iktidar/çıkar kavgası olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya
çıkacaktır… (Yeni Şafak/11 Aralık 2007)
Abdullah
Muradoğlu:YÖK Başkanı olmanın beş şartı..
Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül tarafından YÖK Başkanlığı'na atanan Prof. Prof. Yusuf Ziya Özcan'ın işi zor. Çiçeği burnunda YÖK Başkanı Prof. Özcan daha işin başında bakın hangi
eleştirilere maruz kaldı..
BİR: Rektörlük yapmayan biri YÖK'ü yönetemez.
İKİ: İmza attığı bilimsel araştırmalar arasında
dini-sosyal yapılar, olgular da varmış.
ÜÇ: İçişleri Bakanı'yla bir zamanlar aynı
üniversitedeymiş..
DÖRT: Kamuoyu araştırma şirketi Pollmark'ın kurucularındanmış. Bu şirketin kurucularından birinin
eşi AK Parti milletvekiliymiş.
BEŞ: Eşinin başı açıkmış, ama kendisi başörtüsü
yasağını doğru bulmuyormuş.
ALTI: Nilüfer
Göle gibi liberal bir sosyologmuş.
YEDİ: Laik kişiliği varmış, lakin Kemal Gürüz tipi laik değilmiş.
SEKİZİNCİ'yi de ben ekleyim: Pipo içermiş.
Şu eleştirilerin iler tutar bir tarafı mı var Allah
aşkına? Bu akıllara ziya gerekçelerden, sonraki dönemde YÖK Başkanlığına heves
edenlere birkaç not çıkıyor.
-CHP'liler hariç hiçbir bakan ve milletvekiliyle aynı
üniversitede bulunmayın. Mümkünse aynı şehirde bile yaşamayın.
-Dini-sosyal olguları asla ve kat'a bilimsel
araştırma konusu yapmayın..
-Her fırsatta başörtüsünün siyasal simge olduğunu ve
asla serbest bırakılmaması gerektiğini haykırın. Gerekirse bilimsel
çalışmalarınızı bir kenara bırakın.
- İş arkadaşlarınızdan sabıka kaydı yerine Kemal Gürüz referansı isteyin.
-Türk üniversitelerini dünyada ilk yüze sokmak gibi
abuk sabuk vizyoner fikirlerle meşgul olmayın. Bütün bu şartları yerine
getirdikten sonra rektörlük yapmasanız da olur. Çünkü sınıfı geçtiniz.