BİR ADÂLET SAVAŞÇI’SI, BİR MUTTAQÎ

GIFAR'LI  EBÛ  ZERR

 

 

 

     Birinci Bölüm

    Çöl’ün Hanifleri’nden Biri

    İşkenceler ve Habeş Göçleri

    Yesrib

    Ehl-i Suffe

    Savaşlar, Sorumluluk,Waazlar

    Evlilik

    Mekke'nin Feth’i

    Elçi ile Son Günler

 

    İkinci Bölüm

 

    Dost’u Öldükten Sonra

    Halefler Dönem’i

    Şeyhayn Sonra’sı

    Tekrar Şam Günler’i

    Başkent’e Sewk

    Rebeze Sürgün’ü

    Sürgün’ünYankılar’ı

    Yalnız Muttaqî, Hayat’tan çekiliyor

    Çağdaşı Olan Zenginler

 

    Üçüncü Bölüm

 

    Ebu Zerr Mekteb’i

      Bugünlerin Ebu Zerr'i

    Çağımız'ın Muttaqîsi, Ebu Zerr'i Kim?

    Bu Ümmet’in Mesih'i

    Ek:Fecr-i Kâzib’in Kaplanlar’ı

    Ek:Mesihî Projeler:


B İ R İ N C İ   B Ö L Ü M

 

Çöl’ün Hanifleri’nden Biri

İşkenceler ve Habeş Göçler’i

Yesrib

Ehl-i Suffe

Savaşlar, Sorumluluk,Waazlar

Evlilik

Mekke'nin Feth’i

Elçi İle Son Günler

 

Çölün Hanifleri’nden Biri

 

I

    "Ebû Zerr Adı’nda biri [1] Ümmü Cündüb’ün Oğlu , Qabilesi’nin diğer Cengaverler’i gibi Şehirler arası Yollar’da Eşkiyalık yapıyordu, Adı’nı duyan’ı tit tir titretiyordu.’ diye başlıyor Qassas anlatmaya..

 Bir Gün bir Soygun Esnası’nda Mâsum Qurbanları’ndan Kadın ve Çocuklar’ın Çığlıklar’ı ve Lanetler’i Wicdanı’nı sızlattı. Bu, kendisinde bir Pişmanlık doğurdu ve tuhaf’tır ki Rasûl-i Ekrem’in  işte tam bu Faaliyet içinde olduğu sıraya denk düşecek şekilde, daha Üstün bir Ahlaq Hareketi’nin Mewcudiyeti’ni haber alıp bunu öğrenmek üzere Mekke'ye geldi. Bedir-Mekke arasındaki uzun Mesafe’yi katedip Hz.Rasûl'le görüştü ve Müslüman oldu. Onun Arzu ve İrâde’si üzerinede kendi yaşadığı Bölge’de İslâm’ı yaymak üzere Memleketi’ne döndü."[2]

 

    Gıfar…Çapulculuğu ile Meşhur bir Qabile. Tanrılar’ı Fels..

    Gıfar Qabile’si, Tanrı Menat'tan geldiğine inandıkları Kıtlık’la yanıyordu. Qabileler, Develeri’ni Mekke-Medine arasındaki Kızıl Deniz Sahili’ndeki Menat'a doğru Hareket ettirdiler. Kardeş’i Üneys'in Israrı’na rağmen onlardan tiksinen Ebû Zerr Kerwan’a katılmak istemedi. Bir Kenar’da tapınmalarını izledi . Sonra Gıfar'a döndüler .

    Başı’nı uzun süren Secde’den kan ter içinde kaldırdı. Eller’i Göz Yaşları’yla sırılsıklam olmuştu. Gözleri’nde Melekutî Işıklar yanıyordu. Ne yaptığını soran Kardeşi’ne "Namaz kıldığını" söylüyordu.

    "Ataları’nı küçük görme" değil miydi bu? Şöyle dedi Ebû Zerr:

    "Ey Kardeşim Uneys. Bu benim Günahım değil ki? Atalarımız’ın Bilgisizliği’dir o!’’

    ‘Uneys, bizim Dinimiz Bâtıl’dır. Örümcek Ağı gibi Dayanıksız’dır. Mesela Seyahat’a çıkan biri, yol’da  dört tane Taş görse ve bunlardan  güzel olan birini alıp kendisine Tanrı yapsa, diğerlerini Ateş yaktığında Ocak Taş’ı olarak kullanır! Neden? Çünkü birinden hoşlanmış, diğerlerini Göz’ü tut­mamıştır! Esas Tuhaf olan budur. Qa’be'ye dikilen Asaf ve Naile, iki Zinakâr’dan başka bir şey değildir. Sen iki Zinakâr’a tapmayı mı Tercih ediyorsun? Asaf, Yemen'de Naile'ye Aşık olmuştu. İkisi Ziyâret Maqsadı’yla, Allâh'ın Evi’ne giriyor, orada Zina yapıyorlardı. Sabah Ma’bet'e gelenler onları Çirkin halde yakalayıp kilitlerler. Bunlar  asla Tanrı olamaz."

 

    Aile’si ile birlikte, Dayısı’nın yanına gitmek için Gıfar'dan ayrıldı. Ansızın Mekke'nin Dış Du­varlar’ı göründü. Üneys (Enescik) ve Anne’si, Dayıları’nın yanına ulaşınca; Rahatlık ve Huzur’a Gark oldular. Ebû Zerr, Dayısı’nın Evi’nde sessizce bir Köşe’ye oturdu. Onlara hissettiği Doğrular’ı anlat­maya çalıştı.

 

    II

    Bir Gün Gıfar'da Evleri’nin önünde otururlarken "Mekke'de Gökler’den Haber aldığını söyle­yen bir Adam’dan" bahseden  bir Haberci geldi. ‘Sözler’i dinlenmiyormuş. Putlar’ı reddediyormuş.’ Daldı Ebû Zerr. Kardeşi Üneys’i Devesi’ne bindirip Haber almaya yolladı.

    -Deve’ye bin, şu Wâdi’ye git. Kendini Peygamber zanneden ve Gök’ten Haber geldiğini söyleyen şu Adam’ın haqqında bana Bilgi topla, Söylenceler’i dinle.

     Üneys gitti ve Tewhid’i anlatan birini buldu Mekke'de. Diriliş’i anlatıyordu. "Kâhin" diyorlardı O'na. Gördüklerini dönüp anlattı Ağabeyi'ne.

    -Onu gördüm. İnsanlar’a Güzel Ahlaq’ı emrediyordu. Kelâm’ı bir Şiir değildi.

    Anlatılanlar Merakı’nı gidermedi. Azıkları’nı hazırladı, içerisinde Su olan Dağarcığı’nı yüklendi.[3]

 

    III

    Dayanamadı Ebû Zerr, kendi  gitti Mekke'ye. Ne kadar aradıysa da Peygamber'i bula­madı. Bir süre Mescid-i Haram'da kaldı. Bir Kuytu’da uyudu. Herkes uyuduğunda Qa’be'yi Tawaf’a gelen Ali'yi gördü.

    Ali, Mescid’in bir Köşesi’nde, Siyah Sarık’lı, üstü başı Toz Toprak içinde, Elbiseler’i Yırtık, Zayıf ve Uzun Boylu birinin oturduğunu görünce, O'na yaklaştı :

    - Buranın Yabancı’sı olduğunu sanıyorum.

    - Evet .

    - Benimle gel.[1]

     Bir Ev’de gecelediler. Konuşmadılar. Sabah yine O'nu (Peygamber’i) aramaya başladı.  Gece tekrar Ali buldu O'nu. Ancak 3.Gece Derdi’ni açabildi Yabancı:

    -Burada kendine Peygamber diyen bir Adam’ı duydum. Kardeşim’i "O'nunla konuşsun ve bana Haber getirsin" diye göndermiştim. Şimdi de Ziyâret’e geldim ama kimse’ye soramıyorum.

     On Yaşı’ndaki Ali daha yakından O'nunla tanıştı, sevindi.

    "-Kurtuluş’a erdin! O'ndan ne  gelirse Haq olduğuna ve O'nun Peygamber olduğuna Yemin ediyorum. Şimdi ben O'nun yanına gideceğim, sen de benim peşimden gel, nereye girersem sen de gir, eğer Yol’da Tehlikeli birine rastlarsam, ben Duvar’a yaslanıp Ayakkabımı düzeltirim, sen de yanımdan bir şey olmamış gibi geçersin.." dedi

    Geceyarısı Yol’a çıktı. Ali, Safa Yakınları’nda bir Ev’in önünde durdu ve Kapı’nın Tokmağı’nı önceden kararlaştırıldığı gibi çaldı. Biri Kapı’yı açtı ve içeri girdiler. Muhammed'i[4]gördü. Hafifce "Gıfar' danım" dedi.

    İslâm oldu Ebu Zer.[5]

 

    IV

      İslam’ı Qabul eden 5 Kişi belki de..

    Ta o zamanlar ‘Altın biriktirenler’e karşı çıkıyor, Yoksullar’ın Payı’nı savunuyordu.

    Yarı Wahşi birAdam’dan, Cündüb ibnu Cünâne'den [6] Ebû Zerr'i yarattı Qur'ân.

    Çürümüş Çadırlar’ın, Viran Kulübeler’in Adam’ı, Çöl’den İsimsiz biri. Selman gibi İranlı Avare, Bilal gibi Ucuz’a giden Köleler’in Dini’ne İntisab etti. ‘Yaşadığı Din’in Adı’nı keşfetti.

    İslam oldu Ebû Zerr. Peygamber'i görmeden 3 Yıl önce varmıştı O Sahih İnanc’a. Şöyle anlatır:

       "Allâh'ın Rasûlu'nü görmeden 3 Yıl önce Namaz kıldım. Sordular:"Kimin için?" "Allâh için" dedim. "Yüzünü hangi Taraf’a çeviriyordun?" dediler. Dedim ki: "Hangi yan’a dönsem Allâh'ı görüyordum." [7]

    Çöl’ün Oğlu’ydu O. Issız Çöl’de yaşayan Qabilesi’nin arasında kopan Şiddetli bir Rüzgar’ın Mâcera’sı..

     İran Şehinşahı’nın Hizmeti’nde binlerce köle vardı.. Heraklius'un Sarayı’nda da. Kul’a Kulluğu kaldırıp Yalnız Allâh’a Ubudiyet’e Dawet eden bir Din’in Mensubu’ydu artık O.[8]

 

    V

    Bu Sırr’ı saklayıp gidecekti Gıfar'a. Arkadaşlar’ı Açığa çıktıklarında yablarına gelecekti Ebû Zerr. Öyle isteniyordu ama O,  tok bir Ses’le "O'nun Elçiliği’ni her yer’de haykıracağını" söylüyordu. O'nun Câzibesi’ne kapılmıştı bir kez. Qureyşliler’in arasına girdi ve bağırdı: "Qureyş Tayfaları! Allâh'ın Tekliğine, Muhammed'in Elçiliği’ne İmân ediyorum ben"

    Kalabalık tekme tokat girdiler O'na. Abbas gelerek kurtardı. [9] "Gıfarlı bu Adam, Şam Yolunuz’un üzerinde, Çıkarınız’ı düşünün" diyordu.

    Kanlı bir Heykel gibi Beli’ni Güçlük’le doğrulttu. Zemzem’de yıkandı. Suyu’ndan içti kana ka­na. Peygamber'in yanına döndü. Yanındaki Ebû Bekr'e "Üç gündür burada olduğunu" söylüyordu. Açtı. Ebubekr Evi’ne götürerek doyurdu O'nu. Ertesi Gün yine bağırdı aynı şekil’de.

    Yine kıyasıya dövüldü, yer’e yığıldı. Yine Abbas kurtardı. [10]

 

    VI

    Peygamber "Göç’e kadar Gıfar içinde Dini’ni yaymasını" istedi O'ndan. Teslim olduğunu haykırarak girdi Gıfar'ın içine. İçi ışıdı Kardeşi Enis’in.

    -Teslim oldum, Tasdiq ettim ben de, dedi. O'na katıldı Üneys. Sonra Anneleri’ni aldılar yan­larına. Remle binti Wukeya'yı.

    Sonra kalkıp Hayvanları’na binerek Gıfar'a geldiler. Ebû Zerr, Qabile Reis’i Haffaf ibnu İyma'ya gitti. Anlattı, anlattı Ebû Zerr. Reisleri’ni izleyerek Halq’ın yarısı İslâm oldu. Namaz kılan­lardandı artık Haffaf da. Eyma ibnu Rahze el-Gıfârî Müslümanlar’ın İmamlığını yapıyordu. Halq’ın geri kalanı da Hicret’ten sonra İslâm oldu. Hatta Eslem Qabile’si de. Şöyle buyurdu Rasûl:

    -Gıfâr'a Allâh Mağfiret etsin. Eslem’i de Allâh Selâmet’e kavuştursun. [11]

 

 

İşkenceler ve Habeş Göçler’i

 

     Uzun süredir Haber alamıyordu. Kerwanlar’dan Haber alıyordu O'nun haqqında. Habeş'e Göç’ü duydu. Mesihî (Khristiyan) Necâşi'nin Konukseverliği’ne rahatladı Mesihu’l-İslâm. İşkenceler’i duydukca ise üzüldü.

    İşte Sümeyye Hatun. Yemenli Câriyeler’den. Belki Türkistan’lı.. Ebû Huzayfe ibnu'l-Muğire el-Mahzûmî'nin Câriye’si. Efendi’si O'nu Yâsir'le evlendirmişti. Oğullar’ı Ammar'ı da Azad etmişti. Sümeyye 7.Müslüman’dı bir Kayıt’ta.

    -Sabredin ey Yâsir Âile’si. Allâh Cennet’i size wâdetti, diyordu Rasûl.

     Ebû Cehl'in İşkenceler’i altında Can verdi, Koca’sı da. Ebû Zerr, Ammar'la ölene dek Kar­deş gibi anlaştı.

    Sonra Yesrib'de yayılmayı duydu. Mus'ab'ın Etkinlikleri’ni.. Devesi’ne binerek Yesrib'e doğru koyuldu. Beni Zerik Mescidi'ne gitti. Rafi ibnu Mâlik'e kendini tanıratak Mekke'deki Peygam­ber'i sordu. Akabe Sözleşmeleri’ni duydu O'ndan. Peygamber'in yakında Geleceği’ni öğrendi.

 

    Yesrib

 

    Gıfar, Muhammed ve Ebu Bekr'in Yesrib'e Gelişi’ni duyarak sevinmişti. Halq Peygamber'i görebilmek Ümidi’yle Evleri’nden Yollar’a dökülmüş ve Ebû Zerr'in Çevresi’nde Halka oluşturmuştu. Sabırsızlık’la bekliyorlardı. Gözleri’ni Yol’dan ayıramıyordu Ebû Zerr de. "Peygamber geliyor" çığlığı koptu. Koştu O'nun yanına:

     "-Ben Ebû Zerr" dedi Peygamber'e.

    Şarkılar söylüyorlardı Kadınlar.

    Gıfarlı Reis Haffaf, Peygamber'den kendi Qabilesi’nin Huzur’u için bir Mektup yazmasını isteyince Peygamber şöyle yazdırdı:

    "Gıfar Qabile’si, Müslümanlar’ın Başarıları’nda ve Rahat bir Hayat sürmesinde ve Sıkıntıları’n­da onlara Ortak’tırlar. Onların Canları’nı ve Malları’nı korumak, Allâh'ın Rasûlu'nün Boynu’nun Borcu­’dur. Bir Haqsızlık’la karşılaşır veya Sıkıntı’ya düşerlerse, onları destekleyeceğine Peygamber Söz vermiştir.

    Sonraki Yıllar’da Peygamber, ne zaman Gıfar'dan İslâm’a Yardım etmelerini istemişse, "Evet" Cewâbı’nı vermeleri gerekir. Onlar artık Peygamber'in Dostu ve Arkadaşı’dırlar. Bu Anlaşma bir Günah işlenmezse her zaman için Geçerli’dir."

 

    Elleri’ni kaldırıp Şükran Dua’sı ediyordu Ebû Zerr: "Bizi bu Yüce Saadet’e eriştiren Allâh'a hamdolsun, eğer Allâh bizi eriştirmeseydi, kendiliğimizden Doğru’yu bulup erişmiş olmazdık." [12]

    " Allâh'ın Mağfiret’i Gıfar'ın üzerine olsun..." dedi.

    Yesrib'e  yerleşmek düştü içine. Bir daha dönmemek üzere Göç Düşünce’si. Qabilesi’ni ter­ketmemesini Telkin ediyordu Kardeş’i. "Peygamber'e Yardım herşey’den önce" diyordu. Hiç bir Azığı olmaksızın Yol’a koyuldu.

 

    Ehl-i Suffe

 

    I

    Peygamber'in Mescid’i Ebû Zerr'in Evi’ydi artık. Bedir'e katılamamıştı. [13]Ama Uhud, Hendek, diğer Gazweler’de Hazır’dı. O'na Yakınlığı diğer Arkadaşlar’ı ile birlikte paylaştı. Peygamber'in Evi’ne götürülüyordu zaman zaman.  Bir Gün Siyah Abası’yla tek başına oturur gördü Peygamber O'nu. " İyi Dost Yalnızlık’tan İyi, Yalnızlık da Kötü bir Dost’tan İyi’dir" dedi.

 

    II

    Ebû Hureyre'yi gönderdi bir kez Peygamber O’na. Ebû Hureyre herkesi yavaşca ve tek tek uyandırdı. Peygamber'in Evi’nin önü’nde toplandılar. Ebû Zerr de aralarındaydı. İzin isteyip içeri girdi 30 Kişi. Kendi yaptığı Yemeği sundu Peygamber onlara:

    "Allâh'ın Adı’yla başlayın. Muhammed'in Can’ı Eli’nde olana Yemin ederim ki, Muhammed'in Âilesi'nin bu Yemek’ten başka bir Yiyeceği yoktur" dedi.

    Yemek’ten  sonra uyumak üzere, herkes Mescid’e döndü. Ortalığa tatlı bir Sessizlik çökmüş, Sahâbiler’in Gözleri’nden Uyku akıyordu. Hemen Derin ve Tatlı bir Uyku’ya daldılar. O da uyumak üzereyken birinin Elbisesi’nin Hışırtısı’yla Gözleri’ni açtı. Peygamber Evi’nden ayrılmıştı. Mescid'e Girişi’nin Sebebi’ni bulmaya çalıştı. Peygamber Namaz’a durmuştu.

    Kulak kabartınca Peygamber'in şu Âyet’i okuduğunu duydu, Mesih’in Sözler’i: " Eğer onlara Azab edersen, şüphesiz ki, onlar senin Kullar’ındır; bağışlarsan, doğrusu sen Azîz’sin, Hakîm’sin." [14]

    Ebû Zerr, yattığı yerde, bu Âyet’i işitince Şaşkınlığı bir kat daha arttı. Gözleri’yle Peygam­ber'i izliyordu. Peygamber, Ruqu ve Secdeler’le Sabah’a kadar Namaz kılmaya Dewam etti. Ebû Zerr Hayretler içerisindeydi. Bu İş’in Sırrı’nı anlamak istiyordu. Gece sona ererken Peygamber Namazı’nı bitirdi. Ebû Zerr kalktı ve Peygamber'in Karşısı’na geçerek:

    -Ey Allâh'ın Rasûl’u, Bu Âyet’i Ruqu ve Secde’de neden Sabah’a kadar okudunuz?

    -Allâh'tan beni daha Müşfik ve Merhametli yapmasını Niyaz ediyordum. Allâh da bunu ba­na verdi. Eğer Allâh isterse, kimse ona Şirk koşmaz ve bu Şefaat’ten faydalanır."

 

    III

    Medine'de Mescid yanında Ufacık bir Oda’da oturuyordu Rasûl (a). Arpa Ekmeği yiyordu. Yoksullar’ın Sofrası’nda oturuyordu. Çıplak Bineği’nin Terkisi’nde de İnsan taşıyordu. Bütün Teba Allâh Huzuru’nda eşitti. Basitlik, Eşitlik..

 

    IV

    Bir Gün Rasûl’le beraber yürüyorlardı. O Uhud Dağı’na doğru bakıyordu. Bir ara: "Evinde 3 Gece kalacak Altın olsun istemem. Ancak üzerimdeki bir Borç Sebebi’yle tek Dinar’ı koruyabilir, geri kalanı da Allâh'ın Kulları’na şöyle şöyle dağıtmalarını emrederdim" dedi ve Elleri’yle Önüne, Sağına, Soluna İşâret yaptı. [15] Bu Anı O'nun Bilinci’ni besledi, hep anlatırdı. [16]

 

    V

    Bir Gün Peygamber üzerinde Beyaz bir Örtü ile uyuduğu sırada, Ebû Zerr yanına geldi ve O'nu uyandırdı. "Lâ İlâhe illallâh dediği için öldüğünde Cennet’e gitmeyecek kimse yoktur" dedi Rasûl.

    -Hırsızlık ve Zina etse de mi? diye sordu Hayret’le Ebû Zerr.

    -Evet.

    -Hırsızlık ve Zina etse de mi?

    -Evet, Hırsızlık ve Zina etse de.

    İnanamıyordu Ebû Zerr.

    -Eğer Zina ve Hırsızlık etse de mi?

    -Evet, dedi Rasûl. Zina ve Hırsızlık etse de. Hayretler içinde kaldı Ebû Zerr. Açık Hırsız böyleyse Kenz Sâhibi’ni Ebediyet’e Mahkum edemezdi Kimse.

 

    VI

    Ebû Zerr Medine'nin Soylu Mütefekkir’i. Kent’in bozmadığı Bâdiye’li.

    Peygamber'le beraber Mescid’e gittiler.

    -Ebû Zerr Başı’nı kaldır, dedi Dostu (Halili) Muhammed. Kaldırdı. Güzel Elbiseli bir Adam gördü. Bir kaç Adım uzaklaşınca yine aynı şekil’de seslendi Rasûl. Bu kez Eski Elbiseli Adam gördü.

    -Ey Ebû Zerr, buyurdu. Allâh'ın indinde  bu Eskili Adam, ötekinin binlercesinden Makbul’dür.’

        Belliki Yüzyıllar Sonrası Işığı Dünyâ’ya düşecek bir Yıldız’ı Çok Özel bir Eğitim’le besliyordu Sirâcu’n-Münîr.

 

    VII

    Ehl-i Suffe'den bir Yakınları’nı kaybettiler. Çıkını’nda bir Dinar bulundu. Rasûl: "Bu bir Dağla­ma Yarası" buyurdu.

    İki Dinar/Dirhem bırakarak ölen Kimse’nin Cenaze’si getirildiğinde Rasûl (a). "Bu iki Dağla­ma’dır, Arkadaşınız’ın Cenaze Duası’nı siz edin, diyerek Namaz’ı kıldırmadı.

      Namaz’ını kıldılar, Lailahe illallah diyendi çünkü, Namazı’nı kılmadı, çünkü Mesihî Dirâset’ten geçiriliuyordu çok Özel Adamlar.. Bir Din vardı Din’de, Din’den içeri..

       Dinâr’ın Yüzü’nde Kayzer’in Resm’i vardı, Kayzer’i toplayan toplasındı Tekâsür’ü, Tekâsür (Mammon) ve Kewser aynı an’da toplanamazdı, Bir Sadr’a 2 Qalb sığmazdı.

 

 

Savaşlar, Sorumluluk, Waazlar

 

    I

    Hendek'ten sonraki bütün Savaşlar’da Peygamber'in yanı’ndaydı. "Beni Lehyan ve Zi'l-Ka­de" Savaşları’nda Peygamber ile Kılıç sallıyordu.

 

    Hicri 6 da Peygamber Beni el-Mustalik Muhâbere’si için dışarı çıktı. Ebû Zerr'i de yerine Wekil bıraktı. Wekalet’e Ehil’di, ‘Umûr-i Müslimin’in İşleri’ne Burnu’nu Ebû Zerr sokmasın diyen Nâ-Ehiller’e İnat.

 

    II

    Ebû Said anlatıyor:

    Rasulullâh:"-Allah'a Faqir olarak kavuşun, Zengin olarak kavuşmayın" dedi. Ben:

    "-Ey Allâh'ın Rasûl’u, bu benim için nasıl Mümkün olur?" dedim. Bana:

    "-İsteyene ver. Rızıq olarak geleni gizleme" dedi. Ben:

    "-Ey Allâh'ın Rasûl’u, bunu nasıl yapabilirim?" dedim.

    "-Bu böyledir, aksi taktirde Ateş" dedi.

 

    III

     Rasûl’un Öğrenciler’i Tezkiye’de yarışıyorlardı.

     Abd’urrahmân ibnu Habbab anlatıyor Peygamber Damad’ı Zinnureyn’i:

     Rasûlullâh Ceyşu’l-Usre`yi Techiz ederken Şâhid oldum. Osman ibnu Affan kalktı ve `Ey Allâh`ın Rasûl’u!` dedi `100 Deve Çulu’yla, Semeri’yle Allâh Rızâ’sı için bendendir!`` Rasûlullâh Ordu için Bağıs yapmaya tekrar Teşwik’te bulundu. Osman yine kalkıp. ``Ey Allâh`ın Râsul’u! Çulu’yla, Semeri’yle 200 Deve Allâh Rızâ’sı için bendendir!`` dedi. Sonra Rasûlullâh Ordu için Bağış’ta bulunmaya yine Teşwik’te bulundu. Osman tekrar kalktı ve `Ey Allâh`ın Râsûl’u!` dedi. `Benden 300 Deve Çulu’yla, Semeri’yle Allâh Rızâ’sı için Bağışım’dır!`

    Abd’urrrahmân der ki `Rasûlullâh’ı Minber’den inerken gördüm, hem iniyor, hem de `Bu Hayır’dan sonra Osman`ın yapacağı aleyhine olmaz!` diyordu.

 

 

 

Evlilik

 

I

    Ümmü Zerr ile evlenince Mescid'den ayrıldı. Çektikleri Sıkıntılar’ın hepsine Eş’i ortaktı. Medine'nin dışında kendisine "Küçük bir Hayme" yaptı. Çöl Adam’ı Şehr’e sığmıyordu. Yıldızlar bir yana, Qutub öte yana.. Çöl’ün İlham’ı yoktu Şehir’de. Hürriyet Marşı’nı çalıyordu belki Çöl, Güftesi’nde Yalnızlık Dizeler’i olan.

 

    II

Der ki: "Bizim öyle bir Evimiz var ki, Değerli Eşyalarımız’ı, önceden oraya göndeririz."

     Bir Gün Haymesi’nde Eski Dostları’ndan bir Arkadaş’ı, O'nu Ziyâret’e gelmişti. Adamcağız Çevresi’ne ne kadar bakındıysa da, Hayme’de herhangi bir Eşya göremeyince; şaşkınlıkla Ebû Zerr'e dönerek:

    -Ebu Zerr, Eşyalar’ın nerede? diye sordu.

    -Bizim başka bir Evimiz var ki, Değerli Eşyalarımız’ı oraya gönderiyoruz! dedi

    -Sen Uzun bir süredir buradasın, bir kaç parça Eşya’nın olması gerekirdi!

    -Bu Ev’in Sâhib’i bir an bile burada kalmaya İzin vermiyor.

    Daha sonra Misafiri’ne bakarak şöyle dedi:

    -Allâh'ın Adı’na and içerim ki; benim bildiklerimi siz bilmiş olsaydınız Kadınlarınız’la beraber olamazdınız ve Yataklarınız’da yatamazdınız. Dostum olan Allâh'ın Adı’na And içerim ki; O, beni Meyve’si tükenince kesilip yokolan bir Ağaç gibi yaratmıştır.

    -Evet, ama bu konu seni Dünyâ’dan faydalanmaktan engellemiyor mu?

    -Allâh'ın Rasûl’u bana " O İnsan’a yazıklar olsun ki, hem Âhiret’e İmân’ı vardır, hem de bu hilekar Dünyâ’dan faydalanmağa çalışır" demişti.

 

    III

    Arkadaş’ı Haymesi’nden ayrılırken Ebû Zerr de Mescid'in Yolu’nu tuttu. Orda Dostu’nu tek başına oturur gördü, Selâm’la yanına gelse de Elçi Yüzü’nü çevirdi:

    -Ey Ebû Zerr, Mescid'e girdiğinizde iki Rek'at Tahiyyat vardır, kalk Salat’a dur, dedi.

    Kalktı, Salat’a durdu. Sonra O'nu yanlız bulmadan İstifade ile sormaya başladı:

    -Ey Allâh'ın Elçi’si, sen beni Namaz kılmaya Dawet ediyorsun, Namaz ne ki?

    -En Güzel’i ne az ne çok olanı.

    -En iyi en güzel Ameller hangisi?

    -Allâh'a İmân ve O'nun yanında Cihâd.

    -Hangi Mü'min’in İmân’ı daha Olgun?

    -Onların en iyi Huylu olanı.

   -Mü'minler’in hangisi Müslümanlık’ta en Üstün?

   -İnsanlar’ın Eli’nden ve Dili’nden Zarar görmediği.

    -En üstün Namaz hangisi?

    -Qunut’u en İyi olan.

    -Hangi Hicret daha iyi?

    -Günahlar’dan uzaklaşmak.[17]

    -Oruç ne ki?

    -Allâh katında en çok Ecirli Amel.

    -Ya en iyi Cihad?

    -O İnsan’ın Cihad’ı ki, Atı’nı pey sürsünler, Kanı’nı yerlere döksünler.

    -Hangi Köle’yi özgürleştirmek en iyi?

    -Alimler’in yanında Değer’i çok fazla olanı ve sevileni.

    -İnsan’ın neyi bağışlaması daha İyi?

    -Kendi Eli’nin Emeği’nden Yoksullar’a verdiği.

    -Ya sana gelen Âyetler’in en Büyüğü?

    -Kürsi Âyet’i..  Kürsü ile Yedi kat Gök, Arş Çölü’ne atılmış bir Halka’dır.

 

    -Allâh ne kadar Kitap gönderdi?

    -104.  Şit'e 50, Nûh'a 30, İbrâhim'e 10, Tewrat'tan önce Mûsâ'ya 10, sonra Tewrat, İncil,  Zebur ve Qur'ân.

    -İbrâhim'e gelen Sahifeler’de[18] ne vardı?

    -Hemen hepsi Öğüt ve Hikmet’ti. " Ey Mağrur Şah, kendini beğenmiş ve Halqı’nın Sırtı’na Yük olmuş kişi!  Sen benim tarafımdan Mazlumlar’ın Yardımı’na koşasın diye seçildin..."

    Şöyle Örnekler de vardı:

    "Aqıl Sâhib’i İnsan’ın belirli Saatler’i olmalıdır. Öyle bir Saat ki Allâh'a Dua edecek, öyle bir Saat ki Allâh'ın karşısında Hesap verecek ve öyle bir Saat ki İnsan’ın Muhtaç olduğu yeme içmeye ayrılmalıdır. Aqıllı İnsan 3 İş’ten başka işe kalkışmaz: Âhiret’in Sıkıntısı’nı düşünmek, Hayat’a çalışmak ve Haram’dan başka Lezzetler’i istemek. Aqıllı İnsan Zaman’ın Kıymeti’ni bilip, kendi İşi’ne yetişsin ve Dili’nin Bekçi’si olsun.  İnsan’ın Davranışlar’ı Fikirler’i ve Sözler’i birbirine uymalıdır. Gerek­medikce konuşmamalıdır...",

    -Ya Mûsâ'nın Sahifeler’i..

    -Baştan başa İbret’le Dolu’ydu:

    "Hem Ölüm’e inanıp hem de sevinene şaşarım, Ateş’e inanıp gülenine şaşarım, Qader’e ina­nıp Acı çekene şaşarım, bu dünyâ’yı görüp Hileleri’ni kendi Qawm’i için düşünene şaşarım. Hesap Günü’ne inanıp iyi Amel etmeyene şaşarım."

     -Bana Wasiyet etsen.

    -Sana Taqwa’yı Wasiyet ederim. O Nimetler’in en Yücesi’dir.

    -Ey Allâh Elçi’si Bilgim’i artır?

    -Qur'ân oku. Qur'ân okunduğunda, senin için Yeryüzü’nde bir Nûr, Gök’te bir Anılma olur.

    Fazla gülmekten sakın, çok gülmek  Qalb’i öldürür ve Yüz’ün NUru’nu giderir.

    Hayır söylemekten başka sus. Çünkü susmak Şeytân’ı senden uzaklaştırır, kendi Dini’ne uymakta sana Yardım eder, Dost olur.

    Biçareler’i ve Yoksullar’ı sev ve onlarla otur.

    Kendi Eli’nin altındaki Adam’a iyi bak ve ona Eziyet etme, Allâh'ın Nimeti’ni horlama.

    Aqrabaları’nı Ziyâret et, onlar sen’den soğumuş olsalar da sen onlarla İlişki kur.

    Allâh Yolu’nda kınanmaktan korkma.

    Acı da olsa Doğru’yu söyle.

    Kendinde olmadığını bildiğin şeyler’i başkasında görünce ayıplama. Kendi yaptığın bir Hata için başkasından Şikayetci olma[19], başa kakma. Kendinde görmediğin Ayıp, senin için Ayıp olarak yeter, öyleyse başkaları’nda ayıp arama. Kendi yaptığın İş’i başkalarında görünce ayıplama.

    Sonra  Eli’yle Ebû Zerr'in Göğsü’ne dokunarak buyurdu:

    -Ey Ebû Zerr, Tedbir almak gibi, hiç bir Aqıl yoktur. Tawqa gibi hiç Dindarlık yoktur. Güzel Ahlaq gibi de iyi Niyetlilik yoktur.’

 

    IV

    Peygamber Dostları’yla Mescid'de oturuyordu. Herkes Wahiy geldiğini sanarak O'nu kendi hâli’nde bırakmıştı. Sonra Ebû Zerr çıkageldi. Peygamber sordu?

    -Bugün Namaz kıldın mı?

    -Hayır.

    -Kalk ve Namaz kıl.

    Kalktı, Öğle Namazı’nı kıldı.

    -Ebû Zerr, İns ve Cin Şeytânları’ndan Allâh'a sığın.

    -İnsanlar’dan Şeytânlar mı var?

    -Evet, başkalarının Kulakları’na Güzel ve Gerçek olmayan Sözler fısıldarlar.

    Peygamber susunca, Ebû Zerr de sustu. Tekrar konuştu:

    -Ebû Zerr, sana Cennet Hazineleri’nden bazı Kelimeler öğreteyim mi?

    - Evet, canım sana Feda olsun.

    -"Qudret ve Quwwet Allâh'tan başkasında yoktur" de.

    Sessizlik tekrar Ortalığı kapladı. 

 

   

Mekke'nin  Feth’i

 

    I

    Bir Gün ansızın Amr ibnu Salim Telaş’la Mescid'e girdi. Peygamber'e yaklaşarak şöyle dedi:

    -Ey Allâh'ın Rasûl’ü, Qureyşliler Hudeybiye'yi bozdu.

    Kalabalık "nasıl" diye bağrıştı. Anlattı Adam:

    -Benim Qabilem Huzaa sizinle, Bekr Qabile’si de Qureyşliler ile anlaşmışlardı. Bildiğiniz gibi Qabilem ile Bekrler arasında Eski Zaman’dan beri Çatışma ve Düşmanlık vardır. Bu Düşmanlık sizin "Hudeybiye" Anlaşmanız’dan sonra kesilmişti. Fakat siz Mute Savaşı'nda Rumlar’dan İntikam alamayınca, Qureyşliler bu Savaş’tan sonra sizin Beliniz’i bir daha doğrultamayacağınızı, Qudret ve Quvvet Sâhib’i olamayacağınızı sandılar. Bu Fırsat’tan yararlanmak için Bekr  Qabilesi'ni bize karşı kışkırttılar. Bizim Malımız sayılan Kuyu’nun olduğu yer’de ansızın bize Hucum ederek, içimizden bir kısmı’nı öldürdüler.

    Ey Allâh'ın Elçi’si, onların bize yaptığı bu Tecâwüzü’ne karşı bize Yardım edesin diye sana Telaş’la geldim."

    Peygamber Güven Verici bir Ses’le "Yardım edeceğini" söyledi.

   

    II

    Yarımada'nın her Tarafı’na Müttefik’i olan Qabileler’e, kendilerini daha sonraki Emri’ni yerine getirmek üzere hazırlanmaları için Haber gönderdi. Ordu Mekke'ye Hareket etti. Ebû Zerr O'nun yanı’ndaydı. Yol’da bir Ağac’a doğru giderek iki Dalı’ndan tutup silkeledi. Yapraklar’ı yere döküldükten sonra Ebû Zerr'e seslendi:

    -Müslüman bir Kul, Namazı’nı Allâh'ın Rıza’sı için kılıyorsa, Günahlar’ı bu Ağac’ın Yapraklar’ı gibi dökülür.

    Sonra Ordu’ya yetiştiler.

 

    III

    Muazzam bir Ordu toplanmıştı. Merrü'z-Zahran Bölgesi’ne ulaşınca Mekke'yi bir Korku saldı. Ebû Süfyan, Büdeyl ve Hakim'i Haber elde etmek için Mekke'nin dışına göndermişti.

 

    IV

    Abbas da Peygamber'in Ardı’na binmiş Yol alıyordu. Birden duyduğu Konuşmalar’a Kulak kabarttı:

    Ebû Sufyan: "-Bugüne kadar böyle Parlak bir Ateş ve Büyük bir Ordu görmemiştim!" dedi. Büdeyl de Cewap veriyordu:

    -Bunlar savaşmak üzere toplanan Huzaa Halq’ı olmalı.

    -Huzaa Qabile’si bu kadar Ateş yakabilecek ve böyle bir Ordu’ya Sâhip olacak kadar Kalabalık değildir.

    Abbas, Ebû Sufyan'ın Sesi’ni tanıyıp seslendi:

    -Ebû Hanzala!

    -Evet, Ebu'l-Fadl, ne Haberler var?

    -Bu Allâh'ın Peygamberi'dir, Zorluk’la Mekke'ye girerse vay o Halq’ın başına!..

    -Ne yapabiliriz ki?

    Abbas, O'nu, bindiği Peygamber'in Atı’nın Terkisi’ne alarak Yol’a çıktı. Halq’ın Göz’ü Peygam­ber'in Atı’na ilişince onlara Yol açıyorlardı. Mekkeliler’i korkutmak için onbinlerce Asker’in yaktığı Ateşler’in arasından geçiyorlardı. Ateş’in karşısından geçerlerken Ömer'in Göz’ü Ebû Sufyan'a ilişti. Abbas'ın O'nu koruduğunu anladı. Hızla Peygamber'in Haymesi’ne gitti. Boynu’nu vurmak için İzin istedi. Abbas yetişerek "O'nu koruması altına aldığını" söyledi. Ömer'le şiddetle tartıştılar. Pey­gamber "Gece O'nu korumasını, Sabah yanına getirmesini" söyledi Abbas'a. Ertesi Sabah Rasûl şunları konuştu O'nunla:

    -Ey Ebû Sufyan! Allâh'tan başka Tanrı yok demenin Zaman’ı daha gelmedi mi?

    -Anam babam sana Feda olsun, ne kadar Bağışlayıcı ve Büyük’sün, Aqrabaları’na ne kadar Müşfik davranıyorsun. Allâh'tan başka Tanrı olsaydı şimdiye kadar birşeyler yaparlardı.

    -Benim gönderildiğimi İdrak edeceğin an gelmedi mi?

    -Yemin olsun ki senin Boş olmadığını düşünüyorum.

    Abbas Yüzü’nü Ebû Sufyan'a çevirerek O'ndan "boynu vurulmadan İslâm olmasını" istedi. Teslim oldu Ebû Sufyan.

       Bu Sahne’nin 2 Kahraman’ı 1517’de dek Müslüman Riâseti’ne oynacak olan Hanedanlığın Kurucu’su olacaklarını bilebilirler miydi ? (Emewiler, Abbasiler)

 

    V

     Peygamber Ordu Hareket etmeden bir gurup Muhâcir’le Mekke'nin Arka tarafları’nda bu­lunan bir Tepe’ye çıktı. Bütün bir Geçmiş’i yaşadı sanki. Yanakları’ndan Gözyaşlar’ı döküldü, Secde’ye kapandı.

    -Dinlenmek için kendi Eviniz’e mi gideceksiniz? diyenlere,

    -Bize Ev bırakmadılar, diye Cewap verdi.

    Hatice'nin Mezarı’nda dinlendikten sonra Dağ’dan aşağıya indi.

 

    VI

    Ebû Zerr Etrafı’na Hamur Parçaları’nın yapıştığı bir Kab’ı, Su ile doldurup getirdi. Bir Kumaş Parçası’nı Peygamber'in Önü’ne tuttu, Peygamber yıkandı. Sonra Perde’yi Peygamber tuttu Ebû Zer yıkandı.

 

    VII

    Tawaf’a gittiler. Atı’ndan inmeden 7 Tawaf yaptı Rasûl (a). Sonra Qa’be'nin Kapısı’nı açtı, içine girdi. Halq’a seslendi:

    -Ey Qureyşliler! Ben’den ne umarsınız, benim sizin haqqınız’da nasıl Muâmele edeceğimi zannediyorsunuz?

    -İyilik yapacaksın, sen Büyük bir Kardeş ve Büyük bir Kardeş’in Oğlu’sun.

    -Gidin, hepiniz Hürsünüz.

    Güçlü’yken affetti. Eli’nde bir Asa olduğu halde Qa'be'ye girdi.

    "Hak geldi, Bâtıl Zâil oldu. Çünkü Bâtıl Yokolucu’dur." [20]

    Bunun üzerine Putlar Etraf’a, Arka’ya ve öne doğru yıkılmaya başladı. Bu Hareket’i herkes Sevinç ve Heyecan’la tekrar ediyordu. Ebû Zerr de Putlar’ın İmhası’nda çalışırken içinde kopan Se­vinç Tufan’ı, dışarıya Gözyaşı olarak dökülüyordu, Etrafındakiler de O'nun ağlayışına katıldılar.

 

    VIII

    Ebû Zerr anlatıyor:

    Peygamber Qa’be'nin Gölgesi’nde otururken yanına geldim. Beni görünce:" Qa’be'nin Rabbi'ne Qasem olsun, onlar Zarar’da" buyurdu.

    -Ey Allâh'ın Elçi’si, anam babam sana Feda olsun, onlar kimlerdir? dedim.

    -Onlar Malca Varlıklı olanlar’dır. Ancak, -Eli’yle Sağ’ı Sol’u göstererek- şöyle bol bol vermelerini emredenler dışında. Böyleleri ne kadar az! Şunu bil ki, Deve’si, Sığır’ı Davar’ı olup da Zekatı’nı ver­meyen her İnsan Qıyâmet Gün’ü o Mallar’ı, Mümkün olan en İri ve en Semiz Şekil’de Karşısı’nda bulur. Sırayla Boynuzları’yla toslayacak, Ayakları’yla çiğneyecek, hepsi sırayla bu Muâmele’yi yapınca bi­rincisi tekrar başlayacak. Bu Hal, İnsanlar arasında Hüküm bitinceye kadar Dewam edecek." dedi. [21]

      

Elçi ile Son Yıllar /Tewbe Sûre’si

 

    I

    Gurup gurup Halqlar İslâm'a koştu. Beytü'l-Mâl zenginleşti, Açlar doydu. Ebû Zerr yine aynı Ebû Zerr' di. Yine Arpa Ekmeği yiyordu. Bir süre Rebeze'de kaldı. Sonra yine Medine..

 

    II

    -Ebû Zerr ,diye seslendi Elçi

    -Temiz değilim, dedi Utanç’la.

   Peygamber'in getirttiği Su ile Deve arkasında gusletti.

    -Yirmi yıl da Su bulamasan Toprak yeterli, dedi Rasûl.

 

    III

    Bu sırada Vergi Memur’u ibnu Leytiye çıkageldi. Topladıklarını sundu, bir kısmını da ken­dine ayırdı. Yüz’ü Öfke’yle doldu Peygamber'in.

    -Allâh tarafından bana verilen Görev’i yerine getirmek için ben aranızdan bazı Kişiler’i Memur ettim. İçinizden biri gelip; " Bu kısım sizin, diğer kısım benim" diyor. Allâh'a Yemin ki ne olursa olsun, Halq’a ait Mâl’dan, kim bir şey alırsa, Qıyâmet Günü’nde Deve, Koyun veya Halq’a ait hangi Mâl ise, Boynu’na binecektir. Mahşer Çölü’nde bir yandan Feryad ederken, o kimse Rüsvay olacaktır. 

    Hepsini İâde eden Memur’a Ebû Zerr seslendi:

    -İşte bu senin için daha iyi’dir.

    -Ben bilmiyordum, dedi Utanç içinde Adam.

    -Üzülmene gerek yok, diye Teselli etti Ebû Zerr. Şunu bilmelisin ki, bu Dünyâ başka bir Ev’i olmayanın Evi’dir. Servet ve Mâl, Servet’i olmayanındır. Bilgi’den başka şey’e çalışan boşuna’dır. Hemen Peygamber'e git ve Özür dile.[22]

    Özür diledi Memur. "Allâh şöyle diyor" dedi Peygamber:

    -Ey benim Kullarım, hepiniz Günahkar olabilirsiniz, fakat benim Terbiye ettiğim hâriç. O za­man, sizi affedinceye kadar Ben’den Awf dileyin. Benim Bağışlayıcılığımı bilip, var Gücünüz’le Ben’den Af dileyeni bağışlarım. Sizin hepiniz Yolunuz’u kaybetmişsiniz  benim Doğruyol’u gösterdiğim kişi hâriç. Hepiniz Faqirsiniz, benim Zengin ettiğim hâriç. Öyleyse bana, Dua edin ki sizi de Zengin edeyim..."

    Peygamber gittikten sonra Halq’ın arasında her Kafa’dan bir Ses çıkmaya başladı.

 

    IV

    Tam bir Eğitim’den geçmişti. Allâh'a Dua ederken Dürüstlük ve Dindarlığı için Şükürler ediyordu. Bu Fâni ve Küçük Dünyâ’ya bağlanmayı aşağılıyordu.  Fakirler ve Yoksullar ile anlaşarak Malları’nı paylaşanları, Sermayedârlık ve Altın Severlik’ten Uzak duranları Ebedî Cennet’le müjde­liyordu.

 

    V

    Heraklius, -Anti Krist- İmparatorluk Askerleri’ni silahlandırmış, Lahm, Cüzam, Amile ve Gassan Qabile­ler’i de O’nunla Elbirliği etmişlerdi. Heraklius Mute'nin Hatırası’nı giderebilmek için Qararlı’ydı.

        Güneş Çöl’ü kavuruyordu. Taa Şam'a gitmek zorunda’ydılar. Tam bir İmân Sınavı’ydı bu. Münâfıqlar Ebû Zerr'i caydırmak için çok çalıştılar. Varlıklar Seferber edilerek "Zorluk Ordu’su" Techiz edildi.

    Devesi’nin Çelimsiz hali’ne baktı Ebû Zerr, bu Deve ile aşılamazdı Yol. "Onu Savaş’a kadar besler, sonra Ordu’ya yetişirim" diye düşündü.

    Ordu Medine'nin dışında Namaz kıldıktan sonra Hareket etti. Her taraf’tan Büyük bir Toz Bu­lut’u Göğe yükseldi. Çöl Ortası’nda Damlar’a çıkarak onları uğurlayan Kadın ve Çocuklar, Göz’den kay­bolana kadar, onları izlediler. Daha sonra Yaşlı ve Ümitsiz Gözler’le Evleri’ne döndüler.

   Münâfıqlar Bahaneler’le Sefer’den kurtuldular.

    İmân Sınav’ı idi bu.

    Bir baktılar Qa'b ibnu Mâlik geri dönüyor.

    -Bırakın gitsin, eğer onda bir İyilik varsa, Allâh onu kısa zaman’da geri döndürecektir. Aksi halde, sizleri onun Kötülükleri’nden kurtarmıştır, dedi Rasûl.

    Bir baktılar Meraa ibnu Rebi de dönüyor.

    Sonra Hilâl ibnu Ümeyye de.

    Hep aynı şey’i tekrarladı Rasûl. Ama bir Haykırış daha duyuldu.

    Bu kez Ebû Zerr'in Ad’ı geçiyordu. İnanamıyordu Arkadaşlar’ı.

Gitmiyordu Deve’si Ebû Zerr'in. Deve’yi bırakıp yanlız yürümeyi bile düşündü. Öyle de yaptı, Eşyalar’ı Sırtı’na aldı. Göğün Sıcağı Taşlar’ı bile eritiyordu. Ama "Dewam" diyordu Ebû Zerr. Yetişmeliydi Ordu’ya.

    "-Ey Allâh'ın Rasûl’u, bu Issız Çöl’de bir Kişi tek başına Yol alıyor, dediler.

    -Ey Allâh'ın Rasul’u, Wâallahi bu Ebû Zerr, dediler.

    -Allâh Ebû Zerr'i bağışlasın, yalnız yaşıyor, yalnız ölecek ve yalnız haşrolunacaktır" dedi Elçi. Koşup Dostu’nun Boynu’na sarılarak:

    -Ebû Zerr, bana doğru attığın her Adım için Allâh Günahları’nı bağışlayacaktır, dedi,

    Sonra Ebû Zerr'in Eşyaları’nı yer’e indirdi. Bitap düşmüştü, O'na Su getirmek istedi. Ama Hayret, yanında Hu vardı. Niye içmemişti o halde.

    -Muhammed bu Su’dan içene kadar içmemeye Söz vermiştim.

    Sevgi ile doldu herkesin Yüreği. Halil’in Maide’sine su taşıdı Ebû Zerr.

     Perdeler kalpmış Halil, Ebû Zerr’in Yalnız’lık Güftesi’ni Yazmıştı. Şam Yolu’nun Münafıqlar’ı döküldüler[23], Günahlarlar’ı Rucu decekler, Ebû Zerrler’i Roma’dan Mesihî Dili’yle İntiqamı’nı alacaktır, Qalem’in Kılıç’ı biçtiği Nokta’dır burası.

 

    VI

    Tewbe Sûresi’ndeki Kenz Âyet’i gelince Rasûl üç kere:

    "Sebben li’z-Zehebi, sebben li’l-Fiddati" dedi. (Altın ve Gümüş kahrolsun!).

    Ashâb birbirine soruyordu:"-Hangi Mal’dan edinmeliyiz?"

    Ömer: "-Ben bunu öğreneceğim" diyerek Rasûl'e iletti:

    -Zikreden bir Dil, şükreden bir Qalp, Din’e Yardımcı bir Eş, Cewabı’nı aldı. [24]

      Halil Sofrası’ndaki Dostları’na en Güzel Rızıqlar’ı paylaşırdı ancak..

 

    VII

    Ebû Zerr , Peygamber ile beraber Hac’dan dönmüştü. Son Hacc’dan.  Din’in tamanlandığını söyleyen Âyet bu Hac’da inmişti. O'ndan Ayrılma Korku’su ile Yüreği yandı.

 

    VIII

    Bilal, Titrek bir Ses’le Elçi'ye yaklaşıyordu:

    -Ey Allâh'ın Elçi’si, Ebû Zerr ile benim aramda bir Tartışma çıktı. O bana "Anası Kızıl" dedi.

    Çıkıştı Elçi , Ebû Zerr'e. O da İtiraf etti Hakaret ettiğini.

    -Sen hala Cehâlet’ten kurtulamamışsın. Başını kaldır da  yukarıya bak. Hem şunu da unutma ki iyi İşler’de Kızıl veya Kara Derili İnsanlar’dan Üstün olamazsın.

    Utanç duydu. Boncuk boncuk terledi. Dostu’nun Hiddeti’nden yerin Dibi’ne geçti. Kasap Sevdi’yi Deri’yi vururdu Yer’den Yer’e.

    -Ey Bilal, bana doğru gel de Ayağı’nı Yüzüme koy, dedi Yüzü’nü Toprağa yaslayarak.

    Bilal duygulandı koşarak kucakladı, selamladı O'nu, bağışladığını söyledi.

    -Neden Dostu’na Hakaret ettin Ebû Zerr?

    -Beni sinirlendirmişti.

    -Sinirlenince Ayak’taysan otur, oturuyorsan bir yer’e yaslan, dedi. Sana yapması Kolay, kâr’ı Büyük bir Şey öğreteyim mi?

    -Nedir Allâh'ın Rasûl’u?

    -Susma’yı Tercih et, bu Şeytân’ı senden uzaklaştırmaktır, Din’e uymakta sana Yardım’ı olur.

     Halq dağılınca Dost’u şöyle diyordu Ebû Zerr'e:

    -Sen Dürüst bir İnsan’sın, ve yakında Büyük bir belâ’ya Duçar olacaksın.

    -Allâh Yolu’nda mı?

    -Allâh Yolu’nda.

    -Ben o Dostum’dan gelecek Herşey’e Râzı’yım.

 

 

 

İ K İ N C İ   B Ö L Ü M

 

Dost’u Öldükten Sonra

Halefler Dönem’i

Zinnûreyn'ın Dönem’i

Tekrar Şam Günler’i

Başkent’e Sevk

Rebeze Sürgün’ü

Sürgün’ünYankılar’ı

Yalnız Muttaqî Hayat’tan çekiliyor

Çağdaş’ı Olan Zenginler

 

Dost’u  Öldükten  Sonra

 

 

    I

    Peygamber çok Hasta’ydı. Dostları’nı Mescid'e çağırmasını istedi Eş’i Âişe'den. Yanına ge­lerek Selâm verdiler. Çıt çıkmıyordu.

    -Acaba sizce Cehennem’de Dikbaşlılar’a yer yok mudur? dedi.

    Derin Sessizlik ve Gözyaşlar’ı..

    -Ayrılık ve Uzaklık Yakın’dır. Allâh'a dönme Waqti’dir. Ebedî Cennet'e ve bitip tükenmeyen Gökler’e erişme Zamanı’dır, dedi.

    "Tebrikler size! Allâh size Rahmet etsin ve sizi korusun! Sizi kollasın, sizi yüceltsin, söz’e Ko­laylık bağışlasın, sizi Başarılı kılsın, size Yardım etsin, size selamet bağışlasın, sizden razı olsun. Si­ze TAQWÂ'yı Tawsiye ediyorum. Allâh da size taqwayı tavsiye eder. Ben sizin için Müjdeleyici ve Korkutucu’yum. Arz’da Allâh'ın Kulları’na Haqsızlık etmeyin. Allâh'a ve Kulları’na karşı gururlan­mayınız. Allâh size ve bana der ki: "İşte Âhiret Yurdu böyledir. Siz onu Arz’da gururlanmayan ve Fe­sad çıkarmayanlara veririz. Âqıbet Taqwâ Sahipleri’nindir"[25]

    Biri sordu:

    -Ey Allah'ın Elçi’si seni kim yıkayacak?

    -Kendi Âilemden hangi Erkek bana yakınsa.

    -Ey Allâh'ın Elçi’si seni hangi  Kumaş’la kefenleyeceğiz?

    -İsterseniz Üstümdekiler’le, olmazsa Mısır kumaş’ı veya Yemen Hülle’si ile.

    -Ey Allâh'ın Elçi’si, Namazı’nı kim kıldırsın?

    Gözler’i Yaş’la Dolu’ydu Ebû Zerr'in. Sonra  hüngür hüngür ağladı. Başı’nı önüne eğerek Ev’den çıktı.

    Kerim Elçi Kağıt Qalem istedi. Tartışmalar çıktı. Wazgeçti yazdırmaktan.

 

    II

    Mescid'de Ebû Bekr Cemaat’e Namaz kıldırdıktan sonra Ansızın Başı’na Beyaz bir Sarık bağlamış olan Peygamber içeriye girdi. Herkesi Sevinç sardı. Rahat bir şekilde Ev’e dönüyordu. Yol’da Kız’ı olduğunu müjdelediler.

 

    III

    Medine'de Çığlık vardı. "Peygamber öldü." diyorlardı.

    Fâtıma'nın Feryadlar’ı duyuluyordu:

 

    "Babacığım, ay Babacığım? Babacığım

    Duan Qabul oldu... Babacığım

    Cebrâil'in Baş’ı sağolsum... Ay Babacığım

    Firdews Cenneti’nde Baş’ı sağolsun.. Ay babacığım

     Allâh'ına ne kadar yakınsın ay Babacığım"

 

    IV

    Ömer, Garazkarlar’ın O'nun öldüğünü söylediklerini oysa O'nun Mûsâ gibi Rabb’ine gittiğini söylüyordu. Keşke Ömer Haqlı olsaydı. O'nu Teskin etti Ebû Bekr. "Muhammed ölmüştü. Allâh ise Bâqi’ydi." Ağladı Ömer de. Teskin etti onları Ebû Zerr:

    -Arkadaşım, Dostum, Allâh'ın Rasul’u öldü. Şefkatli ve Hayırsever Kardeşim öldü. Büyük İkram Sâhibi öldü. Allâh'ın gönderdiği Emin öldü,"

 

    V

    Mescid Gam Dolu’ydu. Ömer, Ebu Ubeyd, Ebû Zerr çakılıp kalmışlardı. Biri Ömer'e yaklaşarak seslendi:

    -Ensar, Beni Sakife'de toplandı, Sa'd'ı İmam seçiyorlar.

    Aql’ı almadı Ebû Zerr'in. Ali varken Ensâr'a ne oluyordu. Ömer olanları Ebû Bekr'e anlattı. Ubeyde'yi de yanlarına alarak Sofa'ya koştular.

    Ali, Abbas ve Beni Hâşim Techiz ve Tekfin’le Meşgul’düler. Abbas olanları farqedince Ali'den Bey’at etmesi için Eli’ni istedi. Ali başkasının Niyet’i olmasına şaştı. Telaş’la Kapı vuruldu. Gelen Ebû Zerr'di. Ebû Bekr'in Halife seçildiğini duyuruyordu. Abbas " Ben size söylememiş miydim" diye söyleniyordu.

    Ebû Zerr, Mikdad, Selman, Ubeyde ibnu Samid, Ebû Heysem, Huzeyfe ve Ammar'la İstişâre etmeyi önerdi. Gece Mescid’in Kapısı’nda toplanan Halq’a seslendi Ebû Zerr:

    -Şüphesiz bu Halq’ın içinde Halifeliğe en lâyık olan Ali'dir. Bizler Halifelik Seçimi’ni Muhâcir­ler’e bırakalım. Onlar bir Qarar’a bağlasınlar. Sakife Anlaşması’na böyle Engel oluruz.

 

    VI

    Güneş doğunca kendi Evi’nden ayrılarak Fâtıma'nın Evi’ne, Ali'yi görmeye gitti. Ammar, Zübeyr, Mikdat, Selmân oradaydı.

    Ömer Toplantı’yı Haber almıştı, oraya geldi. Ebû Bekr'e Bey'at istedi. Ebû Sufyan'ın Kanlı bir Savaş’la Ebû Bekr'e direnmeyi önerdi. Bu Çirkin Teklif’i  bastırdı Abbas. Öfke ile baktı Ebû Zerr, Ebû Sufyan'a. Ali ancak şu Beyt’i okumakla yetindi:

   

      "Aşağılanmayı kimse Qabul etmez, ancak

       İki Zelil ve Alçak’tan başka.

       Biri İpi’ne Mahkum edilen Qabile’nin Eşeği,

       Tepesi’ne vurulduğu halde ağlayanı olmayan Çivi."

 

    -Ey Ebû Sufyan! Senin İslâm'a karşı Kin’in ve Zarar’ın artmıştır. Senin Atlıları’na ve Piyade­leri’ne İhtiyacım yok, dedi Ali.

 

 

Halefler  Dönem’i

 

    I

    Ebû Bekr, Peygamber'in Hasta Yatağı’nda Ordu Komutan’ı yaptığı Usâme'yi Görevi’nde bıraktı. Bu Qarar’a Memnun oldu, Ebû Zerr . "Eğer Köpekler ve Kurtlar beni parçalasalar ben Allâh Rasûlu'nün Emri’ni yerine getireceğim" diyordu Halife.  Usâme'nin Azli’ni isteyen Ömer'e şiddetle çıkıştı Halife. Bu Ordu’ya Nefer oldu Ebû Zerr. Halife ile Bütün Savaşlar’a katıldı. Dürüst Yönetim’i destekledi. Birlikten Şevk alıyordu.

 

    II

     Ebû Bekr Hastalığı’nda Ömer'i Naib olarak atadı.  Ebû Zerr O'nun Mâtemi’ne üzüldü. Şam'a göçtü.

 

    III

    Bahreyn Hakim’i Ebû Hureyre gibi olamaz mıydı?

     "Hayır", diyordu, bana Gün’de bir Bardak Su veya Süt ve Hafta’da bir Okka Buğday yetiyor.

    Ömer çıkışmıştı Bahreyn Wâli’si Ebû Hureyre'ye:

    -Seni Bahreyn'de bıraktığım zaman bir Ayakkabın bile yoktu, fakat Bugün’e kadar gelen Haberler’e göre, aldığın Atlar’ın her birine 1600 Dinar vermişsin. Doğru mu?

    -Bir kaç tane Atım vardı, doğurdular. Hem bu sırada bazı Hediyeler aldım.

    -Ben senin Maaşı’nı hesapladım, ona göre bunlar fazla oluyor, onları geri ver.

    -Vermem.

    -Allâh'a Yemin ederim ki Beli’ni kıracağım.

     Wâli’nin Sırtı’na vurduğu Kırbaç Kan fışkırtıyordu.

    -Git ve onları getir, dedi

    -Allâh'tan Yardım dilerim, diyordu Wâli.

    -Eğer Helal yol’dan gelseydi veya kendin vermiş olsaydın söylediğin Doğru sayılırdı. Fakat sen Bahreyn'in Son Noktası’ndan gelen Vergiler’i bile Müslümanlar için değil kendin için harcıyorsun. Anan sana Aptal Çoban olmaktan başka bir Şey öğretmedi mi?.

Sert’ti Ömer, o Sert esti mi durulurdu Sular.

 

    IV

    Ömer'in bu İcratları’nı onaylıyordu Ebû Zerr:

    -Ömer ne yapmışsa, Allâh'ın ve Peygamber'inin Hoşnutluğu için yapmıştır. Çünkü Âmir olan bir kimse kendisi için değil Halq için çalışmalıdır, diyordu.

    Oturanlar arasında Olay tartışılmaya başlandı. Bu sırada Şam Wâli’si Hübeybe ibnu Mes­leme Taraftarları’ndan biri Mescid’e girdi. Ebû Zerr'i bulunca:

    -Benim Ağam İhtiyacı’nı gidermen için sana verilmek üzere bana 300 Dinar verdi, dedi.

    -Acaba Allâh'ın indinde bizden daha Azîz İnsan bulamadın mı? Onu kendisine geri götür. Haqqımız olan bir Dam ve bir Hizmetci verdiler, başka bir Şey’e İhtiyacımız yok.

    Maaşı’nı aldıktan sonra Abdullah ibnu Samit ve onun Hizmetcileri’yle birlikte dışarı çıkıp Pazar’a gittiler. Hizmetciler Alışverişi’ni yaptıktan sonra Parası’nın Üstü’nü O'na geri verdiler. O'nu Yoksullar’a dağıttı.

    -Ya Misafir’in gelirse, diyen Abdullâh'a:

    -Benim Dostum, "bir kimse geriye ne kadar Para bırakırsa Sâhibi’ne Büyük Ateş olacaktır. Eğer Para’yı Allâh için ne kadar harcarsa, Allâh da onu o kadar bağışlayacaktır" demişti, dedi.

 

    V

    Halife Ömer, Halq’ı görmek için Şam'a gelmişdi. Halq ile kucaklaşırken Ebû Zerr ile de kucaklaştılar.

    -Elimi bırak ey Fitne Kilidi diye Şaka yaptı Ebû Zerr.

    -Ne demek bu, diye Şaşkınlık’la sordu Halife. Anlattı Ebû Zerr:

    -Bir Gün Peygamber otururken sen çıkageldin. Kalabalık çok fazla olduğundan, sen Halq’ı Rahatsız ederek bizim yanımıza gelmeyerek en arka Sıra’ya oturdun. Rasûl seni göstererek " Bu Adam aranızda yaşadıkca Fitne çıkmaz", demişti.

 

    VI

    Birlikte dolaştılar Şam'da. Ömer'i Düşünceli görünce nedeni’ni sordu:

    -Büşr'ü Hazine Vergileri’ni toplamak için görevlendirdim. Ama Qabul etmedi. Sebebi’ni sor­dum.

    "-Ben Peygamber'den işittim ki, Müslümanlar arasında bir Kişi’nin bile ben’de Haqq’ı olsa, Qıyâmet Günü’ne kadar Cehennem Köprüsü’nde duracaktır, eğer İyi olursa kurtulur, aksi taqdirde düşer ve orada 70 Yıl kalır.

    -Sen bunu Peygamber'den duymamış mıydın?

    -Hayır.

    -Ben de Peygamber'in "Eğer Halq’ı ilgilendiren bir İş yapsam ve bir Kişi’nin bende Haqq’ı olsa bu Haq Qıyâmet Günü’ne kadar Cehennem Köprüsü’nde duracaktır. Eğer Kişi İyi İşler yapmışsa kurtu­lur, yoksa düşer ve orada 70 Yıl kalır" dediğini duymuştum.

    -Her ikisi de Qalbime Ağır bir Yük yükledi. Biri olsa da bu İşi benden alsa, ne istese verir­dim ona, dedi Halife.

    -Evet, Allâh'ı unutanın Son’u Kötü’dür, Burnu Toprağa sürtülür. Ama şu anda İyilik’ten başka bir Şey göremiyorum. Sen Halifeliği haq’etmeyen birine bıraktığını düşün, o zaman haq’etiğinden fazla Ceza çekersin ve Günahları’ndan hiç kurtulamazsın..

 

    VII

    Bilâl birgün Ezan okudu. Sanki Peygamber aralarına yeniden  dönmüş gibiydi. Yarıda kesti Bilâl. [26]

 

    VIII

    Şam Yoksulları’nın Hâmi’si idi Ebû Zerr. "Keşke Peygamber’i görseydik" diyenlere O'ndan duyduğu Din’i anlatıyordu.

    Ömer'in, Ebû Sufyan'ın Oğlu Şam Wâli’si Muâwiye'nin yanı’ndan döndüğünü öğrenir. Ebû Sufyan Vergi getirmemişti. "Bize bir Şey gelmedi" diyordu Ebû Sufyan. Halife Eli’ni uzaratak Par­mağı’ndaki Yüzüğü çıkarttırmışdı ve bir Aracı’yla O'nu hanımı Hind'e gönderip kocasının getirdiği torbayı istediğini söylettirmişti. Elçi 10.000 Dinarlık Torba ile döndü.  Ömer'in Para’yı Hazine’ye koyduğunu öğrenen Ebû Zerr:

    -W’allahi bu İnsanlar’ın Altın ve Gümüş biriktirmek için, neden bu kadar çabaladıklarını an­lamıyorum. Onlar, Peygamber'in "Ben ve Dünyâ? İkimizin Misal’i Sıcak Süvari’nin Hikâyesi’ne ben­ziyor: Yol’a çıktıktan sonra bir Gölgelik’te bir süre dinlenecek ve orayı terkedecektir" dediğini duy­mamışlar mı acaba? diyordu.

    -Allâh Rasûl’ü "Servet ve Çocuklar Dünyâ Hayatı’nın Süs’ü" demişti, dedi biri..

    -Ne garip. Siz öteki Dünyâ’ya inanırken nasıl oluyor da, bu Yalancı Dünyâ için Yalan söyleyebiliyorsunuz, buna şaşarım. " Bâqi kalan Sâlih Ameller ise Rabbi’nin katı’nda Sewapca daha Hayırlı’dır, Emel ve Umutca daha Hayırlı’dır," [27] demiyor mu?

 

    IX

    Nafi-i Tahi Basra'ya gelince Şehr’in Hakim’i Abdullah ibnu Amir'in Evi’ne gitti. Selâm verdi, Ebû Zerr'in Selâmı’nı ve Mevki Sâhib’i olduğuna dair Sitemi’ni getirdi. "Oysa onunla Qur'ân okurduk" diyordu.  "Bizim Yemeğimiz Hurma, Şarabımız Su, biz de yaşıyoruz sen de" dedi. Abdullah ağla­maktan kahroldu.

 

    X

    Halq, Ebû Zerr'in Konuşması’nı dikkatle dinliyordu. Sermayedar’ı kızdırıyordu. Cündeb ibnu Müslim'e kendi kendine: "Bu bir Fitne’dir" diye düşündü. Gidip Wâli'ye Şikayetleri’ni bildirdi:

    -Ebû Zerr, Şam Halqı’nı kesinlikle sana karşı kışkırtacak, eğer Şam'ı istiyorsan Halq’ı anla­maya çalış"

    Muâwiye, başı’nı önüne eğerek kara kara düşündü.

    -Acaba O'na Baskı mı yapmalıydı? Hayır, böyle bir Davranış Fitne Ateşi’ni daha da alev­lendirirdi. Acaba O'nun yaptıklarını Halife'ye Şikayet mi etmeliydi? Halife ne diyecekti acaba? Kendi üzerine düşen bir Görev olmadığını söylemez miydi? Hayır, İyisi mi O'nu Dewam eden Sa­vaşlar’dan birine gönderip Şam'dan uzaklaştırmalıydı. Çünkü, O Allâh Yolu’nda savaşmayı Büyük bir Sevinç’le Qabul eder" diye düşündü.

    Yanına çağırttı Ebû Zerr'i. Ebû Zerr geldiğinde Ebu'd-Derdâ, Şeddad ibnu Ews ve Ubade ibnu Samit Wâli'nin yanındaydılar. Konuşmaya başladı Wâli:

    -Ben, Ömer'e  "Humus Wilâyeti’nin Köyleri’nden birinden, Kıbrıs'tan Köpek Ulumaları’nın ve Horoz Sesleri’nin işitildiğini ve fethedilmesi gerektiğini" yazmıştım. Böylece oranın Fethi’nin kolay ol­duğunu anlatmak istemiştim. Fakat Ömer, Amr ibnu Ass'a "Bana Deniz’in ve Gemiler’in Durumu’nu bildir" diye Mektup yazdı. Amr da yazdığı Cewap’ta; "Deniz, içinde çok Küçük Yaratıklar’ın Yol aldığı, Göğün ve Su’yun Maviliği’nden başka bir Şey’in görülmediği, bir Mahluq’tur. Deniz Durgun olduğu zaman Yelkenliler Hareket edemez, Yürekler Korku içinde kalır; Dalgalı ve Fırtınalı olduğu zaman da Aqıllar perişan olur, durgunlaşır. Orada Ümit azalır, Korku artar. Deniz’de Seyahat eden bir İnsan, küçücük bir Çöp  Parçası’nın üzerindeki bir Kurtçuk gibidir, eğer Ağaç dönerse boğulur, eğer Fır­tınalar’dan kurtulursa şaşırır kalır" demişti.

    Bu Cewab’ı alan Ömer: "Muhammed'i  Haq olarak gönderen Allâh'a andolsun ki, böyle bir yere asla Müslümanlar’ı göndermeyeceğim." demişti.  Fakat ben Dâwetimi tekrarladım. Halife'ye Kıbrıs'ın Feth’i için Israr ettim. O da bu Konu’yu, Halq’ın onaylamasına bıraktı. Şimdi sizin Qararınız nedir?

    Ebû Zerr konuştu:

    -Allâh Yolu’nda bir Gün eğleşmek, başka Amaçlar Uğruna binlerce Gün Yol almaktan daha Ewla’dır. Bizler Allâh Yolu’nda Cihad için çağrılmışız, bunu Qabul etmekten başka bir Şey bize yakışmaz.

    Herkes O'nu Tasdiq etti. Wâli, Beni Fezare Qabilesi’yle anlaşan, Abdullah ibnu Qays'ı bu Se­fer’in Komutanlığı’na Tâyin etti. Gemiler hazırlandıktan sonra Ordu Komutan’ı Hareket Emri’ni verdi. Gemiler Yol’a çıktı. Ebû Zerr de içindeydi Sefer’in. Kıbrıslılar Teslim oldular sonunda. Şam'a döndü Ebû Zerr.

 

    XI

    Qa'b el-Ahbâr Kehânet’te bulundu:

    "Ömer öldürülecek."

    Qûfe'den Medine'ye götürülen, İranEbu Lü'lü Adı’nda bir Köle, Namaz Tekbirleri’ni getirirken Şehit etti Halife Ömer'i. Şam'a Yeni Başkan için 6 Kişilik Şûra bırakıldığı Haber’i ulaştı. Ebû Zerr  Hanım’ı ve Kızı’nı yanına alarak Medine'ye giden Kerwan’a katıldı. Ali'nin yanı’na giderek  Selâm verdi. Medine'de kalacaktı.

     Ömer’n Hayatı’nın Sonları’nda hayıflandığı Konu’dur: "Eğer Bugün gördüğümü, İş’in Başı’nda göreydim, Zenginler’in Malları’ndaki Fazla’yı alır, Faqir Muhâcirler’e dağıtırdım." [28]

 

 

 

Halife Osman'ın  Dönem’i

 

    I

    Merwan Medine Yönetimi’ne bakıyordu. O'nun Zamanı’nda Hilâfet Saltanat’a dönüştü. Merwanla Herşey Yeme-İçme Sarayı’na dönüştü. Ebû Zerr, İslâmî Miras’ın iç’ten iç’e kemiren Kurtcuğu görüyordu. İçi içini yiyordu. Yoksullar, Çilekeşler  ve Güçsüzler, Zenginler’in, Köle Tüccarları’nın, Ribâ yiyenler’in ve Eşrâf’ın Ayaklar’ı altında eziliyordu. Ümmet sınıflaştı, Saray Zenginler’in Himaye yeri oldu. Köleler’le doldu her yer.

    O'nun yaşadığı Kent’in Wâli’si olan Muâwiye, Şam'a binlerce Dinar harcayarak Şehinşahlık Saray’ı diktirdi.

    İlk Müslümanlar’dan Sad ibnu Ebi Waqqas' [29]Akik'de Büyük bir Bahçe’si ve Salonlar’ı olan Güzel bir Ev yaptırmıştı.

    Halife Medine'de kendisine Büyük bir Ev yaptırmıştı. Bu Ev’in Kapılar’ı Arar ve Sac Ağacı’ndandı. Halife'nin Karısı’nın Gerdanlığı’nın Değer’i, Afrika'nın Vergisi’nin 1/3 ü ka­dardı. Ebû Zerr Helâli’nden kazanılsa da bu Tasarruflar’a Olumlu bakamıyordu.

    Ebû Bekr, kendi Geçimi’ni sağlayabilmek için bir Yahudi’nin Keçileri’ni sağardı.

    Ömer, Babası’nın Qudreti’nden İstifade ederek zor’la aldığı At için Ordu’nun Başkumandanı’nı Sorgu’ya çekiyordu. 

    İnanılmaz bir Yiğitlik’le İsyân etti Ebû Zerr. Ali ile dönebilirdi, İdealler Ebû Zerr'e göre. O'nun Etrafı’nda Pervane oldu o ve Dostlar’ı.

    İnsanlığın, Mayamız’daki Adalet’in, Somut bir Anıtı’dır Ebû Zerr. Ümmet’in Mesih’i..

 

    II

    "Ey Osman, sen Yoksullar’ı daha Yoksul, Zenginler’i daha Zengin ettin"

    "Evi’nde Ekmek bulunmadığı halde Kını’ndan sıyrılmış Kılıcı’yla İsyan etmeyen Adam’a şaşarım ben."

    "Toplanan Altın ve Gümüşler Bütün Müslümanlar’ın arasında eşitce dağıtılmalı" diye bağırıyordu. 

    Der ki: "Ben bu Sonsuz Varlık’ta beni Allâh'a götüren öyle bir Âyet bulmuşum ki Aqlım ona Tartışma ve İnceleme’yle yetişmesine İmkan yoktur. Çünkü O, Varlıklar’ın hepsinden daha Büyük’tür, O'nun İhâte edilmesi Mümkün değildir."

 

    III

    Medine'nin Hayber Kalesi’nin ve Afrika'nın 1/5 Geliri’ni Peygamber'in Babası’yla beraber Sür­gün’e gönderdiği Merwân ibnu Hakem'e bağışladığını öğrendi Ebû Zerr.

    300.000 Dirhem, [30] Haris ibnu Ebi el-Ass'a ve 100.000 Dirhem Zeyd ibnu Sabit'e  [31]verilmişti. Elbet bir Açıklama’sı vardı bunların, ama Ebû Zerr’i Tatmin etmekten Uzak’tılar. Bunları duyan Ebû Zerr Mescid'de Ünlü Âyeti’ni okuyordu:

     "Altın ve Gümüş’ü Kenz edip de Allâh Yolu’nda harcamayanları Elem Verici Azap’la müjdele." [32] İsâ Qudüs Mescidi’nde neyse Medine Mescidi’nde oydu Mesih.

 

    IV

    Merwan [33],Ebû Zerr'in kendisine ve dolayısıyla Halife'ye karşı çıktığını duyunca, olayı Halife'ye Haber verdi. Halife Hizmetci’si Nail'i Ebû Zerr'e göndererek yanına çağırttı. Yanına gelince O'na:

    -Seninle ilgili bazı Haberler duydum, bu Davranışları’ndan waz’geçmelisin, dedi.

    -Ne söylediler? diye dordu

    -Halq’ı bana karşı kışkırttığını.

    -Nasıl?

    -Mescid'de Tewbe Sûre’si 34.Âyet’i  okuyormuşsun.

    -Ey Osman, acaba Allâh'ın Rasûlu'nün Halife’si beni Allâh'ın Kitabı’nı okumaktan ve Al­lâh'ın Emirleri’ni terkedenlere karşı gelmekten alıkoymak mı istiyor? Allâh'a Yemin ederim ki, Os­man'ın Kızgınlığı ile Allâh'ı Hoşnut edeceğime sevinirim. Osman'ın Hoşnutluğu ile de Allâh'ın ga­zaplanacağını çok İyi biliyorum.

     Kararlı bir Yürek’le dışarı çıktı Ebû Zerr.

 

    V

    Bir Gün yine Halife'nin yanı’na gitti. Hilâfet Müşâwir’i gibi davranan Qa'b el-Ahbâr ile Sohbet ediyordu Halife. Ömer Zamanı’na kadar Yahudi Haham’ı olarak yaşayan bir  Adam’dı Qa’b. Halife O'na soruyordu:

    -Halife aldığı bir Mal’ın Karşılığı’nı istediği bir zaman öderse bu Câiz midir?

    -Hayır, dedi Ebû Zerr.

    Qa'b Söz’e girdi:

    -Bunun bir Yanlışlığı yok.

    -Yahudi oğlu seni! Bizim Dinimiz’i bize mi öğretiyorsun?

    Halife girdi araya:

    -Senin bize Eziyet’in ve Arkadaşlarıma karşı yaptığın Dili’nin Yara’sı ne kadar çoğalmış. Sen Şam'a git!

    Bunu düpedüz kovulmak olarak algıladı Ebû Zerr. [34]

 

Tekrar Şam Günler’i

 

    I

    O geldiğinde Wâli Muâwiye için Yeşil Saray yapılıyordu. Binlerce İşci çalışıyordu İnşaatı’nda.

    -Ey Muawiye, dedi. Eğer bu Saray’ı Halq’ın Parası’yla yaptırıyorsan Hıyânet’tir. Kendi Paranla yaptırıyorsam İsraf’tır.

    Wâli'nin Yüz’ü Utanç’la kızardı. Çekip gitti Mescid'e Ebû Zerr.

   

    II

    Maaşları’nı alamayan Şikayetci Memurlar’ı gördü Mescid'de. Şam ve Medine Yoksulları’nı ve Ezilenleri’ni Etrafı’na toplayarak, Ribâ yiyenler’in,  Altın’a tapanlar’ın karşısına dikildi. Şöyle sesle­niyordu Şamlılar'a:

 

    -Ben şimdiye kadar Meydân’a gelenleri bir türlü anlayamıyorum!. Allâh'a And içerim ki, bu Ameller ne Allâh'ın Kitabı’nda var, ne de Peygamber'in Davranışları’nda vardır. Allâh'a Yemin ederim ki, Haqq'ın Ayaklar altına alındığı, Bâtıl'ın diriltildiği ve doğru dürüst konuşanlar’ın Yalancı diye gösterildiğini görüyorum. Herşey birbirine karıştırılmış, ortalık Toz Duman edilmiştir.

    Ey Servet Sâhipler’i! [35]

    Faqirler’le kendinizi eşitleyin.

    "Altın ve Gümüş’ü Stok edip(Kenz) de Allâh Yolu’nda harcamayanları Elem Verici bir Azab ile müjdele. Öyle bir Gün’de ki, bunlar Cehennem Ateşi’nde kızdırılarak onların Alınlar’ı, Yanlar’ı ve Sırtlar’ı dağlanacak..." [36]

    Ey  Sermaye Sâhipler’i!

    Her Mal’ın 3 Ortağı bulunduğunu bilin:

    1.si Alın Yazısı’dır ki, Malı’nın mahvolmasında sen’den İzin almaz.

    2.si, başını öteki Dünyâ’nın Yatağı’na koyacağın Gün’ü; Malı’nı çalmak için bekleyen Wârisi’ndir. Sen Allâh'a Borçlu çıkarsın.

    3.sü de sensin, eğer Qudret’in varsa ve Allâh'a Borçlu çıkmaktan korkuyorsan, diğer iki Ortağı’ndan Güçsüz olma. Allâh şöyle buyurur:

    "Sevdiğiniz Şeyler’den harcamadıkca gerçek İyiliğe eremezsiniz." [37]

    Ey Sermaye Sâhipler’i!

    Acaba siz her İnsan’ın öldükten sonra hiçbir İş yapmaya Qudret’i olmadığını bilmiyor musunuz? Yalnız kendilerinden sonra İnsanlar’ın yararlandığı bir Yâdigar bırakanlar veya kendisini Yâd edecek Temiz ve Dürüst Ewlatlar bırakanlar müstesna.

    Peygamber buyurdu ki:

    -Rabbim bana; "eğer istersen senin için Mekke'nin Putları’nı Altın yaparım" dediğinde,

    -Hayır, dedim. "Ben Rabbime, bir Gün Tok isem, bir Gün Aç olmak isterim: Aç olan  Gün’ü senin Huzuru’nda İbâdet ve Dua etmek için, Tok geçireceğim Gün’ü de sana Şükür etmek için isterim," dedim."

    Allâh'ın Rasûl’u Hasır üstünde  yattığı halde, sizler Nâzik Bedenleriniz Rahatsız olmasın diye; İpek Kumaşlar ve Diba Perdeler seçiyorsunuz. Allâh'ın Rasûl’ü Arpa Ekmeği’ne doymadığı halde sizler, birbirinden  Farqlı çeşit çeşit Yemekler yiyorsunuz.

    Ey Sermaye Sâhipler’i!

    Acaba sizler, her Gün iki Meleğin Yeryüzü’ne indiği ve bunlardan birinin: "Ey Allâhım, Yoksullar’ı doyuruyorlar, Ödül ver!" ikincisin de; "Ey Allâhım, Sermaye topluyorlar, toplayanların Canı’nı al!" dediğini bilmiyor musunuz?’

 

    III

    Yine Yeşil Saray'da Protesto’da görüyoruz O'nu:

    -Ey Muâwiye, Sen neden Müslümanlar’ın Malları’nın Allâh'ın Mal’ı olduğunu söylüyorsun? Bundan Maqsad’ın nedir?

    -Ey Ebû Zerr, acaba biz Allâh'ın Kullar’ı değil miyiz? Mal O'nun Mal’ı değil midir?

    -Sen böyle söyleme. "Müslümanlar’ın Mal’ı olduğunu " söyle.

    -Peki, bundan sonra söylerim.

    Aylılırken şöyle seslendi Ebû Zerr'e:

    -Seni bize hangi Nedenler kışkırtıyor?

    -Ganimet, Müslümanlar’ın Haqları’ndandır ve sen onlardan kendine hiçbir Şey alıkoyamaz­sın, Peygamber'in söylediklerine, Ebû Bekr ve Ömer Örnekleri’ne rağmen, sen Mallar’ı kendin ve Beni Ümeyye için topluyorsun.

    -Ebû Zerr!  Senin zannettiğin gibi ben hiçbir Mal toplamadım. Yalnız halq için harcanmak üzere Mal topladım. Ben Halq’ı Servet’ten Yoksun bırakmadım. Yoksullar’a Yardım gereken yerde Yardım ettim.

    -Senin  bu Bağışlar’ın ve yaptıkların altında yatan Sebeb Allâh'ın Hoşnutluğu değil. Sen Halq tarafından Bağışlayıcı tanınmak istiyorsun. Öylece Şöhret bulmak istiyorsun. Ey Muâwiye, sen kendini daha Zengin, Yoksul’u da daha Yoksul yaptın.

    -Ey Ebû Zerr, bu İş’ten el çek!  Sen Halq’ı, Sonu’nu Alîm Allâh'tan başka kimsenin bile­meyeceği bir Inkılab’a kışkırtıyorsun.

    -Canım eli’nde olana And içerim ki, Zenginler Malları’nı Yoksullar’la paylaşana kadar da­wamdan waz’geçmem!

    Hiddet’le Sırtı’nı döndü, çıktı gitti Adâlet Savaşcı’sı.

 

    IV

    "Bu Adam, ancak Küçük düşürülerek yenilebilir." diye düşündü Wilâyet. Hizmetkar’ı ile O'na Para Dolu bir Torba yolladı.

    -Bunu sana Muâwiye yolladı.

    -Eğer bu benim gibi Yoksul bırakılanların Haqq’ı olsaydı Qabul ederdim. Fakat bağışlıyorsa, benim buna İhtiyacım yoktur. Dön ve kendisine geri ver, dedi.    

 

    V

    Doğru Mescid'e gitti. Yine Tok bir Ses’le bağırdı:

 

    -Ey Sermaye Sâshipler’i!

    Allâh'ın size verdiği Mallar’ı Yoksullar’a dağıtın!  Bu Dünyâ Hayat’ı Sizler’i aldatmasın, Mallarınız’dan Yoksullar’a da bir Pay ayırın. Allâh Rasûl’u buyurdu ki:

    "İnsan benim Malım, benim Malım, der. Acaba senin dediğin Yokolucu, giydiğin Eskiyen değil midir? Ancak bağışladığından başka geriye kalan Mal’ın var mı?"

    Ey Zenginler Guruh’u!

    Yüce Allâh, Sermayedarlığı yasaklamıştır. Allâh Rasûl’u buyurdu ki:

    "Mahvolsun Altın, yokolsun Gümüş!"

    Halbuki bu Sözler sizlerin çok Zoru’na gidiyor. O'nun Dostları’nın da ağrı’na gitmiş ve kendi kendilerine "Acaba hangi Mal’ı alalım?" diye sormuşlardı. Bunun üzerine Ömer onlara:

    "Ben size Peygamber'in Qararı’nı bildireceğim" diyerek Peygamber'in yanı’na gitti. Cewab’ı şuydu Rasûl'un:

    "Toplanacak olan Allâh'ı öven Dil, şükreden Gönül ve İman üzere sizi destekleyen Hanım..."

    Mallar’ın Qıymet’i Halq’ın Haqqı’dır. Ama Muâwiye, bu Haqq’ın Tamamı’nı kendi Büyüklük ve Azamet’i, Saray’ın Koruyucu ve Hizmetciler’i için harcıyor. Muâwiye kendisi için 2 Elbise’den, Allâh'ın Evi’ni Ziyareti’nin Masraf’ı, Yemeği’nin Masraf’ı ve Âilesi’nin Harçlığı’ndan Fazlası’nın Câiz olmadığını unutmuş mu? Tıpkı Qureyş Halq’ı gibi yaşaması gerekmez mi? Ne herkes’ten daha Faqir, ne de herkes’ten daha Zengin olması gerekmez mi?

    Ömer'in Davranış’ı buydu. Acaba Muâwiye neden O'nun İzi’nden gitmiyor? Mallar’ın Qıymeti’ni herkes’in arasında Eşit bir şekil’de paylaştırması gerekir. Bu şekil’de paylaştırma Peygamber, Ebu Bekr ve Ömer Zamanı’nda vardı.

    Oysa Muâwiye çok sayı’da Mülkler edinip, onların döşenmesi ve düzenlenmesi için binlerce Dinar harcıyor. Müslümanlar’ı bir Kenar’a itti. Ömer Hacc’a gittiğinde, sadece 16 Dinar harcadığı halde Oğlu’na "Bu Yolculuk’ta fazla harcadık" demişti. Ömer Müslümanlar’ın Emir’i..  Bu 16 Dinar’ı çok buluyor ama Muâwiye binlerce Dinar’ı Beni Ümeyye'ye bağışladığı halde yaptıklarını az buluyor..."

 

V

     Korkak bir Taraftar’ı uyarıyordu O'nu[38]:

    -Muâwiye'ye fazla dokundun, dikkatli ol!

    -Benim Arkadaşım Muhammed, bana demişti ki:

    "Ne kadar Acı da olsa Haqq’ı söyle ve kimse’nin kınamasından korkma!"

    Ben O'nun her Zaman okuduğu şu Dua’yı okurum:

    "Allâh'ım, Korku’dan sana sığınıyorum. Kıskançlık’tan sana sığınırım, Hayat’ın aldatmasın­dan ve Ölüm’ün İşkencesi’nden sana sığınırım."

    Korkağın Uyarılar’ı İş’e yaramamıştı. İhtiyatlılar’dan usanmıştı Ebû Zerr:

    -Bunlar kendi Yemekleri’ni hazırlamak için bir sürü Döşeme yapıyor ve uğraşlar veriyorlar. O kadar çok Çeşitli Yemekler yiyorlar ki, sindirebilmek için ardından bir İlaç içmek Zorunda kalıyorlar. Halbuki Peygamber, bu Dünyâ’dan Karnı’nı 2 Çeşit yemek’le doyurmadan gitti. Hiçbir Gün Hurma veya Ekmeğe doymamıştı.

    Muhammed'in Hanımları’nın hiçbir Zaman Yemeği’nde doydukları olmamıştı. Allâh'ın Peygamber'inin Âilesi’nin Evi’nde, aylarca Ekmek veya herhangi bir Şey pişirmek için, Ateş yakılmadığı oluyordu.

   

    VI

    Biri Şaşkınlık’la sordu: -Acaba neyle yaşıyorlardı?

 

    -Hurma  ve Su ile.

    Rasûl buyurdu ki:

    "İnsan Karnı’ndan daha kötü hiçbir Kab’ı doldurmamıştır." "Çok yemekten Uzak durun, Namaz kılmakta Tembelliğe Sebeb olur. Wucud’u çürütür ve Hastalıklar’ın oluşmasında en Büyük Etken’dir."

    Sizlere, Yemek’te Ortayol’u Tercih etmek gerektir. Çünkü hem İsraf’tan Uzak durmuş olursunuz, hem Wucudunuz için daha Menfaatli, hem de Allâh'a İbadet etmekte daha fazla Quwwet verici’dir."

    Peygamber'in Arkadaşları’nın harcayacak hiçbir Şeyler’i olmadığından, Dindar olduklarını sanmayın! Hayır, fakat yalnız Allâh'ın Hoşnutluğu için ve Allâh'ın wad’ettiklerinden Ümitli olduklarından Dürüstlük ve Dindarlığı kendilerine Meslek edindiler..

    Daha sonraları, fethedilen Ülkeler’den, Medine'ye bir hayli Mal toplandı. Bir Gün Hafsa, Ömer'e:

    -Baba! Allah Gelirimiz’i artırdı, bu giydiğinden daha Yumuşak Elbise giysen, yediğinden daha Yumuşak ve İyi Yemekler yesen çok daha İyi olur, dedi. Ömer:

    -Ben seni kendime Hakem Tâyin edeyim. Söyle bana; acaba Allâh'ın Rasûl’u'nün karşılaştığı Zorluklar’a karşı nasıl Tahammul ettiğini unuttun mu? Ebû Bekr'in nasıl yaşadığını unuttun mu?"

    Ömer'in verdiği bu Örnekler’i, Mü’minler’in Annesi’nin Hatıraları’nı canlandırıp ağlamasına sebeb olmuştu, Babası’na dedi ki:

    -Sakın ha! Allâh'a Yemin ederim ki, Saadetleri’ni anlarım diye ben de onlarla  Geçim Sıkıntısı’na Ortaklık ediyordum. Allâh'ın Rasûl’u, Geliri’nin 1/5 ini alıyordu, onları ne saklıyor ne de biriktiriyordu. Öyle ki Eli’ne ne geçerse dağıtıyor ve yemek için bile bir Şey ayırmıyordu. Bir Gün Âişe, O'nu Aç görünce, Üzüntüsü’nden ağlamaya başladı:

    -Ey Allâh'ın Rasûl’u! Acaba Allâh'tan sana Yemek vermesini dileyemez misin? dedi.

    -Ey Âişe! Canım Eli’nde olan Allâh'a And içerim ki, eğer Allâh'tan Yeryüzü’nün bütün Dağları’nı, nereye gidersem benimle birlikte Hareket edecek şekilde, Altın yapmasını isteseydim, Qabul ederdi. Ama ben Dünyâ’nın Açlığı’nı, Tokluğu’na, Faqirliği’ni, Zenginliği’ne ve Çilesi’ni, Sevinci’ne Tercih ederim.

    Ey Âişe! Bu dünyâ Muhammed'e ve Muhammed'in Hanımları’na Lâyık değildir. Allâh bütün Peygamberler’den Dünyâ’nın Çirkinlik ve Güzellikler’i karşısında sabredilmesini ister, başkası’ndan Hoşnut olmaz. Beni de onlar gibi Yükümlü kıldı. Bana: "Diğer Peygamberler’in sabrettiği gibi, sen de sabret" buyurdu. Allâh'a And içerim ki O'nun Emirleri’ne uymaktan başka Çarem yoktur. Allâh'a Yemin ederim ki, onlar gibi Gücümün yettiği kadar sabredeceğim ve Allâh'tan başka Hüç ve Qudret yoktur" diye Cewab vermişti.

 

    VI

    Bir gün Kansir Wâli’si Celam ibnu Cündeb, Muâwiye'nin yanı’na giderken, Saray’ın önü’n­de, Uzun Boylu, Sırt’ı biraz bükülmüş, Yanaklar’ı sarkmış, Buğday Renkli ve Çıkık Kemikli bir Adam'ın Öfke’yle bağırdığını gördü:

    -Ateş'in Yükler’i sizler için geldi! Allâh'ım! "Nehyi ani'l-Münker"i Tenkit edenlere Lanet et!  Ey Allâh'ım! Emri bi'l-Ma’ruf’u terkedenlere Lanet et!

    Muâwiye titriyordu. Yüzü’nü Celam'a çevirerek dertleniyordu:

    -Tanıyor musun O'nu? Kim beni Cündeb ibnu Cünane'nin Eli’nden kurtarabilir? Her Gün Te­pemiz’e dikilip demek istediklerini haykırıyor.

    Sonra emretti, Ebû Zerr'i yanı’na çıkardılar. Şöyle bağırdı Wâli:

    -Allâh'ın  ve Peygamber'inin Düşman’ı! Her Allâh'ın Gün’ü Tepemiz’e dikilip bu İş’i tekrarlıyor­sun. Peygamber’in Ashâbı’ndan birini, Osman'ın İzni’ni almadan, ne zaman Zarar vermek istediy­sem karşımda seni görüyordum. Ama senin Ölümü’nle ilgili Osman'dan İzin almam gerekiyor.

    Cewabı’nı aldı Ebû Zerr'den:

    -Ben Allâh'ın ve Peygamberi'nin Düşman’ı değilim. Sen ve Baban Düşmanı’ydınız. Görünüş’te Müslüman oldunuz.

     

    VII

    Wâli, Ebû Zerr'i bulup getirtmek için Adamları’nı gönderdi. İnce Uzun Boylu Qararlılığı Yüzü’nden okunan Adam'ın yanı’na vardıklarında Wâli yeri’nden kalkarak O'nu karşıladı, Sevgi gösterdi. Hizmetcileri’ne Yemek getirtti. Müthiş bir Sofra’ydı bu. Bütün Israrları’na rağmen Ebû Zerr'den şu Cewab’ı almaktan kurtulamadı:

    -Allâh'ın Peygamberi'nin Zamanı’nda benim Yemeğim, Hafta’da bir Kilo Arpa idi. Allâh'a Ye­min ederim ki, bu Yemeğime başka bir Şey İlawe etmeyeceğim. Allâh'a kavuşuncaya kadar da böyle Yemeğe Dewam edeceğim. Sizler değişmişsiniz. Sizin için Arpa’dan Ekmek pişiriyorlardı. Ha­mur konulacak Yer yoktu. Ateş’in Dumanı’na tutulduktan sonra, iki Parça Et’le yenilirdi. Oysa şimdi çeşit çeşit Yemekler’i değişik Şekiller’de pişirip yiyorsunuz; Sabah bir Elbise, Akşam bir başka Elbise giyiyorsunuz, halbuki Peygamber'in Zamanı’nda böyle değildiniz!..

    Böyle dedi Wâli?

    -O Dewirler gerilerde kaldı! Şimdi biz, Yabancı bir Ülke’deyiz. Bunların karşısında Ululuk ve Azamet’le davranmazsak, bizi Yoksul ve Güçsüz sanacaklardır.

    -Ben Durumumu asla değiştirmeyeceğim; öteki Dünyâ’da Allâh'ın Rasûlu'ne en yakın Adam olsam bile... 

    Peygamber'in "Qıyâmet Günü’nde bana en Yakın olan İnsan, bu Dünyâ’yı ben nasıl terket­tiysem öylece terkedendir" dediğini işitmiştim. Aranızda benden başka kimse’nin böyle olmadığına Allâh'ın Adı’na Yemin ederim.

    -Ey Ebû Zerr, Sermaye Sâhipler’i seni bana Şikâyet ettiler. Söylediklerine göre, sen Yoksullar’ı kendilerine karşı kışkırtıyormuşsun. Doğru mu?

    -Ben onları Sermayedârler’e karşı aydınlatıyordum.

    -Niçin?

    -Çünkü Tewbe Sûre’si 34.Âyeti’ne uyarak Servet-Mal peşinde koşanları Şiddetli bir Azap’la müjdeliyorum.

    -Bu Âyet, Ehl-iKitap için indirildi.

    -Hayır, bu Âyet hem bizim için, hem de onlar için indirilmiştir.

    -Ben, sana bu İşler’le uğraşmamanı emrediyorum.

    -W’allahi Halq’ı Dürüstlüğe ve Dindarlığa Dâwet etmeye, Zenginle’ri ve Sermaye Sâhipleri’ni de Şiddetli bir Azap’la müjdelemeye Dewam edeceğim!

    -Senin İyiliğin için bu İşler’e son vermeni diliyorum.

    -W’allahi, Servetler Bütün İnsanlar arasında paylaştırılıncaya kadar, benim Mücâdelem son bulmayacaktır.

    -Ebû Zerr, kendine gel, bu İş ikimizin arasında Ayrılık doğuracaktır.

     Bir Âyet’le Cewap verdi Ebû Zerr:

    -De ki, bize ancak Allâh'ın yazdığı dokunur. [39] 

    Ebû Zerr Saray’dan kovuldu. O'nunla konuşmak yasaklandı.

 

    VIII

     Mescid'e geldi, Abdest aldı ve Qur'ân okumaya başladı. Bu sırada üzerinde Kaba Elbiseler bulunan Kız’ı çıkageldi. Benz’i sararıp solmuştu. Babası’nın önünde durarak:

    -Ey Babacığım, Mal Sâhipler’i, senin Para’nın Öz Geliri’nden fazla olduğunu söylüyorlar, dedi.

    -Kızcağızım! Sen onlara Kulak asma. Allâh'ın Lutf’u ile bir kaç Kuruş’tan başka, Altın ve Gümüş’ten hiçbiri Baba’nın yanında yer almayacaktır.

    Ebû Zerr'in Kız’ı geri döndü.

 

    IX

    Muâwiye ve Çevresi’nde Elpençe Hizmetkârlar’ı Mescid'e girdiler. Müezzin Halq’ı Namaz’a çağırdıktan sonra Muâwiye Minber’e çıkarak konuşmaya başladı:

    -Mal bizim Malımız, Ganimet bizim Ganimetimiz’dir. İstediğimize verir, istediğimizi de Yoksun bırakırız.

    Dinleyenlerden biri Ayağa kalkarak, Wâli'ye karşı, Cesur ve Tok bir Ses’le konuştu:

    -Mal bizim Malımız, Ganimet de bizim Ganimetimiz’dir. Kim bizi Yoksun bırakmak isterse, Allâh'ın Huzuru’nda, Hesabı’nı Kılıçlarımız’la görürüz.

    Wâli başı’nı önüne eğdi. Bu Sözler’in Ebû Zerr'in başı’nın altından çıktığını anlamıştı. Namaz bittikten sonra Ebû Zerr'in Yandaş’ı olan o Adam’ın Ayağı’na kendi Adamı’nı göndererek Halq’a şöyle dedirtti:

    -Bu Adam bana Hayat verdi. Allâh da O'na Hayât versin. Ben Allâh'ın Rasûlu'nün şöyle dediğini duydum: "Benden sonra gelecek İqtidar Sâhipleri’ne kimse karşı koyamayacaktır. Bunlar kendilerini Maymun gibi Ateş’e atacaklardır."

 

    Sonra Wâli Sarayı’na döndü. Aqrabalar’ı Odası’nda Wâli’nin Sinir’den köpürmüş hâline Tanık oluyorlardı:

    -Ebû Zer beni Rezil etti. W’allahi, eğer O'nu Serbest bırakırsak Halq’ı bize karşı kışkırtacaktır.

    -W’allahi, ben seni O'nun Eli’nden kurtaracağım.

    -Çok Zor, hiçbir Şey Kâr etmiyor.

    -Nereden biliyorsun.

 

    X

    Adam hemen Ebû Zerr'in Evi’ne koşarak Kapı’yı vurmaya başladı. Ebû Zerr açınca karşısındakini tanımadı. Adam:

    -Eğer Muâwiye ile çatışmaktan ve Halq’ı O'na karşı kışkırtmaktan waz’geçmezsen bugünden itibaren Arz’da bir Adım daha atamayacaksın, dedi.

    -Ben ölmekten korkmuyorum.

    -Ebû Zerr! Sen bu İş’ten Eli’ni çekip Muâwiye'yi kızdırmazsan senin için İyi olur.

    -Muâwiye'yi öfkelendirmek benim için Allâh'ın Öfkesi’nden daha İyi ve Hayırlı’dır.

    -Kendi Eli’nle kendini Tehlike’ye atma, Halq’ın Gönlü’nü bize karşı kışkırtıp, onları kendi Tar­afı’na çevirme!

    -Allâh'a Yemin ederim ki, Bütün Mallar Müslümanlar arasında paylaşılıncaya kadar, bu İş’in peşi’ni bırakmayacağım.

    -Allâh'a Yemin ederim ki, biz senin neden Göğsü’ne Taş bastığını biliyoruz. W’allahi bu İş’ten El çekmezsen Azap Kırbacı’nı sana vurup İşkence edeceğiz.

    -Allâh'a Yemin ederim ki, Allâh'ın Kitabı’nın Yönü’ne dönmenize kadar savaşmaktan waz’­geçmeyeceğim.

    -Ebû Zerr, Anan Mâtemi’ni tutsun! Ali, sana ne Fayda sağlayabilir, ne de Zarar verebilir. Ama Muâwiye 'nin Zenginliği Deniz’in Dalgalar’ı gibi bitmek tükenmek bilmez; senin Eli’ndedir.

    -Ben sizin Paralarınız’a Muhtaç değilim. Allâh'ın Hoşnutluğu’ndan başka bir Şey’de Gözüm yoktur.

    -Benden söylemesi, sen kendi Ayağınla Ölüm’e gidiyorsun!

    -Benim için ölmek böyle yaşamaktan daha İyi’dir.

 

    XI

    Maaşı’nı kestiler. Yine Zaaf göstermedi. Daha da şiddetlendi. Hakaret etmeye başladı. Halq’ın arasında konuşuyordu:

    -Beni Ümeyye, beni Faqirlik ve Cinayet’le Tehdit ediyor. Halbuki ben Faqirliği, Zenginlik’ten daha çok severim; Toprağın altını üstüne Tercih ederim! Demeyin ki Allâh'ın El’i Açık değildir ve Al­lâh Faqir’dir..

    "Her halde Mallarınız ve Çocuklarınız bir İmtihan’dır. Büyük Mükafat Allâh katındadır. Gücünüz’ün yettiği kadar Allâh'tan korkun, dinleyin, İtaat edin. Kendi Lehiniz’e Hayırlı Yollar’a harcayın; kim Nefsi’nin Aşırı Cimrilik, Kıskançlık ve İhtirası’ndan korunursa, işte onlar Muradları’na eren, umduklarına kavuşanlardır. Eğer Allâh'a Güzel bir Borç verirseniz, O, onu sizin Lehiniz’e kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allâh, şükredenlere arttırandır ve Azab etmekte Acele etmeyen, Kulları’na karşı Sabır-Şefkatle Muamele edendir. Görülen’i de Görülmeyen’i de bilendir. Azîz’dir,Hakîm’dir." [40]

 

    XII

    Ev’e dönerken Hasta yatağında bıraktığı Kızı’nı hatırladı. Ev’e geldiğinde Kefen’e Sarılı Kızı’nın başında yatan Karısı’nı gördü. Gözlerine kim Hâkim olabilirdi ki? Allâh'tan gelen O'na dönecekti. Sabahleyin Medine'ye saldıran Qureyşliler Oğlu’nu öldürdüklerinde Rasûl (a). O'na "Quwwet Allâh'tan başkasında değildir. Ölmek için doğarlar ve yıkmak için yaparlar" demişti.

 

    XIII

    Wâli Geceleyin Hizmetcisi’ni çağırarak Ebû Zerr'e götürmesi için 1.000 Dinar verdi. Gece geçti, Wâli Sabah Namazı’nı kıldıktan sonra, Habercisi’ni çağırarak; "Muâwiye beni öylesine dövdü ki Wucudum Yaralar içerisinde, sana getirdiğim Para başkasına aitmiş, ben Yanlışlık’la sana getirmişim de" dedi. Haberci’nin Ebû Zerr'den aldığı Cewap şu olacaktır:

    -Oğlum! Allâh'a Yemin ederim ki getirdiğin Para’dan bir Dinar’ı bile Sabah’a kadar yanımda kalmadı. Bana o Para’yı toplayabilmek için, 3 Gün Mühlet vermesini söyle.

    Wâli ne yapsa Fayda etmiyordu. [41]

 

 

Başkent'e  Sevk

 

    I

    Wâli son Çare olarak Halife'ye" Şam Halq’ı sana lazımsa Ebû Zerr'i ortadan kaldır" diye Mektup gönderdi. Gelen Cewap’ta O'nun Çelimsiz bir Merkeb’e bindirilip Medine'ye gönderilmesi  isteniyordu.

    Yoksullar üzüldü bu Haber’e. Yeşil Saray'a karşı Kalesiz kalacaklardı. Wedalaştı onlarla:

 

    -Arkadaşlar!

    Ben size Yararlı olanı Tawsiye ediyorum. Fitne ve Ayrılığın yanında değilim. Allâh'a şükredin. "Eşhedü en lâ İlâhe ill’allâh ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh."

    Arkadaşlar!

    Ben Qıyâmet’in Gerçek olduğuna Şehâdet ederim. Cennet gerçek’tir, Cehennem gerçek’tir. Allâh'tan gelen herşey’i onaylıyorum. Siz de bana Şâhit olun. Eğer bir kimse, Sitemkar ve Günahkar Dostlar’ı olmadan ve böyle bir İnanç’la ölürse, Allâh'ın Rahmet’i ve Peygamberi'nin Şefaati’yle müjdelensin!

    Arkadaşlar!

    Ne zaman Hıyânet edilirse, nasıl Namaz kılıyorsanız ve nasıl Oruç tutuyorsanız öylece  Gazab’tan olun. Siz Allâh'ın Gazab’ı ile bu Reisler’in ve Dönem’in İqtidarı’nı Eli’nde tutanların sevinmesine Fırsat vermeyin. Eğer Hıyânet ederlerse onlardan uzaklaşın. Eğer İşkence görür ve Sürgün’e gönderilirseniz, o zaman Allâh'ı sevindirirsiniz. Allâh daha Yüce, daha Büyük ve sevindirilmeye daha Layık’tır. Kul’u sevindirmek için, Allâh'ı kızdırmak yakışmaz.

 

    II

    Sert bir Ağaç’tan yapılmış Palan’ı bulunan, bir Deve’nin üzerine bindirdiler.Roma'dan kalan 5 Wahşi Köle’yi O'nu götürürken Refakat etmesi için Memur ettiler. Hızla dinlenmeden Yol alıyorlardı. Sonunda Bacakları’nın Deri’si soyuldu ve Ölüm Yüreği’ni sıkıştırmaya başladı. Büyük bir Sıkıntı içeri­sindeydi. Peygamber'in Allâh Yolu’nda geleceğini söylediği Bela bu olmalıydı. Yeşil  Saray Uzaklar’da kaldı.

    Medine'ye yaklaştılar. Ali, Halife ve bir kaç Kişi karşıladı O'nu. Kendisine Cüneydib diye Hitâp eden Halife'ye:

    -Ben Cüneydib'im, ama Allâh'ın Rasûl’u beni Abd’ullâh diye adlandırdı ve ben o Ad’ı Tercih ettim, diye Cewap verdi.

    -Neden Şam Halq’ı senin Dili’nin Yarası’ndan bu kadar Şikâyet ediyor?

    -Sermaye biriktiriyorlardı. Ben de onlara Ateş’le dağlanacaklarını müjdeledim.

    -Sen bizim " Allâh Faqir’dir, biz ise Zengin’iz" dediğimizi zannediyorsun?

    -Eğer böyle düşünmüyorsanız, Allâh'ın Serveti’ni, O'nun Kulları’na dağıtınız. Sana Nasihat ettim, beni Hain saydın. Arkadaşı’na da Nasihat ettim, O da benim Hâin olduğumu Qabul etti.

    -Yalan söylüyorsun. Sen İhtilal çıkartmak istiyorsan ve onu seviyorsun. Sen, Şam'ı bize karşı ayaklandırdın.

    -İki Arkadaş’ın Yolu’nu Dewam ettir ki, kimse’nin senden bir alacağı kalmasın.

    - Sana ne bu İşler’den? Annesiz!

    -Allâh'a Yemin ederim ki "Emri bi’l-Ma'ruf ve Nehyi ani'l- Münker'den başka bende bulacağın başka bir Bahâne yoktur. Bana karışamazsın.

    -Bu Yalancı İhtiyar’ı ne yapacağımı bana söyleyin? Söyleyin bana, döveyim mi? Müslümanlar’ı birbirine düşürdü. İslâm Memleketleri’nden Sürgün mü edeyim?

    Ali araya girdi:

    -Ben, kendi Adamları’ndan birinin Fir'awn'a söylediğinin aynısı’nı sana söyleyeyim: "Eğer Yalancı ise Yalan’ı kendisine dönecektir. Eğer Dürüst ise Gelecek’te olacağını söylediği şey Başımız’a gelecektir." [42]

    Ali ile de tartıştı Halife.

    -Ben, Ebû Zerr ile aynı yer’de oturmayı ve konuşmayı yasaklıyorum, diyordu.

    Ama Halq’ın Rağbeti’ni kesemedi, Halife Fetwa vermesini yasakladı.

   

    III

    Mescid'deydi. [43] Bir Adam çıkageldi:

   -Osman'ın Memurlar’ı Vergileri’ni ağırlaştırdılar. Acaba daha fazla Vergi vermemek için Mallarımın bir kısmı’nı Vergi Memurları’ndan gizleyebilir miyim? diye sordu:

    -Hayır, Malı’nı tut ve Haqqınız olanı alıp Haqqınız olmayanı bırakın" de. Eğer sana Haqsızlık yaparlarsa, Qıyâmet Gün’ü Hesab’ı görülecektir.

     Bu sırada Qureyş'ten bir Genç:

    -Ey Ebû Zerr! Acaba Emiri'l-Mü'minin seni Fetwa vermekten alıkoymadı mı?

    -Vay sen Casus musun? Canım Eli’nde olana Yemin ederim ki, Kılıc’ı Boynuma dayasalar, Kanaat getirirsem, Gücüm yeterse Başım kesilmeden önce yine Muhammed'den işittiğimi söyle­rim. [44]

 

    IV

    Halife O'nu bir Gün Halq’a konuşurken gördü. Hükümeti’ni eleştiriyordu. Yanına çağırttı. Qab'ul- Ahbâr da onları  izliyordu.

    -Ey Ebû Zerr! Ne  zaman bu İşler’den Eli’ni çekeceksin?

    -Ne zaman Yoksullar’ın Haqlar’ı Zenginler’den alınırsa.

    Halife yanındakilere döndü:

    -Sizce bir İnsan Zekatı’nı verdikten sonra başkasının O'nda bir Haqq’ı kalır mı?

    Cewap verdi Qa'b:

    -Hayır, Malı’nın  Zekatı’nı verdikten sonra bir Tuğla’sı Altın’dan, bir Tuğla’sı da Gümüş’ten bir Ev yaptırsa bile onun Boynu’nda kimsenin hiçbir Haqq’ı yoktur.

    Ebû Zerr'in Baston’u Qa'b'ın Göğsü’nü dövüyordu:

    -Yalan söylüyorsun ey Yahudi Oğlu! dedi. Sonra Baqara Sûre’si 177[45] Âyeti’ni okudu.

    -Görmüyor musun, dedi, Zekat vermek, Aqrabalar’a Mal vermek ve Yoksullar ile Köleler arasında bir Farq vardır. Bunlar arasında Zekat’ın en önde olduğunu görmüyor musun? Servet bi­riktirmeyi yasakladığını ve Hayır Yolu’nda Nafaqa vermeyi emrettiğini görmüyor musun?

    -Yeter, dedi Halife. Halq’ı Aşırı zorlamayla Taqwa Sâhib’i yapamazsın. Benim Görevim Al­lâh'ın Hükümleri’ne göre Qarar vermektir ve Halq’ı Ortayol’a sevketmektir.

    -Biz, Zenginler’le, Malları’nı dağıtıp Komşuları’na ve Kardeşleri’ne İyilik edene ve Aqraba Ziyâretleri’ni yerine getirene kadar anlaşamayız.

    Yine aynı Şeyler’i söyledi Qa'b ve Sopa’yı yedi.

    -Eğer Halq’ın Serveti’ni el’e geçiren biri, onların Haqqı’nı Haqsızlık’la el’de ettikten sonra, bu Servet’in Zekatı’nı verirse, sen onu üzerine düşeni yapmış mı sayacaksın?

    Bağırdı, dışarı çıktı.

 

    V

    Halife Gönlü’nü almak için Hizmetcisi’yle 200 Dinar gönderdi, Köleler’e dağıtması için. Sordu Ebû Zerr:

    -Acaba Osman bütün Müslümanlar’a bu kadar verdi mi?

    -Hayır, dedi Köle.

    -Öyleyse ben de Müslümanlar’dan biriyim, onlara gelen her Şey bana da ulaşacaktır.

   Halife "Bu paralar kendi Malım’dır ve hiç bir Haram karışmadığına Yemin ederim. Ben Helal Para’dan başka bir Şey göndermiyorum" dedi.

    -İhtiyacım yok, ben bugün en Zengin İnsanlar’dan biriyim.

    -Allâh Hayrı’nı versin. Evi’nde az veya çok herhangi bir Eşya bile göremiyoruz!

    -Bu Sepet’in altında, Arpa Unu’ndan yapılan bir kaç Günlük Ekmek Parçaları var. Öyleyse ben Paralar’ı ne yapayım? Sen onu Efendi’ne geri götür.

 

    VI

    Bir başka Gün 100 Dinar gönderdi. Ebû Zerr Qabul ederse O da Köle’yi Serbest bırakacaktı. Yalvardı Köle, "Hürriyetim buna bağlı" diyordu.

    -Benim Köleliğim de bunu almaktır, buyurdu.

 

    VII

    Abd’ullâh ibnu Samit anlatır:

-Ebû Zerr'le beraberdik. Tahsisat’ı getirildi. Beraberinde Hizmetci Kız vardı. Kız, İhtiyaçlar’ı için o Para’yı harcadı. Geriye 7 Dirhem kaldı. Onu Faqirler’e dağıt­masını söyledi.

    -Ben, Ev’in İhtiyaçlar’ı, gelecek Misafirler için biriktirsen, dedim. Bana:

    -Dostum şunu söyledi dedi:" Kese’ye konup üzeri bağlanan her Altın ve Gümüş, onu Allâh Yolu’nda dağıtıncaya kadar Sâhib’i üzerine bir Ateş’tir." [46] 

 

    VIII

     Bir Gün Abdurrahman ibnu Awf'ın Mirası’nı [47]Halife'ye getirdiler. Halife O'nun Cömertiği’ni anlattı, "Sadaqa verirdi, geriye de bunlar kaldı." dedi.  Sonra da Qa'b konuştu. "Mewta'nın Helal ka­zanıp Helal harcadığını, geriye de Helal bir Miras bıraktığını" söylüyordu. Olay’ı duyan Ebû Zerr Öf­ke’yle Evi’nden dışarı çıkarak Qa'b'ın peşine düştü. Yol’da Gözü’ne  iliştirdiği Deve Kemiği’ni alarak Halife'nin yanına kaçan Qa'b'ı buldu.  Qa'b'ın Başı’ndan Kan fışkırıyordu Darbe’den sonra. Bir yan­dan da bağırıyordu:

 

    " -Ey Yahudioğlu!

    Sen, öldüğünde bu kadar Servet bırakan birine, Allâh'ın Dünyâ’da ve Âhiret’te Hayırlar verdiğini mi söylüyorsun? Sen Allâh'a Teklif’te mi bulunuyorsun?

    Ben bir Gün Peygamber ile birlikte Uhud Dağı’na giderken, bana:

    -Ey Ebû Zer, diye seslenmişti.

    -Evet ey Allâh'ın Rasul’ü, diye Cewap verdim.

    -Sermaye Sâhipler’i Âhiret’te Öksüz’dür, dedikten sonra tekrar:

    -Uhud Dağı kadar Servetim olsaydı, bunu dağıttıktan sonra, ölürken ondan 2 Qırat kalmasını bile istemezdim, dedi.

    -Ey Allâh'ın Rasûl’ü, 2 Kantar mı?

    -Hayır 2 Qırat! Ey Ebû Zerr, sen Fazla’yı istiyorsun, bense Az’ı..." demişti.

      Ey Çıfıt Oğlu,

    Allâh'ın Rasûl’ü böyle söylemişken, sen kalkıp Mewta’nın geride bıraktığı Miras’ın Helâl olduğunu mu söylüyorsun? Söyle bakalım nereden getirdi. Allâh O'na Gök’ten mi gönderdi. Yoksa Millet’in Emeği’nden mi? Allâh'a and içerim ki, bu Mallar’ın Sâhib’i olan kimse, Qıyâmet Günü’nde; bu Mallar keşke Akrep olup Canımı soksaydı Gönlümün onlara olan Bağı’nı koparsaydı diye Arzu edecektir.

    Peygamber: "Altın, Gümüş ve her Mal Cimrilik ve Tamahkarlık gösteren Sâhibi’nin Canı’na düşecek bir Ateş’tir, ta ki onu Allâh Yolu’nda harcayıncaya kadar." demişti. Sen şimdi Mewta'nın bu Servet’in Sorumluluğu’nu taşımadığını mı söylüyorsun?

    Qa'b! W’allahi Yalan söylüyorsun ve senin İnancı’nda olan her kim olursa Yalan söylüyordur.

 

    IX

    Ahnef ibnu Qays anlatır: Ben Qureyş'den bir gurub’la oturuyordum. Oradan Ebû Zerr geçti, şöyle diyordu:

    -Yığıcılar’ı, Cehennem Ateşi’nde kızdırılan Taşlar’la müjdele. Bu Kızgın Taşlar onların her bi­rinin Memeleri’nin Uçları’na konacak ta Kürek Kemikleri’nden çıkacak, Kürek Kemikleri’ne konacak ta Meme Ucları’ndan çıkacak. Böylece çalkalanıp duracaklardır.

    Bu Konuşma’yı dinleyenler Başları’nı indirdiler. Onlardan hiçbirinin Vewap verdiğini görme­dim. Bunun üzerine döndü gitti. Ben de peşinden onu Tâkip ettim. Nihayet bir Direğin Dibi’ne oturdu. Sordum:

    -Bu Adamlar’ın, senin kendisine söylediklerinden hoşlanmadıklarını görüyorum, şöyle dedi:

    -Bunların haqiqatten hiçbir Şey’e Aql’ı ermiyor. Dostum Ebu'l-Qasım bir keresinde beni çağırdı. Yanına varınca bana:

    -Uhud'u görüyor musun? dedi.

    -Evet görüyorum, dedim.

    -Bunun kadar Altınım olmasını istemem. Olsaydı üçü dışında hepsini İnfaq ederdim.

    Ebû Zerr Dewam etti:

    -Bunlar Dünyâ’yı topluyorlar, hiçbir Şey’e Aqıllar’ı ermiyor.

    -Ben seninle bu Qureyşli Kardeşler’in arasında ne var ki, onların yanına uğramıyor, onlar­dan bir Şey almıyorsun, dedim.

    -Hayır, Rabbime Yemin ederim, ta Allâh ve Rasûlu’ne kavuşuncaya kadar ben onlardan ne Dünyalık isterim ne de kendilerine Din Namı’na bir şey sorarım, dedi. Ben tekrar:

    -Şu İhsan Meselesi haqqında ne dersin, dedim.

    -Sen onu al. Çünkü bugün anda bir Nafaqa var. Ancak bu İhsan Din’in Karşılığı yapılırsa bırak alma, dedi. [48]

 

    X

    Tartışma bitmek bilmiyordu: Öfke’yle bağırıyordu Qa'b:

    -Bana yaptığın Eziyet Sınır’ı aştı ve ne kadar arttı. Artık Yüzü’nü görmek istemiyorum. W’al­lahi seninle ben bir arada olamayız. Dışarı çık."

    -Osman, dedi Ebû Zer. Acaba sen, Peygamber'i, Ebû Bekr'i ve Ömer'i görmedin mi? Sen onlar gibi davrandığını söyleyebilir misin? Sen Kırgın biri gibi bana Kaba davranıyorsun. Beni azar­lıyorsun.

    -Dışarı çık, dedi Halife. Bizim Ülkemiz’den ve Komşuluğumuz’dan uzaklaş. Dışarı çık!

    -Senin Komşuluğu’ndan da ben ne kadar Şikayetci’yim; güzel, peki nereye gitmemi istiyor­sun?

    -İstediğin yere git!

    -Mekke'ye gideyim.

    -Hayır, olmaz.

    -Sen benim Allâh'ın Evi’ne gitmemi ölünceye kadar, Ziyâret edip orada İbâdet etmemi yasaklıyor musun?

    -Evet.

    -Öyleyse Savaş yeri olan Şam'a gideyim.

    -Olmaz. Sen Şam'ı Viran etmişsin. İkinci kez oraya göndermem.

    -Iraq'a gideyim.

    -Hayır. Sen, Iraq'a da gidemezsin. Iraq Halq’ı herkesten daha fazla, Halife’ye ve Memur­ları’na karşı Küstah’tır.

    -Mısır'a?

    -Olmaz.

    -Bunlardan başka yer’e gitmem. Eğer bana kalsa ben  Medine'den başka bir yer’e gitmez­dim. Öyleyse şimdi beni Gönlü’nün istediği yere Sürgün’e gönderebilirsin.

    -Çöl’e gönderiyorum, Bedewî olarak yaşamaya.

    -Güzel, öyleyse Necid Çölü’ne gidiyorum.

    -Olmaz. Doğu’da gidebileceğin kadar Uzak bir Nokta’ya gitmelisin. Hem de Bugün. Seni Re­beze'ye gönderiyorum.

    Sonra Saray Görevlileri’ne Tâlimat verdi Medine:

    -Ebû Zerr'i buradan hemen çıkarın. O'nu Örtüsüz Tahta bir Semer’i olan Deve’ye bindirip, Sertlik’le Muamele ederek Rebeze'ye kadar götürün. Oraya varıncaya kadar kimse O'na Eşlik edip Yârenlik yapmamalıdır.

    Merwan ve diğerleri Sopa’yla çıkardılar Ebû Zerr'i.

 

       Rebeze  Sürgün’ü

 

    I

    Rebeze'ye sürüldü. Medine'ye 3 Merhale Uzaklık’taydı. Aqsa’l-Medine.. O ve  Başwezir Merwan Devele­ri’ne binip Yol’a koyuldular.

    Ali bunu duyunca Sakal’ı ıslanıncaya kadar ağladı. Hasan, Hüseyn , Akil, Abd’ullah ibnu Ca'fer ve Ammar ibnu Yasir'i de yanına alarak O'nu uğurlamak istedi. Engellemeye kalkan Mer­wan'a Kılıç savurdu.  Wedalaştı Çocuklar’ı. Halq Uzak’tan seyrediyordu. Şöyle diyordu Ali:

    -Ebû Zerr, sen Allâh için öfkelendin. Eğer Öfken herkes için idiyse Ümidi’ni yitirme. Onlar senin İhtiyac’ın olmayan şey’den korkuyorlar. Sen de, onların inanmadıkları şey’den korkuyorsun. Ebû Zerr, Doğru’yu söylediğin zaman korkma!  Başladığın Yol’un Allâh Yol’u olduğunu biliyorsun. Yakında Yarın kimin  kazanacağını anlayacaksın ve kimin daha çok kıskanılacağını anlayacaksın. Eğer Yer’in ve Gökler’in Kapılar’ı bir kula kapanırsa, kul Allah'tan korkuyorsa, Allâh mutlaqa ona bir Yol gösterecektir. Ebû Zerr, Haq’tan başkasını tanıma ve Günah’tan başka bir Şey’den korkma. Eğer sen bunların dünyasını kabul etseydin, seni seveceklerdi. Eğer bir Şey etseydin, sana bir Şey yapamazlardı.

    Merwan onları Şikâyet etmek için Şehr’e geri döndü. Ali yanındakiler’le Rebeze'ye kadar Eşlik etti Ebû Zerr'e. Hasret’le ayrıldılar birbirlerinden. Ancak şunları diyebildi:

    -Ey Rahmet Hânedan’ı, Allâh sizi bağışlasın. Ey Ali, ne zaman sana ve 2 Oğlu’na baksam Peygamber'i hatırlıyorum. Benim Medine'de ve Şam'da, Osman ile Muâwiye'nin Sırtı’na bir yük­tüm. Osman, kendisinin ve Dayısı’nın Oğlu’nun yanında  kalmamı istemedi. Onları başlarına yık­mayayım diye beni Allâh'tan başka bir Dostum’un olmadığı bir yer’e gönderdi.

     

 

Sürgün'ün Yankılar’ı

 

    I

    Merwan, Halife'ye Şikâyetleri’ni anlattı. Halife, Ali'ye ne Ceza vereceğini İştişâre etti. Duydu­klarına umursamadı Ali. Gece O'nu Mescid'de gören  Halife sordu:

    -Neden Merwan'a böyle davrandın? Hangi Sebeb bana karşı gelmene Wesile oldu? Niçin Emrimi, Memurumu takmadın?

    "Allâh'ın Emirleri’ne ters Emirler’e uymak Zorunluluğu olmadığını" söyledi.

 

    II

 

    Kufe:

 

    ibnu Mes'ud:

    -Ey İnsanlar, dedi. Şu Âyet’i duymuş mu idiniz? "Sonra siz şu kimselersiniz ki, birbirinizi öldürüyorsunuz ve aranızdan bir kısmını Yurtları’ndan çıkarıyor ve aleyhlerinde Günah ve Haqsızlık’la birbirinize Yardım edip birleşiyorsunuz."

    Kufe Wâli’si Welid, Halife'ye ibnu Mes'ud'u jurnalledi. Medine'ye çağrıldı ibnu Mes'ud. Mescid'e girerken Medine’nin Emri’yle Zenci Köle’si tarafından dışarı atıldı. Hapsedildi.

 

    Şam:

 

     Wâli Ebû Zerr'in Hanımı’nı elinde Para Kesesi’yle görünce:

    -Şuna bakınız, Dünyâ’da bu kadar Zühd ve Taqwa gözetiyor, eli’ndekine bak, dedi.

    -W’allahi , dedi Ümmi Zerr, bunlar ne Dirhem ne de Dinar’dır. Bunlar bir kaç Kara Para’dır. Bunlar Günlük Harcamalarımız için verilen Maaşımız, Alış-veriş yapmak için bozduruyorum.

   

    Sürgün’ü duyan Ebu'd-Derda:

    -W’allahi, eğer Ebû Zerr benim Elimi veya Wucudum’un bir Organı’nı kesseydi, yine Sesimi çıkarmazdım. Çünkü, ben Peygamber'den duydum ki, Gökyüzü’nde ve Yeryüzü’nde Ebû Zerr'den daha doğru konuşan görülmemiş ve Gölge salmamıştır, dedi.

 

 

Yalnız Muttaqi Hayat’tan çekiliyor

 

    I

    Tabii’nden Zeyd ibnu Wehb Rebeze'ye uğramıştı.O'na sordu:

    -Seni buraya getiren Sebeb ne?

    -Şam’daydım. Tewbe Sûre’si 34-35 Âyetler’i haqqında Muâwiye ile anlaşamadık. Muâwiye "Bu Âyet Ehl-i Kitap hawwında indi" dedi. Ben ise:

    -Hayır, bizim ve onların haqqında indi, dedim. Bu Mesele üzerine aramızda İhtilaf çıktı. Halife'ye yazarak beni Şikayet etti. Halife de yazarak beni Medine'ye çağırdı. Geldim. Halq sanki beni ilk defa görüyordu. Durum’u Osman'a anlattım. Bana "İstersen buraya Yakın bir Yer’e git" dedi. İşte beni buraya getiren Sebeb. [49] 

 

    II

    Ebû Zerr Yalnız kaldı. Karı’sı yanına geldiğinde O'nu Çöl’de Mescid yaparken buldu. Orada Karı’sı, Oğlu ve Kız’ı ile beraber kalıyorlardı. Aylık Maaşlar’ı kesilmişti. Keçi sağıyordu Karı’sı.

    Bir Gün Naim Riyâhî Rebeze'ye gelip Ebû Zerr'i sordu. Çiftliği gösterdi Kadın. Ebû Zerr'in 2 Deve’yi arkasına katarak döndüğünü gördü. Develer’in Boynu’nda birer Tulum vardı. Tulumlar’ı yere indirdi. Selamlaştılar. Anlatıyordu Naim:

    -Ben Câhiliye Dönemi’nde kendi Kızım’ı diri diri gömdüm. Seni görünce bana bir Yol veya Çare göstereceğini Ümid ederek seviniyorum. Sonra da bana Pişmanlığımın ve Tewbem’in geçersiz ol­duğunu söylemenden korkarak üzülüyorum.

    Cahiliye'de olanların bağışlandığını söyledi Ebû Zerr.

 

    III

     Hac Mevsimi’ydi.

    Halq’ın Rebeze'den geçişi arttı. Mola vererek O'nun Mescidi’nde namaz kılıyorlardı. Bir gün namaz’ı bitirdikten sonra yolcular’a seslendi:

    -İyiliksever ve Şefkatli Kardeşiniz’in yanına koşun.

    Ağlayarak dewam etti:

    -Özlediğim Şeyler’i görmeden ölüp gitmekten korkuyorum.

    -Ulaşamadığın Şey nedir?

    -Büyük Umutlar.

 

    IV

    Halife'yi kötüleyerek Sevgisi’ni kazanmak isteyenlere yüz vermiyordu. Mağrur bir Adam olan ibnu Süweyd, Ebû Zerr'in Hizmetci’si ile benzer Elbise giydiğini görünce şaşırdı.

    -Allâh'ın Rasûl’u bana şöyle demişti, dedi:

    "Uşaklarınız sizin Kardeşleriniz’dir. Onlar Allâh tarafından sizin Yönetiminiz altına veril­miştir. Kardeş’i Eli’nin altında olan birinin, O'na kendi Yemeği’nden yedirmesi, kendi Elbisesi’nden giydirmesi gerekir. Ayrıca kendinin yapamayacağı İş’i yaptırmamalı ve Zor İşler’de ona Yardım et­melidir."

   

    V

    Oradan ayrılarak Çadırı’nın yanına gitti. Bir Çuval Parçası’nın üzerine oturdu. Adam'ın biri, Ebû Zerr'in Karısı’nı perişan Elbiseler’le Yüzü Gözü Toz Toprak içinde ve Sıkıntılı bir şekilde görünce Ebû Zerr'in yanına gelip seslendi:

    -Sen Erkek’sin, fakat hiç Oğlun yok.

    -Allâh'a Şükürler olsun ki, onları bu Geçici Dünyâ’dan aldı ve Beqa Sarayı’nda rızıqlandırdı.

    -Bundan başka bir Kadın alsaydın daha İyi olurdu.

    -İnsan Kadın’ı kendini daha İyi ve Kibar yapması için alır, yoksa Mağrur olmak için değil.

 

    VI

    Hacılar  ayrıldıktan sonra Karı’sı ile yanlız kaldı. Çöl’de Rabb’i ile başbaşa bırakıldı. Halife'den Hac için İzin alarak Qa'be'ye geldi.

    -Ey Ahâli, ben Gıfarlı Cündeb'im. İyiliksever ve Şefkatli Kardeşiniz’e geliniz.

    Etrafında oluşan Kalabalık Çember’e konuştu:

    -Acaba içinizden biri Seyahat’e çıkacak olsa, kendisine Yararlı Şeyler’i yanına almaz mı?

    -Evet, alır.

    -Çıkacağınız Qıyâmet Yolculuğu, sizin düşündüğünüzden daha Zor ve daha Uzun’dur. Yol’da İşiniz’e yarayanı yanınıza alınız.

    -Neyi?

    "-Önemli İşleriniz’i yapmak için Allâh'ın Evi’ni Ziyâret’e geliniz. Mahşer Gün’ü Güneş’in Şiddetli Sıcağı’ndan korunmak için, Sıcak ve Yakıcı Günler’de Oruç tutunuz. Qabr’in Azabı’ndan ve Dehşeti’n­den kurtulmak için, Gece Karanlığı’nda 2 Rek’at Namaz kılınız. Büyük Gün’de söylediğiniz her Söz’den Hesab’a çekileceksiniz. Qıyâmet Günü’nün Çetin Zorlukları’ndan kurtulmak için Malınız’dan veriniz, Sadaqa veriniz, belki Rahat edersiniz. Dünyâ’yı ikiye bölün, bir Bölümü’de Helal olan Şeyler’i arayın, diğer Bölümü’nde de Âhiret’i kazanmak için çalışın. Üçüncü sizlere Zarar verir ve Fayda sağlamaz, onu bırakın.

    Servetiniz’i ikiye bölün, bir Bölünü’nü Âileniz için harcayın ikinci Bölümü’nü de Âhiret için harcayınız, üçüncü size Zarar verir Yarar sağlamaz."

 

    VII

    Haccı’nı tamamlayınca, Mina'ya gitti. Halife'nin Yolculuk Esnası’nda, Namazı’nı 4 Rek’at kıldığını Haber verdiler. Öfkelendi:

    -Ben Allâh'ın Rasûl’ü ile Yolculuk’ta Namaz kıldım. O, hep 2 Rek’at kılardı. Ben Ebû Bekr ve Ömer ile de kıldım. Osman nasıl olur da onu tam kılar?

    Ama onun da 4 kıldığını görenler şaşırdılar.

    -Fitne daha Kötü, buyurdu.

 

    VIII

    Rebeze'ye döndü.

    Geçim Sıkıntı’sı Had Safha’ya ulaştı. Geçimi’ni Sütleri’ne bağladığı Koyunlar’ı da ölmüştü. Uzun Boy’u, eğilmiş Sırt’ı, Yırtık pırtık Elbise’si Qader’in Garip Cilveleri’nin ve Acı Olayları’nın aklaştırdığı Par­lak Saçlar’ı, Gönlü’ndeki İnanç ve Dürüstlüğün yandığı Şimşek şimşek çakan Gözleri’yle Halife'nin Huzuru’na çıktı Medine'de. Kapı’nın Eşiği’nde Sert Ses’le konuştu:

    -Osman, sen beni gönderdiğin Memleket’te ne Yiyecek var, ne de Yeşillik. Hala Süt ala­madığım Koyunlar’dan başka bir Şey’im yok. Karım’dan başka Yardımcım yok. Hayâtım’ı Dewam etti­recek Şeyler ver bana. Medine duymuyordu onu.

    Habib ibnu Mesleme O'nu yanına çağırarak 1.000 Dirhem, 500 Koyun bir de Uşak Teklif etti.

    -Para’yı, Koyunları’nı ve Uşağı’nı ben’den daha çok İhtiyac’ı olanlara ver. Ben Qur'ân’daki Haqqım’ı istiyorum.

 

    Halife içeri giren Ali'ye  "Ebû Zerr’i Başımızdan al" diyordu.

    -O Ahmak değil, Rasûl'un "Ebû Zerr'in Hâya’sı ve Dindarlığı ve Dürüstlüğü, Meryem'in Oğlu İsâ gibidir." dediği Adam’dır, dedi Ali.

 

    IX

    Arkasından seslenenlere aldırmadan çekip gitti Ebû Zerr. Medine'den geri döndü Rebe­ze'ye. Karısı’nı Oğlu’nun Cenâzesi’nde ağlar halde buldu. Kız’ı  çoktan ölmüşdü, Rasûl'den duyduğu Söz’le Eşi’ni Teselli etti:

    "-Ey Ebû Zerr, her kim ki Allâh Yolu’na 2 Çocuğu’nu Feda ederse ve onların Ölümü’ne sab­rederse, hiç bir zaman Ateş’i görmeyecektir."

    Bahçe Toprağı’na eştiği Yer’e gömdü Çocuğu’nu. Rabbine seslendi sonra:

    -Ey Allâh'ım, benim Çocuğumun Boynu’nda benim Haqqım var, senin de onun Boynu’nda Haqq’ın vardır. Ben bir Baba olarak ona olan Haqqımdan waz’geçtim, sen de haqqı’ndan  waz’geç. Sen onu bağışlamada ben’den Üstün’sün.

    -Yavrum, dedi Toprağın başı’nda. Allâh seni bağışlasın. Hayırsever’din, İhtiyar Ana Baba­na Hürmet’le davrandın.

    Sevgili Oğlum, senin Ölümü’nden dolayı kendi içimde bir Alçaklık ve Kötülük hissetmiyorum. Senin için Tahammül ettiğim Fedakârlıklar, senin Ölüm’ün için üzülmeme Engel oldu, Allâh'tan başka bir Şey istemem. Yavrum, eğer Ölüm’ün İlk Günü’nden korkmasaydım senin yerinde ölmek isterdim.

    Oğlum, keşke senin bu ilk Mahkeme’de neler dediğini ve sana neler sorulduğunu bilsey­dim.

 

    X

    -Kalk, diyordu Hanımı’na, Çöl’de biraz dolaşalım, belki Otlar’ın Tohumları’yla şu Korkunç Açlığımız’ı bastırırız.

    Birşey bulamadılar. Hanımı’na seslendi yine:

    -Allâh'ın Rasûl’ü "Sizlerden biri Çöl’de ölecek" demişti. Bunu söylerken biz 3 Kişi idik, diğer 2 Kişi Savaş’ta Şehit oldu, bahsettiği Kişi benim, Peygamber benim Ölümüm’ü Haber vermişti.       

Ağlıyordu Hanım’ı,"Neden ağlamayacak mışım?" diyordu. "Senin bu Issız Çöl’de Ölüşü’nü görüyorum, fakat Elim’den bir Şey gelmiyor. Sana Kefen yapacak bir Kumaş ne ben’de var ne de sende." dedi.

    -Çöl’de öleceğim; beni burada bırak, beni burada bırak. Tepe’ye çık, belki birileri geçer, onlardan beni Toprağa vermelerini istersin. Beni kefenlemende, Defni’nde sana Yardımcı olurlar.

    -Hac Mevsim’i değil, kimse geçmez ki, diyordu Eş’i. Israr etti Ebû Zerr. Öyle yaptı Kadın. Gördüğü Yabancılar’a Mendili’ni salladı. Kocası’nı defnetmede Yardım istedi onlardan.

    -Kimdir, diye sordular.

    -Peygamber'in Dost’u Ebû Zerr, dedi.

    Son Sözleri’ni mırıldanıyordu Koca Adam:

    -Hanginiz Osman'ın Hizb’i ise, Yardımcı’sı ise, Subay’ı ise, bana karışmasın. Halife'nin Görevli’si iseniz, beni kefenlemeyin, Toprağa gömmeyin.. Yalnız hanginizde bir Parça Kumaş varsa onu bana Kefen yapmak için versin. Eğer benim veya Karım’ın Kumaş’ı olsaydı, size İhtiyacımız ol­mayacaktı. Ne Çare ki yoktur.

    Bir Genç:

    -Ey Amca, Annem’in Eli’yle ördüğü bir Kumaşım var, dedi.

    Dost’u Ebu’l-Qasım’dan 22 Yıl sonra hicri 32 de Rebeze'nin Issız Çölü’nde öldü. Yalnız.

    Şöyle diyordu ibnu Mes'ud:

    -Ne kadar Doğru söyledin ey Allâh'ın Rasûl’ü: "Yanlız yaşadı, yalnız öldü. Yalnız haşroluna­cak." [50]

 

   XI

    Bu Hikâye’nin bittiğine inanmıyorum, ya siz?

    Ebû Zerr'den 3 Yıl sonra  Hz.Osman[51] onu koruyan Hasan, Hüseyin’in korumasını da aşan Âsiler Tarafı’ndan Qur’ân okurken Şehid ettiler..

 

    Ebû Zerr, Tuğyan ve Bağyi Mayası’nda taşıyan Beşeriyet içinde Adalet’in Meşalesi’ydi.

    Selâm olsun O'na.

 

    XII

 

      Ve Rebeze… O Mezar’ın Köy’ü Meyd+an okuyacağı Çağlar için korunuyor İlâhi Yazgı’da.. Mesihu’l-İslâm Qabri’nden kalkacağı Mehdi’yken Konuştuğu gibi Çağı’nın Zenginleri’ne Konuşacağı Gün kurulacak Ebû Zerr Mekteb’i.. Erken Konuşan, İslâm’ın Beşiklik Çağı’nda konuşan Kul’u, Rüşd Çağı’nda da konuşacak.

 

 

Çağdaşı Olan Zenginler

 

    Hakem ibnu Ass:

    Peygamber O'nu kendinden uzaklaştırmıştı. Halife onu geri getirtti. Üstü Yırtık’tı. Dışarı çıkarken Şık ve Qıymetli Elbiseler giymişti. Medine O'na 100.000 Dirhem bağışlamıştı.

 

    Haris ibnu Hakem:

     Rasûl'un Yaşlılar için waqfettiği Pazar’ı Medine O'na bağışladı. Zekat için Medine'ye gönderilen Develer’i O'na verdi. Halife'nin Kızı’yla evlendiği zaman kendisine 100.000 Dirhem daha bağışlandı. Tuleyd Qazası’nın Amirliği’ni üstlendi. Böylece 3.000.000 Dirhem Kar etti.

 

    Abd’ullâh ibnu Halit:

     Medine Yönetim’i O'na 400.000 Dirhem verdi.

 

    Abd’ullâh ibnu Sarh

    Hz.Osman’ın Üvey Kardeş’i. Müslüman olmadan önce Müşriklerin Başkumandanı’ydı.  Hz.Peygamber onu Ölüm’e Mahkum etmişti.  Bütün Afrika'nın, Mısır'dan Tanca'ya kadar Müslümanlar’ın Eli’nde bulunan Arazileri’ni Savaş Ganimetleri’yle birlikte Abd’ullâh'ın Âmirliği’ne bırakılmıştı.        

 

    Sa'd ibnu Ebi Waqqas:

    Medine O'na 100.000 Dirhem bağışladı.

 

    Yeli ibnu Münebbih: Öldüğü Zaman 500.000 Dinar Servet’i vardı. Yoksullar’dan Büyük miktar­lar’da alacağı vardı. Ayrıca çok Sayı’da Arazi’si vardı.

 

 

Ü Ç Ü N C Ü   B Ö L Ü M

 

Ebu Zerr Mekteb’i

Bugünlerin Ebu Zerr'i

Çağımız'ın Muttaqisi, Ebu Zerr'i Kim?

Bu Ümmet’in Mesih'i

Ek:Fecr-i Kâzib Kaplanlar’ı

Ek:Mesihî Projeler

 

 

Ebû  Zerr  Mekteb’i:

 

    (Rasûl'ün Öğrenciler’i, Başkent Sâkinler’i ile O'nu Wedâ Haccı’nda görme Bahtiyarlığı’na eren yüzbinler’ce Teba, O'nun ardından O'nun Risâleti’ni izleyen başkanlar’ca 30 Yıl yönetildiler. Sonra İmparator Konstantin gibi Söz’de İslâm'ı Qabul edenlerin Elleri’nde Allâh'ın Din’i kirletilmek istendi. Allâh Rasûlü'nün ardından Ümmet’i Sınavlar’dan geçirildi. Azîz İslâm Öğretisi’ne bağlı Yöneticilik Yeryüzü’nden silindi.  h61 de Hüseyn'in Kan’ı Kerbelâ Çölleri’ni suladı. Daha Rasûl'ün Sağlığı’nda Suriye Sınırları’nı zorlayan İslam Akınlar’ı, Isırıcı Melikler Eli’nde Endülüs'ten Horasan'a dek genişletildi, ama içlerindeki Kirlilikler’le boyanmış olarak. İmparatorluklar Diz çöktüler O'nun önü’nde. İran'ın, Hind'in, Bizans'ın Köhne Uygarlığı İslâm'ın Işığı Karşısı’nda Gözleri’ni kamaştırdı, Müslim Tâcirler Eli’yle Halqlar islamlaştırıldı, ama İslâm'ın Yönetsel Miras’ı Yanlış tanıtıldı Yeni Halqlar’a. İslam’la tanışan İranlı için, Türk için, "Dörtlü Başkanlar Dönemi" kutsandı ama onun yaşanır bir Sünnet kılınması Gereği düşünülemedi, kendilerini İslam'la tanıştıran Melikler de kendileri gibi bir Melik’ti, böylesi bir Kaygılar’ı yoktu.

 

    Ümmet, Aziz Önderliği’ni yitirdiğinde, Zulumât’ın Ayak Sesleri’ni işitebilen Keskin Görüşlüler’in Bireysel Qıyamları’na Tanık oluyoruz. İctihad’ı bir Teori olarak değil bir Eylem olarak  algılayanlar, Ebû Zerr Mektebi'nin Bağlılar’ı, İctihadları’yla fiilen Amel eden İnsanlar olarak Târih’te Saygın Yerleri’ni aldılar. İslâmî Risâlet’in, İslâmî İmâmet’in Özü’ne Aykırı olan bu Yönetim Kurum’u, Faqih Sahâbeler’in Dili’nde Sezar'ın diriltilmesi şekli’nde İfâdesi’ni buldu.

 

    İkinci Kuşak Sahabe’nin Önderler’i olan  ibnu Zubeyr,   ibnu Ali, bunu açıkca İlan ettiler. Sad bin Ebi Waqqas "es-Selâmu aleykum yâ Eyyuhe’l-Melik" dedi Israrla Emewî Kralı’na...

 

    Toplum’un Mihver’i olan Rasûl'un Mescid’i, yalnız Dinsel Odaklığı’nı korudu. Şeriati'nin dediği gibi "İslâm’ın Düşmansız yaşadığı nerede görülmüştür ki? Onu asıl yıkan içteki Nifaq’tır." O, Çağı’nın 2 Dünya İmparatorluğu’nu bir kaç Bin Yoksul Müslim’in Kılıcı’yla alaşağı etti, sonra Qureyş Soylular’ı bu Kanlar’ın Mirası’nı paylaştılar. [52]

 

   

Çağımız'ın Muttaqî’si, Ebû Zerr'i Kim?

 

    İslam Yoksullar ve Çaresizler için bir Umut Din’i olmaktan çıkıyordu.

    Ebû Zerr'in Gırtlağı’ndan dışarıya çıkan bu Büyük Yanardağ’ın Kıvılcımlar’ı daha sonraları Wahşî Kapitalizm Yılları’nda Kitaplar hâli’ne, Manifestolar hali’ne dönüyordu. İqtidar o Ses’i Çöl’de sustur­du ancak. O ölünce Tehlike bitti sandılar. Hayır.       

    Bu Sarsıntı’nın Dalgalar’ı Bugün bile sürüyor. Cezâyir'in Fransız Sömürge’si olduğu Yıllar’da Faz­lu'l-Cihâd Adlı Yeraltı Örgüt’ü onun Konuşmaları’nı Siyâsal Bilinc’i diriltmesi için yayınlıyordu.

    Pakistan'da Mewdûdî "Hilâfet ve Saltanat"ta[53], Mısır'da Seyyid Qutup 'İslâm'da Sosyal Adaâlet'de Öz Kritik'ten geçiriyorlardı Târih’i. Abdulhamid Cewdet es-Sahhar, Ebû Zerr'in Biyografisi’ni yazdı. İran'da Ebû Zerr Meşâle’si Ali Şeriati'nin Dili’nde Devrim Kıvılcımı’nı yakıyordu .Hüseyniye-yi İrşâd'da Ebû Zerr'i anlatan bir Piyes’ten önce yaptığı Konuşmalar Kasetler’den çözülüp Yazılı hâle getirildi. 1958-59 de Sahhar'ın Kitâbı’nı Eklemeler’le Farsça’ya kazandırdı. "Rebeze'den Biri" . Şeriati'nin Kitab’ı "Allâh'a İnanan Sosyalist" Spot’u ile Türkçe’ye çevrileceği duyuruldu. Tebliğ Yayınlar’ı 1987 de O'nu Çekinceli Dipnotlar’la "Inkılapcı ve Sosyal Adaletci Ebû Zerr'i Gıfârî " Başlığı ile yayınladı. Said Nursî'nin 15.Mektup, 27.Sözü'nün okunması Salık veriliyordu.[54] 1993’de Berlin Üniversitesi Öğrencileri’ne soruyordum Tewhid’in Toplumsal Açılımları’nda: ’Ebû Zerr’i tanır mısınız?’ Pişkin Akademisyen Ebû Zerr’i hatırlatan’a ‘Karşımda Küçük Marx’ı görüyorum’ deyiveriyordu. Almanya’yı Adımlayanmızlar’dan Hakan Tanıştığı Ebû Zerr’i kitaplaştırıverdi Milenyum’da.[55] Yeni Evliler’e Düğün Hediye’si olarak sundum Ebû Zerr Disketleri’ni, Evlilik’te Denklik arayanlar’a Ebû Zerr’ce Rumuzlar…1995’in Âile Tertil Halkaları’nda Kölnlüler broşürleştirdiler Ebû Zerr’i. Sonraki Tertiller’de Nucum içinde Müstesna Yıldız olmayı korudu Ebû Zerr. Künyesine Münsaip bir yer buldu Medenî Düşünce Târih’i Dersleri’nde :’Ashâbihî ve Ebû Zerr.’ 2001’den beri İnternet’te ulaşılabilen en Geniş Kapsamlı Ebû Zerr Biyografi’si oldu. Birkaç Yıl’dır Senaryolaşmış bir Drama’da dönüyor Video Sayfaları’nda.

     Hırka çıkararak İqtidar Hilyesi’ni giyenler’le ‘Bir Lokma bir Hırqa’ Yeterli gelmemeye başladı. ‘İstanbul’dan geçiyor İqtidar’ın Yol’u’ dercesine ‘Müslüman Sol’ Yoldaşı’nı İqtidar’a Bakan veren Bekaroğlu Cipte’ki Firstler’i Dili’ne doladı. Ne First’tü olanlar ne Secunde.. One Minute diyecek Sesler yükseldi Ayakkatkımı’ndan Baş olanlar’a.

    Bu Risâle’nin Yazar’ı "Hikmet'in Eli’ni uzatmalıyız onlara"[56] derken  Ehram’ı Tersi’nden kurma Basiretsizliğinin Son Örnekleri’ni de burada Takbih etmektedir: "Komunizm öldüyse biz yaşamayalım. Komunizm’in ölmesi İnsanlığın ölmesi demektir. Bunu söyleyenlere sadece acıyorum. Qur'ân-ı Kerim'de de Komunizm İzleri’ne rastlanıyor. İslâm'da Mülkiyet yoktur." [57]

    Bir zamanlar 80 Kuşağı Arkadaşları’nı, Sorumluluğu’nu yüklenmeye çağıran Seyfettin’in [58] da hatırladığı Proudhon (1809-1865) [59] O'nu andırır. 1700-1800ler’de Avrupa Wahşi Kapitalizmi’nde Sermaye’nin Etekleri’ni tutuşturuyordu O Çığlık. "Herkesin Kâbiliyeti’ne göre ve Herkesin İşi’ne göre" Toplumcu Slogan’ın Baba’sı olarak görülmek istenir Ebû Zerr. İn­sân-ı Kâmil’di O. Proudhon'da O'nun  Dürüstlüğü’nü göremeyiz.

    "İqtidar’ın Hizbi'ni", "Çoğunluğun Yolu’nu", "Ekseriyet’in Görüşü"ne Övgü dizenlerin Sesler’i daha çok duyuluyor tabii:

    "Zamanımız’da Solcu Fikirler’e bulaşanlar, Sermaye Düşmanlığı’na Ebû Zerr'i Örnek vererek İslâm'ın da Zenginler’e, Ferdî Zenginliğe Karşı olduğunu söylemektedirler. Burada Hata’ya düşülmek­tedir. Evet, Ebû Zerr, Ashâb’dandır, hem de Büyükleri’nden. Ve Rasûlullâh ‘Ashâbı’nın hepsinin Doğru Yol’da olduklarını’ söylemiştir, bu da Doğru’dur. Ancak Göz’den kaçan bir Husus var. Hz.Muâwiye de Ashâb’dan, Hz.Osman da, Ebû Hureyre r. da. Hz.Osman Dewri’nde Hayat’ta olan ve Ebû Zerr'e katılmayan Büyük Çoğunluk niye görmemezlikten geliniyor? İslâm'ın bir başka Dustur’u da İhtilaflı Hususlar’da Çoğunluğun İltizam edilmesidir. Ümmet-i Muhammed de Sırât-ı Mustaqim olacak. Geniş Cadde "Hz.Osman ve Hizbi'"nin Yolu’dur. Ebû Zerr Hazretleri’nin Görüş’ü Ferdî kalmaktadır. Cad­de-yi Kübrâ olamamaktadır. Her isteyen o Ferdi, o Dar Yol’da gidebilir, kimse İslâm Adı’na o Yol’da gideni İtham edemez, Mâni olamaz. Ama o Yol’u beğenip Tercih edenler de öbür Yol’u, Çoğunluğun Yolu’nu İtham edemez, buna Haqlar’ı yoktur. Ve Ümmet Ferdi Patikalar’a değil, büyük Çoğunluğun Cadde-i Kübrâsı’na sevkedilir. Dinimiz Zekat, Sadaqa gibi Emirler yerine getirildiği taqtirde Servet’e karşı değildir." [60]

    "Ashâb arasında İhtilaflı Meseleler’de Ümmet’e Rehber olacak Esas Ekseriyet’in Görüşü’dür. Ferdî Anlayışlar’da Israr etmek, İslâmî Espri’ye uymaz. Ebû Zerr'in Görüşü’ne Saygı duyulur ama ‘İs­lâm budur’ denemez. Belki "İslâm'a Aykırı değil, dileyen Tatbik edebilir, onu Tatbik etmeyen İtham edilemez" denebilir. Zira Ashâb olsun, Tabiin olsun, Zekat’ı vermek kaydı’yla Para biriktirmenin Câiz olduğunda İttifak ederler. Ashâb’dan Büyük Zenginler bile çıkmıştır." [61]  

    Erich Fromm Batı'yı batıracak  "Sâhip olma" Tutkusu’na Karşı yalnız çaldı Senfonisi’ni, Ebû Zerr'in Meşâlesi her Dönem yalnızlar’ca benimsenecektir. Bu Meşale’yi farqaden Müşteşrikler’i büyüleyen İlk Öğretmen’in Son Öğrencileri’ni yorumlamayı deneyecek Laik Garpzedeler de[2].

 

 

Bu Ümmet’in Mesih’i

 

    Peygamber O'nu "Utanması, Büyüklüğü ve İyiliği’nde Meryemoğlu Îsâ'ya" benzetir.

    "Ebû Zerr, Ümmet’im içinde Îsâ ibnu Meryem'in Zühd'ü üzerindedir."

    "O'nun gibi doğru sözlü birini ne yer taşıdı,ne gök gölgeledi.O vera'da İsa gibiydi." [62]

    Yahudiler’in Tewrat'ın İlâhî Hikmeti’ni yıkan Târihsel Suçları’na dolaştığı Sinagoglar’da Meydan okuyordu Jesus. Bağırıyordu Küçük İmanlılar’a, Engerekler Nesli’ne: "İki Efendi’ye Kulluk edemezsiniz, hem Allâh'a hem Mammon'a." Kurtlar’ın arasına salıyordu Kuzuları’nı.. Dünyâ’nın Tuz­ları’na kokmamalarını öğretiyordu. [63]

    Latin Amerika'nın Kurtuluş Teolojisi'nin Rahibleri’ni göremiyoruz Çevremiz’de. Ferisiler’in Sinagog İşgalleri’ni andırıyor Mescidlerimiz’in Manzara’sı. Şam Mescidi'ne Kök söktüren Ebû Zerr'e ne kadar Muhtac’ız. Ümmet’in Selim Wicdan’ı olan Ebû Zerr'e.. Küresel Roma’nın Dewlet Olan Emwâl’ine Karşı Ebû Zerr’le dönüyor Mesih.

 

    Matta Siyer’i :

   

    "Şimdi sen Sadaqa verdiğin zaman, İki Yüzlü Adamlar’ın İnsanlar’dan Hürmet görmek için,Havralar’da ve Sokaklar’da yaptıkları gibi,önünde Boru öttürme. Doğrusu size derim: Onlar Karşılıkları’nı aldılar. Fakat Sadaqa verdiğin zaman, Sol El’in Sağ Eli’nin ne yaptığını bilmesin de, Sadaqan Gizli’de olsun, Gizli’de gören Baban da sana ödeyecektir.[64]

    "Yeryüzü’nde kendinize Hazineler biriktirmeyin ki, orada Güve ve Pas yiyip bozar ve orada Hırsızlar delip girerler ve çalarlar. Fakat kendinize Gök’te Hazineler biriktirin ki, orada ne Güve ne de Pas yiyip bozar ve Hırsızlar orada ne delerler ne de çalarlar. Çünkü Hazinen nerede ise Yüreğin de oradadır." [65]

    "Yeryüzü’ne Selâmet getirmeye geldim sanmayın, ben Selâmet değil, fakat Kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben  Adam’la Babası’nın ve Kız’la Anası’nın ve Gelin’le Kaynanası’nın arasına Ayrılık koymaya geldim. Ve Adam’ın Düşmanlar’ı Ev Halq’ı olacaktır. Baba’yı veya Ana’yı benden Ziyâde se­ven bana Layık değildir, Oğlu veya Kız’ı benden ziyade seven bana Lâyık değildir. Ve Haçı’nı alıp ar­dımca gelmeyen bana Lâyık edğildir. Canı’nı bulan onu zayi edecektir, benim Uğruma Canı’nı zaye­den onu bulacaktır." [66]

 

    Sembolik bir Yakınış’la seslenelim:

    Jesus!

    Dağ'dan iner gibi dön ve Fâtihaları’nı onlara bir kez daha öğret.

 

    "Unser Gott im Himmel

    Dein Name werde geheiligt

    Dein Reich komme.

    Dein Wille geschehe wie im Himmel so auf Erden

    Unser tägliches Brot gib uns heute.

    Und vergib uns unsere Schuld,

    wie auch wir vergeben unsern Schuldigern

    Und führe uns nicht in Versuchung,

    sondern erlöse uns vom dem Bösen.

    Denn dein ist das Reich und die Kraft und die Herrlichkeit in Ewigkeit. Amen"

   

    Sembolik bir Yakınış’la seslenelim:

    Gıfarlı Dost!

    Rebeze'den seslen bize, sen Ümmet’in Selim Wicdanı’sın. Mektebi’nin Öğrenciler’i Öğretileri’ne çok Muhtaç.

 

Ek:

Fecr-i Kâzib Kaplanlar’ı

 

     ‘Malum’un İlam’ı ama Kayde Geçmeli’ diye Kuşaktaşımız’ın [67] Anadolu Kaplanları’na Başkanlık Etmiş’i ile yaptığı ‘Bir Lokma-Bir Hırka’ Mülâkatı’nı ‘Varoluş Grub’u’ Arşivi’ne 1247 Numara ile kaydetmiştim [68]  (25 Temmuz 2009). Sonra Başka Görüşmeler izledi bunu. [69] Rant Pastası’ndan Sehimlenme’de pek Göz’ü olmayanlarımız’ın Haqlı Rahatsızlıklar’ı yansıdı Medya’ya. Dün Palçiçek Pamir’in Habertürk’de Yarar’ı Konuk edeceği Vetire’si dönmeye başladı[70]. Muhâtabı’nın Usul-i Çizgisi’n kaynaklanan Açıkları’ndan dalarak Populist Muhâfazakar Söylem’le Yüz kızartacak Pişkinlikler’e İmza attı Fecr-i Kâzib’in Kaplan’ı. Ebû Zerr’in Dil’i Mahallede’ki Ufak Palazlanmalar’dan Ziyâde Küresel Roma’nın ‘Dewleti’ için konumlanmalı asıl. Ne yaparsınız ‘Vuracaksan önce Geleneğin Salmanını..’ [71] Söylemi’nin Ceremesi’ni çekmek te var.

 

Ek:

Mesihî Projeler

 

Tertil II Panoraması’ndan :

Mustafa Özenoğlu, “Qarz-ı Hasen” Konusu’yla İlgili bir Öneri’yi Panaroma’da Gündem’e getirdi: İnfaq, Sadaqa, Zekât gibi Emirler’den Farqlı olarak, Allâh’a Güzel bir Borç verme Anlamı’ndaki Qarz-ı Hasen Emri’nin Kurumsal olarak nasıl yerine getirilebileceği, bir Örnek Kurumlaşma’yla’ Taqdim edilebilir. Eğer Tertil Okumaları’na katılan Qur’ân Okur’u bir Topluluk ile, bu Proje’yi Zaman’a anlatabilir isek, “Müslümanlar nasıl Borç-Kredi verir, nasıl Malları’nı değerlendirir vb.” Sorular’a Cewap vermiş olacağız.

Öncelikle sadece Tertiller’e katılanların Üye olabileceği, bir Qarz-ı Hasen Kurum’u oluştururabiliz. Böylece aramızdan İhtiyaç duyanlara verilecek Borç Kaynağı Temin edilmiş olucaktır. Borçlanan kimse, Borcu’nu ödemek üzere almıştır. Ancak ona Ödeme Konusu’nda, ne Süre bakımından ne de Mikdar (Ribâ) bakımından Tahditler getirilemez. Borc’u veren kimse, onu bir “Deyn” olarak vermediği için, Borçlu’yu ödemeye zorlamayacaktır. Bu Allâh’a verilmiş bir Borç’tur, ve Karşılığı’nda Dünyâ Hasene’si değil, Fâizi’yle birlikte Âhiret Hasene’si Taleb edilmiştir. Dolayısıyla Borç veren’in bunu mutlaqa belli bir süre’de almak gibi bir Gaye’si olamaz. Tabi ki, verdiği Borç Kaynağı’nı (Mikdarı’nı) Geri çekme Haqq’ı Bâqi’dir. Belki Borç veren Kişi, Borç alacak Konum’a gelecektir. Parası’nı çekebilir, ama bunun yerine, kendisinin de Kurum’dan Borç alması, ve Borcu’nu bilahare ödemek üzere Gayret etmesi Ewla’dır.

Qarz-ı Hasen’de yapılan şey asla İnfaq-Sadaqa-Tür’ü Yardımlaşma Kurum’u oluşturmak değildir. Tek şart’la Qarz, Sadaqa’ya-Sadaqa-i Câriyeye- dönüşür. Üye Kişi Wefat ederse, Wârisler’i, Paraları’nı Talep edebilirler. Ancak, bu Haqları’ndan wazgeçerlerse, Katılımcı Hisse, bir Altın Hisse’ye dönüşür ve Sâhib’i için Sadaqa-i Câriye Hükmü’nde Dewam eder.

Huquqî olarak bu Kurum’un, Finans mı yoksa Waqıf mı olduğu belirginleştirilmeli. Bir bakıma “Kredi” vererek Finans Kurumu’na benziyor, ama Kar gütmemesi bakımından da Waqf’a benziyor. Müslümanlar Finans Bankalar’ı kurarak, Fâizli (Riba) Sistem’e Entegre olurken, onlara yakışanın Qarz-ı Hasen Sistem’i geliştirmek olduğu hatırlatılmalıdır. Böylece Borç alan da, Borç veren de, Şüpheli bir İş’e girmektense, Müslümanca bir Uygulama’ya Örneklik edebilir. Şimdilik Küçük Ölçek’te oluşturulabilecek bu Qarz-ı Hasen Kurum’u, belki İslami bir Geleneğin (Sadaqa Taş’ı gibi)  İhyâ edilmesi Anlamı’na da gelecekti.’[72]

 

       *Her türlü Selâm, Rahmet, Rıza Dileğimiz Ebrâr’adır. (s.a.v, r.h,)

       *Not: Bu Risâle’nin Kopi Haqlar’ı Mahfuz değildir, çoğaltılabilir, Ücretsiz dağıtılabilir, Ebû Zerr üzerinden Ticâret yapılamaz. 

 

Ebu Zer   71 dakika - 30 Tem 2008

        Habbab ve Ebu Zerr   8 dakika - 2 Nis 2007

 

 



[1]

[2]           Ergun Babahan: ‘"Muhammed’’ İsimli Biyografi Kitabı’nın Yazar’ı Karen Armstrong’a göre, Batı’daki bugünkü Anlamı’na göre elbette (Hz.Muhammed Sosyalist) değildi. Ama daha Derin bir anlam’da kesinlikle Sosyalist’ti ve bu Anlayış’ı İslâm Ahlaq’ı üzerinde silinemeyecek bir İz bıraktı. Hz. İsâ gibi Zenginlik ve Mal-Mülk Sâhib’i olmayı reddetmedi ve Müslümanlar’a Sâhip oldukları herşey’den wazgeçmeleri Çağrı’sı yapmadı. Ama Varlıkları’nı Cömert bir şekilde kullanmaları ve Gelirleri’nin Sâbit bir Bölümü’nü Yoksullar’a vermeleri Çağrı’sı yaptı. İslam Eşitlikçi bir Din olarak gelişti. Hz.Muhammed’in kendisi de Basit bir Hayat sürdürdü. Lüks’ten Nefret etti ve çoğunlukla Evi’nde yiyecek bir Şey olmazdı. Dostlar’ı Seromoniler için Lüks Elbiseler giymesi Konusu’nda Israr etmesine rağmen, sıradan Araplar’ın giydiği sıradan Kumaş’tan yapılma tek bir Elbise Sâhib’i oldu. Hediye veya Savaş Ganimet’i aldığı zaman, eli’ne geçeni Yoksullar’a verdi. Yol’a çıkarken de en çok Rahatsız olduğu Şey, Qureyş’in Aşiret Kültürü’nü unutup sadece Zenginliğe odaklanmasıydı. Dul, Yetim ve Yoksullar’a Sâhip çıkma Duygu’su kaybolmuş, Dayanışma kalmamıştı. Hz.Muhammed’e ilk İnananlar da Toplum’un en ezilen Kesimi’nden çıkmıştı. İslam ilk baştan beri Eşitlik, Adalet ve Eli’ndekini Yoksul’la Paylaşma Duygusu’na dayanıyordu.

            Bu Giriş’i neden mi yaptım? Haftasonu’nu Senegal’de geçirdim ve Gülen Hareketi’nin Bölge’deki Faaliyetleri’ni yerinde gördüm. İnançlar’ı ve Peygamber’in Öğreti’si uğruna Yurtları’nı bırakmış, Afrika’nın Zorlu ve Sıkıntılı Bölgeleri’ne Hizmet etmeye gelmişlerdi. Elbette, Kazançları’nın bir Bölümü’yle kendilerini destekleyen İşadamları sayesinde. Gerek Fethullah Gülen’in Kişisel Yaşam’ı biçimi’nde anlatılanlar, gerekse onun Yolu’nu kendilerine seçenler, birebir Hz.Muhammed’in Yolu’ndan gitme Çaba’sı içinde olduklarını gösteriyor. Para kazanmayı ayıplamayan ama bu Para’nın sadece Lüks ve Kişisel Amaçlar için harcanmasını eleştiren bir Anlayış Hakim Hareket’te. Buna ek olarak bir Türkiye Sevgi’si. Türkiye’nin Güç ve Etkinliği’ni artırma Çaba’sı içindeler. Farqlı Kültürler’de, İslâm’ın Farqlı yorumlandığı Coğrafyalar’da yaşamak onları da etkilemiş, değiştirmiş. Bir kaç Gün size bu İzlenimlerim’i anlatmaya çalışacağım. Bu arada elbette Türkiye’nin Muhafazakar Kesimleri’nin Hz. Muhammed’in yerleştirdiği İslam Ahlaqı’na ne kadar uyduğunu da sorgulayacağım.

            Gülen Cemaati bizim gibi Laikler için hep Kuşku’yla bakılan bir İslâmi Hareket’ti. Hareket’le ilgili bir sürü İnsan’ın Kafası’nda Soru İşaret’i var. Ama öte yandan Adisa Baba’dan Dakar’a uzanan Coğrafya’da yarattıkları Eserler’i, Türkiye’yi tanıtma, başka İnsanlar’a Hizmet Çabaları’nı da gördüm. İzmir’den bana ‘’Bu Adam’da ne gördün?’’ diye soran ve Yazımı Hayretler içinde okuduğunu söyleyen Arkadaşım’ın da bunu görüp İqna olması gerekiyor. 12 Eylül’den önce Sol Hareket’te Halq’la içiçe olma Kültür’ü Egemen’di. Devrim’in Çin gibi, Kır’dan Köy’e geleceğine inananlar Kırsal’a, Devrim’in Kentli bir Eylem olduğuna İnananlar ise yaşamak için Gecekondular’a giderdi. Üniversite Öğrenci’si, Dil bilen Küçük Burjuva Öğrenciler için bu bir İnanç Meselesi’ydi. Devrim’in İdeal, Eşitçi Toplum yaratacağına, bunun için Emekçi Halq’ın eğitilmesi gerektiğine inanıyorlardı. 12 Eylül Darbe’si sonrası ne yazık ki, Devrimciler’i o Emekçi Halq İhbar etti. Konumuza dönersek. Türkiye’de Muhafazakar Kesim’in zenginleştiği, Müslümanlık’ta Qureyş Eğilimi’nin arttığı bir Dönem’den geçiyoruz. Kimi Müslümanlar için Zengin olmanın, Lüks Jip’e binmenin, Louis Vuitton Çanta takmanın Zekat vermekten Önemli bir hale geldiği bir Dönem bu. Böyle bir Dönem’de, bu Hareket İslâm’ın daha Eşitçi, Âdil olduğu bir Dönem’i canlandırma Çabası’nda. Trilyonlar’a hükmediyorlar ama Hareket’in Lider’i Saman bir Yatak’ta yatıyor. Hareket’in Eğitimi’ne Katkı’da bulunduğu Gençler, bir Banka’ya girmek yerine Dili’ni, Kültürü’nü bilmedikleri Ülkeler’e Yardım için Karın Tokluğu’na çalışmaya Râzı oluyor. Aynı Fikir’de olmasanız bile Saygı duymanız gereken bir Özveri. Üstelik bunu zaman zaman benim gibileri Rahatsız edecek bir Milliyetçilik Duygusu’yla yapıyorlar. Türkiye ve Türkiye’nin İslâm Anlayışı’nı bu Coğrafya’ya Hâkim kılma Çabalar’ı var ve bunu İnkar etmiyorlar. Dakar’daki Toplantı’da eleştirim, Türkiye Edebiyat’ı ve Kültürü’nü tanıtmaktaki Eksikler’i üzerine oldu. Nasıl Robert Kolej’e giden bir Çocuk Amerikan Edebiyatı’nı sular seller gibi bilirse, Hareket’in Okullları’na giden Çocuklar da, Osmanlı ve Türk Edebiyatı’nı öyle bilmeli bence. Gördüğüm diğer nokta ise, Hareket Mensupları’nın kendilerini geliştirme Kâbiliyet’i oldu.

            Yemekli bir Toplantı’da Eşler’in neden olmadığının sorgulandığında, şu Cewab’ı aldık: ‘’Biz, İstanbul’dan çıkmadık. Anadolu’dan çıktık. Hareket’ten değil, Ana-Babamız’dan gördüğümüz gibi yaşıyoruz. Bizim Köyümüz’de de Yaşam böyleydi. Zamanla Çocuklarımız Farqlı Biçim’de yaşayacaktır.’’Doğru olan da bu. Geleceğin Farqlı olacağını görmek ve Qabul etmek. İnsanlar’ı İnançları’na göre değil de, Davranışları’na göre yargılamayı öğrenirsek bu Sorunlar’ı daha Kolay aşacağız. ‘(Star Gazetesi, 10-11 Şubat 2010)



[1]           Doğum Târih’i Meçhul.. Belki de Ma’lum..Diğerler’i gibi, İslam’la doğdu O.

[2]           Hamidullah, M./Rasulullâh Muhammmed

[3]           el-Buhârî/el-Câmiu’s-Sahih, Menâqıbu'l-Ensâb, Menâqıb

           Müslim/ el-Câmiu’s-Sahih, Fezâilu's-Sahâbe'de Anlatım Farqlı’dır:  Bir Gün Uneys bana: Benim Mekke'de görülecek bir İşim var. Sen bana baş-göz ol, dedi ve Mekke'ye gitti. Gecikerek döndü. Sebebi’ni sordum. "Mekke'de bir Adam’a rastladım. Senin Din’in üzere yaşıyor. Ancak O kendini Allâh'ın gönderdiğini sanıyor" dedi.

            -Halq ne diyor?diye sordu Ebû Zerr.

            -Halq mı? Şâir, Kâhin, Sâhir, diyorlar.

            Şâir’di Uneys. O'nun Kanaati’ni sordum:

            -Ben Kahinler’in Sözü’nü işittim, bilirim. O'nun söylediklerini Şiir Çeşitleri’ne Tatbik ettim. Hiçbirine Uygun gelmiyor. Benden sonra hiçkimse buna Şiir diyemez. W’allahi O Doğru Sözlü’dür. Kâhinler ise hep Yalancılar’dır, dedi.

            -Öyleyse benim İşlerim’e de sen baş göz ol, bir de ben gidip göreyim, dedim.....

[4]           Teksir boyunca her Ad’ı geçtiğinde ‘Salât ve Selâm her zaman onun üzerine olsun’.